6 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Son 1 yıl
  • Osmanlı Devleti
Yayın Yılı
Anahtar Kelimeler

Arşiv Belgeleri Işığında Heimei Maru Japon Gemisi: Esir Türkler İçin Yürütülen Diplomatik Faaliyetler

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1159-1184 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1159
Tam Metin
Bu çalışmada, Türk İstiklal Harbi devam ettiği sırada Sibirya’dan yola çıkan ve 1.000’den fazla Türk esirini taşıyan Heimei Maru adlı Japon gemisine dair yaşananlar, arşiv belgeleri ışığında ele alınmıştır. Heimei Maru gemisindeki kişiler, Birinci Dünya Harbi’nin sona ermesinden sonra esir alınan Türklerden müteşekkildi. Esir Türklerin kurtarılması için başta Osmanlı Devleti olmak üzere, diğer devletler ve uluslararası kurumlar sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu çalışmada, Yunanistan’ın, esirleri çok kötü şartlar altında tuttuğu ve Anadolu işgali sırasında esirler üzerinden diplomatik üstünlük elde etmek için her türlü yola başvurduğu ortaya konulmuştur. Ancak bir müddet sonra, artan baskılar sonucunda Yunanistan, çoğunluğu yaşlılar, kadınlar ve çocuklardan oluşan 400 kişilik bir grubu, İstanbul’a göndermek zorunda kalmıştır. Geride kalan esirler ise İtalya’ya nakledilerek, Asinara Adası’ndaki esir kampında tutulmaya devam edilmişlerdir. Makalede, İtalya’daki esir kampındaki şartların oldukça kötü olduğu ve İtalya Hükûmeti’nin, esirlerin ihtiyaçları konusunda gerekli özeni göstermediği üzerinde durulmuştur. Ekonomik çöküntü içerisinde olan Türk Hükûmeti’nin, bu zor şartlar altında bile esir Türklerin masraflarını karşılama konusundaki çabalarına dikkat çekilmiştir. Esir Türklerin, İstanbul’a getirtilmeleri için her türlü diplomatik yolun denenmesine rağmen Yunan yönetiminin, sert tutumu sebebiyle esirler, uzun bir dönem boyunca esaret altında kalmışlardır. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti ve Milletler Cemiyeti yetkililerinin yoğun uğraşları sonucunda Haziran 1922’de esir Türkler İstanbul’a dönebilmişlerdir.

19. Yüzyılın Son Çeyreğinde Ermenofil İngiliz Yardım Cemiyetleri

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1109-1158 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1109
Tam Metin
Ermenofil İngiliz yardım cemiyetleri, 1895 yılında Anadolu’da vuku bulan olaylar sonrasında yardıma muhtaç binlerce Ermeni bulunduğu beyanıyla teşkilatlanmaya başladı. Londra, Cambridge, Maidstone, Manchester, İskoçya, İrlanda ve Galler gibi merkezlerde kurulan bu cemiyetler, sistematik yardım kampanyaları başlattı, konserler ve toplantılar organize etti. Ermeni Meselesi’yle ilgili farkındalık yaratmak, görev bilinci oluşturmak, İngiliz kamuoyunu bilinçlendirmek amacıyla harita, broşür, dergi ve birçok eser neşretti. Öncelikli faaliyet alanları olan Vilâyât-ı Şarkiye’de İngiliz konsoloslukları ve Amerikan misyonerlerinin gözetiminde çalışmalar başlattı, komiteler oluşturdu. İlk aşamada yardımlar Ermenilerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelikti, ardından yardımlar temel ihtiyaçların ötesine geçerek sanayi projelerine yönlendirildi, destekler sürdürüldü. Bu çalışma, Ermeni Meselesine yönelik İngiliz toplumunun yaklaşımını ve yardım girişimlerini ele alırken bu süreçteki politik ve sosyal dinamikleri analiz etmekte, yardımların toplanma ve dağıtım sürecine dair bir inceleme sunmaktadır. Cemiyetlerin, Ermeni nüfusuna yönelik yardım faaliyetleri, İngiliz konsolosları ve Amerikan misyonerlerinin yardımları organize etme sürecindeki rolleri ve bu yardımların hem yerel hem de uluslararası düzeyde yarattığı etkiler üzerinde durulmaktadır. Yardımların insani boyutunun yanı sıra İngiltere’nin dış politikasına etkisi ile Ermeni Meselesi’nin derinleşmesindeki rolü ve önemi incelenmiştir. Çalışmanın ana kaynaklarını Osmanlı arşiv vesikaları, İngiliz arşiv vesikaları ve dönemin gazeteleri oluşturmaktadır.

Son Mısır Hidivi II. Abbas Hilmi Paşa’nın (1874-1944), Evelyn Cromer’ın İddiaları ve İngiltere’nin Mısır Politikaları Karşısında Yazdığı Eseri Üzerine Bir İnceleme

Belgeler · 2025, Cilt XLI, Sayı 45 · Sayfa: 93-185 · DOI: 10.37879/belgeler.2025.93
Tam Metin
Bu çalışma, Mısır’da Britanya başkonsolosu olarak 1883’te Londra Hükûmeti tarafından görevlendirilen ve bu pozisyonunu 1907 yılına kadar kesintisiz sürdüren Evelyn Baring Cromer tarafından 1908’de yayınlanan “Modern Egypt” adlı eserden sonra Mısır’ın Hıdivi II. Abbas hakkında yazılan ve 1915’te basılan “Abbas II” adlı kitaptaki iddialara karşı II. Abbas Hilmi Paşa’nın 1929 yılında yayınladığı “A few words on the Anglo-Egyptian Settlement” başlıklı kitabın tercümesi ve değerlendirmesi ile ilgilidir. Lord Cromer’ın yazdığı kitaplarla politikaları ve icraatlarını öne çıkaran tutumu yanında Hidivlik makamını, Mısırlı bürokratları ve Mısır halkını yer yer kritik eden ve İngilizler dışında Mısır Hükûmeti’nde çalışanları ölçüsüz bir şekilde yeren yaklaşımı karşısında II. Abbas Hilmi Paşa da kendi zaviyesinden bir eser yazarak adeta savunmasını yapmıştır. Aynı zamanda II. Abbas Hilmi Paşa, Londra’nın Mısır’da yeni bir politika uygulayacağına dair uluslararası alanda yeni sinyaller verdiği bir sırada kaleme aldığı bu eseriyle dikkatleri üzerine çekmek istemiştir. Yazar bu şekildeki girişimiyle bir yandan kendi devrinin bir savunmasını yaparken bir yandan da Mısır’ın yeni sürecinde rol alma umutlarını ortaya koymuş oldu. Abbas Hilmi Paşa’nın söz konusu eseri kaleme almasının temel amaçlarından birisi de Mısır’ın yönetiminde hak sahibi olduğunu ifade etmeye çalışmasıdır. Mısır’ın kaderini tayin etme anlaşmaları gündemde iken yazdığı “A few words on the Anglo-Egyptian Settlement” eseri tarafımızdan “İngiliz-Mısır Antlaşması Üzerine Birkaç Söz” başlığı ile tercüme edilmiştir. Abbas Hilmi bu eseriyle hem Londra’ya hem de Kahire’ye dolaylı mesajlar vermeye çalışmıştır. Bu anlayışla, Osmanlı devri unvanı olan Paşa sıfatını kullanmadan yazan müellif eserdeki unvanını “Mısır’ın 23 Yıllık Hidivi Abbas Hilmi II” olarak kaydetmiştir.

The Liman Von Sanders Mission Crısıs: Reactions To The Mission, The Stance Of The Ottoman Empire And Germany (November 1913–January 1914)

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 111 · Sayfa: 1-56 · DOI: 10.33419/aamd.1699281
Tam Metin
This study aims to conduct a comparative analysis of the Ottoman Empire and Germany’s responses to the international reactions triggered by the arrival of the German Military Reform Mission, led by Liman von Sanders, in Istanbul. The research highlights the mission’s significance in reshaping pre-World War I power dynamics between rival blocs-with some diplomats even regarding it as a catalyst for the seeds of war- particularly focusing on its potential to provoke a conflict between Russia and Germany. It examines the factors that compelled Germany to modify the mission, the Ottoman Empire’s resistance to these changes, and ultimately questions whether these adjustments were imposed by Germany on the Ottomans or whether they constituted a strategic maneuver by the Committee of Union and Progress leadership to create political leverage amid diplomatic pressures. The mission emerged following the Ottoman Empire’s request for a fully authorized German military delegation to reorganize its army, which had suffered a decisive collapse in the Balkan Wars. The primary point of contention revolved around Liman von Sanders’ appointment as the commander of the First Army Corps, which lay at the heart of Russia’s objections. This development, perceived as an expansion of Germany’s political and military influence over the Ottomans, provoked strong diplomatic protests from Russia and quickly escalated into an international crisis. Initially, Germany resisted these pressures alongside the Ottoman Empire, but mounting diplomatic tensions eventually forced Berlin to retreat. The Ottomans, too, opposed Germany’s demands for a period before ultimately conceding to the modifications. The study argues that the mission marked a critical turning point not only in the modernization of the Ottoman military but also in the restructuring of Ottoman foreign policy and decision-making mechanisms in alignment with German interests. It demonstrates how power dynamics, diplomatic pressures, and military reform policies became deeply intertwined in Ottoman-German relations. As Germany expanded its military and political influence over the Ottomans during this process, this shift became a key factor influencing the Ottoman Empire’s decision to ally with Germany in World War I. In this regard, the study also seeks to provide a scholarly foundation for debates surrounding Liman von Sanders’ role in the Battle of Gallipoli.

17. ve 18. Yüzyıllarda İstanköy Adası’nda Ekonomi ve Ticaret

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 314 · Sayfa: 223-264 · DOI: 10.37879/belleten.2025.223
Tam Metin
İstanköy Adası tarih boyunca, coğrafî konumu ve korunaklı limanıyla ön plana çıkmıştır. Ada, Mısır-Rodos-İzmir denizyolunun üzerinde yer almaktadır. Anadolu kıyısında Bodrum’a da çok yakındır. Adada ticaretin kalbi Narence Limanı’dır. Limanın korunaklı bir yapısı vardır. Bundan dolayı liman, bölgede seyrüsefer eden gemiler için önemli bir sığınak yeri olagelmiştir. Osmanlı Devleti idaresinde limanın ve genel olarak adanın ticari işletmesi, Gümrük-i İskele-i Narence ve Tevâbii Mukātaası adıyla yapılandırılmıştır. Narence Limanı’na giriş-çıkış yapan ürünlerin gümrük vergisi ve adadaki her türlü vergi bu mukātaa tarafından tahsil ediliyordu. Mukātaaya ait rakamlar, İstanköy Adası’nın ekonomik ve ticari durumu hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Dolayısıyla bu araştırmanın ilk bölümünde, İstanköy Mukātaası’nın, 17. ve 18. yüzyıllardaki mali yapısı gözden geçirilmiştir. Böylece, ada ekonomisinin büyüklüğü ve karakteri hakkında genel bir kanaat oluşturulmaya çalışılmıştır. Sınırlı ziraî toprağa sahip adada, hububat tarımının yeteri kadar gelişmediği açıktır. Buna karşılık bağcılık ve bahçecilik yaygındır. Adada yetiştirilen limon ve turunç gibi narenciye ürünlerinin en büyük alıcısı, Osmanlı saray mutfağıdır (Matbah-ı Âmire). Tarımın yanı sıra adada, canlı bir ticari hayatın olduğunu söylemek mümkündür. Araştırmada, adanın ve Narence Limanı’nın ticari işlevine ve önemine dair de bazı bilgiler verilmektedir. Araştırmanın temel kaynakları, Osmanlı Arşivindeki defter ve belgelerden oluşmaktadır. İlaveten, bazı Osmanlı kroniklerinden ve adayı ziyaret eden yerli ve yabancı seyyahların anlatımlarından da istifade edilmiştir.

1730 İsyanı Kaynaklarına Dair Bir Katkı: Yeni Bir Nüsha Işığında Çelebizâde İsmaîl Âsım Efendi’nin Târîhçe’si Üzerine Değerlendirmeler

Belgeler · 2025, Cilt XLII, Sayı 46 · Sayfa: 1-142 · DOI: 10.37879/belgeler.2025.186
Tam Metin
Patrona Halil idaresinde ortaya çıkan 1730 İsyanı, devrin siyasi dengelerini etkileyen önemli bir tarihî hadisedir. Bu isyan, dönemin toplumsal ve siyasal yapısında köklü değişikliklere yol açarken, Osmanlı tarih yazımında da dikkatle incelenen olaylardan biri olmuştur. Farklı kaynaklar ve kronikler; isyanın nedenleri, süreci ve sonuçları hakkında çeşitli bilgiler sunmuş ve tarihçiler tarafından değişik yönleriyle ele alınmıştır. Öyle ki 1730 İsyanı’nın tarihî önemi göz önünde bulundurulduğunda, bu dönemi belgeleyen yazma eserler, hem olayların doğrudan tanıkları olan kişilerin bakış açılarını anlamak hem de tarih yazımında eksik kalan noktaları aydınlatmak açısından büyük bir değer taşımaktadır. Bu makale, 1730 İsyanı üzerine yapılmış çalışmalara yeni bir katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Berlin Devlet Kütüphanesi’nde Diez A quart. 73-3 numarasıyla kayıtlı olan bir yazma eser bu çalışmanın odak noktasıdır. Söz konusu eser, Belgrad Üniversitesi Svetozar Marković Kütüphanesi’nde kayıtlı olan ve Çelebizâde İsmaîl Âsım Efendi’ye ait olduğu tespit edilen Târîhçe’nin daha kapsamlı ve geniş bir versiyonu olarak karşımıza çıkmakta, isyanın çeşitli yönlerine dair önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Sonuç olarak bu çalışma, söz konusu yazmanın tanıtımını, dönemin diğer kronikleriyle karşılaştırmasını ve çeviri yazısını sunmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, eserin isyanla ilgili tarihî literatüre sağlayabileceği katkılar ele alınacak ve bu yeni verilerin isyanın daha ayrıntılı anlaşılmasına nasıl yardımcı olabileceği değerlendirilecektir.