11 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Dil Kurumu
  • Son 5 yıl
  • söz varlığı
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Anahtar Kelimeler

Türk Çocuk Yazınının Söz Varlığı: Yüksek Sıklıklı Sözcükler

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2026, Sayı 81 · Sayfa: 113-156 · DOI: 10.32925/tday.2026.146
Tam Metin
Çocuk yazını, şüphesiz çocuğun bilişsel, dilsel ve kişisel gelişimini destekleyen önemli unsurlardan biridir. Çocuk yazını eserlerinin ‘çocuğa görelik’ ilkesine uygunluğu hakkında incelemelere alan yazında sık rastlanmaktadır. Çocuk kitabı yazarlarının belirli sayıda eserinin söz varlığı üzerine yürütülen araştırmalar da azımsanamayacak orandadır. Ancak önemli birkaç araştırma dışında, Türk çocuk yazınının söz varlığını temsil edecek ölçüde çocuk yazını eseri bütüncül olarak incelenmiş değildir. Bu durum eser sayısı, tür çeşitliliği gibi bir derlemin temsil gücünü arttıran özellikleri taşıyan ve deneysel sonuçlar sunabilen derlem tabanlı söz varlığı araştırmalarının çocuk yazını alanında kullanımını gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede çalışmanın amacı, Türk çocuk yazını eserlerinin söz varlığını yüksek sıklıklı sözcük listesi biçiminde derlem tabanlı olarak ortaya koymaktır. Bu derlem tabanlı çalışma nicel ve istatistiksel veri toplama araçlarından yararlanılan betimsel bir tarama araştırmasıdır. Araştırmanın örneklemini 1970-2012 yılları arasında yayımlanmış 1.058 Türk çocuk yazını eseri oluşturmaktadır. Bu kapsamda, 1.058 Türk çocuk yazını eserinin sözcüksel yapıları, Türk çocuk yazını üzerine oluşturulmuş ilk özel alan derlemi olan ve 8.639.522 sözcükten (+/-) oluşan Türk Çocuk Yazını Derlemi’nde etiketlenerek listelenmiştir. Ulaşılan bulgular milyon sözcükte görülme oranları ve sözcük türü bilgisiyle birlikte ortaya koyulmuştur. Araştırmanın yöntemi ve sonuçlarının çocuk yazınında söz varlığı çalışmaları, ilk okuma-yazma öğretimi, ana dili öğretimi ve yabancı dil olarak Türkçe öğretimi gibi alanlara katkı sağlayacağı öngörülmektedir.

Türkçede Alış- Fiili Üzerine

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2026, Sayı 81 · Sayfa: 265-286 · DOI: 10.32925/tday.2026.151
Tam Metin
Al- Türkçede en çok türeve ve anlam çeşitliliğine sahip olan eylemlerden biridir. Yazıtlar döneminde alın- ve altız-, Eski Uygur Türkçesinde ek olarak alınç, alınçlıg, alınçu, alıl-, alım, alış-, alsık-, altur-, vb. pek çok türevine rastlanır. Bazı türevleri tarihî ve çağdaş Türk lehçelerinde sık sık mecazlaşır: alım, alımlı, aldır-, alın- vb. Eski Türkçede “karşılıklı almak” anlamlı alış- eylemin en dikkat çekici türevlerinden biridir. Eski Uygur metinlerinde sadece öç kek alış-, alışdur- biçiminde tanıklanır. 9 ve 10. yüzyıllara tarihlendirilen Dunhuang el yazmaları içerisinde HamTouen 16 numaralı metinde ise eylemin alışıg biçimi “evcil, uysal” anlamında bir atasözünde geçer, alış- eyleminin bu anlamda başka bir tanığına rastlanmaz. Eylem, Anadolu sahasında 14. yüzyıldan itibaren “evcilleşmek, uyum sağlamak” gibi anlamlarla mecazlaşır. Bu mecazlaşma çağdaş Türk lehçelerinden Karaim, Kumuk, Kırım Tatar Türkçesinde de tanıklanır. Tarihî ve çağdaş Türk lehçelerinde “alışmak, uyum sağlamak, evcilleşmek” manasında farklı sözlere rastlansa da ögren- en yaygın eylemdir. Anadolu sahasında bir süre kullanımı sürer ve yerini Arapçadan alıntılanan ‘âdet sözüne (‘âdet et-/ edin-, ‘âdet ol-, ‘âdet kıl- vb.) bırakır. Osmanlı Türkçesinde “alışmak, evcilleşmek” manasıyla yaygınlaşan eylemin “tutuşmak, yanmak” anlamı da bu dönemle ilişkilendirilir. Ayrıca bu dönemde alış- eyleminin Târîh-i Âl-i Osmân (16. yy.) adlı eserde Eski Türkçedeki temel anlamıyla “karşılıklı almak” şeklinde kullanılması ve yine aynı yüzyıla ait Revnak-ı Bustan adlı eserde toprağı alışdur- “toprağı ehlileştirmek” anlamı ile kullanılması dikkat çeker. Bu çalışmada alış- eylemi, kullanım ve mecazlaşmaları, “alışmak, evcilleşmek” anlamlı diğer sözlere de başvurularak tarihî ve çağdaş Türk lehçeleriyle mukayese edilerek incelenecektir.

Deyim Sözlüklerinde Akrabalık Adları: Dilsel, Semantik ve Kültürel İnceleme

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2026, Sayı 61 · Sayfa: 185-222 · DOI: 10.24155/tdk.2026.271
Tam Metin
Deyimler; dilin söz varlığını, kültürel birikimini ve toplumsal değer yargılarını somutlaştıran kalıplaşmış dilsel yapılardır. Genellikle mecaz anlam taşıyan bu kalıplaşmış yapılar hem konuşma hem de yazı dilinde kullanılarak anlatılmak istenilen ifadeye derinlik katmaktadır. Deyimler, toplumların yaşayışlarını, gelenek, görenek, inanç ve dünya görüşlerini dilsel boyutta yansıtarak kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan kültürel bir bellek ve miras konumunda yer almaktadır. Anlatıma derinlik, canlılık ve güç kazandıran deyimler, söz varlığının temel bileşenlerinden biridir. Bu çalışmada, deyim sözlüklerinde akrabalık adlarının kullanımı ve bu kullanımların kültürel, sosyal ve dil bilimsel yansımalarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizine dayanarak farklı deyim sözlüklerinden derlenen veriler ışığında; ana, baba, kardeş, çocuk, evlât, gelin, görümce, güvey/damat gibi akrabalık adlarının deyimlerdeki bağlamları, metaforik ve mecazi kullanımları analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu inceleme sonucunda, deyim sözlüklerinde geçen akrabalık adlarının, toplum yapısını ve değer yargılarını yansıtan önemli dilsel göstergeler olduğu anlaşılmıştır. Deyim sözlüklerindeki örneklerden yola çıkarak, akrabalık adlarının genellikle mecaz anlamlarda kullanıldığı, otorite, koruyuculuk, toplumsal cinsiyet rolleri, karakter özellikleri, davranış biçimleri ve yaşam deneyimleriyle ilişkilendirildiği görülmüştür. Bu kullanımlar, Türk toplumunun akrabalık ilişkilerine verdiği önemi, aile içi hiyerarşiyi ortaya koymaktadır. Tespit edilen bu dilsel veriler, akrabalık kavramının deyimlerdeki çok boyutlu anlamlarını açığa çıkarmakta ve deyimlerin sadece dilin bir parçası değil, aynı zamanda toplumsal kimliğin ve kültürel belleğin bir aynası olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışma, deyimlerin anlamsal zenginliğinin toplumsal dinamiklerle olan güçlü bağını ve Türk dilinin kültürel derinliğini ortaya koymaktadır.

Kosova’daki Türkçe Söz Varlığının Tamamlayıcısı Olarak Karadağ

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 79 · Sayfa: 113-130 · DOI: 10.32925/tday.2025.130
Tam Metin
Türkiye Türkçesinin tarihine veya bugününe yönelik araştırmalar için Batı Rumeli ağızlarının önemli katkıları vardır. Türkiye Türkçesi incelemelerine genel olarak sunulan katkıların yanında, Batı Rumeli içinde yer alan komşu alt bölgelerin karşılaştırılması, Batı Rumeli bölgesinin tarihî rekonstrüksiyonunda ve tamamlanmasında kullanılabilir. Bölgenin kendi içinde de doğu komşusu Kosova’daki Türk ağızları için Karadağ’ın tamamlayıcı olmasından söz edilebilir. Karadağ Türk ağızlarının dil özellikleri, Batı Rumeli’nin anlaşılmasına fayda sağlayabileceğini göstermiştir. Bu çalışmada bir dilin ağızlarının söz varlığını anlamada birbirine komşu ağızların yardımcı olabileceği düşüncesinden hareketle komşu iki devlet olan Karadağ ve Kosova’da bulunan Türk ağızlarının birbirini tamamlayabileceği anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın kapsamı çerçevesinde konuya söz varlığı açısından bakılmıştır. İnceleme Karadağ’dan Kosova’ya doğru bir seyirde yapılmıştır. Araştırma yerlerini somutlaştırmak için Karadağ’dan Eski Bar ağzı, Kosova’dan da Prizren ağzı örnek olarak alınmıştır. Tarama ve inceleme neticesinde iki Türk ağzından bazı sonuçlar ortaya çıkarılmıştır. Elde edilen sonuçlar üç grupta sınıflandırılmıştır. Birinci grupla saha tecrübeleri ve taramalar neticesinde Karadağ’da derlenen bazı sözlerin Kosova’da kullanımda olmadığı anlaşılmıştır. Söz varlığı açısından geçişi de göstermesi bakımından önemli olan ikinci grupta Kosova’da kısmen farklı olan sözler yer almıştır. Üçüncü grup ise Karadağ’da derlenen ancak Kosova’da kullanım sıklığı yüksek ve düşük olan sözleri içermiştir. Böyle bir çalışma ile ağızların tarihî veya çağdaş döneminin değerlendirilmesinin mümkün olabileceği ortaya konmuştur.

Dîvânu Lugâti’t Türk’te Bir Hapaks Örneği Şekirtük İfadesi Üzerine Etimoloji Denemesi

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2024, Sayı 78 · Sayfa: 71-88 · DOI: 10.32925/tday.2024.120
Tam Metin
Kâşgarlı Mahmud’un 11. yüzyılda kaleme aldığı Dîvânu Lugâti’t-Türk (DLT), Türk dilinin zenginliğini ve Ortaçağ Türk dünyasının kültürel mirasını yansıtan önemli bir başyapıttır. Bu kapsamlı eser, dönemin Türkçesinin kelime hazinesini, dil bilgisi kurallarını ve lehçeler arasındaki farkları detaylı bir şekilde incelemektedir. Kâşgarlı, dilin gramer yapılarını titizlikle analiz etmiş ve bu kuralları ilk kez sistematik bir biçimde açıklamıştır. Eserde, kelime tanımları, anlamları, kullanımları ve kökenlerine dair zengin bilgiler verilmiş; ayrıca mitolojik ve tarihî unsurlar da kapsamlı bir biçimde ele alınmıştır. Türk boylarının dil ve kültür özellikleri, dönemin sosyal ve kültürel bağlamı içinde incelenmiş ve bu analiz, eserin evrensel değerini artırmıştır. Bu çalışmada, DLT’de ‘hapaks’ olan şekirtük ‘antep fıstığı’ kelimesi etraflıca ele alınmıştır. Kelimenin etimolojik çözümlemesi, tarihî ve çağdaş lehçelerdeki kullanımlarına dair incelemelerle desteklenmiştir. Kelimenin etimolojisi hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır. İlk görüş kelimenin çigir (~şiGir) ikincisiTürkçe kökenli çiğit sözcüğünden türediği görüşünü savunur. Üçüncü görüş ise kelimenin İranî kökenli çiğit sözcüğünden türediğini ileri sürer. Çalışmada bu üç farklı görüş değerlendirildikten sonra kelimenin kökeni hakkındakiönerimiz verilecektir. Sonuçta ilgilitüm değerlendirme ve tahliller bir araya getirilerek kelime hakkında bir etimoloji denemesi yapılacaktır.

KAZAKÇADA ḲASḲIR “KURT” SÖZCÜĞÜ

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2022, Sayı 73 · Sayfa: 191-199 · DOI: 10.32925/tday.2022.79
Tam Metin
Kıpçak grubu Türk lehçelerinden biri olan Kazakça, Türkçe söz varlığı açısından oldukça zengin bir dildir. Söz varlığının genelini Türkçe sözcükler ve bu sözcüklerin türevleri oluşturmakla birlikte kültürel ögeler neticesinde ortaya çıkmış sözcükler de söz hazinesinde yer almaktadır. Bu çalışmada, halk kültürünün bir unsuru neticesinde ortaya çıkan ve tarihî Türk leçelerinde var olmayan bir sözcük değerlendirilecektir. Bu sözcük Kazakçada ve birçok Türk lehçesinde görülen kurt yerine kullanılan "ḳasḳır" sözcüğüdür. Çalışmada sözcüğün kökeni, türevleri ve kullanım alanları üzerinde durulmaktadır. Ayrıca sözcüğün diğer çağdaş Türk lehçelerinde görünüşleri ve anlamları hakkında da geniş bilgi verilmiştir. Bununla birlikte sözcüğün nasıl ortaya çıktığına dair bilgiler de verilmiştir.

Dağlık Altay Yazıtlarında İleri Ögeler

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2021, Sayı 72 · Sayfa: 33-51
Dağlık Altay yazıtları, Eski Türk yazısının kullanıldığı diğer yazıt ve el yazmalarından kimi farklılıklar içermektedir. Bu yazıtlarda kullanılan kimi yazı karakterleri, dil bilgisel yapılar, anlamsal çağrışımlar ve bağlam içerisinde geçen sözcükler söz konusu farklılıkları oluşturan kimi unsurlardır. Farklılıklarının yanında Eski Türk yazıt ve el yazmaları ortak unsurlar barındırmaktadır. Bu ortaklıklar bağlamında Dağlık Altay yazıtlarının söz varlığı açısından incelenmesi, bu yazıtların anlaşılmasında katkılar sunmaktadır. Kimi türemiş sözcüklerin kök biçimlerinin tespiti bu noktada önemli bir konudur. Yazıtların yazarları, türemiş biçimlerini kullandıkları sözcüklerin kök biçimlerinden haberdardılar. Bu tip kök biçimleri bağlam içerisinde yer almayıp türemiş biçimleri bulunan yapılara ileri öge denilmektedir. Bu yazıda, Dağlık Altay yazıtlarında görülen ileri ögeler tespit edilecektir. Bu tespit, Dağlık Altay yazıtlarının diğer yazıt ve el yazmaları ile söz varlığı açısından ortaklık ve bağlantılarının saptanmasına katkılar sunacaktır. Kök biçimlerin saptanması, Dağlık Altay yazıtlarının söz varlığı açısından zenginliğini anlamakta önemli bir yere sahiptir. Çalışmada, gövde biçim olarak belirlenen yapılar kök biçime ulaşıncaya kadar yapısal ve anlamsal açıdan çözümlenecektir. Bu çalışma, yazıt ve el yazmalarında sözcük türetiminin, sözcüklerin anlamsal boyutlarının, ses değişim ve gelişimlerinin ve o dönemde Türk dilinin lehçe farklılıklarının anlaşılmasına da katkılar sunacaktır. Ayrıca üzerinde durulan sözcüklerin derin etimolojik açıklamaları yapılmış olacaktır.

Eski Türkçeden Günümüze Seş- ve Çöz- Fiilleri

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2021, Sayı 52 · Sayfa: 95-132
Bu makalede, seş- fiili ve türevleri ile çöz- fiilinin tarihî Türk dillerinden günümüze kadar, yazılı metinlerdeki kullanım alanı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla; Eski Türkçe, Orta Türkçe, Yeni Türkçe ve Çağdaş Türk dillerinde ilgili fiillerin kullanımı incelenmiştir. Çalışmada, seş- fiilinin türevi olarak şeş-, şiş-, çeş-, çiş-, çiç-, yeş-, yiş-, yiz-, eş- fiillerinin kullanım alanları üzerinde tek tek durulmuştur. Metinlerin zaman aralığı geniş tutularak, bu fiil türevlerinin Türkçenin yazı diline ne zaman katıldığı, tarihsel açıdan nasıl bir değişkenlik gösterdiği araştırılmıştır. Bu fiilin türevleri dışında çöz- fiilinin de Eski Türkçeden günümüze kadarki durumuna ayrıntılı bakılmıştır. Makalenin temel hedefi; seş- ve çöz- fiillerinin eş zamanlı kullanılan aynı anlamı veren iki farklı fiil mi yoksa çöz- fiilinin seş- fiilinden kimi ses olaylarıyla değişen bir fiil mi olduğunu ayırt etmektir. Buna göre ses bilgisel düzlemde gerekli örneklerine ulaşılamayan söz başı s->ç- değişimi tespit edilemediği için bu iki fiilin (seşve çöz- fiillerinin), işlevleri bakımından benzerlik gösteren birbirinden farklı fiil oldukları görülmüştür. Bununla birlikte Eski Türkçede "çöz-, ayır-" anlamlarına gelen başka fiillerin varlığı da bilinmektedir: adır- fiili gibi. Fakat bu çalışmanın odaklandığı nokta, birbirleriyle ses bilgisel ve anlam bilimsel düzlemde ilişki kuran ve birbirinin türevi niteliğinde olan "çöz-" anlamlı fiillerin kullanım alanını incelemektir. Ayrıca asıl fiil olarak belirlenen seş- fiilinden türeyen diğer fiil formlarının hangi ses değişikliklerine uğradığı ortaya konmuştur. Neticede, Türk yazı dillerinde "çöz-" anlamlı, anlaşılabilir ses bilgisi farklılıkları olan fiil ve türevleri ile Türkçenin fiil çeşitliliği örneklendirilmiştir.

Kutb’un Hüsrev ü Şîrîn’inde Oğuzca Özellikler

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2021, Sayı 52 · Sayfa: 11-32
XIII. yüzyıldan itibaren Harezm ve Sirderya'nın aşağı kesimlerinde, kısmen Oğuz (Türkmen) ve Kıpçak yerli ağızlarının etkisi altında ve Karahanlı Türkçesinin devamı niteliğindeki geçiş dönemine "Harezm Türkçesi" denir. Harezm dönemi eserlerinin en belirgin ortak özellikleri Doğu Türkçesi ile birlikte Oğuz-Türkmen ve Kıpçak Türkçesi dil özelliklerini bir arada barındırmasıdır. Karma dil özelliğine sahip Harezm Türkçesiyle yazılmış eserlerden biri de XIV. yüzyılın ilk yarısında, 1340-1342 yılları arasında Kutb tarafından Farsçadan Nizamî'nin aynı adlı eserinden tercüme edilmiş olan Hüsrev ü Şîrîn'dir. Ḫüsrev ü Şîrîn adlı mesnevi, Fars edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Genceli Nizamî tarafından XII. yüzyılda yazılmıştır. Kutb'un Hüsrev ü Şîrîn'i bir Kıpçak Türkü olan Berke Fakih tarafından 1383 yılında istinsah edilmiştir. Bu nüsha, Paris Bibliothèque Nationale'da 312 numara ile kayıtlıdır. Harezm sahasında yazılan eserler arasında Kutb'un Ḫüsrev ü Şîrîn'inin önemli bir yeri vardır. Ḫüsrev ü Şîrîn bir aşk mesnevisidir. Konusu bakımından devrin diğer eserlerinden ayrılmaktadır. Eser üzerinde ilk çalışmayı Ananiasz Zajączkowski yapmıştır. Zajączkowski, 1958 yılında eserin transkripsiyonlu metnini ve tıpkıbasımını, 1961 yılında ise sözlüğünü neşretmiştir. Ḫüsrev ü Şîrîn'in transkripsiyonlu metnini Hacıeminoğlu da yayımlamıştır. Eserin dili hakkında farklı görüşler vardır. Harezm Türkçesinin genel dil özelliklerinin yanı sıra Oğuzca özellikler de taşıdığı dikkati çekmektedir. Bu çalışmada, Ḫüsrev ü Şîrîn'de yer alan Oğuzca ses ve şekil özellikleri incelenmiştir. Hüsrev Şîrîn'de tespit edilen Oğuzca ses ve şekil özellikleri ile söz varlığına dair örnekler, Hacıeminoğlu tarafından yayımlanan metinde geçtiği mısra numaraları verilerek gösterilmiştir.

Yenisey Yazıtlarında İleri Ögeler

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2021, Sayı 52 · Sayfa: 33-70
Yenisey (Tuva ve Hakasya) bölgesi yazıtları, eski Türk yazısıyla taşlara işlenmiş mezar taşı yazıtlarıdır. Eldeki veriler ışığında hangi tarihlerde dikildiği bilinmeyen bu yazıtlar, eski Türk yazısının kullanıldığı diğer yazıt ve el yazmalarından kimi farklılıklar içermektedir. Bu yazıtlarda kullanılan kimi yazı karakterleri, dil bilgisel yapılar, anlamsal çağrışımlar ve bağlam içerisinde geçen sözcükler söz konusu farklılıkları oluşturan kimi unsurlardır. Farklılıklarının yanında eski Türk yazıt ve el yazmaları ortak unsurlar barındırmaktadır. Bu ortaklıklar bağlamında Yenisey bölgesi yazıtlarının söz varlığı açısından incelenmesi, bu yazıtların anlaşılmasında katkılar sunmaktadır. Kimi türemiş sözcüklerin kök biçimlerinin tespiti bu noktada önemli bir konudur. Yazıtların yazarları, türemiş biçimlerini kullandıkları sözcüklerin kök biçimlerinden haberdardılar. Bu tip kök biçimleri bağlam içerisinde yer almayıp türemiş biçimleri bulunan yapılara ileri öge denilmektedir. Bu yazıda Yenisey Yazıtları'nda görülen ileri ögeler tespit edilecektir. Bu tespit, Yenisey Yazıtları'nın diğer yazıt ve el yazmaları ile söz varlığı açısından ortaklık ve bağlantılarının saptanmasına katkılar sunacaktır. Kök biçimlerin saptanması, Yenisey Yazıtları'nın söz varlığı açısından zenginliğini anlamakta önemli bir yere sahiptir. Çalışmada, gövde biçim olarak belirlenen yapılar kök biçime ulaşıncaya kadar yapısal ve anlamsal açıdan çözümlenecektir. Bu çalışma, yazıt ve el yazmalarında sözcük türetiminin, sözcüklerin anlamsal boyutlarının, ses değişim ve gelişimlerinin ve o dönemde Türk dilinin lehçe farklılıklarının anlaşılmasına da katkılar sunacaktır. Ayrıca üzerinde durulan sözcüklerin derin etimolojik açıklamaları yapılmış olacaktır.