6 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Tarih Kurumu
  • Türkiye Selçukluları
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Anahtar Kelimeler

Çarhın (Arbalet) Tarihsel Gelişim Süreci ve Kubadabad Sarayı Kazısında Bulunan Bir Çarh Somunu ve Ucu Üzerine

Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 215-228 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.215
Tam Metin
Ok ve yayın, dünya savaş tarihinin en erken ve en uzun süreli kullanılan silahlarından olduğunu söylemek mümkündür. Bu basit ama etkili savaş aletindeki en küçük yenilik, savaşların seyrine doğrudan tesir etmiştir. Bu yenilikler aletin üzerindeki parçaların revizyonu veya kullanıcıya avantaj sağlayacak yeni bir atış tekniği şeklinde olabilirdi. Yaylardaki en büyük değişim kundaklı yayların keşfiyle başlamaktadır. Arapçada kavs el-yad (el yayı), kavs el-ricl (ayak yayı), Farsçada ise çarh isimleriyle anılan bu yeni öldürücü silah, klasik yaylara göre daha ağır okları daha uzak mesafelere atabilecek sisteme sahipti. Batı literatüründe “Tatar Yayı”, “arbalet” isimleriyle bilinen silahın ilk kez Çin coğrafyasında kullanıldığı kabul edilmektedir. Batılı kaynaklar, 14. yüzyıldan önce İslam dünyasında çarhın bilinmediğini söylese de 11. yüzyıldan itibaren bu alandaki harp sanatı kitaplarında çeşitli isimler altında bu silahtan bahsedilmektedir. Çarhın en önemli bölümleri ateşlemenin yapıldığı tetik, tetiğin bağlı olduğu somun, okun oturduğu kundak, ayak takılarak yayı germeye yarayan üzengi ve yaydır. Anadolu’nun Orta Çağı’na ait kazılarda çok sayıda çarh ucu bulunmasına rağmen silahın bütünü veya parçaları ait hiçbir iz bugüne kadar ele geçmemişti. Konya’nın Beyşehir ilçesi sınırları içinde, Beyşehir Gölü’nün batı kıyısında yer alan Anadolu Selçuklu Sarayı Kubadabad, kırk yılı aşkın bir süredir Orta Çağ Türk maddi kültür tarihi ve yaşamının en özgün verilerinin ele geçtiği yer olmuştur. Kubadabad Sarayı kazısında bulunan bir kemik objenin, benzerlerini Avrupa’da gördüğümüz çarhların tetik mekanizmasına ait bir somun olduğu anlaşılmıştır. Obje, Anadolu-Orta Çağ kazılarında bulunan ilk çarh somunu örneğidir. Bu çalışma, Kubadabad kazısında bulunan çarh ucu ve somununu detaylı çizimler eşliğinde tanıtırken, çarhların tarihsel gelişimini ve tiplerini ayrıntılı biçimde ele almaktadır.

Türkiye Selçuklu Devleti’ne Tâbi‘ Devletler ve Tâbiiyet Hukuku Üzerine Bir Değerlendirme

Belleten · 2017, Cilt 81, Sayı 290 · Sayfa: 43-66 · DOI: 10.37879/belleten.2017.43
Tam Metin
Ortaçağ devletler hukukuna göre savaş veya sulh yoluyla bir devletin hâkimiyetini kabul eden hükümdar veya emîrler, klasik tâbiiyet (vasallık) şartlarını ve bu şartlardan doğan mükellefiyetleri yerine getirirlerdi. Avrupa, Uzak Doğu ve sair bölgelerde kurulmuş muhtelif devletlerde de mevcut olduğu görülen tâbiiyet hukukunun, Ortaçağ İslâm devletlerinde tezahür eden en önemli şart ve mükellefiyetleri, yıllık haraç vermek, metbû' hükümdar adına hutbe okutmak ve metbû' hükümdar asına sikke darp ettirmekti. Bunların dışında, metbû' hükümdar "sultan" unvanını taşırken, tâbi hükümdarın "melik" unvanını kullanması, metbû' hükümdarın sarayının kapısında günde beş nevbet çalınırken, tâbi hükümdarın üç nevbetle yetinmesi, metbû' hükümdar nezdinde hükümdar soyundan ve ekseriya tâbi hükümdarın oğullarından rehineler bulundurulması ve tâbi hükümdarın, her lüzum gösterdiği anda yardımcı kuvvetlerin başında metbû' hükümdarın hizmetine koşması gibi hususlar da klasik tabiiyet alâmetlerinden kabul edilmişti. Buna mukabil her tâbi hükümdar, metbû' hükümdarın menfaatlerini haleldar etmemek kayıt ve şartıyla iç ve dış işlerinde tamamıyla müstakil olup, üçüncü bir devletle harp veya sulh yapmakta, elçiler gönderip kabul etmekte serbest idi. Tâbiiyet hukukunun genel çerçevesi bu şekilde olmakla birlikte zaman zaman farklı uygulamalara da tesadüf edilmektedir. Bunun yanı sıra oldukça basit görünen metbû-tâbi ilişkileri, bazen oldukça karmaşık bir hale gelebilmiştir. Bu durumun yaşandığı devletlerden biri de Türkiye Selçuklu Devleti'dir. Bu dönemde çoğu zaman klasik tâbiiyet hukukunun cari olduğu görülse de gerek şekil gerekse mahiyet itibarıyla farklı uygulamalara da rastlanmaktadır.

Türkiye Selçukluları Döneminde ve Sonrasında Vefai Tarikatı (Vefaiyye) (Türkiye Popüler Tasavvuf Tarihine Farklı Bir Yaklaşım)

Belleten · 2006, Cilt 70, Sayı 257 · Sayfa: 119-154
Sosyal tarihçilik açısından bakıldığında, Türkiye tarihinin Selçuklu ve Osmanlı dönemlerindeki tasavvuf düşüncesi ve hareketlerinin bugüne kadar yeterince biliniyor sanılan, veya daha önce dikkati çekmemiş pek çok konu ve meselesinin aslında pek de iyi bilinmediği veya hiç bilinmediği görülür. Bu çerçevede tarikatların sırf bir tasavvufi teşekkül olmayıp dönemlerinin yalnız dini değil, siyasal, sosyal ve kültürel hayatında önemli roller icra ettikleri, hatta bazılarının bizzat baş rolü oynadıkları dikkati çekmekte gecikmez. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de bazı tarikatların, bir takım sebeplerle diğerlerine nazaran bu yönleriyle öne çıktıkları bir gerçektir. İşte Vefai tarikatı bunların en eskisidir ve her iki dönemde de önemli bir rol oynamıştır(2).

ERDOĞAN MERÇİL, Türkiye Selçukluları'nda Meslekler, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, VII. Dizi-Sayı 192, Ankara 2000, X+234+10 resim [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 2001, Cilt 65, Sayı 244 · Sayfa: 1171-1174
Tam Metin
İlk Müslüman Türk devletleri tarihi hakkında araştırmalarıyla tanınan Prof. Merçil yeni bir araştırmasını ilim âlemine kazandırmıştır. Eser, önsözünden de anlaşıldığı üzere uzun ve titiz bir çalışma sonunda tamamlanmıştır. Hakikaten yerli kaynakların yetersiz oluşu, diğer kaynakların da çok farklı klâsik dillerde kaleme alınmış olması sebebiyle, Türk tarihinin en zor dönemi Türkiye Selçuklularına dair monografiler, ancak uzun ve meşakkatli çalışmalardan sonra ortaya çıkmaktadır. Bilhassa dönemin meslek tarihine ilişkin bugüne kadar yapılmış olan çalışmalar genellikle esnaf ve ahî teşkilatı üzerine teksif olmuş, çok azı dışında oldukça yüzeysel ve birbirini tekrar eder nitelikteydi. İlk defa birinci elden kaynakların ışığında dönemin meslekleri tafsilatlı olarak anlatılmıştır.

Türkiye Selçukluları Devrinde Türkçe'nin Resmî Dil Olmasını Kim Kabul Etti?

Belleten · 2000, Cilt 64, Sayı 239 · Sayfa: 51-58
Tam Metin
Son yıllarda devletin de kabul ettiği "Dil Bayramı" kutlamalarında (13 Mayıs) yanlış bir değerlendirme görülmekte ve Türkiye Selçukluları döneminde Türkçe'nin resmi dil olarak Karamanoğlu Mehmed Bey (1261-1278) tarafından gerçekleştirildiği ifade edilmektedir. Nitekim "Dil Bayramı" kutlamalarında gerek medyada ve yazılı metinlerde, gerek ders kitaplarında bu şekilde açıklamalar yapılmaktadır. Peki bu durum nasıl ortaya çıkmıştır veya bu konudaki değerlendirmeyi kim başlatmıştır?

NIKETAS KHONIATES, Historia (Ioannes ve Manuel Komnenos Devirleri), Çeviren: Prof. Dr. Fikret Işıltan, Ankara 1995, T.T.K.Y., XI+162 S. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 1995, Cilt 59, Sayı 226 · Sayfa: 865-866
Tam Metin
Tarihçilerin zaman zaman yakındıkları konulardan biri de filologların yeterince tercüme faaliyetlerinde bulunmadıklarıdır. Nitekim onların bu yakınmalarında bir gerçek payı vardır. Bazı filologların çalışmaları dışında tarih alanında ülkemizde pek fazla tercüme yapılmamaktadır. Ancak tarihçiler içinde değerli bir hocamız olan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Fikret IŞILTAN yaptığı çeviriler ile bu boşluğu doldurmaya çalışmaktadır. Prof. Dr. Işıltan İslâm, Haçlı Seferleri ve Bizans tarihi konularında Almancadan çeşitli çeviriler yapmıştır.