10 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Höyük
  • Bu yıl
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Erken Tunç Çağı’nda Kültepe-Kaniş Yerleşiminin Batı Sınırı Üzerine Bir Değerlendirme

Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 19-42 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.019
Kültepe (eski Kaniş), Kayseri il merkezinin 20 km kuzeydoğusunda, Erciyes Dağı’nın kuzeyinde uzanan ve Sarımsaklı Çayı tarafından sulanan verimli bir ovada yer almaktadır. Kaniş Höyüğü ve Aşağı Şehir olmak üzere iki bölümden oluşan yerleşimin çapı yaklaşık 2,5 km’dir. Bu boyutlarıyla sadece Anadolu’nun değil aynı zamanda eski Yakın Doğu’nun da en büyük Tunç Çağı kentlerinden biridir. Kültepe-Kaniş’te 1948 yılından bu yana sürdürülen kazı çalışmaları, arkeoloji dünyasına eşsiz eserler kazandırmış ve önemli keşiflere yol açmıştır. Doğal ve tarihi yolların kesiştiği merkezi ve stratejik konumu, onu MÖ 2. binyılın ilk çeyreğinde, diğer bir ifadeyle Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda Anadolu’nun en güçlü kent merkezlerinden biri hâline getirmiştir. Bu avantajlı konumu, şüphesiz kentin sadece MÖ 2. binyılda değil, aynı zamanda MÖ 3. binyılda da Anadolu, Mezopotamya ve Suriye arasında uluslararası bir ticaret ve sanat merkezine dönüşmesinde etkin bir rol oynamıştır. Bugüne kadar yapılan Erken Tunç Çağı araştırmaları, anıtsal kamu binalarının bulunduğu höyüğün merkezi kısmına odaklanmış ancak iskân sahasının ne kadar bir alana yayıldığı ve özel meskenlerin olup olmadığı sorusu henüz yanıtlanmamıştır. Bu sorulara cevap bulmak amacıyla son yıllarda höyüğün kuzeyinde ve batı yamacında bir dizi kazı gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma, batı yamacı kazılarına odaklanmakta ve 2020-2021 yılı kazıları ışığında Erken Tunç Çağı yerleşiminin yayılım alanını ve kentin gelişim sürecini analiz etmektedir.

Van Ayanis Urartu Kent Sitadelindeki Tanrı Haldi Tapınak Kompleksi Kuzey Mekânları: Bir Ön Değerlendirme

Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 43-64 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.043
Doğu Anadolu’nun yüksek yaylalarını ve dağlarını kendilerine yurt edinen Urartu Krallığı, en parlak dönemini MÖ 7. yüzyılda yaşamıştır. Argişti oğlu Rusa’nın bu parlak sürecinde gerçekleştirilen imar faaliyetlerinden en önemlilerinden biri de Ayanis Kalesi/Kenti’dir. Ayanis’te 1989 yılından bu yana kesintisiz olarak sürdürülen kazı çalışmalarında birçok yapı grubu açığa çıkarılmıştır. Bu yapı grupları arasında en önemlisi ve en dikkat çekicisi kuşkusuz baş tanrıları Haldi’ye ithaf edilmiş olan Tapınak Kompleksi’dir. Tapınak Kompleksi’ni oluşturan tapınak avlusu, cella, podyumlu salon, tapınak depo odaları ve kuzey mekânlar içerisinde kazısı tamamlanmamış tek alan kuzey mekânlardır. 1997-1998 kazı sezonunda bir kısmı kazılan bu mekânların kazısı tamamlanmadan tekrar üzerleri kapatılmıştır. Tapınak avlusunda gerçekleştirilen arkeolojik kazılar sonucunda, avlunun batı duvarında herhangi bir kapı girişine rastlanılmamıştır. Dolayısıyla tapınak avlusu ile söz konusu avlunun batısında bulunan evsel mekânların tapınak avlusuna doğrudan bir bağlantısı tespit edilememiştir. Kuzey mekânlarda sürdürülen kazı çalışmaları, bu bağlantıya ışık tutacak niteliktedir. 2020 yılında yeni dönem kazılarıyla birlikte yaklaşık olarak 350 metrekarelik bir alanı kapsayan bu bölümde kazılara yeniden başlanmıştır. Anıtsal boyutları ile dikkati çeken bu mekânlardaki kazılar, önümüzdeki sezonlarda da devam edecektir. Kuzey mekânların işlevine yönelik yapılan çalışmalarla birlikte bu mekân diziliminin en batısında yer alan bölümde, evsel mekânlarla ilintili olması muhtemel bazı ipuçları yakalanmıştır. “Kuzey mekânlar” olarak tanımladığımız bu mekân diziliminin kazıları devam etmekte olup bu yayında söz konusu alanın buluntularıyla birlikte bir ön değerlendirmesi yapılmıştır.

Early Evidence for Prehistoric Weaving in Inner Western Anatolia: The Case of Ekşi Höyük

Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 1-18 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.001
Ekşi Höyük is a Neolithic settlement located in the Upper Büyük Menderes Basin (Inner West Anatolia). Excavations that began in 2015 provide new data regarding the Neolithization process of the region. The findings indicate that the settlement was continuously occupied from the early 7th millennium BC to the mid-5th millennium BC. This study evaluates the data related to weaving within the context of Phase 4 (ca. 6200–6000/5900 BC) of the mound. The typology, spatial distribution, and potential functions of the 57 clay spindle whorls recovered from this phase have been analyzed. The spindle whorls are classified into three main types: spherical, biconical, and depressed/oval (ellipsoid). Spatial analysis demonstrates that the finds are concentrated particularly within apsidal buildings, suggesting that weaving held a significant place in household production. In contrast, it is observed that different production activities are more prominent in quadrangular structures. Finds such as weights, awls, needles, and possible shuttles serve as additional indicators supporting textile activities. Furthermore, it is suggested that clay figurines with painted clothing descriptions from Ekşi Höyük and Hacılar Höyük may indicate the symbolic aspects of weaving.

Beycesultan Bizans Dönemi’ne Dair Yeni Veriler ve Şarap İşliği

Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 175-192 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.175
Batı Anadolu’nun önemli höyük yerleşimlerinden biri olan Beycesultan Höyüğü’nde, 1954-1959 yılları arasında Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsü tarafından yürütülen kazılarda Bizans Dönemi’ne ait tabakalar açığa çıkarılmıştır. Üç evreli olduğu belirtilen bu tabakalara ilişkin ayrıntılı bir yayın bugüne kadar yapılmamıştır. Önceki çalışmalarda, 6. yüzyıla tarihlenen bir kilisenin varlığından söz edilmiş; 7-9. yüzyıllarda Arap akınlarının bölgede yarattığı siyasal ve toplumsal istikrarsızlık sonucunda Beycesultan’daki yerleşimin önemini yitirdiği ileri sürülmüştür. Bu değerlendirmelere dayanarak 10. ve 11. yüzyıllarda Beycesultan’da tahkimli bir Bizans yerleşiminin var olduğu da ileri sürülmüştür. 2007 yılında başlatılan yeni dönem kazılarında, yerleşimin Batı Konisi üzerinde 9-11. yüzyıllara tarihlenen, üç evreli Bizans Dönemi tabakaları ortaya çıkarılmıştır. Bu tabakalarda herhangi bir kurumsal yapıya rastlanmamış; buna karşılık çok odalı sivil mimari yapılar ile bunlarla ilişkili sırlı ve sırsız seramikler, cam, metal, fildişi ve kemikten yapılmış çok sayıda küçük buluntu ele geçirilmiştir. İlk ve yeni dönem kazılarının sonuçları doğrultusunda, höyüğün Doğu Konisi üzerinde Bizans Dönemi’ne ait bir yerleşimin bulunmadığı görüşü uzun süre kabul görmüştür. Yerleşimin Doğu Konisi’nin güney yamacında 2020-2021 yıllarında başlatılan kazı çalışmaları ise bu görüşün yeniden değerlendirilmesini gerekli kılan önemli veriler ortaya koymuştur. Bu çalışmalar, söz konusu alanın en erken 6. yüzyılda bir işlik alanı olarak kullanıldığını, uzun bir aradan sonra 10. ve 11. yüzyıllarda da aynı işlevini sürdürdüğünü göstermektedir. Yerleşimin güney eteklerinde konumlanan bu işlik alanının, Menderes Nehri’nin sağladığı su kaynaklarından yararlanmak amacıyla bu noktada kurulmuş olması kuvvetle muhtemeldir. Özellikle 6. yüzyıla tarihlenen şarap işliği, bölgede günümüzde de önemini koruyan bağcılık geleneğinin erken bir örneğini temsil etmektedir.

Çarhın (Arbalet) Tarihsel Gelişim Süreci ve Kubadabad Sarayı Kazısında Bulunan Bir Çarh Somunu ve Ucu Üzerine

Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 215-228 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.215
Ok ve yayın, dünya savaş tarihinin en erken ve en uzun süreli kullanılan silahlarından olduğunu söylemek mümkündür. Bu basit ama etkili savaş aletindeki en küçük yenilik, savaşların seyrine doğrudan tesir etmiştir. Bu yenilikler aletin üzerindeki parçaların revizyonu veya kullanıcıya avantaj sağlayacak yeni bir atış tekniği şeklinde olabilirdi. Yaylardaki en büyük değişim kundaklı yayların keşfiyle başlamaktadır. Arapçada kavs el-yad (el yayı), kavs el-ricl (ayak yayı), Farsçada ise çarh isimleriyle anılan bu yeni öldürücü silah, klasik yaylara göre daha ağır okları daha uzak mesafelere atabilecek sisteme sahipti. Batı literatüründe “Tatar Yayı”, “arbalet” isimleriyle bilinen silahın ilk kez Çin coğrafyasında kullanıldığı kabul edilmektedir. Batılı kaynaklar, 14. yüzyıldan önce İslam dünyasında çarhın bilinmediğini söylese de 11. yüzyıldan itibaren bu alandaki harp sanatı kitaplarında çeşitli isimler altında bu silahtan bahsedilmektedir. Çarhın en önemli bölümleri ateşlemenin yapıldığı tetik, tetiğin bağlı olduğu somun, okun oturduğu kundak, ayak takılarak yayı germeye yarayan üzengi ve yaydır. Anadolu’nun Orta Çağı’na ait kazılarda çok sayıda çarh ucu bulunmasına rağmen silahın bütünü veya parçaları ait hiçbir iz bugüne kadar ele geçmemişti. Konya’nın Beyşehir ilçesi sınırları içinde, Beyşehir Gölü’nün batı kıyısında yer alan Anadolu Selçuklu Sarayı Kubadabad, kırk yılı aşkın bir süredir Orta Çağ Türk maddi kültür tarihi ve yaşamının en özgün verilerinin ele geçtiği yer olmuştur. Kubadabad Sarayı kazısında bulunan bir kemik objenin, benzerlerini Avrupa’da gördüğümüz çarhların tetik mekanizmasına ait bir somun olduğu anlaşılmıştır. Obje, Anadolu-Orta Çağ kazılarında bulunan ilk çarh somunu örneğidir. Bu çalışma, Kubadabad kazısında bulunan çarh ucu ve somununu detaylı çizimler eşliğinde tanıtırken, çarhların tarihsel gelişimini ve tiplerini ayrıntılı biçimde ele almaktadır.

Olympos Episkopeion’u Mutfak Mekânı (M11) Kazısında Bulunan Pişirme Kapları

Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 193-214 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.193
Olympos kenti antik dönemde Lykia Bölgesi’nin doğusunda yer alan bir liman kentidir. Günümüzde Antalya ili, Kumluca ilçesine bağlı Yazır Mahallesi sınırları içerisinde bulunmaktadır. Kentin günümüzde hâlen izlenebilen yerleşim dokusu, ağırlıklı olarak MS 5-6. yüzyıllara tarihlenen imar faaliyetleri sırasında şekillenmiştir. MS 6. yüzyıl ortalarında meydana gelen doğal afetler ile bunu izleyen ekonomik ve askerî gerileme süreci ve MS 7. yüzyıl ortalarından itibaren Anadolu’nun özellikle güney kıyılarını etkileyen Arap akınları, kent nüfusunun olumsuz yönde etkilendiğini göstermektedir. Episkopeion (Piskoposluk Sarayı) kentin kuzeyinde konumlanan anıtsal bir dinî komplekstir. Kazı çalışmalarıyla kompleksin inşasına MS 5. yüzyılın ikinci yarısında başlandığı ve son hâlini MS 6. yüzyılın ilk yarısında aldığı tespit edilmiştir. Burada gerçekleştirilen kazı çalışmalarında kompleksin kuzeybatısında bulunan, Mekân 11 (M11) olarak adlandırılan dikdörtgen planlı mekânın mutfak işlevinde kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu çalışmanın konusunu oluşturan mutfak kapları, zemin üzerinde yoğun bir dolgu tabakası içerisinde bulunmuştur. Mutfak kapları işlevlerine göre sebze ve sulu et yemeklerinin hazırlanmasında kullanılan pişirme kapları ile soteleme ve kızartma amacıyla kullanılan kaplar olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. İncelenen parçaların tamamında, uzun süreli kullanıma bağlı yoğun yanık izleri gözlemlenmiştir. Mekân içerisinde pişirme kaplarıyla birlikte bulunan hayvan kemikleri, kent sakinlerinin beslenme alışkanlıklarına ilişkin önemli veriler sunmaktadır. M11 kazısında saptanan tabakalaşmaya göre mutfak kapları MS 6. yüzyıl ile 7. yüzyıl başına tarihlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, söz konusu kapların form repertuvarını tanıtmak ve olası üretim kökenlerine ilişkin değerlendirmeleri ortaya koymaktır.

Karia Khersonesosu Ölü Gömme Gelenekleri Üzerine Yeni Bulgular: Amos Nekropolisi’nden Bir Podyum Mezar

Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 89-120 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.089
Marmaris’in yaklaşık 25 km güneyinde, Asarcık olarak anılan bir tepenin üzerinde yer alan Amos müstahkem bir tepe yerleşimidir. Güncel arkeolojik bulgular kent tarihinin MÖ 10. yüzyıla kadar geriye gittiğini ortaya koymaktadır. Amos, tarihi kayıtlarda ilk kez MÖ 5. yüzyılda görülür. Attika-Delos Deniz Birliği’ne üye olduğu bilinen kentin ismi, MÖ 428 yılı Atina Vergi Listeleri’nde bir kez geçmektedir. MÖ 4. yüzyıldan itibaren Rhodos Peraia’sının bir parçası olan Amos, Rhodos’un sosyo-kültürel ve politik etki alanı içerisine girmiştir. Rhodos Peraia’sının merkezini oluşturan Karia Khersonesosu (Bozburun Yarımadası), bu dönem boyunca kendine özgü bir kültür ortaya koymuştur. En belirgin hâliyle kendini ölü gömme geleneklerinde gösteren bu özgün kültüre ait en güncel veriler 2020’de Amos’ta gerçekleştirilen kazılar ile elde edilmiştir. Amos Nekropolisi’nde bir aile mezarında yürütülen kazılar neticesinde Karia Khersonesosu ölü gömme geleneklerine ait önemli bulgulara ulaşılmıştır. Söz konusu çalışma, burada gerçekleştirilmiş ilk bilimsel mezar kazısı olup, bölgenin ölü gömme geleneklerine dair en somut verileri sunmaktadır. On gömü alanının olduğu mezarda hem kremasyon hem de inhumasyon gömüler bir arada görülmektedir. Kremasyon gömülerde ostothekler ve urne kapları kullanılmıştır. Mezarda ölü hediyesi olarak bırakılan unguentariumların yanı sıra, Kharon geleneğini yansıtan çok sayıda sikke ele geçmiştir. MÖ 3. yüzyılda inşa edilen mezarın MS 3. yüzyıla kadar kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu makale ile sadece Amos’a değil, aynı zamanda Karia Khersonesosu’na ait ölü gömme geleneklerine yeni ve somut bir katkının sağlanması amaçlanmaktadır.

Tatarlı Höyük’te Ele Geçen Kourotrophos Figürinleri

Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 65-88 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.065
Eski Çağ toplumlarının kültür ve sanat anlayışının aydınlatılması bağlamında önemli bir yere sahip olan terrakotta figürinler, kalıp yapım tekniğinin öğrenilmesi ile beraber yaygın bir kullanım hâlini almıştır. Bu eserler kült törenleri dışında gündelik hayatın bir yansıması olarak da kullanım görmüştür. Birbirinden farklı konuların işlendiği ve oldukça geniş sayılabilecek bir repertuvara sahip olan terrakotta figürinleri arasında anne-çocuk birlikteliğini konu alan heykelcikler önemli bir yer tutmaktadır. Prehistorik çağlardan itibaren karşımıza çıkmaya başlayan anne-çocuk tasvirleri, Orta Çağ sanatında da kendisine yer bularak uzun süreli bir kullanım geleneğine işaret etmektedir. Çocuk besleyen/büyüten/bakıcısı anlamlarına gelen kourotrophos aynı zamanda anne-çocuk birlikteliğini konu alan figürinleri tanımlamak için de kullanılmaktadır. Helenistik Dönem’de, ayakta veya oturur şekilde betimlenen ve çocuğu farklı pozisyonlarda taşıyan birbirinden farklı figürinlerin varlığı bilinmektedir. Bu makalede, Ovalık Kilikya’da yer alan Tatarlı Höyük’ün Sitadel kesiminde yapılan kazı çalışmaları sırasında ele geçen kourotrophos figürinleri tanıtılmaktadır. Tatarlı Höyük’ün Helenistik Dönem tabakasında açığa çıkarılan bu figürinler, büyük atölyelerin ürünü olmaktan ziyade taşra üslubu ile ön plana çıkmaktadır. Helenistik Dönem’e tarihlenen kourotrophos figürinleri kendi içinde çocuk taşıyan ve çocuk emziren kadınlar olmak üzere iki tip altında incelenmektedir. Helenistik Dönem’e ait yapı katları içindeki konumu ve stilistik özellikleri bakımından irdelenen buluntular söz konusu dönem içindeki kült uygulamalarına ışık tutmaktadır.

Nysa ad Maeandrum’dan Ele Geçen Geç Antik Çağ Kandilleri

Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 121-154 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.121
Nysa ad Maeandrum’da 2015 yılında Sütunlu Cadde (Cadde 1) ile Cadde 4B kavşağının güneydoğusunda yer alan Doğu Mekânları’nda (DM-1–DM-4) gerçekleştirilen kazılarda 59 tam ve 2503 parça Geç Antik Çağ kandili ele geçmiştir. Bu çalışma, söz konusu kandillerin tipolojik özelliklerini ve bulundukları mekânsal bağlamı değerlendirmektedir. Kandiller, tipolojik açıdan Geç 4. yüzyıldan itibaren bilinen formlarla ilişkili olmakla birlikte, Nysa örnekleri bağlam verilerine göre ağırlıklı olarak MS 6. yüzyıl sonu ile 7. yüzyıl başına tarihlenmektedir. Buluntuların büyük bölümünün DM-3 mekânında tek bir alanda yoğunlaşması ve Sütunlu Cadde üzerindeki in situ kandil askı halkalarıyla birlikte ele alınması, bu mekânın cadde aydınlatmasına yönelik kamusal bir depo olarak kullanılmış olabileceğini göstermektedir. Çalışmada söz konusu durum, MS 7. yüzyıl başında Batı Anadolu’da yaşanan güvenlik sorunları ve hemen ardından gerçekleşen yıkıcı depremler çerçevesinde yorumlamaktadır. Sonuç olarak makalede, Nysa Sütunlu Cadde kazılarında ele geçen Geç Antik Çağ kandilleri üzerinden cadde aydınlatması ve kriz döneminde kamusal alanların işlevsel dönüşümüne ilişkin somut arkeolojik veriler sunulmaktadır.

Güncel Arkeolojik Veriler Işığında Smyrna / İzmir Tiyatrosu

Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 155-174 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.155
Günümüzde İzmir’in Konak ilçesi sınırları içerisinde, Kadifekale ile Kemeraltı arasındaki yamaçta yer alan Smyrna Tiyatrosu ile ilgili ilk bilgilere 17. yüzyıldan itibaren yapı ile ilgili gözlemlerini aktaran seyyah ve araştırmacıların notlarından ulaşılmıştır. Tiyatronun bulunduğu alanda 19. yüzyıldan itibaren yerleşimin başladığı, 20. yüzyıl boyunca da modern konutlar inşa edilerek iskânın devam ettiği bilinmektedir. 2014 yılına kadar süren kamulaştırma çalışmalarının ardından alandaki modern konutlar temizlenmiştir. Bu tarihten itibaren ise Smyrna Antik Kenti Kazı Başkanlığı tarafından, Smyrna Agorası ile birlikte kazı çalışmalarının yürütüldüğü sektörlerden biri de Smyrna Tiyatrosu’dur. Son yıllarda hız kazanan kazı çalışmaları sayesinde kent belleğinde önemli yer tutan anıt yapılardan bir tanesi durumunda olan tiyatro açığa çıkarılmaktadır. Tiyatronun skene ve cavea bölümlerinde sürdürülen çalışmalar ile bir yandan yapının mimari kurgusuna ve stilistik özelliklerine yönelik sonuçlara ulaşılırken, bir yandan da ele geçen heykel, sikke, seramik buluntuları ve epigrafik bulgular sayesinde dönem insanının yaşamına ilişkin veriler elde edilmektedir. Son çalışmaların bir parçası olarak, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’nın da desteğiyle Smyrna Tiyatrosu’nun güney bölümünde, ima ve media cavea’yı ayıran diazoma ile örtüşen plankarelerde dolgu toprağın kaldırılması ve alt tabakalardaki kültür katmanlarının açığa çıkarılmasına yönelik kazılar yürütülmüştür.