106 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Arış
  • Son 10 yıl
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Yeni Örnekleriyle Selçuklu Pehlivan Taşları

Arış · 2025, Sayı 27 · Sayfa: 39-52 · DOI: 10.32704/akmbaris.2025.210
Anadolu Selçuklu toplumu, kültür ve sanatı uzun yıllardır her alandan bilimsel çalışmaya konu olmuş ve pek çok yönden ele alınmıştır. Ancak cevaplanması gereken sorular ve aydınlatılması gereken karanlık noktalar hala bulunmaktadır. Ortaya çıkan yeni bilgiler boşlukları doldururken başka soruları da ortaya çıkarmaktadır. İngiltere’de faaliyet gösteren Christie’s Müzayede Evi’nde farklı zamanda satışa çıkarılan dört eser üzerlerindeki yazı ve figürlerle dikkat çekmektedir. Ağırlık olarak nitelendirilen, yekpare kireç taşından yapılmış, “U” veya at nalı şeklinde yaklaşık 40 cm yüksekliğindeki eşyaların iki ucu ortalarında geçen silindir şeklindeki kolla birleştirilmiştir. Bu kulpun eserleri taşımak için yapıldığı anlaşılmaktadır. Müzayede Evi envanter bilgilerinde eserler 13. yüzyıla tarihlenmiş ve muhtemelen Anadolu’da yapıldıkları belirtilmiştir. Konuyla ilgili yapılan araştırma sonucunda eşyanın “Pehlivan Taşı” ya da “İdman Taşı” olarak anıldığı, Ankara Etnografya Müzesinde (günümüzde Konya İnce Minareli Medrese Müzesi) örneğinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Eserler boyutları farklı olsa da aynı biçimde yapılmıştır. Ancak Christie’s Müzayede Evi’ndeki örnekler üzerindeki figürlü süsleme ve isimle Türkiye’deki pehlivan taşından ayrılmaktadır. Türkiye’deki pehlivan taşının Konya menşeili olduğu bilinmektedir. Konya dışında başka örneğine rastlanmayan bu ağırlıkların Türkiye’deki örnekle aynı biçim ve üsluba sahip olması Christie’s Müzayede Evi’ndeki eserlerin de Konya’dan gittiğini düşünülmektedir. Bu çalışma Anadolu Selçuklu toplum, kültür ve sanatı çalışmalarında çok az yer bulmuş bu spor eşyaların niteliği ve sanatsal üslubu üzerinden kullanım amaçları ve Selçuklu toplumundaki yerlerini tespit etmeyi amaçlamaktadır.

Ardahan Yöresi Halı Yastıkları

Arış · 2025, Sayı 27 · Sayfa: 1-22 · DOI: 10.32704/akmbaris.2025.208
Tam Metin
Anadolu’nun kuzeydoğusunda yer alan Ardahan, tarihi derinliklere uzanan köklü geçmişiyle çeşitli kültürlerin etkileşim alanı olmuş, zengin bir el sanatları geleneğini günümüze kadar taşımayı başarmıştır. Bu kültürel mirasın önemli bir parçasını ise dokumacılık faaliyetleri oluşturmaktadır. Ardahan ve çevresi yüzyıllardır süregelen dokumacılığın yapıldığı önemli merkezlerden biri konumundadır. Bölgede, kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi ve becerilerle üretimi sağlanan halı, kilim, heybe, çanta gibi çeşitli dokumalar sadece yaşamın bir parçası değil, aynı zamanda geleneksel kültürün somut bir yansımasıdır. Ardahan yöresinin zengin dokumalarından birisi halı yastıklardır. Bu dokumaların eskiden yöre halkı tarafından hem geçim kaynağı olarak hem de kendi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yapıldığı bilinmektedir. Canlı renkleri ve sağlam kaliteleri ile öne çıkan halı yastıklar, genellikle yer minderlerinde ve ahşap sedirlerde duvara asılı olarak kullanılmaktadır. Türk düğümü tekniği ile dokunan halı yastıklarda geçmişte kök boyalarla renklendirilen yün ipliklerin, günümüzde kimyasal boyalar ile renklendirildiği görülmektedir. Bu çalışmanın amacı; Ardahan yöresinde dokunmuş halı yastık örneklerinin teknik, renk, motif ve kompozisyon özelliklerinin tanıtılması, nitel ve nicel verileri saptanması, bölge dokumacılığı hakkında bilgi verilmesidir. Aynı zamanda kaynaklarda rastlanan diğer Anadolu bölgelerindeki halı yastık örnekleri ile benzerlikleri belirlenmeye çalışılmıştır. 2023-2024 yılları arasında bölgede alan araştırması yapılmış, araştırma sonucunda 18 adet halı yastık örneği bulunmuştur. Benzer özellikler gösteren 6 adet halı yastığı örneği konuya dâhil edilmemiştir. Yöre halkından, kaynak kişilerden ve halı dokumacılarından edinilen bilgilerin yanı sıra teknik ve sanatsal açıdan yapılan analiz doğrultusunda dokumaların motif, desen ve malzeme özellikleri tespit edilmiştir.

Arşiv Belgelerine Göre İskenderun Gümrük (Rüsumat) Binası ve Bu Binada Alexandre Vallaury’nin Rolü

Arış · 2025, Sayı 27 · Sayfa: 53-75 · DOI: 10.32704/akmbaris.2025.211
Tam Metin
Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri temel bir gelir kaynağı olan gümrük sistemi, Tanzimat’la birlikte yeni yapılanmaya tabi tutulmuştur. 1859’da on yedi nezarete ayrılan gümrükler, İstanbul Emtia Gümrük Eminliği’ne bağlanmış, bu eminliğin adı 1870’te Rüsumat Emaneti olarak değiştirilmiştir. 1880’de ise gümrük nezaretleri ve müdürlüklerinin sayısında artış gözlenmiştir. Bu nezaretler Bağdat, Beyrut, Bursa, Cidde, Diyarbakır, Edirne, Erzurum, Girit, Halep, İstanbul, İşkodra, İzmir, Konya, Musul, Preveze, Sakız, Selanik, Trabzon, Trablusgarp, Yemen ve Yozgat’tır. Söz konusu çalışma ise Halep Nezareti’ne bağlı İskenderun Gümrük Binası’nı odak noktasına almaktadır. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bölgenin önemli liman kentlerinden biri haline gelen İskenderun’da mevcut gümrük binası, artan ticari hacme yanıt vermekte yetersiz kalmıştır. Dönem içindeki değişen talepler ve yaşanan doğal afetlerin yol açtığı hasarlar, gümrük alanının genişletilmesi ve modernize edilmesi zorunluluğunu doğurmuştur. İskenderun Gümrük Binası’nda dikkat çekici detaylardan biri de 1889-1910 yılları arasında Rüsumat Emaneti mimarı olan Alexandre Vallaury’nin hazırladığı projedir. Nitekim çalışma, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki belgelere dayanarak İskenderun Gümrük Binası’nın inşaat ve tamirat süreçlerini, mimarisini ve Alexandre Vallaury’nin bu yapıdaki kilit rolünü detaylandırmaktadır. Sultan II. Abdülhamid Han’ın Yıldız Albümleri’nden ve çeşitli kaynaklardan elde edilen fotoğraflar da veri olarak değerlendirilmiştir. Vallaury’nin İskenderun Gümrük Binası’ndaki rolü, onun çeşitli mimari külliyatında şimdiye dek bilinmeyen, ancak kayda değer bir halkasını temsil etmektedir.

Duvar Resimleriyle Bursa Hünkâr Köşkü/Atatürk Köşkü

Arış · 2025, Sayı 27 · Sayfa: 23-38 · DOI: 10.32704/akmbaris.2025.209
Tam Metin
Makalenin konusu Bursa şehrinin modernleşmesinin en yoğun yaşandığı 19. yüzyıldaki yansımalarından biri olarak Sultan Abdülmecid döneminde inşa edilen Hünkâr Köşkü’nün duvar resimleridir. Köşk, 1844 yılında Sultan Abdülmecid’in (1823-1861) Bursa’yı ziyaret edeceği haberi üzerine Bursa Valisi Mehmet Salih tarafından, Av Köşkü olarak yaptırılmıştır. Sultan Abdülmecid, “yurt gezisine ilk çıkan sultan” olarak anılmasına neden olan yolculuğuna, halkın gereksinimlerini yerinde görüp, tanık olmak, varsa şikâyetlerini dinlemek üzere çıkmıştır. Bu bağlamda 25 Haziran 1844’te İzmit, Mudanya, Bursa, Gelibolu, Çanakkale ve Adalar’a uzanan gezide kendisi için kısa sürede Bursa Valisi Mehmet Salih tarafından inşa ettirilen Av Köşkünde kalmıştır. Sultanın köşkte sadece beş gün kaldığı bilinmektedir. Ardından 1863’de Sultan Abdülaziz, 1909 yılında ise V. Mehmet Reşat da burada konaklamıştır. Hünkâr Köşkünü kullanan devlet adamları sultanlarla da sınırlı kalmayıp son olarak Mustafa Kemal Atatürk de Bursa ziyaretlerinde köşkte kalmayı tercih etmiştir. Köşkün bezeme repertuarına bakıldığında her oda ve salonlarının duvar resmi ile bezendiği anlaşılmaktadır. Seçilen temalar Abdülmecid döneminden çok Sultan Abdülaziz dönemini işaret etmektedir. Neresi olduğu bilinmeyen, deniz ya da su kenarı manzaralar, meyveli, çiçekli ve kadehli ölü doğa betimlemelerinin yanı sıra doğal ortamındaki hayvanlar dikkati çekmektedir. Osmanlı tarihinin önemli yapılarının yanında 19. Yüzyıl modernleşme döneminin başlıca fabrikaları, okullarıyla öne çıkan Bursa kenti geç dönem padişahlarının geçerken uğradığı ama saltanatın tümüyle terk etmediği bir eski başkent olarak dikkati çekmektedir. Mimari üslup ya da resimsel üslup ve temalar olarak başkent üslubunu izlediği aşikârdır.

Anadolu Kırsal Mimari Mirası Üzerine Bir Alan Araştırması: Samsun Atakum Büyükoyumca Evleri

Arış · 2025, Sayı 27 · Sayfa: 76-104 · DOI: 10.32704/akmbaris.2025.212
Tam Metin
Anadolu’daki kırsal yerleşimlerde bulunan evler, yalnızca barınma işleviyle sınırlı kalmayıp; sosyal, kültürel ve coğrafi koşulların mekâna yansıdığı özgün mimari yapılar olarak öne çıkmaktadır. Ancak günümüzde bu yapılar, modernleşme, değişen toplumsal yapılar, işlevsel dönüşümler ve koruma bilincinin yetersizliği nedeniyle hızla yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu durum, yerel mimari mirasın tespit edilmesi ve belgelenmesini her zamankinden daha önemli hâle getirmektedir. Bu bağlamda, Samsun’un Atakum ilçesine bağlı Büyükoyumca Mahallesi’ndeki evler, Anadolu kırsal mimari mirasının belgelenmesi ve analiz edilmesi amacıyla gerçekleştirilen bir saha araştırması kapsamında incelenmiştir. Daha önce herhangi bir bilimsel çalışmada ele alınmamış olan bu evler, plan tipolojileri, bezeme anlayışları, yapı malzemeleri ve inşa teknikleri bakımından değerlendirilmiştir. Çalışma, evlerin fotoğraflanması, rölöve çizimleri için ölçülerinin alınması ve hane sahipleriyle evler hakkında bilgilerin alındığı sözlü tarih çalışmaları şeklinde gerçekleştirilmiştir. İncelemeler, evlerin büyük ölçüde ahşap ve taş gibi yerel malzemelerle inşa edildiğini göstermektedir. Evler, zemin üzerine tek katlı olmak üzere dış ve iç sofalı plan tiplerine sahiptir. İncelenen evlerde az sayıda da olsa süsleme öğelerine rastlanmıştır. Bu durum estetik anlayış ile işlevselliğin bütünleştiğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, mahalledeki evlerin önemli bir bölümü farklı düzeylerde tahribata ya da işlevsel dönüşümlere uğramıştır. Çalışmada evlerin mimari özellikleri, malzeme ve yapım teknikleriyle bezeme özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilen evler, günümüze kadar korudukları özellikleriyle geleneksel kırsal mimari üslubunu yansıtırlar. Evlerin daha önce bilimsel bir çalışmaya konu edilmemiş olması, araştırmanın özgünlüğünü artırmaktadır.

Ankara’da Bir Osmanlı Valisinin Hatırası: Abidin Paşa Köşkü

Arış · 2025, Sayı 27 · Sayfa: 105-128 · DOI: 10.32704/akmbaris.2025.213
Tam Metin
Geç Dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli üst düzey bürokratlarından olan Abidin Paşa, 1886 yılında Ankara’da valilik görevine başlamıştır. Paşa, Ankara’nın imar ve bayındırlık işlerinde önemli hizmetlerde bulunmuş, bunun yanında şehrin estetik görünümüyle de ilgilenmiştir. Vali olduğu dönem içinde, günümüzde Çankaya Belediyesi sınırları içerisinde kalan şehre hakim bir tepede Abidin Paşa Köşkü, vali ikametgâhı olarak inşa ettirilmiştir. Ankara’nın 19. yüzyıl geleneksel konut mimarisinin karakteristik özelliklerini taşıyan bu yapı, Osmanlı geç dönem sivil mimarisinin güzel örneklerinden biridir. Köşk, bu zamana kadar çeşitli dönemlerde duyulan ihtiyaçlara binaen birçok işlevde kullanılmıştır. Abidin Paşa’nın 1906 yılındaki vefatından sonra köşkün daha çok askeri amaçlarla kullanıldığı anlaşılmaktadır. Köşk, günümüzde Çankaya Belediyesi’nin girişimleriyle Ocak 2024’te açılan Çankaya Belediyesi Abidin Paşa Köşkü Millî Mücadele Müzesi olarak faaliyet göstermektedir. Binada yapılan müdahaleler sonucunda zemin kat başodadaki ahşap dolap kaldırılmış ve giriş kapısıyla aynı düşey eksen üzerinde bulunan balkon, malzeme ve biçim yönüyle bütünüyle yenilenmiştir. Arka cephedeki bacayla irtibatlı çıkıntılı kütle ve balkon üzerindeki dairesel formlu tepe penceresi ise günümüze ulaşamamıştır. Bu çalışmada eski arşiv fotoğrafları ve günümüz rölöve-restorasyon çizimlerinden faydalanılarak Abidin Paşa Köşkü’nün tarihsel süreçte mimari yönden geçirdiği değişiklikler incelenecektir. Bu bağlamda, yapının mimari tahlili yapılacak, ayrıca yapı, dönemin mimari karakteri içinde değerlendirilecektir. Ayrıca söz konusu yapının, modern müzeye dönüşüm sürecindeki değişiklikler de aktarılacaktır.

Yüzyılları Kapsayan Onarımların ve Değişen İşlevlerin İzinde: Topkapı Sarayı Vâlide Sultan Taşlığı’na Dair Yeni Bulgular

Arış · 2025, Sayı 27 · Sayfa: 129-152 · DOI: 10.32704/akmbaris.2025.214
Tam Metin
Topkapı Sarayı’nın Harem bölümü bugüne kadar birçok araştırmacının ilgi noktası olmuş, siyasi yapısı, hiyerarşisi, mimarisi, onarımları, çini bezemeleri veya kalem işlerine kadar yapılan çalışmalarla çok zengin bir literatür ortaya çıkmıştır. Harem, hakkında yapılmış yüzlerce çalışmaya rağmen bugün hala araştırmacılara yenilikler sunmaya devam etmektedir. Günümüzde yapılan restorasyonlarla ulaşılan yeni bilgiler Harem’in günümüze kadar devam eden bilinmezlik denizine küçük ışıklar tutmaktadır. Özellikle belli dönemlerde yangınların önemli ölçüde tahribata yol açtığı haremde devamlı olarak mekanların dönüşüm geçirdiği görülmektedir. Bu dönüşümlerin neticesinde haremde bulunan mekanların ilk yapılış amacıyla sonraki dönem kullanımları arasında farklar olduğu saptanmaktadır. Haremin en önemli bölümünü teşkil eden Vâlide Sultan’a ait mekanlar her zaman ilgi çekici olmakla beraber ilmî açıdan yapılacak araştırmaların da en zengin kolunu oluşturmaktadır. Milli Saraylar Başkanlığı’nın idaresinde yürütülen büyük çaplı Harem Restorasyonu ve kapalı kısımların ziyarete açılması projesi bir yandan da harem mekanlarının aydınlatılmasına katkı sağlayacak çeşitli verileri gün ışığına çıkarmaktadır. Bu bağlamda 2025 yılında yapılan Vâlide Sultan Taşlığı etrafındaki yapıların restorasyon çalışmaları esnasında “Vâlide Sultan Mutfağı” olarak bilinen bölüm ve “Giriş Holü” olarak adlandırılan mekanla ilgili yeni bulgulara rastlanılmıştır. Bu bulgular ışığında söz konusu mekânların 1665 Harem Yangını öncesi durumları ve sonrasında geçirdiği değişimler, raspa ve onarım işlemleri sonrası elde edilen somut verilerle sorgulanmaktadır.

Halep’te Hazırlanmış 18. Yüzyıl’a Ai̇t Hayvanlar ve Bi̇tki̇ler Hakkında Bi̇r El Yazması: El-ʿÖmeri̇’ni̇n Mesāli̇kü’l Ebṣār Fī Memālīkü’l Emṣār’ı

Arış · 2025, Sayı 26 · Sayfa: 157-172 · DOI: 10.32704/akmbaris.2025.207
Tam Metin
Bu makale, Şamlı yazar Şihabüddin el-ʿÖmeri’nin (ö. 1349) ansiklopedik eseri Mesālīkü’l-ebṣār fī memālīkü’l-emṣār’ın, hayvanlar ve bitkilerle ilgili bölümlerinin resimli iki nüshasını karşılaştırmalı olarak inceler. İncelenen nüshalardan biri, 1710 tarihli olup University of Pennsylvania Kislak Center koleksiyonunda (Schoenberg 447), diğeri ise 1600-1602 yıllarında hazırlanmış ve Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan koleksiyonunda (TSMK R. 1668) kayıtlıdır. Her ikisi de beşyüzü aşkın resim içerir. Daha erken tarihli olan Topkapı nüshasının resimleri, 16. yüzyıl Avrupası’nda yayımlanan botanik kitaplarından, özellikle de Siena’lı tabip Pietro Andrea Mattioli (ö. 1578) ve Segovia’lı tabip Andres Laguna’nın (ö. 1559) tarafından yapılan Dioscorides’ in De materia medica çeviri ve şerhlerinden etkilenmiştir. Mattioli birinci yüzyılda aktif olan Yunanlı hekim ve bitkibilimci Dioscorides’in (ö. 90) eserini hem İtalyanca’ya çevirmiş, hem de orijinal edisyonlardan yararlanarak Latince’ye çevirmiştir. Laguna da bu eserin, bitkibilimci Jean Ruelle’in (ö. 1537) Latince çevirisine dayanarak ve ayrıca buradaki hataları bularak, yine orijinal edisyonlara da dayanarak İspanyolca çevirisini yapmıştır. Laguna da Mattioli de, Dioscorides’in bu meşhur eserini sadece çevirmekle kalmamışlardır, ayrıca kendi gözlemlerini, çağdaşlarının bilgilerini ve yeni keşfedilen bitkilerle ilgili bilgileri de eklemişlerdir. Bu eserler, o dönemde Avrupa’da yaygın olup Halep gibi kozmopolit bir merkeze ulaşmış ve Topkapı nüshasına kaynaklık etmiş olabilir. Topkapı nüshasının da 18. yüzyıl başına kadar Halep’te bulunmuş olması muhtemeldir. Bu iki nüshanın resimlerinin birbirine büyük ölçüde benzerliği, Topkapı nüshasının da Halep’te üretilmiş olabileceğini düşündürmektedir. Makalenin devamında, el-ʿÖmeri’nin eseri ve Pennsylvania nüshasının fiziksel özellikleri açıklanarak, Topkapı nüshasıyla karşılaştırmalı olarak bazı resimler ayrıntılı biçimde incelenmektedir.

Keles Yörükleri Kadın Kıyafetlerinde Kimlik Ve Teknik Özellikler: Saha Çalışmasına Dayalı Bir İnceleme

Arış · 2025, Sayı 26 · Sayfa: 115-155 · DOI: 10.32704/akmbaris.2025.206
Tam Metin
Geleneksel Anadolu Türk kıyafetleri, köklü tarihî ve toplumsal birikimi ile geçmişle günümüz arasında kültürel bir köprü kuran önemli varlıklarımızdandır. Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan süreçte özellikle konar-göçer Oğuz boylarına ait Türkmen ve Yörük giysileri, ortak kültürel unsurlar barındırmakla birlikte bölgesel olarak farklı biçim ve özellikler göstermektedir. Bu giysiler, yalnızca estetik değer taşımakla kalmayıp; renk, desen ve formlarıyla atalarımızın giyim kuşam anlayışını, bireyin toplumsal statüsünü, yaşını, medeni halini ve ekonomik yaşam biçimini ortaya koyan benzersiz kültürel miras öğeleri olarak öne çıkmaktadır. Toplumların yaşadığı coğrafi konum, tarihsel geçmiş ve sosyoekonomik şartlar giyim ihtiyaçlarını şekillendirmektedir. Bu araştırmada, Bursa’nın ilinin Keles ilçesi ve bağlı dağ köylerinde yaşayan Yörük kadınlarının yüzlerce yıl değişmeden devam etmiş giysilerinin kültürel kökenini ve teknik özelliklerini incelenmektedir. Geleneksel kadın giysileri, canlı renkleri ve el işçiliğiyle dikkatimizi çekmiş, analiz edilerek kayıt altına alınmaya değer görülmüştür. Çalışmayla kültürel değerlerin korunmasına katkı sağlarken, moda tasarımı alanında yenilikçi tasarımlara ilham kaynağı olması hedeflenmiştir. Araştırma kapsamında, Keles ilçesi yetkilileri ziyaret edilmiş, Belediye başkanı ve Halk Eğitim Merkezi yetkililerinin yönlendirmesiyle çevre köyler ziyaret edilmiştir. Yörede bulunan Belenören, Kıranışıklar, Sorgun, Kocakovacık köyleri ve Halk Eğitim Merkezi olmak üzere beş farklı bölgede araştırma yapılmıştır. Toplam 13 adet giysi ve giyim eşyası incelenmiş; sahiplerinden elde edilen bilgiler doğrultusunda belgelenmiş ve fotoğraflanmıştır. Her bir parçanın türü ve kullanılan malzemeleri, işlevsel kullanım biçimlerine göre belirlenmiş; dikiş teknikleri analiz edilmiş, tasarımların teknik çizimleri hazırlanmış ve tüm bulgular sistematik biçimde kayıt altına alınmıştır.

Samsun Orta Mektebi̇ne İli̇şki̇n Bi̇r Arşi̇v Dosyası

Arış · 2025, Sayı 26 · Sayfa: 93-113 · DOI: 10.32704/akmbaris.2025.205
Tam Metin
Tanzimat sonrası Osmanlı bürokratik sisteminde yapılan reformlar neticesinde eğitim sistemi ile ilgili radikal dönüşüm süreci de başlamıştır. Bu süreç yüzyılın ikinci yarısında çıkarılan kanunlar ve talimatnameler ile hukuki zemine de oturtulmuş ve imparatorluğun hemen her noktasına sirayet edecek biçimde uygulanması için çaba gösterilmiştir. Rüşdiye, İdadi, Sultani gibi farklı kademelerde açılan eğitim kurumlarının başta nüfus yoğunluğu büyük olan kentlerde açılmasının yanı sıra pek çok seyrek nüfuslu yerleşim alanlarında da mekteplerin açıldığı arşiv belgelerinden takip edilebilmektedir. Mektepler kimi zaman bağımsız bir yapı olarak inşa edilmekte, kimi zamansa başka bir kamu yapısının ya da kiralanan bir konağın kullanıldığı görülmektedir. İmparatorluğun son yıllarında eğitim kurumlarının hem nitelikli fiziki mekanlardan yoksun olduğu hem de nitelikli öğretmen ve personele yoğun bir şekilde ihtiyaç duyduğu bilinmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında ise bu sorunların aşılması için ciddi bir mesainin harcandığı söylenebilir. Çıkartılan kanunlarla birlikte eğitim sisteminde değişime gidilmiş, ihtiyaç duyulan fiziki mekân ile ilgili girişimler yapılarak pek çok okul inşa edilmiştir. Bir yandan da İmparatorluktan miras kalan eğitim yapılarının işlevini sürdürdüğü görülür. Bu kapsamda Maarif Vekaleti tarafından eğitim yapılarının mevcut durumlarını öğrenmek üzere sual varakası olarak da adlandırabileceğimiz bir dosya hazırlanmıştır. Ayrıca dosya ekinde mektep binalarıyla ilgili görseller ve planlar da talep edilmiştir. Detaylı bilgisi istenen yapılar arasında Samsun Orta Mektebi de bulunmaktadır. Çalışmamız kapsamında Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi bünyesinde yer alan Samsun Orta Mektebi’ne ilişkin hazırlanan 1928 tarihli sual-cevap dosyası detaylarıyla incelenecek, plan şeması ve fotoğrafı eşliğinde yapının mimari kurgusu tartışılacaktır.