228 sonuç bulundu
Yayınlayan Kurumlar
- Türk Dil Kurumu 228
Yazarlar
Anahtar Kelimeler
- söz varlığı 11
- vocabulary 10
- edebiyat 7
- Eski Türkçe 7
- etymology 7
Ahmed Hâdi Maksûdi ve Türkî Nahvi Adlı Eseri Üzerine
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2026, Sayı 62 · Sayfa: 1-30 · DOI: 10.24155/tdk.2026.273
Özet
Tam Metin
Ahmed Hâdi Maksûdi, 1868-1941 yılları arasında Kazan’da yaşamış Türk asıllı bir Türkologdur. Yazar, 73 yıllık yaşamı boyunca alfabe, imla kaideleri, dil ve dil bilgisi öğretimi gibi konular üzerine ve bilhassa Tatar Türk lehçesinin fonetiği, söz dizimi ve söz varlığı ile ilgili birden çok eser kaleme almıştır. Bu eserlerin tümü, Türklük bilimine farklı oranlarda katkı sağlamıştır. Yazarın her bir eseri; içerik, terminoloji ve metodoloji bakımından ele alınmalı, bilhassa dil bilgisi konulu çalışmaları, Türkçenin öğretimine yönelik katkısı bakımından irdelenmelidir. A. H. Maksûdi’nin incelenmesi gereken önemli eserlerinden biri de Türk dilinin söz dizimini konu alan Türkî Nahvi başlıklı dil bilgisi kitabıdır. Eser, bugün Rusya Federasyonu içerisinde yer alan Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’da 1910 yılında yayımlanmıştır. Eserin yazılış amacı, mevcut dönemde ibtidai mektep olarak anılan ilkokulların dördüncü sınıfında okuyan öğrencilere Türkçenin söz dizimini öğretmektir. Bu çalışmanın amacı; Kazan’da yetişmiş önemli bir Türk bilgini olan A. H. Maksûdi’yi ve eserlerini tanıtmak, bilhassa yazarın Türkî Nahvi başlıklı Türkçe söz dizimi kitabını içerik, terminoloji ve öğretim metodu bakımından incelemektir. Bu amaç kapsamında üç ana bölüm üzerine oluşturulan çalışmada, öncelikle yazarın hayatı, eserleri ve edebî kişiliği üzerinde durulmuştur. İkinci bölüm kapsamında, daha önceden transkripsiyon yöntemiyle Latin-Türk alfabesine aktarılan metin üzerinde tarama yöntemi uygulanmış, bu yolla Türkî Nahvi başlıklı eserde kullanıldığı tespit edilen terimlere ve tanımlara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise eserde benimsenen öğretim stratejisi, yöntem ve teknikleri tespit edilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda yazarın dil bilgisi öğretiminde genel olarak formel anlatım yöntemini kullandığı, çözümleme, soru-cevap, tümdengelim, karşılaştırma gibi modern öğretim tekniklerine sıklıkla başvurduğu tespit edilmiştir.
Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi ve Türkmen Türkçesinde Olasılık, Gereklilik ve Olumsuzlama: Kiplik Temelli Bir İnceleme
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2026, Sayı 62 · Sayfa: 31-66 · DOI: 10.24155/tdk.2026.274
Özet
Tam Metin
Kiplik, dil biliminde en çok tartışılan ve farklı şekillerde sınıflandırılan anlam bilimsel kategorilerden biridir. Bununla birlikte kiplik araştırmalarında bilgi kipliği (epistemic modality) ve yükümlülük kipliği (deontic modality) üzerinde genel bir uzlaşı bulunmaktadır. Bundan dolayı makalede kiplik, tanımlama ve sınıflandırma tartışmalarına girmeden bilgi ve yükümlülük kipliği üzerinden incelenmektedir. Bilgi kipliği, konuşmacının önermenin olgusal değerine karşı tutumu ile alakalıdır. Yükümlülük kipliği ise konuşur veya sosyal bir otoritenin eylemin yerine getirilmesine izin vermesi veya eylemin yerine getirilmesini gerekli görmesi ile ilgilidir. Birçok dilde bilgi ve yükümlülük kipliği art zamanlı gelişmeler neticesinde aynı kiplik belirteçleri tarafından işaretlenebilmektedir. Makalede tahmine dayalı olasılık ve izin bildiren Türkiye Türkçesi -(y)Abil- , Azerbaycan Türkçesi -(y)A bil-, Türkmen Türkçesi -p bil- ile çıkarım ve gereklilik işaretleyen ve her üç Türk yazı dilinde bulunan “-mAlI”, bilgi ve yükümlülük kipliği bakımından incelenmiştir. Bu biçimsel benzerliğe rağmen söz konusu kiplik belirteçleri olumsuzlama bakımından dikkat çekici farklar sergilemektedir. Örneğin Azerbaycan Türkçesi -(y) A bil- ve Türkmen Türkçesi -p bil- kiplik belirteçleri sırasıyla -mAyA bilmə- ve -mAn bilme- şeklinde çift olumsuzlama ile kullanılabilir. Üç Türk yazı dili arasında bulunan bu farkların ortaya konması, çalışmanın temel amaçları arasında yer almaktadır. Makalede ilk önce bilgi ve yükümlülük kipliği hakkında genel bilgi verilmiştir. Ardından araştırmaya temel olan çalışma tanıtılmıştır. Devamında Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi ve Türkmen Türkçesindeki söz konusu kiplik belirteçler, kiplik mantığı temelinde olasılık, gereklilik ve olumsuzlama bakımından incelenmiştir.
Kıbrıs Türk Halk Kültürü Araştırmacısı Olarak Oğuz M. Yorgancıoğlu
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2026, Sayı 62 · Sayfa: 67-100 · DOI: 10.24155/tdk.2026.275
Özet
Tam Metin
Bu makalede, Kıbrıslı Türk halk bilimi araştırmacısı ve yazar olan Oğuz M. Yorgancıoğlu’nun (1942-2021) Kıbrıs Türk halk kültürüyle ilgili çalışmalarından hareketle, halk bilimci olarak nasıl bir araştırmacı profiline sahip olduğunu ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Türk halk bilimi çalışmaları hakkında genel bir girişten sonra Yorgancıoğlu’nun kısa yaşam öyküsü verilmiştir. Ardından Yorgancıoğlu’nun sahip olduğu halk bilimci profili, çalışmalarının incelenmesi sonucu tespit edilen dokuz başlık altında ele alınmıştır. Bu başlıklar şöyledir: “Yorgancıoğlu’nun kitapları ve çalışmalarının genel niteliği”, “Folklor Ürünlerine ve Folklor Araştırmalarına Bakışı”, “Kıbrıs Türk Halk Bilimi Çalışmalarındaki Öncülük Rolü”, “Derlediği Ürünler Üzerindeki Çalışmaları ve Alanda Yenilik Arayışları”, “Bilgilerini Güncelleyip Kendini Geliştirme, Mütevazı ve Gerçekçi Olma Özellikleri”, “Kitaplarındaki Dil ve Üslup Özellikleri”, “Araştırmacılığının Yanında Halk Şiiri Formlarında Ürünler de Vermesi”, “Kitaplarında Yoğun Şekilde Görsel Malzeme (Fotoğraf, Resim vb.) Kullanımı” ve “Halk Bilimi Dışındaki Kitapları ve Bu Kitaplara Halk Bilimci Kimliğinin Yansıması”. Bu başlıklar altında aktarılıp tartışılan veriler, çalışmanın “Sonuç” bölümünde topluca değerlendirilmiş ve ulaşılan sonuçlar da maddeler hâlinde sıralanmıştır. Bu sonuçlar çerçevesinde bir halk bilimci olarak Yorgancıoğlu’nun temel amacının, Kıbrıs Türk kültürünün kayıt altına alınıp işlenerek gelecek kuşaklara aktarılması ve böylece her bakımdan varlığını sürdürmesine katkıda bulunma çabası olduğu görülmektedir. Diğer taraftan Yorgancıoğlu’nun kitaplarının, içerdikleri ürün, tespit ve değerlendirmelerin orijinalliği bakımından, Kıbrıs Türk halk kültürü alanında yapılacak çalışmalar için önemli birer veri kaynağı durumunda olduğu sonucuna da ulaşılmıştır.
Jumaqan Küderiulı’nın Ösimdiktanuw (Botanik) İsimli Eserinde Türettiği Terimlerin Yapısı
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2026, Sayı 62 · Sayfa: 101-132 · DOI: 10.24155/tdk.2026.276
Özet
Tam Metin
20. yüzyılın başlarında Kazak aydınları, bilim ve eğitim dilinin millîleştirilmesi amacıyla farklı bilgi alanlarına ait terimlerin Kazak Türkçesinin imkânlarıyla karşılanmasına yönelik önemli çalışmalar yürütmüşlerdir. Alaş hareketinin bilimsel ve pedagojik çizgisi içerisinde yer alan Jumaqan Küderiulı da 1927 yılında yayımlanan Ösimdiktanuw adlı botanik ders kitabında çok sayıda botanik terimi türeterek Kazak bilim dilinin oluşumuna katkı sağlamıştır. Bu çalışma, Küderiulı tarafından Rusça botanik terimlerine karşılık olarak Kazak Türkçesi ile türetilen 300 terimi yapısal özellikleri bakımından incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada terimler; basit (kök) terimler, ekleme yöntemiyle türetilen terimler ve birleştirme yöntemiyle türetilen terimler olmak üzere üç ana grupta değerlendirilmiştir. Birleştirme yöntemiyle türetilen terimler ise iki, üç, dört bileşenden oluşan ve birleşik isim yapısında olan terimler alt başlıklarına ayrılmış; iki, üç ve dört bileşenden oluşan terimler de kendi içinde isim tamlaması ve sıfat tamlaması yapısında olanlar olmak üzere iki alt grupta tasnif edilmiştir. İnceleme sonucunda, terimlerin büyük çoğunluğunun birden fazla sözlüksel unsurun bir araya gelmesiyle kurulan birleştirme yapılar olduğu; bunun yanında Kazak Türkçesinin işlek yapım eklerinden yararlanılarak çok sayıda türemiş terim oluşturulduğu tespit edilmiştir. Basit (kök) terimlerde ise genel dilde kullanılan bazı kelimelerin anlam daralması ve metaforlaşma yoluyla terimleştiği görülmüştür. Ayrıca terimlerin önemli bir bölümünün Türkçe kökenli unsurlardan meydana geldiği, yabancı kökenli unsurların ise Kazak Türkçesinin fonetik ve morfolojik sistemine uyarlanarak kullanıldığı belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, Küderiulı’nın botanik terminolojisini oluştururken Kazak Türkçesinin iç kaynaklarını sistemli biçimde işlettiğini ve millî terim oluşturma anlayışına bağlı kaldığını göstermektedir.
Gafur Gulam’ın Hasan Keyfî Adlı Öyküsünde Yapı ve İzlek
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2026, Sayı 62 · Sayfa: 133-148 · DOI: 10.24155/tdk.2026.277
Özet
Tam Metin
Özbek edebiyatının şiir türündeki en önemli isimlerinden birisi Gafur Gulam’dır. 1903 yılında Taşkent’te doğan Gafur Gulam’ın şiir dışında öykü, kıssa, deneme, makale, fıkra ve eleştiri türünde de eserleri bulunmaktadır. Yazarın öykülerinin birçoğu 1928, 1929 ve 1930 yıllarında yayımlanan 3 ciltlik Mükemmel Eserler Toplamı adlı kitabın içinde yer alır. Kendisine Özbekistan yüksek halk şairi ünvanı verilen Gafur Gulam, eserleri ve ülkesine yaptığı hizmetler sebebiyle çeşitli madalya ve mükâfatlara layık görülmüştür. Birçok makalesi bulunan, çeviri eserlere imza atan ve kendi eserleri de farklı dillere aktarılan Gafur Gulam, bir dönem milletvekilliği de yapmıştır. Ülkesinin önemli kültür ve sanat adamlarından birisi olan Gafur Gulam, 10 Temmuz 1966 tarihinde vefat etmiştir. Bu makalede yazarın Hasan Keyfî adlı öyküsü, bir edebî metni oluşturan yapı unsurları ve izleksel kurgu bağlamında incelenecektir. Çalışma, Gafur Gulam’ın bu öyküsünü yapı ve izleksel kurgu anlamında çözümleyerek onun bu metninden hareketle öykücülüğü ve öyküsünde ele aldığı meseleyi ortaya koymayı amaçlamaktadır. Öykünün izleksel kurgusunun analiz sürecinde, Ramazan Korkmaz’ın “KORA Şeması” yöntemi kullanılacaktır. Bu yöntem, bir metnin derin yapısında yer alan izleklerin, kişilerin yaşadığı dönüşümlerin ve olay örgüsünün temel anlam katmanlarını değerler düzleminde çatıştırarak ortaya çıkarmayı hedefler. Bu çalışma, yazarın adı geçen öyküsünü yapı ve izleksel kurgu açısından irdeleyip bu metin vasıtasıyla topluma vermek istediği mesajı vurgulayarak daha çok şair kimliği ile tanınan Gafur Gulam’ın aynı zamanda Özbek edebiyatının nesir sahasının da önemli isimlerinden birisi olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır.
The Origins of Modern Turkish Cypriot Literature and Its First Novel: Bir Bakış (A Glance)
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2026, Sayı 62 · Sayfa: 149-182 · DOI: 10.24155/tdk.2026.278
Özet
Tam Metin
Written by Muzaffereddin Galib, Bir Bakış (“A Glance”) 1892) is examined as the earliest known Turkish serialized novel published in Cyprus, where “first” functions not as an aesthetic judgment but as an indicator of earliness grounded in publication context and supported by archival materials. Based on a review of extant installments—and supported by tables documenting intrusive narration and recurrent Divanderived diction—the analysis demonstrates that the novel develops a transitional narrative aesthetic shaped by its interventionist narrator, meddah-like tone, and reliance on classical Ottoman literary conventions; the opening Marmara description, with its nesib-like lyricism, parallels Namık Kemal’s Çamlıca passage in İntibah (“The Awakening”) 1873). The work shows affinities with İntibah through its moralizing voice, “love at first sight” motif, and sheltered young male protagonist recalling Ali Bey, while diverging from Sezai’s Sergüzeşt (“Adventure”) 1887) through limited realism, minimal psychological depth, and sparse spatial detail—the brief “ten room, north–south oriented” house description exemplifying early realist experimentation. The fact that Galib, like many Tanzimat novelists, was a journalist underscores a center–periphery parallel, showing that the newspaper-based origins of Ottoman fiction were reproduced in Cyprus. Ultimately, Bir Bakış is significant less for artistic refinement than for marking a foundational stage in the localization of serialized fiction, illuminating the center–periphery circulation of narrative forms and the hybrid character of early Ottoman novelistic modernity.
Özbek Yazar Hojiakbar Shayxov’un Bilim Kurgu Hikâyelerinin İncelenmesi
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2026, Sayı 62 · Sayfa: 183-204 · DOI: 10.24155/tdk.2026.279
Özet
Tam Metin
Hojiakbar Shayxov, hikâyelerinde bilim kurgu unsurlarını yoğun biçimde kullanan bir Özbek yazardır. Taşkentli bir ailenin çocuğu olarak Bolşevik dönemin politikaları nedeniyle Doğu Türkistan’da doğmuş, ailesinin yurda dönüşünün ardından eğitimini Taşkent’te sürdürmüş, Özbekistan Bilimler Akademisi bünyesinde mühendis olarak çalışmıştır. Bu çalışmanın ilk amacı Shayxov’u Türkiye’de tanıtmak, ikinci amacı ise onun bilim kurgu türündeki hikâyelerini kuramsal bir çerçevede incelemektir. Bu kuramsal çerçeve; Todorov’un fantastik anlayışı, Darko Suvin’in bilişsel yabancılaştırma ve novum kavramları, Samuel R. Delany’nin okur merkezli tür yaklaşımı ve Damien Broderick’in epistemik değişim temelli bilim kurgu anlayışı üzerine inşa edilmiştir. Çalışmanın inceleme bölümünde Shayxov’un 1972 yılında yayımladığı hikâye kitabından bilim kurgu unsurlarını açıkça yansıtan altı hikâye seçilmiştir: 7-SER, Tasodifiy Qo‘nish (Tesadüfî İniş), Maydon Panohida (Ring Korumasında), Toshdagi İzlar (Taştaki İzler), G‘aroyib Tushlar (Garip Düşler) ve Kelgindilar (Misafirler). Hikâyeler önce özetlenmiş, ardından kuramsal açıdan çözümlenmiştir. İncelemeler, söz konusu metinlerin doğaüstü belirsizlikler üzerine değil, bilimsel nedensellik ve akılcı açıklamalar üzerine kurulduğunu; bu bakımdan Todorov’un “fantastik”inden ziyade Suvin’in bilim kurgu ölçütleriyle örtüştüğünü ortaya koymaktadır. Bununla birlikte teknolojik yeniliklerin hikâyelerde yalnızca araçsal değil, ahlaki sorgulamaları ön plana çıkaran unsurlar olarak kurgulandığı tespit edilmiştir. Çalışmada Shayxov’un hikâyeleri, Sovyet edebiyatında bilim kurgu, gotik ve fantastik gibi anlatıları kapsayan “fantastika” geleneği çerçevesinde değerlendirilmiştir. “Fantastika” kapsayıcı bir kavram, bilim kurgu ise bu geleneğin bir türü olarak ele alınmıştır.
Savaş Temsilinin Toprak Ana Romanı ile Piyanist Filminde Karşılaştırmalı İncelenmesi
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2026, Sayı 62 · Sayfa: 223-244 · DOI: 10.24155/tdk.2026.281
Özet
Tam Metin
Bu çalışma, Cengiz Aytmatov’un Toprak Ana romanı ile Roman Polanski’nin The Pianist (Piyanist) filmi üzerinden İkinci Dünya Savaşı deneyiminin edebî ve sinematografik temsillerini karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Çalışmanın amacı; savaşın yalnızca cephede yaşanan askerî bir çatışma değil, gündelik yaşamı, toplumsal düzeni, bedensel varoluşu ve etik yargı alanını dönüştüren çok katmanlı bir kırılma olarak anlatılarda nasıl kurulduğunu göstermektir. Analizde öncelikle her iki eserde savaş öncesi dönemin bir “huzur normu” biçiminde inşa edildiği saptanır: Toprak Ana’da bu norm, toprağa dayalı üretim, kolhoz düzeni ve aile içi dayanışma üzerinden; The Pianist’te ise şehirli kültürel yaşam, radyo yayıncılığı ve müzik pratiği üzerinden temsil edilir. Ardından savaş, bu normu bir eşik anında kesintiye uğratan ve geri dönüşsüz biçimde dönüştüren tarihsel bir güç olarak okunur. Savaşın vahşeti özellikle açlık ve sefalet sahneleri üzerinden ele alınır. Bu sahneler, Cathy Caruth’un travmayı gecikmeli ve tekrar eden bir deneyim olarak tanımlayan yaklaşımıyla yorumlanır. “Anlamsız iyimserlik” ise yaklaşan felakete karşı psikolojik bir savunma ve geçici bir sığınak olarak değerlendirilir. Etik alanın dönüşümü bağlamında Primo Levi’nin “gri bölge” kavramı, mağdur ve fail ikiliğinin çözüldüğü ara alanları ortaya koyarken Hannah Arendt’in “normalleşme” ve bireysel ahlaki sorumluluk tartışmaları, şiddetin sıradanlaşması ve yargı yetisinin aşınması sorunlarını derinleştirir. Sonuç olarak çalışma, iki farklı sanat formunun farklı estetik araçlarla benzer travmatik yapıları ürettiğini ve edebiyat ile sinema karşılaştırmasının savaş deneyimini kavramada güçlü bir yöntem sunduğunu ortaya koyar.
Cengiz Aytmatov’un “Cemile” ile Mukay Elebayev’in “Son Bir Gün” Hikâyelerindeki Aşkın Hüviyeti
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2026, Sayı 62 · Sayfa: 205-222 · DOI: 10.24155/tdk.2026.280
Özet
Tam Metin
Cengiz Aytmatov’un “Cemile” adlı ünlü eseri, aşkın emekle iç içe geçtiği bir hikâyedir. Mukay Elebayev’in “Son Bir Gün” hikâyesinde aşkın varlığı, karakterlerin bakış açısı ve kavuşamadan ayrılığa giden süreci görülmektedir. Bu hikâyedeki aşkın yansımasının Cengiz Aytmatov’un “Cemile” hikâyesiyle benzer özellikleri gösterdiğini söylemek mümkündür. Hikâyedeki karakterlerin aşk karşısındaki tutumu, bağlılığı, emek ve çalışma düzeni içindeki yeri iç içe geçmiştir. “Son Bir Gün” eserindeki Saykal ile Kencegul’un “Cemile” hikâyesindeki Cemile ile Danyar karakterleri arasındaki aşkı yaşayışı, hüviyeti benzerlik göstermektedir. Zira anlatımdaki çalışma ve emek, öte yandan karakterlerin tutum ve davranışları aşk ve sevgi bağı ile birbirine bağlantılı ahlaki değerler ışığında titizliği dikkate değerdir. Söz konusu eserlerdeki karakterler üzerinde aşk duygusu, bireyin özündeki hislerin karakterlerindeki değişimin görünür olmasını sağlar. Aşkı tadarak farklı diyarlara giden Cemile ile çalışmaktan başka bir gayesi olmadan didinip duran bir kadın olan Saykal; diğer tarafta savaştan mücadele edip sakatlanmış bir şekilde dönen Danyar ile devlet görevlisi olarak bilgiler toplayan Kencegul’un aşkın içinde var olma çabaları, aşkı yaşayışları söz konusu karakter üzerinde aşkın inşa ediliş hâli değişim göstermektedir. Öte yandan her iki eserde de karakterler aşkın hüviyeti karşısında benliklerinde yaşadıkları değişimlerle farklı bir yola evrilirler. Çalışmada bu iki eserdeki karakterlerin aşkı hissedişi ve savaşın merkezinde hissettiklerini dile getirme biçimleri anlatılmıştır.
Tes ve Tariat Yazıtlarının Türü ve Yazılış Amacı/İşlevi
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2026, Sayı 81 · Sayfa: 63-90 · DOI: 10.32925/tday.2026.144
Özet
Tam Metin
Ötüken Uygur Kağanlığı yaklaşık yüz yıllık hâkimiyeti esnasında Orta Asya’nın siyasi, ticari ve kültürel hayatını derinden etkilemiştir. Uygurlar bu dönemde heykel, şehir ya da mezar gibi pek çok kültür ürünü vücuda getirmiştir. Bu kültür ürünlerinin içinde değerlendirilebilecek yazıtlar da yaratmıştır. Tes, Tariat, Şine Us ve Karabalgasun-I gibi yazıtlarla bozkır kağanlıklarındaki yazıt dikme geleneğini sürdürerek belirli bir medeniyet seviyesini yakaladığını belgelemiştir. Göktürk harfli yazıtlar bulundukları bölge, yaratıldıkları kavim veya çağlara göre farklı başlıklar altında sınıflandırılmıştır. Sınıflandırmada kullanılan ölçütlerden biri de türdür. Tür açısından sınıflandırma Tes ve Tariat yazıtları için de uygulanmış, bunlar kimi araştırmacılar tarafından zafer yazıtları, kimi araştırmacılar tarafından ise sınır taşı yazıtları olarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada Tes ve Tariat yazıtlarının türü ve yazılış amaçları/işlevleri incelenmiştir. Tes ve Tariat yazıtlarının arasında kimi önemli farklar tespit edilmiş; bu farklar ve yazıtların içeriklerinden hareketle söz konusu iki yazıtın aynı türde olmadığı, aynı amaçla/işlevle oluşturulmadığı, bunların zafer ya da sınır taşı yazıtları türünde olmadığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmada Tes Yazıtı’nın Moyen Çor Kağan’ı onurlandırıp kağanlığını tasdik etmek için yaratılan bir “onurlandırma/tasdik etme yazıtı”, Tariat Yazıtı’nın ise yine Moyen Çor Kağan’ın hâkimiyet ve gücünü ifade etmek için yaratılan bir “hâkimiyet/ gövde gösterisi yazıtı” olduğu ileri sürülmüştür.