3775 sonuç bulundu
Dergiler
- Belleten 3775
Yayınlayan Kurumlar
- Türk Tarih Kurumu 3775
Yazarlar
- Salâhi R. Sonyel 45
- TAHSİN ÖZGÜÇ 43
- ARİF MÜFİD MANSEL 42
- SEMAVİ EYİCE 40
- Mahmut H. Şakiroğlu 38
- İ. HAKKI UZUNÇARŞILI 37
- U. BAHADIR ALKIM 36
- İlber Ortaylı 32
- AYDIN SAYILI 31
- Mücteba İlgürel 31
Anahtar Kelimeler
- Tarih 337
- Osmanlı 270
- Osmanlı İmparatorluğu 172
- Türkiye 148
- Türkler 137
- Osmanlı Devleti 135
- Anadolu 131
- Ottoman Empire 111
- Mustafa Kemal Atatürk 103
- Ottoman 97
Hudâvendigâr Vilayetinde İpekböcekçiliğinin Canlandırılmasında Düyûn-ı Umumiyye İdâresi'nin Rolü
Belleten · 2012, Cilt 76, Sayı 277 · Sayfa: 905-950
Özet
19. yüzyılda Hudâvendigâr Vilayeti, Osmanlı Devleti topraklarında ipekböcekçiliği ve ipekçilik sektörünün en önemli merkezlerinden biridir. Avrupa'da yaşanan teknolojik gelişmelere ve taleplere bağlı olarak bu yüzyılda ipekçilik sektöründe önemli bir canlanma gözlenmiştir. Ancak 1860 yılı sonrasında ipekböceklerinde görülen hastalıklar sektördeki faaliyetleri durma noktasına getirince, Osmanlı hükümeti bu krizi çözmek için yoğun bir çaba içerisine girmiştir. Bir süre sonra Osmanlı Devleti'ne ait dış borçların yabancı alacaklılarca tahsili için Düyûn-ı Umumiyye İdâresi kurulunca, bu idare ipek öşrü gelirlerini toplama hakkını üzerine almıştır. Bu bağlamda gelirlerin artırılması yönündeki çabalar, ipekböcekçiliği sektörüne yön verecek ve sektörü yeniden canlandıracak yeni bir süreci başlatmıştır.
Mekân ve Müzik: Osmanlı Döneminde İstanbul'un Çokkültürlü Müzikli Eğlence Mekanları
Belleten · 2012, Cilt 76, Sayı 277 · Sayfa: 879-904
Özet
Kültürün bir unsuru olan müzik, yaratım ve tüketim açısından insanlar ve mekânlarla varolur. Müzik her tür mekânda sunulabilse de, farklı insanların müziği birlikte yaratıp, tükettikleri özel mekânlar vardır ki, bunlar müziğin kültürel unsurlarındandır. Bu mekânlar, aynı zamanda, müziğin yaratım, seslendirme ve tüketim şeklini belirler. Bizans'tan günümüze kent kültürü olgusunu temsil eden İstanbul, bu özelliğini çeşitli mekanlarda çokkültürlü olarak gösterir. Toplumsal ve müziksel çokkültürlüğün aynı anda bulunduğu yerler ise, İstanbul'un çeşitli eğlence mekânlarıdır. Bu çalışmada, Osmanlı döneminde İstanbul'daki mekan ve müzik ilişkisi, etnomüzikoloji disiplini içinde, kültürleşme ve çokkültürlülük bağlamında araştırılmış, yedi kapalı ve üç açık olmak üzere, on bir müzikli mekan türü ortaya çıkmıştır. Bu mekan türleri, kavramsal, tarihsel ve sosyo-kültürel yaklaşımlarla ayrı ayrı incelenmiştir.
Bolu Basınında Milli Mücadele
Belleten · 2012, Cilt 76, Sayı 277 · Sayfa: 973-1032
Özet
Mondros Mütarekesi'nin ardından İtilaf Devletleri'nin Anadolu'da başlattıkları işgal, mezalim ve katliam hareketlerine karşı Milli Mücadele'yi desteklemek üzere çıkan basın organları Türk milletinin sesi olmuştur. Dönemin olağanüstü koşulları altında türlü güçlüklere rağmen yayın hayatına devam eden bu basın organları arasında Bolu'da çıkan gazeteler de önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada; "milli birlik ve beraberlik", "hakimiyet-i milliye" ve "istiklâl-i tam" fikirleri etrafında Milli Mücadele lehine kamuoyu oluşturmak, halkı baş gösteren tehlikeler hakkında zamanında ve doğru haberlerle bilgilendirerek uyanık ve teyakkuz halinde tutmak üzere Bolu livasında çıkan Bolu, Dertli ve Türkoğlu gazeteleri ile bölgede Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın sözcülüğünü yapan Kürsî-i Millet gazetesi Milli Mücadele'ye yaklaşımları çerçevesinde ele alınmıştır.
Müsaderenin Sosyal ve Ekonomik Bir Analizi: 18. Yüzyıl Sonlarında Bursa'da Yapılan Müsadereler
Belleten · 2012, Cilt 76, Sayı 277 · Sayfa: 793-816
Özet
18. yüzyıl Osmanlı sosyal ve ekonomik tarihini ele alan çalışmalarda bu dönemde devletin önceki yüzyıllara nazaran daha yoğun bir şekilde müsadere yetkisine başvurduğu belirtilmektedir. Özellikle de 1770 sonrasında bir artıştan bahsedilmektedir. Ancak bu dönemdeki müsadere uygulamalarındaki değişiklikleri ve sonuçlarını analiz eden bir çalışma bulunmamaktadır. Bu makalede 1770-1800 döneminde Bursa'da yapılan müsadereler ele alınmıştır. Müsaderenin devlet tarafından nasıl gerekçelendirildiği, nasıl bir takibatın olduğu, kaç kişinin servetine el konulduğu ve bu işlemin sonraki kuşaklar üzerindeki etkileri cevaplanmak istenen sorulardır. Araştırmada kaynak olarak konuyla ilgili literatür haricinde Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden tespit edilen belgelerden ve Bursa Kadı Sicilleri'nden yararlanılmıştır.
MICHAEL REYNOLDS, Shattering Empires, New York: Cambridge University Press, 2011. Pp. xiii+303, 25 plates, 5 maps, select biblio., index. [Kitap Tanıtımı]
Belleten · 2012, Cilt 76, Sayı 277 · Sayfa: 1033-1036
Özet
Shattering Empires is an expansion of Michael Reynolds' unpublished 2003 doctoral dissertation drafted at Princeton University under the supervision of Professor Şükrü Hanioğlu. The book is about the story of the rivalry and fall of the Ottoman and Russian empires in 1908-1918. It argues that "geopolitical Competition and the emergence of a new global interstate order provide the key to understanding the course of history in the Ottoman-Russian borderlands in the twentieth century" (p. i). The monograph is thematically rather than chronologically arranged and the descriptive-analitical account is divided into eight chapters.
The Roman Imperial Cult in Smyrna
Belleten · 2012, Cilt 76, Sayı 276 · Sayfa: 385-402
Özet
The origins of the imperial cult in Smyrna date back to the Hellenistic period. It is a fact that political concerns were effective in the generation of such cults. Predicting the super power of the future and proving to be a loyal ally whilst acting in satisfactory behaviors were essential factors. The right preference made between two fighting or contending powers ensured that a city would benefit from various privileges in the future. For example, Symrna, which had established a cult in the city previously on behalf of Stratonice, the mother of Antiochus II of Seleucid dynasty, would do the same by building a temple in the name of the dty of Rome for the first time in Asia in 195 BC, after recognizing the rising power. Later on, while giving permission to the provinces that wanted to establish an imperial cult, the Roman emperors and the Senate would consider first, their relationships with Rome in the past and second, their origins. Smyrna, building its relationships with the Roman state on a solid basis, was granted the title of neokoros three times by the Roman Emperors Tiberius, Hadrianus and Caracalla, respectively. In this essay, the development of the Roman imperial cult in Smyrna is discussed within the historical process outlined above. An attempt has been made to put forth new opinions about the issue by discussing the academicians' evaluations on the imperial cult, which apparently was effectively executed in Smyrna between the first and third centuries AD, with the support of epigraphic and numismatic evidences.
Afyonkarahisar Emre Sultan Zâviyesi ve Türbesi
Belleten · 2012, Cilt 76, Sayı 276 · Sayfa: 455-468
Özet
Emre Sultan Zâviye ve Türbesi, Afyon'un İhsaniye ilçesine bağlı Döğer kasabasında, Döger Çayıyla beslenen Emre Gölü'nün güneydoğusunda, Frig kaya anıtlarının yakınındadır. Bu yerleşim yeri Friglerden 19. yüzyıla kadar bir tapınma ve inanç merkezi olma özelliğini kesintisiz olarak devam ettirmiştir. Emre Gölü'nün kenarındaki mevcut buluntulardan ve arşiv belgelerinden tespit edilen, gölle aynı adı taşıyan Emre Sultan Köyü, H. 1196 (M. 1781)'da Karahisâr Mutasamfi Bekir Paşa'nın tutumu sonucu ortadan kalkmıştır. Bu durumdan köy halkıyla beraber Emre Sultan Zâviyesi de olumsuz bir şekilde etkilenmiştir. Mutasarrıf Bekir Paşa köyün halkını gizli ayin tertip etmekle ve şekâvetle suçlamış, on bir kişinin başlarını kestirip İstanbul'a yollamış, duruma isyan eden halkı da zâviyenin içine kapatarak ateşe vermiş, bir köyün ortadan kalkmasına ve zâviyenin bazı mekânlarının tahrip olmasına ve yıkılmasına neden olmuştur. Arşiv belgelerine göre zaviye başlangıçtan beri heterodoks inancına aittir ve II. Mehmed döneminden beri Bektaşi tarikatıyla ilişkilidir. Anadolu Türk dönemi arkeolojisiyle ilgili çalışmalara katkıda bulunacağını düşündüğümüz bu makaleyle, mimarisinden ve arşiv belgelerinden yola çıkılarak Emre Sultan Köyü ve Zâviyesi'nin tarihi aydınlatılmaya çalışılmış, üzerinde şimdiye kadar durulmamış, büyük olasılıkla 14. yüzyılın sonlarına ait olan zâviyeye ilişkin tespitlerin bilim dünyasına tanıtılması amaçlanmıştır.
Kappadokia Bölgesi’nden Tapınak Planlı Bir Anıt Mezar: Kayseri-Felahiye Mezar Anıtı
Belleten · 2012, Cilt 76, Sayı 276 · Sayfa: 369-384
Özet
Bu çalışmada, Roma İmparatorluk Dönemi'nde Kappadokia Eyaleti sınırları içerisinde yer alan, günümüzde Kayseri İli, Felahiye İlçesi'nin yaklaşık 7 km kuzeybatısında, vadiye bakan bir tepe üzerinde inşa edilmiş olan mezar anıtı arkeolojik açıdan İncelenmektedir. M.S. 2. yüzyılın ikinci yansında, tetrastyl prostylos tapınak planlı olarak inşa edilmiş olduğunu saptadığımız, bir podyum üzerinde yükselen dikdörtgen formlu mezar anıtının pronaos kısmı yıkılmıştır. Anıtın iç mekanı - naosu ile tonoz üst örtüsü büyük oranda korunarak günümüze kadar ulaşmıştır. Yapının duvarları, birbirlerine kenetlerle bağlanmış rektagonal mermer bloklarla inşa edilmiştir. Dış cephenin dört köşesi korinth başlıklı pilasterlerle vurgulanmıştır. Pilaster başlıkların üst hizasından itibaren, tüm dış cephe boyunca devam eden mzto-friz blokları ile diş sırası, konsollu geison, sima blokları yer almaktadır. 1909 yılında, H. Gregoire'ın Kappadokia'ya yaptığı seyahat sonrası birkaç fotoğraf ile yayınlamış olduğu, anıtsallığı, mimari-teknik özellikleri ile Anadolu Roma Dönemi tapmak biçimli mezar anıtlarına güzel bir örnek olan bu yapı için, yeni verilere ve araştırma sonuçlarına dayanan restitüsyon önerisi bu çalışmayla sunulmaktadır.
Türkiye Selçukluları Şehzade ve Sultanlar Muallimi Mecdüddin İshak
Belleten · 2012, Cilt 76, Sayı 276 · Sayfa: 419-430
Özet
Türkiye tarihinde Meliklerin eğitimi ile iştigal eden kişilere Atabey veya Lala denir. Bu kişiler Sultanların ve Meliklerin aynı zamanda danışmanlarıdır. Mecddüddün İshak da böyle birisidir. Onun, I. Gıyaseddin Keyhüsrev ve oğlu I. İzzeddin Keykavus'un hocalığını ve danışmanlığını yaptığını biliyoruz. Mecdüddin İshak sultan muallimliği yapmamış aynı zamanda, Türkiye Selçuklularının 1204-1221 yıllan arasında Abbasi Halifeliği ile ilişkilerini sağlamış çok önemli bir diplomattır. Bu görevini başarı ile yerine getirmiş, Nâsır Li Dinillah taralından yeniden ihya edilen futüvvet teşkilatı temsilcilerinin Anadolu'ya gelmesi sağlanmış, bu temsilcilerin Evhadüddin Kirmanî ve Şeyh Nasiruddin Mahmud (Ahi Evren) olması Türkiye Selçukluları için bir şans olmuştur. Böylece Anadolu'da adına Ahilik dediğimiz bir teşkilatın kuruluşuna vesile olunmuştur. Aynı zamanda Anadolu'ya birçok âlimin gelmesi Mecdüddin İshak aracılığıyla olmuştur. Çalışmamızda bu konular üzerinde durulacaktır.
Van Bölgesinde Post-Urartu Dönemi: Yıkıntılar Üzerinde Yeni Bir Yaşam
Belleten · 2012, Cilt 76, Sayı 276 · Sayfa: 351-368
Özet
Van Gölü havzasındaki Çavuştepe Kalesi, Van Kalesi Höyüğü ve Karagündüz Höyüğü kazılarından elde edilen arkeolojik veriler ışığında Urartu Krallığı'nın yıkılışı sonrasında gelenek görenek ve materyal kültürde kimi yenilikler ortaya çıkmıştır. Çavuştepe Kalesi'nin yıkılış sonrasındaki ilkel kullanım evresine ilişkin kanıtların yanı sıra Van Kalesi ve Karagündüz höyüklerinde Urartu tabakası üzerine kurulmuş mezarlıklarda saptanan yeni arkeolojik bulgular bir değişim-geçiş sürecinin başlamış olduğunu belgelemektedir. Urartu Krallığı ile daha sonraki "triangle ware" denen boya bezemeli çanak çömlek evresi arasındaki bu geçiş süreci "post-Urartu" olarak tanımlanabilir. Yeni çanak çömlek biçimleri Çavuştepe'nin, İÖ. 653 ya da 645 yılında tahrip edildiği benimsenen Ayanis Kalesi'nden daha uzun ömür sürdüğünü ortaya koymakta ve Urartu Krallığı'nın yıkılış tarihinin İÖ. 7. yüzyılın ortalarından daha sonra olduğuna işaret etmektedir.