9 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • gramer
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Anahtar Kelimeler

Ahmed Hâdi Maksûdi ve Türkî Nahvi Adlı Eseri Üzerine

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2026, Sayı 62 · Sayfa: 1-30 · DOI: 10.24155/tdk.2026.273
Tam Metin
Ahmed Hâdi Maksûdi, 1868-1941 yılları arasında Kazan’da yaşamış Türk asıllı bir Türkologdur. Yazar, 73 yıllık yaşamı boyunca alfabe, imla kaideleri, dil ve dil bilgisi öğretimi gibi konular üzerine ve bilhassa Tatar Türk lehçesinin fonetiği, söz dizimi ve söz varlığı ile ilgili birden çok eser kaleme almıştır. Bu eserlerin tümü, Türklük bilimine farklı oranlarda katkı sağlamıştır. Yazarın her bir eseri; içerik, terminoloji ve metodoloji bakımından ele alınmalı, bilhassa dil bilgisi konulu çalışmaları, Türkçenin öğretimine yönelik katkısı bakımından irdelenmelidir. A. H. Maksûdi’nin incelenmesi gereken önemli eserlerinden biri de Türk dilinin söz dizimini konu alan Türkî Nahvi başlıklı dil bilgisi kitabıdır. Eser, bugün Rusya Federasyonu içerisinde yer alan Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’da 1910 yılında yayımlanmıştır. Eserin yazılış amacı, mevcut dönemde ibtidai mektep olarak anılan ilkokulların dördüncü sınıfında okuyan öğrencilere Türkçenin söz dizimini öğretmektir. Bu çalışmanın amacı; Kazan’da yetişmiş önemli bir Türk bilgini olan A. H. Maksûdi’yi ve eserlerini tanıtmak, bilhassa yazarın Türkî Nahvi başlıklı Türkçe söz dizimi kitabını içerik, terminoloji ve öğretim metodu bakımından incelemektir. Bu amaç kapsamında üç ana bölüm üzerine oluşturulan çalışmada, öncelikle yazarın hayatı, eserleri ve edebî kişiliği üzerinde durulmuştur. İkinci bölüm kapsamında, daha önceden transkripsiyon yöntemiyle Latin-Türk alfabesine aktarılan metin üzerinde tarama yöntemi uygulanmış, bu yolla Türkî Nahvi başlıklı eserde kullanıldığı tespit edilen terimlere ve tanımlara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise eserde benimsenen öğretim stratejisi, yöntem ve teknikleri tespit edilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda yazarın dil bilgisi öğretiminde genel olarak formel anlatım yöntemini kullandığı, çözümleme, soru-cevap, tümdengelim, karşılaştırma gibi modern öğretim tekniklerine sıklıkla başvurduğu tespit edilmiştir.

MÜYESSİRETÜ’L-ULÛM’UN KAYIP NÜSHALARI

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2018, Cilt 66, Sayı 2 · Sayfa: 247-264
Bergamalı Kadrî tarafından H. 937/M. 1530 yılında kaleme alınan Müyessiretü'l-Ulûm, Kanûnî Sultan Süleyman'ın sadrazamı Damat İbrahim Paşa'ya sunulmuştur.Türkçenin Batı Türkçesiyle yazılmış ilk gramer kitabı olması yönünden değerli birkaynak olan eser, Hayâlî Bey gibi önemli bir şâirin bir gazelini gramer, belagat veanlam açısından incelemesi yönüyle de dikkat çekicidir. Bursalı Mehmet Tâhir Beytarafından bulunan eserin bilinen tek nüshası, Maârif Vekâleti tarafından basılacakolan kitapta kullanılmak amacıyla fotoğrafları çekildikten sonra kaybolmuştur.Müyessiretü'l-Ulûm, ilk defa Besim Atalay tarafından 1946 yılında metin, dizin vefotoğraflarıyla birlikte neşredilmiş, daha sonra da hakkında günümüze kadar birçokçalışma (kitap, tez, makale, bildiri) yapılmıştır. Biz de Hayâlî Bey'in bu değerli kitaptayer alan gazelinin şerhi hakkında hazırladığımız bir çalışma vesilesiyle eserin kayıpnüshasıyla ilgili araştırmalar yaptık ve eserin hem kaybolan nüshasını, hem de FuatKöprülü tarafından istinsah edilen diğer bir nüshasını tespit ettik.Bu çalışmada öncelikle Müyessiretü'l-Ulûm'un mevcut tek nüshasının BursalıMehmet Tahir Bey tarafından bulunuşu, ilim adamlarının eser hakkındaki yazıları,Fuat Köprülü'nün nüshadan kendisi için bir örnek çıkarması, eserin tek nüshasınınMaarif vekâletince metninin neşredilmesi amacıyla fotoğraflarının çekilmesi ve teknüshanın kaybolmasından sonra fotoğraflar üzerinden bilimsel neşirlerinin yapılmasıhakkında bilgi verilecektir. Çalışmanın ikinci bölümünde de tarafımızca yapılanaraştırmalar neticesinde Müyessiretü'l-Ulûm'un Almanya'da ve Türkiye'de bulunan kayıp nüshaları hakkında bilgi verilecektir.

Türkiye Türkçesi Üzerindeki Gramer Çalışmaları ve Bu Çalışmaların Günümüzdeki Durumu

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2002, Cilt 50, Sayı 1 · Sayfa: 40-59
Bu makalede önce Türkiye Türkçesindeki gramer çalışmalarının XIII-XIX. yüzyıllar ile Tanzimattan günümüze kadar uzanan dönemlerdeki bağlantıları ve bu dönemlerin genel özellikleri üzerinde durulmuştur. Daha sonra da 1910'dan günümüze kadar uzanan günümüz Türkiye Türkçesinde yapılan çalışmaların özellik ve nitelikleri ile hedeflenen gelişme açısından yapılması gerekenler üzerinde durulmuştur.

Batı Dilleri ve Türk Dili Grameri Üzerindeki Etkileri

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 1997, Cilt 45 · Sayfa: 48-54
Osmanlı Devleti XVIII. yüzyıldan sonra yavaş yavaş Avrupa'ya açılmaya başlamıştır. Bu dönemde Batı Osmanlı İmparatorluğunu bir dereceye kadar etkilediği gibi, Türk hayatı da Batıda bir Türkizm modası doğurmuştur. Batının Osmanlı toplumu ve özellikle Türk Dili üzerindeki etkisi asıl 1839 Tanzimat hareketinden sonra başlamıştır. Daha sonra Cumhuriyet devrindeki gelişmelerle günümüze kadar süregelmiştir.

Fiil Çatısı Üzerine

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 1997, Cilt 45 · Sayfa: 195-213
Bütün Türk dillerinde fiil çatısı kategorisi gramer kitaplarında ya da ayrı eserlerde araştırma konusu olup yeteri kadar incelenmiş sayılabilir. Fakat bu kategorinin dil bilimsel özelliği ve kullanılması göz önüne alınırsa tartışılacak yönleri ortaya çıkar. Bu çalışmada, fiil çatısı farklı görüşler ele alınarak incelenmiştir.

Til ve İmla Metodikası Meseleleri Adlı Eserinin Işığında Bekir Çobanzade'nin Dil ve İmla Öğretileriyle İlgili Düşünceleri

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 1996, Cilt 44 · Sayfa: 7-13
S. Nagayef'in 1932 listesinde yer alan eser, Fergana'da Molotof Agara Pedagoji Enstitüsü Metodik Fıkralar Serisi'nden, Özdevneşr'in 1726 numaralı kitabı olarak çıkmıştır. Kiril harfli, küçük boy ve kırk sayfadır. Eserde yarı Latin karakterli Kiril alfabesi kullanılmıştır. Eserin hareket noktası yedi yıllık okulların dil programlarıdır.

İsme Gelen Ekleri de Alan Bir Fiil Gövdesi: Belir

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 1996, Cilt 44 · Sayfa: 213-220
Türkçenin sadeleştirilmesi ve yeni kelimeler türetme yoluyla yabancı sözlerden kurtarılması yolunda önemli çabaların ortaya konulduğu dönemlerde de en fazla tartışılan yeni kelimeler, kelime kök veya gövdelerine uygun eklerin getirilmediği iddiasıyla reddedilen kelimelerdi. Bu yazıya konu olan belir- fiiline bu tür tartışmalardan çok önce isim kök veya gövdelerine getirilen ekler gelmek suretiyle yeni kelimeler türemiştir. Bu yazıda ise belir- fiilinden yola çıkılmıştır.

Türkiye Türkçesinde Fiil Çatısı Üzerine Görüşler

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 1996, Cilt 44 · Sayfa: 159-165
Gramerlerimizde ve gramer konularını ele alan bazı yazılarda, çatı konusu tanımı, niteliği, terimleri, sınıflandırılması, eklerin özelliği, sayıları ve örneklere bağlanması açısından yer yer karışıklıklar ve birbiriyle çelişen durumlar göstermektedir. Bu karışıklığın önlenmesi ve konunun Türkiye Türkçesinin yapı ve işleyişi özelliklerine uygun bir sonuca bağlanabilmesi için, bu makalede çatı konusuna ve bu konu ile ilgili bazı sorunlara değinilmiştir.

ESKİ TÜRKÇE’NİN GRAMER YAPISI VE ÖRNEK OLARAK FİİLDEN İSİM YAPAN –l EKİ

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 1990, Cilt 38 · Sayfa: 65-80
Bilindiği üzre "Halaç", "Çuvaş" ve "Yakut" lehçelerinin dışında bu gün 200 milyonu aşkın Türk dünyasında konuşulan ve yazılan bütün şive ve ağızların ana kaynağı "Eski Türkçe" adı verilen Türk lehçesidir. Bu sebeple Türk dilinin bütün meselelerini çözmek için "Eski Türkçe" dönemini hem tarihi, hem kültürü, hem de yazı sistemleri ile çok iyi bilmek gerekmektedir.