123 sonuç bulundu
Maliye Nazırı Musa Safvetî Paşa Hakkında Bir Hiciv ve Tezyif Raporu (1841-1845)
Belgeler · 2026, Cilt XLIII, Sayı 47 · Sayfa: 173-246 · DOI: 10.37879/belgeler.2026.173
Özet
Tam Metin
Bu makale, Tanzimat döneminin tartışılan isimlerinden Maliye Nazırı Musa Safvetî Paşa (1841-1845) hakkında daha önce yayımlanmamış olan bir hiciv ve tezyif raporunu incelemektedir. 1839 yılında Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun ilanıyla oluşan Reşîd Paşa’nın liderliğindeki reform taraftarı Babıali zümresi ile saraya bağlı ve askeri yapıya dayanan muhalif hizip arasındaki güç mücadelesi kapsamında ele alınan Safvetî Paşa, ikinci grubun önde gelen bir şahsiyetidir. Otuz yıla yakın süren kariyeri müddetince kritik vazifeler üstlendiği bilinen paşa hakkındaki görüşler içerisinde dengeli bir biyografik anlatım bulunmamaktadır. Kimi devlet adamları tarafından kendisine methiyeler düzülürken bazı çağdaşlarınca da kasıtlı yolsuzlukların mümessili olarak kabul edilmiştir. Makalenin temelini teşkil eden rapor daha ziyade ikinci görüşün bir örneği olarak Safvetî Paşa’yı gayrimüslim tüccarlarla paralel bir mali yapı kurmak, devletin kaynaklarını kişisel bir zenginleşme aracı olarak kullanmak ve meşru olmayan tekeller vasıtasıyla hazinenin içini boşaltmakla suçlamıştır. Rapor, Paşa’nın kaime kurunu manipüle etmekten Reşîd Paşa ile irtibatı olan bazı bürokratları azlettirerek yerlerine kendi müntesiplerini ikame etmeye, ordu müteahhitleriyle yapılan mukavelenamelerde yolsuzluk yapmaya ve ziraat sisteminin gelişimini önlemeye kadar çok sayıda faaliyetine yer vermiştir. Siyasi maksatlarla yazılan rapor, Tanzimat maliyesinin köklü sorunlarını, mali enstrümanların suistimale açık olan potansiyelini ve bürokratik sürtüşmelerin kurumsal mekanizmanın işleyişine tesirini göstermesi bakımından ehemmiyeti haizdir. Bu çerçevede bu makale arşiv belgeleri, yerli ve yabancı literatür aracılığıyla örneğine nadir rastlanan raporun muhtevasını deşifre edebilmek, farklı nüshalarını mukayeseli bir yöntemle translitere etmek ve asıllarıyla birlikte neşretmek amacıyla kaleme alınmıştır.
Çukurova Âyânları V: Hasanpaşazâde Ahmet Bey III
Belgeler · 2026, Cilt XLIII, Sayı 47 · Sayfa: 1-172 · DOI: 10.37879/belgeler.2026.1
Özet
Tam Metin
Çukurova tarihinde 1750-1850 tarihleri arasında önemli rol oynamış olan Karslızâdeler ve daha sonraki adıyla Hasanpaşazâdeler ile ilgili belge serisine Türk Tarih Kurumu Belgeler Dergisi’nde Ahmet Bey III isimli bu makalemiz ile devam ediyoruz. Böylece bir taraftan bölge tarihine hizmet ederken, bir taraftan da Osmanlı Türk tarihinin karanlık yönlerini aydınlatmaya çalışıyoruz.
Ahmet Bey ile ilgili olarak daha önceki yayınlarımızda bazı bilgiler sunmuştuk. Ahmet Bey, Adana Beylerbeyi Hasan Paşa’nın torunu; Üzeyir sancakbeyi Abdullah Paşa’nın oğludur. 1793-1811 yılları arasında birçok defa Adana mütesellimliği yapmış, Adana, Tarsus, Sis ve Tevâbii Mukataasını kardeşi Mehmet Bey ve babasının amcası oğlu Mustafa Bey ile birlikte yönetmiştir. Ölümünden sonra kardeşi Mehmet Bey ve daha sonra oğlu III. Hacı Ali Bey Adana mütesellimi olmuştur.
Ahmet Bey ile ilgili belgeler incelendiğinde Ahmet Bey’in mütesellim olarak Adana’nın tek hâkimi olduğunu görmekteyiz. 1811 yılında eceliyle öldüğünde birçok mukataanın sahibi olduğu gibi şehirde satın aldığı mülklerle de şehrin en zenginlerinden birisi konumundaydı. Öldüğünde yerine kardeşi Mehmet Bey’in geçmesi için atılan adımlar, bütün ulema ve sulehanın toplanıp kadı efendiye gelmesi ve İstanbul’dan berat gelmeden göreve başlatılması tam bir diplomasi zaferidir.
İngiliz Diplomatik Arşiv Belgelerinde Kütahya Mültecileri Krizi (1850-1851)
Belgeler · 2026, Cilt XLIII, Sayı 47 · Sayfa: 247-400 · DOI: 10.37879/belgeler.2026.247
Özet
Tam Metin
Bu çalışma, FO 424 serisi İngiliz diplomatik arşiv belgelerine dayanarak, 1850-1851 yıllarında Kütahya’ya yerleştirilen ve ikametleri denetim altında tutulan Macar ve Leh mülteciler meselesini belge temelli ve analitik bir yaklaşımla incelemektedir. Mültecilerin Osmanlı Devleti’ne sığınmasıyla başlayan süreç, Avusturya ve Rusya’nın güvenlik kaygılarıyla temellendirilen ve önemli siyasal sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyan ısrarlı iade talepleri doğrultusunda kısa sürede çok aktörlü ve karmaşık bir uluslararası krize dönüşmüştür. Bu bağlamda Babıâli, geleneksel dönemde padişahın şahsi himaye ve takdir yetkisine dayanan iltica uygulamasını, Tanzimat sonrasında şekillenen hukuki gerekçelendirme, diplomatik müzakere ve devlet egemenliğinin uluslararası hukuk çerçevesinde savunulması esaslarına dayalı kurumsal bir devlet pratiğiyle yeniden tanımlayarak söz konusu talepleri kesin biçimde reddetmiş; böylece hem Osmanlı Devleti’nin egemenlik haklarını hem de uluslararası hukuk bağlamında üstlendiği ilkesel sorumlulukları koruma yönündeki iradesini açık biçimde ortaya koymuştur. Çalışma, İngiltere’nin krizin seyrine yönelik diplomatik yönlendirme çabalarını, insani ve stratejik unsurları bir arada barındıran diplomatik yaklaşımını ve Osmanlı Devleti’nin uluslararası konumunu güçlendirmeye yönelik destekleyici tutumunu, Avusturya’nın baskıcı, güvenlik odaklı ve zorlayıcı politikalarıyla karşılaştırmalı biçimde analiz etmektedir. Ayrıca, merkezin taşra üzerindeki idari, güvenlik ve denetim mekanizmalarını Kütahya örneği üzerinden inceleyerek, kriz yönetiminin yalnızca uluslararası arenada değil, Osmanlı taşrasında uygulanan idari pratikler üzerinden de nasıl şekillendiğini göstermektedir. Arşiv belgeleri, 1851 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin müdahil olmasıyla meselenin transatlantik bir boyut kazandığını ve Babıâli’ye önemli bir diplomatik manevra alanı sağlayarak çözüm sürecini hızlandırdığını ortaya koymaktadır. Mültecilerin 1 Eylül 1851’de tahliye edilmesi, Osmanlı Devleti’nin uluslararası baskılara rağmen egemenlik temelli ve tutarlı bir idari - diplomatik tutum sergilediğini göstermektedir. Bu yönüyle Kütahya örneği, diplomasi, uluslararası hukuk ve taşra yönetimi kesişiminde özgün bir kriz yönetimi modeli sunmaktadır.
VI. Leo’nun Taktika İsimli Eserindeki Deniz Harbine Dair Bölümünün Tercümesi, Notlandırılması ve Değerlendirilmesi
Belgeler · 2025, Cilt XLI, Sayı 45 · Sayfa: 1-64 · DOI: 10.37879/belgeler.2025.1
Özet
Tam Metin
Büyük olasılıkla muharebe meydanına hiç ayak basmamış olsa da Bizans İmparatoru VI. Leo (Bilge, ὁ Σοφός) (886-912) antik çağdan kalan ve savaşa dair pek çok teknik bilgi içeren ciltlerce ilmî eseri inceleyip hülâsa ederek subaylarına askerleri savaşa ne şekilde hazırlayacaklarını ve onları seferlerde ve harp meydanında nasıl konuşlandıracaklarını anlatan bir çalışma hazırlamıştı. Ortaya çıkan bu yapıt yaygın bilinen adıyla Taktika (τακτικά) idi. Bir mukaddimeyle başlayan ve hâtimeyle sonlanan 20 nizamnameden (bölümden) meydana gelen eser, Sarazenlere/Sarasinlere (Σαρακηνοί) ve deniz savaşına ayrılan bölüm haricinde daha önceki devirlerin ehemmiyet arz eden yazarlarına ait çalışmaların uyarlamaları ile farklı sözcükler kullanılmak suretiyle yapılan tefsirlerinden müteşekkildir. Bilge olarak da isimlendirilen mezkûr imparatorun hüküm sürdüğü yıllar Sarazenlerle yapılan mücadeleler bağlamında su coğrafyasında birçok hareketliliğin yaşandığı bir devir olmuştur. Taktika isimli eserin Deniz Savaşlarına Dair (περὶ ναυμαχίας) [Nizamname XIX] bölümü her ne kadar savaş taktiği üzerine yazılmışsa dahi basit bir şekilde, olması veyahut olmaması gerekenleri belirtmek yerine bir şey yapılırsa ya da yapılmazsa nasıl sonuçlanabileceğine değindiğinden hem bir rehber hem de bir siyasetname/nasihatname özelliği taşımaktadır. Bu çalışmada Taktika isimli eserin Deniz Savaşlarına Dair bölümünün Türkçeye tercümesi yapılarak ilgili kısmın izaha muhtaç hususları notlarla açıklanmış ve VI. Leo’nun sunduğu malumat Ortaçağ’daki diğer kaynak eserlerin sunduğu bilgilerle mukayese edilip modern dokümanlardan da istifade edilerek denizcilik tarihine ilgi duyanlar için değerlendirilmiştir.
Son Mısır Hidivi II. Abbas Hilmi Paşa’nın (1874-1944), Evelyn Cromer’ın İddiaları ve İngiltere’nin Mısır Politikaları Karşısında Yazdığı Eseri Üzerine Bir İnceleme
Belgeler · 2025, Cilt XLI, Sayı 45 · Sayfa: 93-185 · DOI: 10.37879/belgeler.2025.93
Özet
Tam Metin
Bu çalışma, Mısır’da Britanya başkonsolosu olarak 1883’te Londra Hükûmeti tarafından görevlendirilen ve bu pozisyonunu 1907 yılına kadar kesintisiz sürdüren Evelyn Baring Cromer tarafından 1908’de yayınlanan “Modern Egypt” adlı eserden sonra Mısır’ın Hıdivi II. Abbas hakkında yazılan ve 1915’te basılan “Abbas II” adlı kitaptaki iddialara karşı II. Abbas Hilmi Paşa’nın 1929 yılında yayınladığı “A few words on the Anglo-Egyptian Settlement” başlıklı kitabın tercümesi ve değerlendirmesi ile ilgilidir.
Lord Cromer’ın yazdığı kitaplarla politikaları ve icraatlarını öne çıkaran tutumu yanında Hidivlik makamını, Mısırlı bürokratları ve Mısır halkını yer yer kritik eden ve İngilizler dışında Mısır Hükûmeti’nde çalışanları ölçüsüz bir şekilde yeren yaklaşımı karşısında II. Abbas Hilmi Paşa da kendi zaviyesinden bir eser yazarak adeta savunmasını yapmıştır. Aynı zamanda II. Abbas Hilmi Paşa, Londra’nın Mısır’da yeni bir politika uygulayacağına dair uluslararası alanda yeni sinyaller verdiği bir sırada kaleme aldığı bu eseriyle dikkatleri üzerine çekmek istemiştir. Yazar bu şekildeki girişimiyle bir yandan kendi devrinin bir savunmasını yaparken bir yandan da Mısır’ın yeni sürecinde rol alma umutlarını ortaya koymuş oldu.
Abbas Hilmi Paşa’nın söz konusu eseri kaleme almasının temel amaçlarından birisi de Mısır’ın yönetiminde hak sahibi olduğunu ifade etmeye çalışmasıdır. Mısır’ın kaderini tayin etme anlaşmaları gündemde iken yazdığı “A few words on the Anglo-Egyptian Settlement” eseri tarafımızdan “İngiliz-Mısır Antlaşması Üzerine Birkaç Söz” başlığı ile tercüme edilmiştir. Abbas Hilmi bu eseriyle hem Londra’ya hem de Kahire’ye dolaylı mesajlar vermeye çalışmıştır. Bu anlayışla, Osmanlı devri unvanı olan Paşa sıfatını kullanmadan yazan müellif eserdeki unvanını “Mısır’ın 23 Yıllık Hidivi Abbas Hilmi II” olarak kaydetmiştir.
Râmi Mehmed Paşa Tarafından Acem Şahına Gönderilen Mektup
Belgeler · 2025, Cilt XLI, Sayı 45 · Sayfa: 65-92 · DOI: 10.37879/belgeler.2025.65
Özet
Tam Metin
Osmanlı dönemi edebiyatında sanatlı düz yazı tarzında kaleme alınan ve bir kitap içerisinde toplanan münşeat mecmuaları edebî bakımdan ehemmiyet arz ettiği gibi tarihi kaynak değeri de taşımaktadır. Nitekim tarih incelemeleri açısından önemli kaynak malzemesi ihtiva eden bu eserler Osmanlı tarih ve diplomasisinde siyasî ve idarî mahiyetteki muhtelif resmî yazıyı içermesi bakımından da mühimdir. Muhteva ve tertip tarzı açısından belirli bir döneme işaret eden diplomatik bir evrak olarak kabul edeceğimiz bir vesika da kalemiyyeden yetişmiş gayet zeki ve kurnaz bir bürokrat olan Râmi Mehmed Paşa tarafından Acem Şahı Hüseyin’e gönderilmiştir. Oldukça ağdalı bir dil kullanılarak kaleme alınan bu mektup genel olarak merkezden uzak bölgelerde bilhassa Basra dolaylarında isyan ederek uzun süre kargaşa ortamına zemin hazırlayan bazı aşiretlerin durumu ve işgal altındaki yerlerin tekrar geri alınarak bölgede güvenliğin yeniden tesis edilmesini ihtiva etmektedir. Söz konusu üzerinde çalıştığımız mektubun sureti Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi Koleksiyonu nr. 3375’te “Muʿâhedât ve Münşeât ve Mukarrerât” ismiyle kayıtlı yazmanın 99b-102b varakları arasında yer almaktadır.
Bu çalışmada, öncelikle Osmanlı-İran ilişkileri açısından önemli olan ve tarihî kaynak değeri taşıyan Râmi Mehmed Efendi’nin mektubunun daha iyi anlaşılması için XVIII. yüzyıl başlarında İran ile münasebet ve Basra çevresindeki duruma kısaca temas edildikten sonra zikredilen nâme değerlendirilecek ve daha sonra transkripsiyonu verilecektir.
1730 İsyanı Kaynaklarına Dair Bir Katkı: Yeni Bir Nüsha Işığında Çelebizâde İsmaîl Âsım Efendi’nin Târîhçe’si Üzerine Değerlendirmeler
Belgeler · 2025, Cilt XLII, Sayı 46 · Sayfa: 1-142 · DOI: 10.37879/belgeler.2025.186
Özet
Tam Metin
Patrona Halil idaresinde ortaya çıkan 1730 İsyanı, devrin siyasi dengelerini etkileyen önemli bir tarihî hadisedir. Bu isyan, dönemin toplumsal ve siyasal yapısında köklü değişikliklere yol açarken, Osmanlı tarih yazımında da dikkatle incelenen olaylardan biri olmuştur. Farklı kaynaklar ve kronikler; isyanın nedenleri, süreci ve sonuçları hakkında çeşitli bilgiler sunmuş ve tarihçiler tarafından değişik yönleriyle ele alınmıştır. Öyle ki 1730 İsyanı’nın tarihî önemi göz önünde bulundurulduğunda, bu dönemi belgeleyen yazma eserler, hem olayların doğrudan tanıkları olan kişilerin bakış açılarını anlamak hem de tarih yazımında eksik kalan noktaları aydınlatmak açısından büyük bir değer taşımaktadır.
Bu makale, 1730 İsyanı üzerine yapılmış çalışmalara yeni bir katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Berlin Devlet Kütüphanesi’nde Diez A quart. 73-3 numarasıyla kayıtlı olan bir yazma eser bu çalışmanın odak noktasıdır. Söz konusu eser, Belgrad Üniversitesi Svetozar Marković Kütüphanesi’nde kayıtlı olan ve Çelebizâde İsmaîl Âsım Efendi’ye ait olduğu tespit edilen Târîhçe’nin daha kapsamlı ve geniş bir versiyonu olarak karşımıza çıkmakta, isyanın çeşitli yönlerine dair önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Sonuç olarak bu çalışma, söz konusu yazmanın tanıtımını, dönemin diğer kronikleriyle karşılaştırmasını ve çeviri yazısını sunmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, eserin isyanla ilgili tarihî literatüre sağlayabileceği katkılar ele alınacak ve bu yeni verilerin isyanın daha ayrıntılı anlaşılmasına nasıl yardımcı olabileceği değerlendirilecektir.
1732 ve 1777 Yıllarına Ait Tımar ve Zeamet Kanunları
Belgeler · 2024, Cilt XL, Sayı 44 · Sayfa: 1-32 · DOI: 10.37879/belgeler.2024.231
Özet
Tam Metin
Osmanlı Devleti’nin ziraî, iktisadî, askerî ve idarî yapısına etki eden tımar sisteminin kuruluşu, devletin kuruluş yıllarına kadar geriye gitse de sistemin mükemmel işleyişi ancak 16. yüzyıl sonlarına kadar devam etmiştir. Devlet, sahip olduğu toprakların büyük kısmında uyguladığı bu sistem ile vergilerini toplamış, askerî birlikler oluşturmuş, bu birliklerle fetihler yapmış ve sınırlarını genişletmiştir. Ne var ki bu sistem ateşli silahların savaşlarda kullanılmaya başlaması, savaşların uzun sürmesi, paranın değer kaybetmesi gibi birçok nedenle bozulmaya başlamıştır. Bu bozulmanın nedenlerine ve sistemin nasıl düzeltilebileceğine dair 17. yüzyılda bazı kitap ve risaleler yazılmıştır. Devlet, tımar arazilerinin gelirlerinden hakkıyla istifade edemediğini görünce dirlikleri hazineye dahil edip mukataa olarak iltizama vermeye ve gelirlerini toplamaya başlamıştır. 18. yüzyıla ait tımar yoklama kayıtlarının ve tımar sistemine dair birtakım kanun ve nizamnamelerin yayınlanmış olması, tımar sisteminin Anadolu’da ve Rumeli’de tam olarak ortadan kalkmadığını göstermektedir. Sistemde görülen bozuklukları düzeltmeye yönelik 1791 ve 1792 yıllarında çıkarılan iki kanun mevcut olup bunlar tam metin olarak yayınlanmıştır. Ele aldığımız bu çalışmada ise 1732 ve 1777 yıllarında tımar ve zeamete dair yayınlanan kanunların muhtevalarına değinilmiş ve bu kanunların tam metinleri verilmiştir. Bunun yanında 1732, 1777, 1791 ve 1792 yıllarında tımar sistemi ile ilgili çıkarılan kanunların birbirine benzeyen ve birbirinden ayrılan yönleri üzerinde durulmuştur. Çıkarılan dört kanunnamede bazı farklılıklar bulunsa da bunların büyük oranda birbirine benzediği görülmüştür. Alaybeylerinin ehil, doğru, dirayetli, askerin işlerini bilen ve yürütebilecek kişiler arasından seçilmesi kanunlarda üzerinde durulan hususlar arasındadır. Bunun yanında alaybeylerinden, hak eden kişiler için eski kanunlara riayet ederek arzlar yapması beklenmektedir. Tımarlı sipahilerden ise sefer zamanında alaybeyi bayrağı altında, barış zamanında ise tımarlarında bulunmaları isteniyordu.
Lord Evelyn Baring Cromer’ın Abbas II Adlı Eserinin Değerlendirmesi ve Tercümesi
Belgeler · 2024, Cilt XL, Sayı 44 · Sayfa: 33-118 · DOI: 10.37879/belgeler.2024.233
Özet
Tam Metin
Bu çalışma, Mısır’da İngiliz başkonsolosu ve İngiliz temsilcisi olarak 1883’te tayin edilen ve bu görevini 1907 yılına kadar aralıksız olarak devam ettiren Evelyn Baring Cromer ya da meşhur ismiyle Lord Cromer tarafından yazılan bir eserle ilgilidir. Cromer’ın Mısır’ın son Hidivi Abbas Hilmi Paşa hakkında yazdığı ve 1915’te yayınladığı “Abbas II” adlı kitabı o sırada çok ilgi gördü. Bu makale bu eserin değerlendirmesi ve tercümesi ile ilgilidir. Bu eser Lord Cromer’ın Mısır’daki görevinden emekli olmasından yaklaşık sekiz yıl sonra yayınlanmıştır.
Kitapta Lord Cromer, Abbas Hilmi Paşa’nın yaşamı ve iktidarda olduğu dönemde Mısır’ın siyasi ve sosyal koşullarını ayrıntılı olarak anlatmayı amaçlamıştır. Kitap, II. Abbas’ın çalışma ekibi, yakınları ve hükümet yetkilileriyle olan ilişkilerinden Mısır’ın ekonomisini ve eğitim sistemini modernize etme çabalarına kadar çok çeşitli konuları içermektedir.
Kitapta Hidiv yanında onun İngiliz danışmanları ve yetkili kişilerle ilişkileri, Mısır ekonomisi ve eğitim sistemini modernize etme girişimleri de değerlendirilmiştir. Mısır’ın çeyrek asırlık bir zamanında ve ülkenin karmaşık siyasi yapısında yön bulma çabaları dâhil olmak üzere çok çeşitli konular ele alınmıştır. Kitap İngiliz işgali sırasında Mısır’ın karşı karşıya olduğu sorunlarla alakalı kıymetli bilgiler sunmaktadır.
I. Erzurum Antlaşmasının (1823) Meclis-i Mükâleme Mazbatası
Belgeler · 2024, Cilt XXXIX, Sayı 43 · Sayfa: 1-14 · DOI: 10.37879/belgeler.2024.1
Özet
Tam Metin
XIX. yüzyılın başından itibaren sınır, ticaret ve aşiretler gibi meseleler dolayısıyla anlaşmazlıklar yaşayan Osmanlı ve İran devletleri, 1820 yılının sonundan itibaren bu anlaşmazlıkları silahlı mücadeleyle çözme yoluna gitti. İran Devleti’nin Veliaht Şehzadesi Abbas Mirza’nın Kars ve Bayezid sınırından Osmanlı topraklarına gerçekleştirdiği saldırılar, iki ülkeyi kaçınılmaz bir savaşa itti. Yaklaşık üç yıl devam eden savaş, Şark ve Bağdat cephelerinde cereyan etti. Büyük oranda Osmanlı ve İran devletlerinin sınır hattında konargöçer olarak yaşayan Kürt aşiretlerinin kimin tebaası olduğu noktasında uzlaşamayan iki devleti tam barışa sevk eden gelişmeler ise, 1823 yılından itibaren başladı. İran’dan gelen elçiler, Osmanlı Devleti’ni, yapılacak barış antlaşmasıyla sorunların çözümüne ikna etmek ve savaş hâline son vermek için çabaladılar. Elçilerin masaya çekmeyi başardığı Osmanlı Devleti’nde antlaşma müzakerelerini yürütmek için Erzurum Valisi Rauf Paşa görevlendirildi. İran ise müzakereler için Muhammed Ali Aştiyani’yi tayin etti. İki devlet arasındaki savaşı bitiren ve barışı tesis eden 1823 I. Erzurum Antlaşması’nın maddelerini oluşturacak metnin müzakereleri, Erzurum’daki valilik sarayında 22 Temmuz 1823 tarihinde gerçekleşti ve görüşmeler neticesinde anlaşmaya varılan hususların maddeler hâline getirilmesine karar verildi. Bu çalışmada, Osmanlı ve İran devletlerini savaşa götüren süreç; savaş, iki ülke arasında barış için başlayan diplomatik çabalar ve müzakereler esnasında yaşanan tartışmalara yer veren bilgiler sunulduktan sonra, mükâleme mazbatasının transkripsiyonuna yer verilecektir.