3808 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Tarih Kurumu
  • Belleten
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Osmanlı Devleti’nde Madeni ve Kâğıt Para Kalpazanlığında Yabancıların ve Yabancı Ülkelerin Rolü (1818-1923)

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 296 · Sayfa: 173-200 · DOI: 10.37879/belleten.2019.173
Tam Metin
19.Yüzyıldan 20.yüzyılın ilk çeyreğine kadar, Osmanlı piyasalarında önü alınamayan kalpazanlık faaliyetleri zaman içerisinde daha da derinleşip yaygınlaşarak para piyasasının çözülemeyen ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Genellikle münferit olmaktan ileri geçmemesi gereken kalpazanlığa ilişkin olaylar, iç ve dış siyasi, idari, mali ve iktisadi şartların beslediği ve şekillendirdiği piyasa ortamında, zamanla yaygınlaşarak ülke içinden ve dışından bağlantılarla organize hale gelmiştir. Kalpazanlık, başta İstanbul olmak üzere muhtelif eyalet piyasaları üzerinden beslenen kalpazanlar için ciddi bir kazanç kapısı haline gelmiştir. Bu dönemde kalpazanların ürettikleri kalp madeni ve kâğıt paraların, ülke içinde üretilenlerin yanında önemli bir kısmının, Osmanlı'da ikamet eden ve etmeyen yabancı kalpazanlar tarafından, çeşitli ülkelerde üretilip başta İstanbul olmak üzere muhtelif eyalet piyasalarına sürüldüğü görülür. Kalpazanların idari ve adli kontrolden uzakta kendileri için Osmanlı ülkesine oranla daha az riskli, teknik olarak daha kolay üretim yapabilecekleri ve güvenli buldukları ülkeleri tercih ettikleri söylenebilir. İncelediğimiz dönem içinde kalpazanların bu faaliyetlerini kalkan görevi işleviyle kolaylaştıran iki neden öne çıkmıştır. Bu nedenlerden biri, kalpazanların sahte para imali için seçtikleri ülkelerin Osmanlı parasını taklit edenlerin işlediği suça karşı adeta koruyucu ve teşvik edici sonuçlar doğuran duyarsız politikalarıdır. Diğeri ve en önemlisi ise Osmanlı yönetimi tarafından son iki yüzyıl içinde yabancı ülke vatandaşlarına kapitülasyonlar adı altında verilen ve zamanla teamüllerle artan adlî imtiyazların koruyucu etkisidir.

Mehmed Şerif Paşa’nın Çıldır Valiliği

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 296 · Sayfa: 153-172 · DOI: 10.37879/belleten.2019.153
Tam Metin
Çıldır Eyaleti, Osmanlı Devleti'nin Kafkasya'ya doğru uzanan zorlu coğrafyasında bulunmaktaydı. Rusya ve İran sınırları yakınında bulunan bölge, devletin doğu kanadının güvenliği için önemli bir noktadaydı. Rusya'nın XVIII. yüzyıl başından itibaren gerçekleştirmeye çalıştığı sıcak denizlere ulaşma politikasının bir ayağını da Kafkasya oluşturmaktaydı. Bu bağlamda Balkanlar, Karadeniz ve Güney Kafkasya üzerinden hücuma geçen Rusya'nın denize ulaşma hedefl erinden biri de Anadolu'nun kuzeydoğusuydu. İşte tam da bu bölgede yer alan Çıldır Eyaleti oldukça önemli bir stratejik bölge haline gelmiştir. Rusya, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Osmanlı Devleti'ne karşı giriştiği tüm savaşlarda Karadeniz'in doğusundan Çıldır ve Anadolu üzerine ordular sevk etmiştir. Bu yönüyle Yakınçağ başlarında bölge Osmanlı-Rus savaşlarına sahne olmuştur. III. Selim'in tahta geçtiği 1789 yılında devam eden Osmanlı-Rus Savaşı dolayısıyla Çıldır Eyaleti de saldırıya uğramıştı. Savaştan sonra sınır güvenliğine önem veren III. Selim bölgede bulunan Çıldır Eyaleti'ne dirayetli valiler atamaya gayret etmiştir. III. Selim'in Çıldır valisi olarak görevlendirdiği devlet adamlarından biri de Mehmed Şerif Paşa'dır. Şerif Paşa, Çıldır'ın yanı sıra Trabzon ve Kars valilikleri ile Karadeniz sahilleri seraskerliği de yapmıştır. Bu çalışmada Mehmed Şerif Paşa'nın bölgedeki faaliyetleri dönemin ana kaynakları olan vakayinameler ve arşiv belgeleri ışığında ele alınmıştır.

II. Meşrutiyet Döneminde Akim Kalmış Bir Eğitim Projesi: Medrese-i Aşâir

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 296 · Sayfa: 289-308 · DOI: 10.37879/belleten.2019.289
Tam Metin
Tanzimat'la birlikte yoğun modernizasyon faaliyetlerinin cereyan ettiği bir alan hâline dönüşen Osmanlı eğitim tarihi, günümüz eğitim kurumlarından büyük bir kısmının kuruluşuna tanıklık etmiştir. Tanzimat'la başlayıp II. Abdülhamit döneminde nicelik ve nitelik itibariyle çeşitlenerek artan batı tarzı eğitim kurumlarının yanında, geleneksel eğitim kurumu olan medreselerin de ıslah edilerek çeşitlenmesi, II. Meşrutiyet döneminde gerçekleşebilmiştir. Bu süreçte projelendirilen eğitim kurumlarından büyük bir kısmı hayata geçirilmiş olmasına rağmen, bir kısmı kısa sürede kapanmış, az da olsa hayata geçirilemeden proje aşamasında kalanlar olmuştur. II. Meşrutiyet döneminde medreselerde gerçekleştirilen ıslahatın, gerek yapı, gerekse program itibariyle batı tarzı mektepler modellenerek gerçekleştirildiği müşahede edilmektedir. Bu medreselerden biri de II. Abdülhamit döneminde açılmış olan Aşiret Mektebi örnek alınmak suretiyle projelendirilen, ancak hayata geçirilmesi mümkün olmayan Medrese-i Aşâir'dir. Özel bir amaca yönelik planlanan ve teşkilat yapısı ve programı itibariyle de Aşiret Mektebi'ni çağrıştıran bu medrese, akim kalmış önemli bir proje olarak arşivdeki yerini almıştır. Bu makale, adı geçen medresenin kuruluş amacını, teşkilat yapısını, ders programını ve müfredatını, arşiv belgelerine dayalı olarak ortaya koyan ilk çalışma niteliğindedir.

Edirne’de Bir İngiliz Misyonerlik Cemiyeti: Evangelikalizm, Milenyalizm ve Yahudiler

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 296 · Sayfa: 309-334 · DOI: 10.37879/belleten.2019.309
Tam Metin
British Society for the Propagation of the Gospel among the Jews (BSPGJ) Yahudileri Hıristiyanlığa döndürmek amacıyla 1842'de Londra'da kurulmuş bir İngiliz misyonerlik cemiyetidir. Cemiyet, 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa ve Kuzey Afrika'da açtığı merkezlere 1865'te Edirne'yi de eklemiştir. Tıp ve eğitim hizmeti sunan cemiyet, bu sayede çok sayıda Edirne Yahudisini Hristiyanlığa çevirmiştir. 20. yüzyılın başında Edirne İngiliz Okulu adlı bir eğitim kurumu çatısında faaliyetlerine devam eden cemiyetin kentteki izleri 1. Dünya Savaşı ile beraber ortadan kalkmıştır. Bugün ayakta olmayan Edirne İngiliz Okulu binası, ancak fotoğrafl ardan okunabilen mimarisiyle cemiyetin Osmanlı toplumu ile kurduğu kültürel ilişkiyi tanımlamaya destek olmaktadır. Ele alınan çalışmada, öncelikle BSPGJ ve benzeri Britanya kökenli cemiyetleri Yahudilere yönelten Evangelikalizm inancı üzerinde durulacak, ardından cemiyetin genel tarihi ve Edirne'deki faaliyetleri anlatılacaktır. Ortaya çıkan bilgiler, Britanya kökenli Yahudi misyonlarının İsrail'in kuruluşu ve uluslararası siyasete etkisi çerçevesinde değerlendirildiğinde günümüz Orta Doğu sorununun daha net bir biçimde anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

19. Yüzyılın Son Çeyreğinde Doğu Türkistan’daki Milli Mücadelede Kazak ve Kırgızların Rolü

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 296 · Sayfa: 229-260 · DOI: 10.37879/belleten.2019.229
Tam Metin
19. yüzyılın ikinci yarısında, Rus ve Çin işgali altındaki Türkistan toprakları, tarihinin en zor günlerini yaşamaktaydı. Batı Türkistan'da Özbekler, Kazaklar ve Kırgızlar Rus egemenliğine karşı mücadele verirken, Doğu Türkistan'daki Uygurlar, Dunganlar (Döngen-Huizu) ve diğer Türk ve Müslüman halklar benzer mücadeleyi Çin ordularına karşı yürütmekteydi. Söz konusu dönemde Doğu Türkistan arazisinde emperyalist politikaları gereği Rusya ve İngiltere'nin de faaliyetler yürüttüğü gözlemlenmiştir. Bu makalede, Hokant Hanlığı'ndan Kaşgar'a gelerek Yedişehir Devleti'ni kuran Yakup Bek'in, Doğu Türkistan'da verdiği bağımsızlık mücadelesi ve bu mücadeleye Batı Türkistan arazisinden göç etmek zorunda kalan Kazak ve Kırgız Türklerinin iştiraki, arşiv belgeleri ışığında incelenmeye çalışılacaktır.

Tevhid-i Efkâr Gazetesi Başyazarı Ebuzziya’yı Şark İstiklâl Mahkemesine Götüren Süreç

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 296 · Sayfa: 335-366 · DOI: 10.37879/belleten.2019.335
Tam Metin
Ebuzziya, Cumhuriyet Halk Fırkası - Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ayrışmasının yaşandığı dönemde, Tevhid-i Efkâr gazetesinin sahibi ve başyazarıdır. Muhafazakâr bir aydın olarak, iktidar karşısında muhalefeti desteklemiştir. Radikal inkılâplara karşı bir denge arayışında olmuştur. Cumhuriyet ve Hâkimiyet-i Milliye kavramlarını muhafazakârlığın önünü açacak bir araç olarak görmüştür. Bu kavramlar etrafında laik, müfrit inkılâpçı, liberal olarak tanımladığı kesimlerle tartışmıştır. Ne muhalifl erini tanımlarken, ne de kendi konumunu meşrulaştırmaya çalışırken sığ bir polemikçi üslubunu aşamamıştır. 4 Mart 1925'te çıkarılan Takriri Sükûn Kanunu ardından Şark İstiklal Mahkemesine gönderilmiştir. Uzun yıllar yazı hayatına dönememiştir. Muhafazakâr bir aydın olarak teolojik, felsefi , tarihi arka planı olan kavramları güncelliğin ötesine taşıyamamasının, otoriter iktidar döneminde suskun kalmasında payı olduğu düşünülmektedir.

SAİM SAVAŞ, Sirge Kazası Dikey Boyutta Bir Yerel Tarih Araştırması, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2017, XXIII + 526 s. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 2018, Cilt 82, Sayı 295 · Sayfa: 1191-1194 · DOI: 10.37879/belleten.2018.1191
Tam Metin
Modern tarih yazımı, insana ait olan her şeyin, insanın yapıp ettiklerinin tarihsel süreci etkilediği varsayımından hareket etmektedir. Bir yerel tarih çalışması olan Sirge Kazası Dikey Boyutta Bir Yerel Tarih Araştırması adlı bu araştırma da bu hareket noktasından beslenmekte ve hızla artan yerel tarih çalışmalarının bir parçası olarak bu türden çalışmalara bir katkı sağlamaktadır. Bu katkı bu kitap tanıtım yazısının amacını da ortaya koymaktadır. Sirge Kazası Dikey Boyutta Bir Yerel Tarih Araştırması adlı kitap, ilk olarak bir sempozyum bildirisi olarak kaleme alındığında Sirge merkez olarak ele alınmıştır. Kitap çalışması olarak genişletilme çabası sürecinde Sirge kazası merkez ve bağlı köyler olarak detaylandırılmış olarak Sirge ve yer aldığı bölge, en eski devirlerden günümüze mevcut kaynaklar ışığında dikey boyutta bir yerel tarih araştırması şeklini almıştır.

YASEMİN DEMİRCAN, Osmanlı İdaresinde Limni Adası, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014, s. 359 sayfa. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 2018, Cilt 82, Sayı 295 · Sayfa: 1183-1190 · DOI: 10.37879/belleten.2018.1183
Tam Metin
Lemnos ya da Limnos adıyla bilinen ada, Pers, Atina, Sparta, Roma, Bizans, Venedik-Ceneviz egemenliklerinin ardından 1479 yılında Osmanlı idaresine girmiş ve 453 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Bu kitap, adanın Osmanlı yapılanmasına eklemlenmesini ve Osmanlı sisteminin bir parçası olarak yer alması sürecini, sosyal, ekonomik, idari, askeri ve siyasi açılardan ele alan çok yönlü bir değerlendirmedir. Arşiv kaynaklarına dayalı derin analizler içeren bu eser, Prof. Dr. Yasemin Demircan tarafından literatüre kazandırılmış, uzun bir emeğin ve özverinin ürünü olan bilimsel bir çalışmadır

ALİ YAYCIOGLU, The Partners of the Empire: The Crisis of the Ottoman Order in the Age of Revolutions, 347 pages, bibliography, notes, index. Stanford University Press: Stanford CA, 2016. [Book Review]

Belleten · 2018, Cilt 82, Sayı 295 · Sayfa: 1175-1182 · DOI: 10.37879/belleten.2018.1175
Tam Metin
Ali Yaycioglu, who is an assistant professor at Stanford University, may be regarded as a follower of the trend of the new generation Ottoman historiography in the last decades. Yaycioglu has already proven his competence and originality with recent studies, particularly on the Ottoman provinces. In the Partners of the Empire: The Crisis of the Ottoman Order in the Age of Revolutions, he tries to go beyond the ordinary and exhibits the possibilities of the Ottoman Empire in the context of global age from the eighteenth century to the nineteenth century.

MS 4. Yüzyılda Isauria Eyaleti’nin Siyasal ve İdari Yapısı

Belleten · 2018, Cilt 82, Sayı 295 · Sayfa: 803-828 · DOI: 10.37879/belleten.2018.803
Tam Metin
Antik çağda kuzeyden Lykaonia ve Toros dağları doğudan Kilikia, batıdan ise Pamphylia ile çevrilmiş sahalar Isauria, halkı da Isaurialılar olarak adlandırılmıştır. Arazi yapısı açısından oldukça engebeli bir görünüm sergileyen bölgenin çok az bir bölümü tarımsal faaliyetler için uygun şartlara sahiptir. Bölge, bütün eskiçağ boyunca ama özellikle de Roma döneminde çok sayıda haydutluk faaliyetine sahne olmuş ve isyanlar görülmüştür. Isauria'nın tanımlanan bu durumunun en somut örneğini ise MS 4. yüzyılda görmek mümkündür. Bölge, özellikle söz konusu yüzyılın ikinci yarısında neredeyse her on yılda bir geniş çaplı haydutluk faaliyetleri ve isyanlara sahne olmuştur. Özellikle kıtlık ve açlığa bağlı olarak sık sık ayaklanmış olan Isaurialılar, hemen her defasında Kilikia ve Pamphylia kıyıları ile Lykaonia ovasına saldırmışlardır. Isauria ayaklanmalarına bir önlem olarak eyaletin yönetiminde bir takım değişikliklere gidildiği de anlaşılmaktadır. Nitekim MS 4. yüzyılda bölgede görülen haydutluk faaliyetleri ve isyanların şiddeti ile Roma'nın Isauria'da uyguladığı yönetim ve yöneticilere verilmiş olan yetkiler arasında bir ilişkinin olduğu anlaşılmaktadır. Öyle ki Isauria Eyaleti'nin 4. yüzyılın birinci yarısındaki yöneticileri praeses Isauria unvanı ile sadece sivil yetkiler kullanmışlardır. Ancak aynı yüzyılın ikinci yarısında ise eyalette yaşanan olayların şiddeti ile de bağlantılı olarak askeri yetkilerle güçlendirilmiş comes veya comes et praeses unvanlarını kullandıkları anlaşılmaktadır. Aynı durum Isauria Eyaleti yöneticilerinin seçiminde de kendisini açıkça göstermektedir ki bu bağlamda MS 4. yüzyıl yöneticileri arasında Flavius isimli yöneticilerin sayıca fazlalığı dikkat çekici bir durumdur. Muhtemelen bölgedeki olaylardan kaynaklı hassas durum nedeniyle bu yöneticiler Roma yönetimine yakın olan ve geçmişte başarılı mesleki kariyere sahip insanlar arasından seçilmişlerdir. Özellikle MS 4. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan olayların Isauria eyaletinin askeri önemini son derece artırdığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple Roma yönetimi bölgede sadece kalıcı lejyonlar konuşlandırılmakla kalmamış, Isauria'daki isyanları bastırmak ve haydutlarla etkin bir mücadele yapabilmek için Torosların stratejik noktalarına kaleler ve kuleler inşa ettirmiştir. Bölgenin tanımlanan bu durumunu en iyi özetleyen belge ise Roma'nın askeri ve idari makamlarını gösteren Notitia Dignitatum'dur. Notitia Dignitatum'da yer alan Isauria ile ilgili görseldeki iki mimari yapı büyük ihtimalle iki lejyon karargâhını tanımlarken, Toros dağlarını ayıran çizginin üst tarafındaki beş adet mimari yapı ise bölgedeki kale ve kuleleri işaret etmelidir. Bunlardan ikisi çok büyük ihtimalle Isauria isyanlarının yoğunlaştığı alanın kuzeydoğu sınırında bulunan Nunu (Antiokheia) ile Aşağı Akın kaleleri olmalı ve diğerleri de yakın çevrede aranmalıdır.