2 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Tarih Kurumu
  • Son 1 yıl
  • Ottoman Diplomacy
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Anahtar Kelimeler

Akdeniz’den Balkanlara İhtilâl Senaryoları: Kırım Savaşı’ndan Sonra Osmanlı Balkanlarında Ulusötesi İhtilâlci Hareketler ve Garibaldini

Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 318 · Sayfa: 519-562 · DOI: 10.37879/belleten.2026.519
Tam Metin
1848 Devrimlerinin etkisi, 1860’lar boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nda daha derinden hissedildi. Kırım Savaşı’nın ardından Rusya’nın siyasi prestijindeki gerileme, Balkanlardaki devrimci hareketleri, imparatorluklar arası ve maceraperest devrimcilerle yeni ittifaklar kurmaya sevk etti. Bu dönemde Garibaldi’nin Venedik için Avusturya İmparatorluğu’na karşı yürüttüğü mücadele, Balkan Yarımadası üzerinde önemli ideolojik ve siyasi yansımalara yol açtı. İtalyan birliği savaşlarında kritik roller üstlenen gönüllüler, Osmanlı Balkanlarındaki yerel devrimci hareketlere direniş ve örgütlenme bakımından yeni bir model sundu. Garibaldini, Avusturya İmparatorluğu’na karşı geliştirdiği siyasi ve paramiliter yapılanmaları Balkanlara taşıyarak, Osmanlı İmparatorluğu’nu ulusötesi bir devrimci hareketle karşı karşıya getirdi. Çeşitli uluslardan devrimcileri bünyesinde barındıran Garibaldinilerin girişimleri, Osmanlı’nın Balkan eyaletleri için ciddi bir tehdit oluşturdu. Etkileri ve popülariteleri arttıkça, bölgedeki yerel isyancılarla siyasi ittifaklar arayışına girdiler ve böylece yerel sosyo-politik hareketlerde ideolojik ve örgütsel dönüşümleri tetiklediler. Bu süreç, söz konusu hareketlerin devrimci komiteler etrafında yeniden yapılandırılmasına yol açtı. Yerel ve ulusal devrimci komiteler ile ulusötesi Garibaldici hareket arasındaki etkileşim, 1860’larda Osmanlı İmparatorluğu’nun karşı karşıya kaldığı Karadağ, Bosna-Hersek, Sırbistan, Makedonya ve Girit krizlerinde özellikle belirgindi. Ayrıca, 1848 Devrimleri sonrasında Osmanlı ordusunda görev yapmış bazı Avrupalı devrimciler, Garibaldi ile bağlantılı Osmanlı karşıtı hareketlere katılarak siyasi aidiyetlerini değiştirdiler. Bu makale, Garibaldinilerin benimsediği devrimci stratejileri incelemekte ve 1860’lar boyunca Balkanlardaki yerel devrimci hareketlerin ulusötesi niteliğini vurgulamaktadır.

İngiliz Diplomatik Arşiv Belgelerinde Kütahya Mültecileri Krizi (1850-1851)

Belgeler · 2026, Cilt XLIII, Sayı 47 · Sayfa: 247-400 · DOI: 10.37879/belgeler.2026.247
Tam Metin
Bu çalışma, FO 424 serisi İngiliz diplomatik arşiv belgelerine dayanarak, 1850-1851 yıllarında Kütahya’ya yerleştirilen ve ikametleri denetim altında tutulan Macar ve Leh mülteciler meselesini belge temelli ve analitik bir yaklaşımla incelemektedir. Mültecilerin Osmanlı Devleti’ne sığınmasıyla başlayan süreç, Avusturya ve Rusya’nın güvenlik kaygılarıyla temellendirilen ve önemli siyasal sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyan ısrarlı iade talepleri doğrultusunda kısa sürede çok aktörlü ve karmaşık bir uluslararası krize dönüşmüştür. Bu bağlamda Babıâli, geleneksel dönemde padişahın şahsi himaye ve takdir yetkisine dayanan iltica uygulamasını, Tanzimat sonrasında şekillenen hukuki gerekçelendirme, diplomatik müzakere ve devlet egemenliğinin uluslararası hukuk çerçevesinde savunulması esaslarına dayalı kurumsal bir devlet pratiğiyle yeniden tanımlayarak söz konusu talepleri kesin biçimde reddetmiş; böylece hem Osmanlı Devleti’nin egemenlik haklarını hem de uluslararası hukuk bağlamında üstlendiği ilkesel sorumlulukları koruma yönündeki iradesini açık biçimde ortaya koymuştur. Çalışma, İngiltere’nin krizin seyrine yönelik diplomatik yönlendirme çabalarını, insani ve stratejik unsurları bir arada barındıran diplomatik yaklaşımını ve Osmanlı Devleti’nin uluslararası konumunu güçlendirmeye yönelik destekleyici tutumunu, Avusturya’nın baskıcı, güvenlik odaklı ve zorlayıcı politikalarıyla karşılaştırmalı biçimde analiz etmektedir. Ayrıca, merkezin taşra üzerindeki idari, güvenlik ve denetim mekanizmalarını Kütahya örneği üzerinden inceleyerek, kriz yönetiminin yalnızca uluslararası arenada değil, Osmanlı taşrasında uygulanan idari pratikler üzerinden de nasıl şekillendiğini göstermektedir. Arşiv belgeleri, 1851 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin müdahil olmasıyla meselenin transatlantik bir boyut kazandığını ve Babıâli’ye önemli bir diplomatik manevra alanı sağlayarak çözüm sürecini hızlandırdığını ortaya koymaktadır. Mültecilerin 1 Eylül 1851’de tahliye edilmesi, Osmanlı Devleti’nin uluslararası baskılara rağmen egemenlik temelli ve tutarlı bir idari - diplomatik tutum sergilediğini göstermektedir. Bu yönüyle Kütahya örneği, diplomasi, uluslararası hukuk ve taşra yönetimi kesişiminde özgün bir kriz yönetimi modeli sunmaktadır.