178 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Atatürk Araştırma Merkezi
  • Son 10 yıl
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Cumhuriyet İstanbul’unda Toplumsal Bir Düzenleme: Ulaşım Araçlarındaki Perdelerin Kaldırılması

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 579-616 · DOI: 10.33419/aamd.1832484
Tam Metin
Osmanlı1Devleti’nde 19. yüzyıldan itibaren kara ve deniz ulaşım ağının giderek genişlemesi, kadınların ulaşım araçlarından ne şekilde yararlanabileceklerine yönelik bir gündeme yol açmıştır. Bu konuda varılan sonuç, ulaşım araçlarında kadınlar için ayrı yerler ayrılması olmuştur. Kadınlarla erkekler bölümünü ayırmak için de genellikle perdeler kullanılmıştır.Bu çözümün yarattığı aksaklıklar çeşitli sıkıntılara neden olmuş ve bu da beraberinde eleştirileri getirmiştir. Buna karşın, söz konusu uygulama Cumhuriyet’in ilanına kadar sürdürülmüştür. Cumhuriyet’in ilanından sonra, İstanbul Polis Müdüriyeti, perdelerin sebep olduğu sağlık gerekçesini öne sürerek 23Aralık 1923’ten itibaren bu uygulamaya son vermiştir. Böylece ulaşım araçlarındaki perdeler kaldırılmış ve kadınların erkeklerle birlikte yolculuk edebilmelerine olanak sağlanmıştır. Bununla birlikte, ayrı seyahat etmek isteyen kadınlar için ulaşım araçlarında özel yerler belirlenmiştir. Söz konusu düzenleme sağlık gerekçesine dayandırılmasına karşın, kamuoyu nezdinde ağırlıklı olarak toplumsal yönüyle değerlendirilmiştir. Bu bağlamda karara yönelik kimi tepkiler oluşup sağlık gerekçesi sorgulanmasına rağmen, genel anlamda karar olumlu karşılanmıştır. Yapılan olumlu değerlendirmelerde, toplumsal alanda birçok açıdan erkekle birlikte hareket eden kadınların, ulaşım araçlarında ayrımcılığa maruz kalmalarının anlamsız olduğu vurgulanmıştır. Bu açıdan söz konusu ayrımcılığın kaldırılmasının toplumsal açıdan bir ilerleme ve hatta bu kararın bir inkılap adımı olduğu belirtilmiştir. Bu süreçte Erzurum milletvekili Ziyaeddin Efendi bir soru önergesi vererek bu kararın gerekçesini öğrenmek istemiştir. Dâhiliye Vekili Ferid Bey, bu önergeyi TBMM’nin 16 Ocak 1924 tarihli oturumunda cevaplayarak düzenlemenin sağlık gerekçesiyle gerçekleştirildiğini ve kendilerinin bu konuda bir emir vermediğini söylemiştir. Buna karşılık Ziyaeddin Efendi sağlık gerekçesini inandırıcı bulmamış, İstanbul Polis Müdüriyetinin yetkisini sorgulamış ve yapılanın yanlış bir yenileşme adımı olduğunu öne sürmüştür. Meclis oturumunda, kendisinin görüşünü destekleyen milletvekilleri bulunduğu gibi kararı olumlu karşılayanlar da olmuştur. Bu tartışmaya rağmen, TBMM’de aksi bir karar alınmadığından perdelerin kaldırılmasına yönelik düzenleme devam ettirilmiştir.

Emniyet Umûm Müdürü Mehmet Cemal Göktan’ın Gözünden Doğu Raporu (1958)

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 739-768 · DOI: 10.33419/aamd.1832593
Tam Metin
Bu makale, 1958 yılında dönemin Emniyet Umûm Müdürü Mehmet Cemal Göktan tarafından hazırlanan Doğu vilayetlerine ilişkin raporu, sosyokültürel tespitler ve güvenlik stratejileri çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Göktan’a ait olan ve ailesi aracılığıyla tarafımıza ulaştırılan yedi sayfadan oluşan bu belge, birbirini tamamlayan gözlem, değerlendirmeler ve önerilerden oluşmaktadır. Rapor, dönemin devlet aklının Doğu bölgesine yönelik bakışını ve müdahale biçimlerini ortaya koyması bakımından, birincil kaynak niteliği taşıyan önemli bir tarihsel dokümandır. Göktan’ın ifadeleri, yalnızca bir emniyet yetkilisinin rutin ziyaret notlarından ibaret olmayıp, aynı zamanda modern Türk devletinin Doğu vilayetlerine dair güvenlik önceliklerini, toplumsal yapı üzerinde öngördüğü müdahale yöntemlerini ve muhtemel dış tehditlere karşı alınması gereken önlemleri içeren kapsamlı bir zihniyet analizini ortaya koymaktadır. Çalışma, söz konusu raporu üç ana eksende ele almaktadır. İlk bölümde, Mehmet Cemal Göktan’ın biyografisi ve bürokratik kariyerine odaklanılmış; ikinci bölümde raporda yer alan yerel gözlemler, dil, din, eğitim ve toplumsal yapı bağlamında değerlendirilmiştir. Bu gözlemler, dönemin modernleşme politikalarıyla ilişkilendirilerek analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde ise raporda dikkat çekilen Türk Emniyet Teşkilatının bölgede yaşadığı sıkıntılar, asayiş sorunları, güvenlik tedbirleri, sınır güvenliği ve dış tehdit algıları üzerinden devletin güvenlik paradigması irdelenmiştir. Araştırmanın kronolojik sınırını 1958 yılı oluşturmaktadır. Yöntem olarak, Göktan’ın kaleme aldığı metnin çözümlemesine dayalı özgün bir belge incelemesi tercih edilmiş; buna ek olarak çalışmada Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri, Celal Bayar Arşivi, Türkiye Büyük Millet Meclisi zabıtları, Resmî Gazete ve çeşitli ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Bu araştırma, Demokrat Parti döneminin son yıllarında Doğu vilayetlerine yönelik güvenlik ve modernleşme anlayışını kavramaya katkı sunmayı ve bölgeye ilişkin sorunların tarihsel kökenlerini gün yüzüne çıkarmayı hedeflemektedir.

Prof. Dr. Mine Erol’un Osmanlı Ve Cumhuriyet Tarihçiliğine Katkıları Üzerine Bir Değerlendirme

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 665-699 · DOI: 10.33419/aamd.1832560
Tam Metin
Bu makalenin amacı, Prof. Dr. Mine Erol’un (1929-2022) yaşamından kesitler eşliğinde Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi tarihçiliğine katkısını değerlendirmektir. Ülkemizde Amerikan mandası meselesini ve Osmanlı Devleti’nin Amerika Birleşik Devletleri Sefiri Alfred Rüstem Bey’in serüvenini ilk çalışan tarihçimiz olan Prof. Dr. Mine Erol’un yayınları Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele dönemlerinde Türk-Amerikan ilişkileri üzerine yoğunlaşmıştır. Prof. Dr. Mine Erol’un aile fertleri büyük dedesinden itibaren yabancı dil ağırlıklı eğitim veren okulları bitirmiştir. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Tarih eğitimi aldıktan sonra Arnavutköy Kız Koleji’nden hâkim olduğu İngilizcenin de etkisiyle Türk-Amerikan ilişkilerini incelemek üzere 1962’de Fulbright ve 1975’te ARIT bursları ile araştırma amaçlı Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi’nde birinci el kaynaklardan çalışma imkânı bulmuştur. Osmanlı Devleti’nin ABD ile yaptığı ticari antlaşmaları da değerlendirmiştir. Bu aşamada I. Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı sefiri olarak görev yapan ve Millî Mücadele Dönemi’nde de Ankara Hükûmeti’nin yanında yer alan Türk dostu Alfred Rüstem’in Türkler lehine izlediği dış politikaya eserlerinde genel olarak yoğunlaşmıştır. Osmanlı Devleti’nde kâğıt paranın tarihini ve detaylı olarak Amerikan mandası konusunu da ilk kez çalışan tarihçimizdir. Bâkir bir alan olan Türk-Amerikan ilişkilerinin farklı dönemleri üzerine pek çok eser veren Prof. Dr. Mine Erol şimdiye kadar çalışılmamıştır. Bu çalışmada, Prof. Dr. Mine Erol’un otobiyografisinden yola çıkarak 1929 ile 2012 yılları arasında yaşamında öne çıkan olaylar ve kişiler incelenmiştir. Ayrıca eser ve makalelerinin analizi yapılıp sonuçlar çıkarılırken tarihsel yöntem kullanılmıştır. Eserleri ve makaleleri öncelikle çağdaşı olup onunla benzer konuları ele alanların çalışmalarıyla birlikte değerlendirilmiştir. Daha sonrasında onun ardından çalışanların alana ne kadar katkı yaptığı ortaya konmuştur.

Cumhuriyet’in İlk Yıllarında İstanbul’daki Okullarda Görülen Salgın Hastalıklar Ve Alınan Tedbirler

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 617-663 · DOI: 10.33419/aamd.1832552
Tam Metin
Cumhuriyet kurulduğunda var olan problem sahalarından biri de sağlıktı. Öyle ki bu alanda altyapı, donanım, personel ve tesis bakımından belirgin bir eksiklik bulunuyordu. Bunun da etkisiyle, çeşitli sebeplerle meydana gelen hastalıklar salgın hâlini alabilmekteydi. Özellikle bu süreçte sıtma, verem (tüberküloz), çiçek, kızamık, kızıl, suçiçeği, boğmaca ve kuşpalazı (difteri) ve trahom gibi bulaşıcı kategorideki birçok salgın hastalık görülmekteydi. Söz konusu salgın hastalıkların, toplumu etkilemenin yanında bilhassa eğitim sürecine de olumsuz yansımaları oluyordu. Salgın dönemlerinde hastalığın yayılmaması için okullarda öğrencileri ve kitle sağlığını korumak maksadıyla çeşitli tedbirler alınmaktaydı. Bu kapsamda okullarda eğitime ara verilmesi, öğretmen ve öğrencilerin salgın ve hastalıklarla ilgili bilgilendirilmesi, temizlik ve hijyen koşullarına riayet edilmesi ile öğrencilere aşı ve sağlık taramalarının yapılması gibi önleyici tedbirler hayata geçirilmişti. Tüm bu süreçler, Maarif Vekâleti, Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekâleti ve Valiliklerin iş birliği ile gerçekleştirilmekteydi. Nitekim bir salgın durumunda ilgili bakanlıkların il müdürlükleri okullarda inceleme yapıyor ve bunun sonucunda başta eğitime ara verilmesi gibi tedbirlerin uygulanmasını öneriyordu. Söz konusu gelişmelerden hareketle bu çalışmada; Cumhuriyet’in ilk yıllarında (1923-1930) İstanbul’daki okullarda görülen salgın ve hastalıklar ile bunlara karşı devletin uygulamaya koyduğu çok yönlü tedbirler incelenmiştir. Böylece salgın durumunun eğitim süreçlerinde ne gibi etkiler oluşturduğunun ve sorunu aşmak için hangi yaklaşımların sergilendiğinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Ayrıca bu konuda eğitim ve sağlık makamlarının iş birliği ve koordinasyonuna da değinilmiştir. Elde edilen bulguların nitel araştırma yöntemi ve doküman analizi ile değerlendirildiği çalışmanın kaynaklarını, başta Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı bünyesindeki Cumhuriyet Arşiv belgeleri olmak üzere konuya ilişkin literatür oluşturmaktadır.

F-104 Uçaklarının Dünya Havacılık Tarihindeki Yeri Ve Önemi

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 769-818 · DOI: 10.33419/aamd.1832604
Tam Metin
Bu makalede, Soğuk Savaş döneminde 1950’li yılların ortalarında ortaya çıkan, ses üstü Mach-2 hızı ile dünya hız rekorunu ve dünya irtifa rekorlarını uzun süre elinde tutan, çok sayıda savaşa katılarak hava muharebelerinde başarılar elde eden ve “İçinde pilot olan füze” olarak nitelendirilen süpersonik bir av-bombardıman ve av-önleme uçağı F-104 ele alınmıştır. F-104 uçakları, 1954 yılında ABD’de ilk uçuşunu yapmış, 1960’lı ve 1970’li yıllarda NATO’nun ve Avrupa’nın nükleer caydırıcı gücünün önemli bir unsuru olmuştur. Bu uçaklar, ABD’nin yanı sıra Türkiye, Almanya, Kanada, Hollanda, İtalya ve Norveç gibi birçok ülke tarafından kullanılmıştır. Bu yıllarda değişik tiplerde toplam 2.579 adet F-104 üretilmiş, kriz ve savaş durumunda Batı’nın kullandığı en önemli savaş uçaklarından biri olmuştur. NATO Karşılıklı Yardım Programı çerçevesinde Türk Hava Kuvvetlerinin de envanterine dâhil olan F-104 uçaklarının ilk partisi, 1963 yılında Mürted Meydanı’nda bulunan 144’üncü Jet Filo Komutanlığında hizmete girmiş, 1963-1996 yılları arası dönemde 433 adet uçak Türk Hava Kuvvetlerinde görev yapmıştır. Böylelikle Türk Hava Kuvvetleri ilk defa radar ve 2 Mach uçuş hızı ile tanışmıştır. Bu makalede, F-104’lerin Tayvan Boğazı Krizi, Berlin Krizi, Vietnam Savaşı, Hindistan-Pakistan Savaşları, Kıbrıs Hava Harekâtı ve Kıbrıs Barış Harekâtı’nda hava muharebesi, av-bombardıman, av-önleme, devriye, refakat ve keşif görevleri icra ederek elde ettiği başarılar açıklanmıştır. 1996 yılında Türk Hava Kuvvetlerinde hizmet dışı bırakılan bu uçaklar, son olarak 2004 yılında İtalya’da envanter dışına çıkarılmıştır. Sonuç olarak; bu makalede F-104 uçaklarının; Soğuk Savaş döneminde Türkiye dâhil birçok NATO ve Avrupa ülkesi tarafından tercih edilme nedenleri, özellikleri, bu dönemde yaşanan Vietnam Savaşı, PakistanHindistan Savaşı ve diğer savaşların sonuçlarına nasıl etki ettiği, kırdığı rekorlar ve dünya havacılık tarihindeki yeri ortaya konmuştur.

Milli Birlik Komitesi İktidarında Dinde Reform Tartışmaları

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 701-738 · DOI: 10.33419/aamd.1832576
Tam Metin
27 Mayıs 1960’da askeri bir darbe ile 1950’den beri devam eden Demokrat Parti iktidarını deviren askerler, Milli Birlik Komitesi adı verilen 38 kişilik bir komite oluşturmuşlardır. Oluşturulan Milli Birlik Komitesi 24 Haziran 1960’da göreve başlamış ve 25 Ekim 1961 tarihine kadar iktidarda kalmıştır. İktidarda bulunduğu yaklaşık on altı aylık dönemde farklı siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel meselelerle uğraşmak zorunda kalan Milli Birlik Komitesi’nin gündemini meşgul eden en önemli başlıklardan biri de dinde reform konusu olmuştur. Oldukça geniş bir sahayı ilgilendiren dinde reform tartışması 27 Mayıs rejiminin ilk dönemlerinde daha çok din dilinin millileşmesine odaklanmış, ezan ve Kur’an’ın Türkçeleştirilmesi üzerinde münakaşalar yaşanmıştır. Dinde reform tartışmalarının içeriği süreç ilerledikçe genişlemiş, İslam’ın şart, ibadet ve kavramlarında değişimi amaçlayan daha radikal bir hal almıştır. İsmini özellikle 1950’lerde kamuoyuna duyurmuş olan Osman Nuri Çerman’ın 1961’in Nisan ayında Milli Birlik Komitesi ve Temsilciler Meclisine sunduğu “Dinde Reform Tasarısı” ile dinde reform tartışması ülke gündeminin en önemli başlıklarından biri haline gelmiştir. Milli Birlik Komitesi özellikle din dilinin millileşmesini destekleyici bir söyleme sahip olsa da zamanla dinde reform taleplerini desteklemekten vazgeçmiştir. Bu çalışma döneme ait anılar, ulusal basına ait gazete ve dergiler ile arşiv belgeleri ışığında öncelikli olarak çok parçalı bir yapı arz eden Milli Birlik Komitesi’nin dinde reform konusuna bakışını ortaya koymaya çalışmaktadır. Sonrasında ise Milli Birlik Komitesi’nin hem ezanın ve Kur’an’ın Türkçeleştirilmesi hem de Osman Nuri Çerman’ın kamuoyunda oldukça ses getiren dinde reform tasarısı karşısında takınmış olduğu tutum değerlendirilmektedir. Çalışmada son olarak ise Milli Birlik Komitesi’nin dinde reform konusundaki tutum değişikliğine yol açan nedenler analiz edilmeye çalışılmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Topraklarında Bir Kadın Sivil Toplum Kuruluşu: Suriye Nisvan Umur-ı Hayriye Cemiyeti

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 111 · Sayfa: 57-90 · DOI: 10.33419/aamd.1699959
Tam Metin
Bu çalışma Birinci Dünya Savaşı’nda IV. Orduya yardım etmek ve kadınların namuslu ve ahlâklı bir şekilde çalışmalarına imkân vermek amacıyla 1915 yılında Şam’da kurulan Suriye Nisvan Umur-ı Hayriye Cemiyeti’nin nizamnâmesi ve dâhili talimatnamesine yer vererek cemiyetin mevcudiyetini ortaya koymak amacını taşımaktadır. Tanzimat Dönemi’yle tam anlamıyla başlayan kadın hakları tartışmaları, II. Meşrutiyet Dönemi’nde zirveye ulaştı. Bu dönemde kadınların sosyalleşmeleri ve çalışma hayatına katılmaları için birçok somut adım atıldı. Kadınlara erkekler karşısında hukuki olarak ilk defa boşanma hakkını veren reformlar da yine bu dönemde yapıldı. Ağustos 1909 tarihinde çıkarılan Cemiyetler Kanunu ile kadınlara da cemiyet ve dernek kurma hakkı verildi. Bundan dolayı 1908’den itibaren sosyal yardım amaçlı birçok kadın cemiyeti kuruldu. Birinci Dünya Savaşı başlayınca erkeğini cepheye gönderen kadınlar, hiç değilse geri hizmetlerde yardımcı olmak amacıyla bir araya gelerek çeşitli cemiyetler oluşturdular. Kurulan kadın cemiyetlerinden biri de IV. Ordu’nun merkezinde faaliyet gösteren Suriye Nisvan Umur-ı Hayriye Cemiyeti idi. Bu çalışmayla hakkında oldukça sınırlı bilgilere sahip olunan Suriye Nisvan Umur-ı Hayriye Cemiyeti’nin kuruluşu, işleyişi ve son derece az bulunan faaliyetleri, bilimsel bir bakış açısıyla gün ışığına çıkarılmıştır. Çalışma meydana getirilirken tarihsel araştırma yöntemi kullanıldı. Bu yöntem uygulanırken elde edilen veriler doküman analizi tekniğiyle tasnif ve tahlil edildi. Bu bağlamda arşiv belgelerinden (Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi), sınırlı da olsa dönemin basınından ve mevcut literatürdeki eserlerden faydalanıldı. Bu şekilde hazırlanan çalışma giriş, bir ana bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Çalışmanın giriş kısmında Türkiye’de kadın hakları meselesi ve kadınların dernekleşme süreci hakkında ana konuya hazırlayıcı bilgilere yer verildi. Ana bölümde ise Suriye Nisvan Umur-ı Hayriye Cemiyeti’nin arşiv belgeleri arasından tespit edilen nizamnamesi ve talimatnamesi ile faaliyetlerine ilişkin bilgiler ortaya koyulmuştur. Bu sayede cemiyetin kurucuları, kurulma amacı ve idari mekanizmasına dair somut verilere ulaşılmıştır. Cemiyetin açmış olduğu hastane, halı imalathanesi ve dikimhane gibi müesseselerle bölge kadınının işsizlik meselesini çözdüğü gibi askerlerin gündelik ve sıhhi ihtiyaçlarının karşılanmasında IV. Ordu’ya cephe gerisinden önemli katkılar sunduğu anlaşılmıştır.

Sevk Ve İskân Sürecinde Bir İstasyon Olarak Konya Vilayeti

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 111 · Sayfa: 91-130 · DOI: 10.33419/aamd.1700037
Tam Metin
Birinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği günlerde cephe gerisinin güvenliği ve ülke genelinde asayişi sağlamak amacıyla alınan tehcir kararı birçok vilayeti etkilemiştir. Bunlar içerisinde Konya, özel bir yere sahiptir. Daha kanun çıkarılıp tehcir başlamadan önce Maraş- Zeytun bölgesindeki isyancı Ermenilerin Konya’da iskân edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu kararın alınmasında vilayet genelinde yaşayan Ermeni sayısının oransal olarak azlığı ve mevcut Konya Ermenilerinin ayrılıkçı faaliyetlere karışmamış olması etkili olmuştur. Diğer taraftan tehcir döneminde Konya vilayeti ulaşım imkânları ve ekonomik kaynakları sayesinde diğer vilayetlerden yönlendirilen Ermeni kafilelerinin toplanma ve dağıtım merkezi hâline gelmiştir. Nitekim 1915 yılının Eylül ve Ekim aylarında Konya’ya sevk edilen Ermenilerin sayısı o kadar artmıştır ki Konya Valisi güvenlik endişeleri taşımaya başlamış ve hükûmetten yardım talep etmiştir. Tehcir edilen Ermenilerin sayısındaki artışa paralel olarak ortaya çıkan sorunlar ve alınan tedbirler neticesinde Konya vilayeti tehcirin panoramasını yansıtan bir yer hâline gelmiştir. Böylece Konya, hem tehcir öncesi Ermenilerin sevki ve yerleştirilmeleri hem de 27 Mayıs 1915 tarihli Kanun sonrası toplanma ve sevk edilmeleri bakımından tehcirin bütün boyutlarının yaşandığı bir vilayet olmuştur. Bu makalede Konya’da Ermeni kafilelerin nasıl toplandığı, toplanma sırasında yaşananlar, vilayet genelinde kafilelerin karşılaştığı sorunlar, vilayetteki idari ve mahalli unsurlarla kafilelerin teması ve ilişkileri; ayrıca meselenin ekonomik boyutu, kısıtlamalar ve ihtida olayları, güvenlik tedbirleri ve tehcirin uygulaması sırasındaki özensizlikler, sağlık sorunları, tehcir sonrası dönüşlerin yansıması gibi tehcir merkezli gelişmeler ele alınmıştır. Daha önce yapılan çalışmalar incelenmiş, literatür taraması yapılmıştır. Yeni belgelerin yayımlandığı ve arşivde bulunan pek çok belgenin de henüz araştırmalarda değerlendirilmediği tespit edilmiştir. Hem daha önce değerlendirilmemiş hem de yeni yayımlanmış belgelerden de yararlanılmak suretiyle tehcirin öncesi, dönemi ve sonrasında Konya’daki gelişmeler ortaya konulmuştur. Bu çalışmanın amacı; Ermeni kafilelerinin hangi yollar ve araçlarla Konya’da nasıl toplandığını belirlemek, toplanma sırasında ortaya çıkan gelişmeleri, vilayet genelinde kafilelerin karşılaştığı sorunları tespit etmektir. Ayrıca vilayetteki merkezî idare ve mahalli unsurlarla kafilelerin teması ve ilişkilerini, ekonomik sorunları, kısıtlamaları ve ihtida olaylarını, güvenlik tedbirlerini ve tehcirin uygulaması sırasındaki özensizlikleri, sağlık sorunlarını ve tehcir sonrası geri dönüşlerin Konya’daki etkileri gibi tehcir merkezli gelişmeleri incelemektir.

The Liman Von Sanders Mission Crısıs: Reactions To The Mission, The Stance Of The Ottoman Empire And Germany (November 1913–January 1914)

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 111 · Sayfa: 1-56 · DOI: 10.33419/aamd.1699281
Tam Metin
This study aims to conduct a comparative analysis of the Ottoman Empire and Germany’s responses to the international reactions triggered by the arrival of the German Military Reform Mission, led by Liman von Sanders, in Istanbul. The research highlights the mission’s significance in reshaping pre-World War I power dynamics between rival blocs-with some diplomats even regarding it as a catalyst for the seeds of war- particularly focusing on its potential to provoke a conflict between Russia and Germany. It examines the factors that compelled Germany to modify the mission, the Ottoman Empire’s resistance to these changes, and ultimately questions whether these adjustments were imposed by Germany on the Ottomans or whether they constituted a strategic maneuver by the Committee of Union and Progress leadership to create political leverage amid diplomatic pressures. The mission emerged following the Ottoman Empire’s request for a fully authorized German military delegation to reorganize its army, which had suffered a decisive collapse in the Balkan Wars. The primary point of contention revolved around Liman von Sanders’ appointment as the commander of the First Army Corps, which lay at the heart of Russia’s objections. This development, perceived as an expansion of Germany’s political and military influence over the Ottomans, provoked strong diplomatic protests from Russia and quickly escalated into an international crisis. Initially, Germany resisted these pressures alongside the Ottoman Empire, but mounting diplomatic tensions eventually forced Berlin to retreat. The Ottomans, too, opposed Germany’s demands for a period before ultimately conceding to the modifications. The study argues that the mission marked a critical turning point not only in the modernization of the Ottoman military but also in the restructuring of Ottoman foreign policy and decision-making mechanisms in alignment with German interests. It demonstrates how power dynamics, diplomatic pressures, and military reform policies became deeply intertwined in Ottoman-German relations. As Germany expanded its military and political influence over the Ottomans during this process, this shift became a key factor influencing the Ottoman Empire’s decision to ally with Germany in World War I. In this regard, the study also seeks to provide a scholarly foundation for debates surrounding Liman von Sanders’ role in the Battle of Gallipoli.

1923-1960 Dönemlerinde Türkiye’den Hacca Gitmek: Politika, Organizasyon Ve Algı

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 111 · Sayfa: 267-308 · DOI: 10.33419/aamd.1700567
Tam Metin
Türkiye’de hac ibadetinin 1923-1960 yılları arasındaki genel durumu, çok partili hayata geçilmesinden sonra hacca gideceklere döviz tahsis kararı, bunun basına ve meclise yansıyan halleri, 1953-1954 yıllarına kadar hacca ilişkin genel bir devlet organizasyonunun olmamasından kaynaklı hacı adaylarının karşılaştıkları güçlükler bu çalışmanın ana kapsamını oluşturmaktadır. 1945 yılında çok partili hayata geçilmesiyle birlikte iktidara talip olmanın beraberinde rekabeti ve halkın taleplerini eğilmeyi de gerekli kılması ve bunun partilerin siyasi söylem ve vaatlerine de yansımasının da etkisiyle bu döneme kadar çeşitli gerekçe ve nedenlerle kesintiye uğramış hac ibadetinin organize bir devlet hizmetine dönüşme süreci de bu çalışmanın ana konuları arasındadır. Süreç değerlendirilmeye çalışılırken devletçe yapılan hac organizasyonunun siyasi, iktisadi, ticari, uluslararası ilişkiler ve salgın hastalıklar gibi birçok duruma bağlı olarak değişkenlik gösterebildiği vurgulanmaya çalışılmıştır. Bu anlamda gerek Osmanlı Devleti’nin dağılmasının bıraktığı hac yollarının güvenliği meselesi gibi sorunlu alanlar, gerekse ulusal ve uluslararası yeni dengelerin organize bir haccın önündeki engelleri oluşturduğuna işaret edilmeye çalışılmıştır. Bu engellere, kuruluş ve kurumsallaşma döneminin ideolojik yaklaşımları, iktisadi şartları ve salgın hastalıklar gibi durumlar da ilave edildiğinde Türkiye’de uzunca bir dönem haccın organizasyonu mümkün olmamıştır. Ayrıca bu dönemde hac hususunda bir devlet organizasyonun yokluğu, hacı adaylarının uğurlanması ya da karşılanması gibi toplu uygulamalara sıcak bakılmaması gibi sebepler dolayısıyla hac ibadetinin genel itibariyle bireyselleştiği gözlemlenmiştir. Bu anlamda Türkiye’de hac uzun bir süre bireysel imkânlar üzerinden ve çoğu kere kaçak yollarla gerçekleşmiştir. Ancak bununla birlikte tek partili yıllar da dâhil olmak üzere Cumhuriyet döneminde resmi bir hac yasağı kararı alınmadığının da ifade edilmesi gerekir. Çok partili yaşama geçilmesinden sonra yaşanan politika değişiminin etkisiyle dinî alanın rahatlatılmasına ilişkin alınan kararlardan hac ibadeti de payına düşeni almıştır. Demokrat Parti’nin (DP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) dönemi laiklik uygulamalarının daralttığı İslami alanın genişletilmesine ilişkin seçim vaatleri ve bunun kitleler üzerindeki etkisi dolayısıyla mevcut iktidar CHP bunun olası siyasi getirisini DP’ye bırakmak istememiş ve hacca gideceklere döviz tahsis kararı başta olmak üzere organize bir hac için çeşitli karar ve uygulamalara imza atmıştır. 1950 yılındaki iktidar değişikliği ile bunların kapsamı genişletilmiş ve bundan sonraki süreç aşamalı bir şekilde haccın devlet denetiminde bir organizasyona dönüşmesi şeklinde gerçekleşmiştir. Hac ibadetinin tarihsel sürecinin Cumhuriyet dönemi henüz gerçek anlamda yazılmadığından alana ilişkin literatür oldukça yetersizdir. Dolayısıyla bu çalışma genel olarak Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet ve Osmanlı arşivleri, dönem basını, meclis tutanakları gibi birincil kaynaklardan faydalanılarak hazırlanmıştır. Bu çalışmanın bundan sonra yapılacak Cumhuriyet dönemi hac uygulamaları ve araştırmalarına kaynak ve fikir sağlaması hedeflenmektedir.