3 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Son 1 yıl
  • poetry
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Anahtar Kelimeler

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Şiirlerinde Anneye ve Anne Rahmine Dönüş Arzusunun İzdüşümleri

Erdem · 2026, Sayı 90 · Sayfa: 99-126 · DOI: 10.32704/erdem.2026.90.099
Tam Metin
Anne figürü, bireyin karakter oluşumunda ve benlik inşasında belirleyici bir konumda yer almaktadır. Freud ve onun öğrencileri arasında bulunan Jung, Adler, Ferenczi ve Otto Rank gibi psikanalistler onun görüşlerinden etkilenmekle birlikte insanın henüz dünyaya gelmeden yani anne rahmindeyken bilinç dışının yapılandığı görüşünü ortaya koymuşlardır. Doğum anıyla beraber anneden kopuş başta olmak üzere, bebeğin zihnine daha ilk andan itibaren yerleşmiş olarak bazı etkiler yaratacak şekilde var olabilmektedir. Anne ve anne rahmi çeşitli duygular, hareket ve sembollerle bireyin davranışlarına yansımaktadır. Kişi; korunaklı ve tehlikelerden izole edilmiş olan anne rahmine dönüş arzusunu, bilinçaltında geliştirip büyüttüğü huzursuzluk, korku, yabancılık hissi, dünyayla ve insanlarla özdeşleşememe gibi duygu ve davranışlar sonucunda yaratmaktadır. Modern Türk şiirinin önemli isimleri arasında yer alan Ahmet Hamdi Tanpınar, özellikle çocukluk döneminde yaşadığı bazı olayların ve bunlar sonucunda şekillenen mizacının etkisiyle eserlerinde anneye ve anne rahmine dönüş arzusunu yansıtan sembol ve imgeler kullanmıştır. Bunlar özellikle karanlık, su ve bazı hayvanlarla birlikte korku ve kaygı duyguları eşliğinde dizelerinde görünmektedir. Onun hayat hikâyesindeki bazı hadiseler bu durumun temelinde yer alan nedenlerdir. Çocuk yaştayken göç yolunda bir salgın hastalık sebebiyle annesinin vefat edişi ve yine göç yolunda hastalığa tutulan Tanpınar’ın da ömrü boyunca âdeta hastalık hastası bir kişi olarak hayatını vehim içinde sürdürmesi; dış etkenlere ve tehlikelere karşı korunaklı bir alan olan anne rahmine dönüş için istek duymasına sebep olmuştur. Tanpınar anneye dönüşü ve anneyle bir olmayı hem dünyada yaşadığı huzursuzluktan bir kurtuluş çaresi hem de bir anlamda yeniden var olma biçimi olarak görmüştür. Bu çalışmada Tanpınar’ın söz konusu şiirleri, konuyla ilgili araştırmalar yapan psikanalistlerin bazı tespitleri ışığında incelenecektir.

Şiirde Anlatı ve İmge Analizi: “Meryem” Şiirine Yeni Bir Yaklaşım

Erdem · 2025, Sayı 89 · Sayfa: 187-208 · DOI: 10.32704/erdem.2025.89.187
Tam Metin
Şiir, insanlık tarihinin en derin köklerine kadar uzanan, evrensel bir sanat formu olarak kabul edilir. Dilin estetik kullanımıyla öne çıkan şiir; ritim, ses, duygu ve imge gibi çeşitli ögeleri bir araya getirerek, okuyucularına yeni bir anlam evreni sunar. Şiirin katmanlı ve derin bir yapısı vardır. Bu yapı, okuyucuya şiiri kendi kişisel deneyimleri ve duygularıyla ilişkilendirme fırsatı sunar. Dolayısıyla, her bir okuyucu, aynı şiiri farklı bir perspektiften değerlendirerek, şiire kendine özgü bir yorum katar. Bu özelliğiyle şiir, çok sayıda farklı yorum ve anlamın ortaya çıkmasına imkân tanır. Her okuyucunun duygu dünyası, deneyimleri ve bakış açısı farklı olduğundan şiir de her defasında yeni bir şekilde yorumlanabilir. İnsanın anlam arayışı, şiirin ortaya çıkışı kadar eski bir kökene sahiptir. Önüne konulan şeyin altını kazımak isteyen insan şiirle karşılaştığında da bunu yapmak ister. Bu da insanı kelimelerin beraberinde birçok alt anlam getirdiği şiirde çözümlemeler yapmaya götürür. Şiirin katmanlı yapısı da bu denli anlam arayışlarına oldukça müsaittir. Şiir tahlili, bu anlam arayışına bir yol bulma amacını taşır. Şiirin derinlemesine incelenmesi, içsel ögelerin ve dilin kullanımının daha iyi anlaşılmasını sağlar. Edebiyat alanında çeşitli kuramlar ve yöntemler de şiirlerin tahlil edilmesini ve derinlemesine incelenmesini sağlar. Bu bağlamda şiirler üzerine yapılan tahliller, şiirin derinliklerine ışık tutar ve farklı perspektiflerden yeni tahliller yapma fırsatı sunabilir. Kemal Özer, İkinci Yeni Şiir hareketinin ve Türk şiir dünyasının dikkate değer kalemlerinden biridir. İlk dönem şiirlerinde genellikle kapalı, imgeci ve derin anlamlılığı yansıtan şair, yazın hayatının ikinci döneminde toplum gerçekliğini dikkate alarak eserler verme yolunu seçmiştir. Özer’in İkinci Yeni hareketine paralel ancak şahsına münhasır kalemi, çağdaşı birçok şair ve eleştirmenin dikkatini çekmiş, eserleri üzerine onlarca araştırma yapılmış, deneme ve eleştiri yazıları yazılmıştır. Özer’in şiirlerinde kullandığı imge haritasının genişliği, anlam, ses ve söz dizimi sapmaların fazlalığı, bu şiirlere anlam yükleme işini oldukça güçleştirmiştir. Öyle ki, her okuyan kendi anlam evreninde bir yakıştırma ile bu şiirlere yaklaşmaktadır. Kemal Özer’in ilk şiir kitabının başına aldığı “Meryem” şiiri, eleştirmenlerin farklı bakış açılarıyla değerlendirdiği imgeli şiirlerdendir. Bu durum, “Meryem” şiirinin çok çeşitli yorumlamalara açık olmasına olanak tanır. Bu şiir üzerine yapılmış iki okuma çalışmasının birbirine koşut kimi kısımları olmasına rağmen büyük oranda farklılık göstermesi bu çalışmanın çıkış noktası olmuştur. Tahlillerden ilki bir dönem Kemal Özer’in de hocası olmuş Mehmet Kaplan’a, diğeri ise Varlık dergisinde yazısına denk geldiğimiz yazar Süreyya Evren’e aittir. Bu çalışmada Kemal Özer’in “Meryem” şiiri üzerinde yapılan tahliller incelenip “Meryem” şiirine farklı perspektiften yeni bir tahlil denemesi yapılacaktır.

Attâr’ın Ahları

Erdem · 2025, Sayı 89 · Sayfa: 159-186 · DOI: 10.32704/erdem.2025.89.159
Tam Metin
Ferîd ve Attâr mahlası ile tanınmış Ebû Hâmid Ferîdüddîn Muhammed b. Ebî Bekr İbrâhîm-i Nîşâbûrî (ö. 618/1221) İranlı büyük şair ve mutasavvıflardan biridir. Attâr, nazım ve nesir olarak pek çok eser yazmış ve bu eserlerin birçoğu çeşitli zamanlarda dilimize tercüme edilmiştir. Anadolu coğrafyasında da konu, mazmun ve üslup bakımından beğeniyle okunup örnek alınan ve eserlerine nazire yazılan isimlerden birisi olmuştur. Mantıku’t-tayr, Tezkiretü’levliya, Esrârnâme, Muhtarnâme, İlâhinâme, Pendnâme tercüme edilen eserleri arasında yer almaktadır. Kaside, gazel ve tercilerden oluşan divanı ise henüz Türkçeye tercüme edilmemiştir. Özellikle gazellerinde tasavvufun ana meselelerini, vahdet düşüncesini, mutlak varlığı, maddeler dünyasından uzak kalmak arzusunu, vuslat yolunda karşılaşılan sıkıntıları, manevi yolculuk için gerekli olan aşk ve âşıklık hallerini, sevgiliye duyulan özlemi coşkulu ve canlı bir üslupla dile getirmiştir. Tasavvufî fikirlerinden izler taşıyan şiirlerinde sembolik unsurlar göze çarpmaktadır. Çeşitli semboller ve hayali unsurlarla adeta okuyucuya kendi anlam dünyasının bir resmini çizmektedir. Bu bağlamda Attâr kendi aşkın düşünce ve tasavvufi görüşlerini somutlaştırarak anlatımını kolaylaştırmaya çalışmış ve başarılı olmuştur. Geniş hayal dünyasını, sözünün inceliği ve dil zevki ile süslemiştir. Âşık ile maşuk arasındaki iletişim, birbirlerine karşı besledikleri duygular, âşığın daima perişan olması, maşukun ise duyarsız ve acımasız davranması, maşukun bütün ilgisizliği ve cefasına rağmen âşığın aşkından vazgeçmemesi Attâr’ın gazellerinde sık sık işlediği konular arasında yer almaktadır. Bu çalışmada Ferîdüddîn Attâr’ın gazellerinde, âşıklık hallerinin en belirgin özelliklerinden biri olan sürekli ıstırap içinde acı çeken âşığın derdinin bir dışa vurumu manasına gelen ah nidası ve feryat figan kavramları incelenecektir. İnceleme konusu olan bu kavramlara, divandaki gazeller tek tek incelenerek ulaşılmıştır. Çalışmada, ah ve figan ifadelerinin geçtiği gazellerin tamamı değil ilgili beyitler şahit olarak gösterilmiştir. Tercüme esnasında doğru çeviriye ulaşmak ve bağlamdan uzaklaşmamak adına sadece ilgili beyit değil tüm gazele bakılmıştır. Söz konusu bu ifadelerin ne sıklıkla ve nasıl kullanıldığı üzerinde durulmuştur. Ferîdüddîn Attâr’ın, ah nidasını bazen fiil bazen isim türünden çeşitli kelimelerle terkipler oluşturarak farklı formlarda; figan kavramını da bazen müstakil bir hâlde bazen de çeşitli fillerle birleştirerek kullandığı tespit edilmiştir. İki ifadeyi de sevgiliden gelen cefa, sevgiliden ayrı düşmüş olmanın verdiği acı, sevgisine karşılık bulamamaktan duyduğu ıstırap sebebiyle derdinden dolayı ağlayıp ah eden bir âşığın dilinden yazdığı görülmüştür. Bu ahlar, feryatlar ve figanlar âşıklık halinin olağan bir yansıması olarak kullanmıştır.