261 sonuç bulundu
Yayınlayan Kurumlar
Yazarlar
Anahtar Kelimeler
- Osmanlı Devleti 17
- Osmanlı 14
- Ottoman Empire 14
- Ottoman 13
- Architecture 6
- İstanbul 6
- Central Anatolia 5
- Hittite 5
- İngiltere 5
- Late Bronze Age 5
Sovyet Kaynaklarının Ötesi: Alman Diplomatik Raporlarında Kazakistan’da Büyük Kıtlık (1930-1933) Analizi
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1185-1214 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1185
Özet
Tam Metin
1931’den 1933’e kadar Sovyetler Birliği’nin neredeyse her bölgesini etkisi altına alan ve Kazakistan’da da yıkıma yol açan Büyük Kıtlık uzun yıllardır Sovyet arşiv belgeleri üzerinden hem Türk literatüründe hem de batı literatüründe araştırılmaktadır. Güncel çalışmalar Sovyetler Birliği içerisinden bilgi alabilmenin oldukça zor olduğu yılları kapsayan kıtlık sürecinde Alman diplomatik raporlarının da farklı bakış açılarını belirlemede, kıtlığın çok yönlü doğasını aydınlatmada ve trajedinin daha kapsamlı bir şekilde anlaşılmasında katkıda bulunabilecek incelikli içgörüler ve söylemler içerdiğini göstermektedir. Ancak Büyük Kıtlık çalışmalarının başında olduğu gibi Alman raporlamalarının kullanımı da Ukrayna ve çevresine odaklanmıştır. Bu bakımdan Kazakistan içerisinden kıtlık yıllarına ilişkin Alman arşivlerinin ortaya çıkarılması ve Sovyet dışı kaynakların ötesine geçilerek Alman perspektifinin incelenmesi, dönemin raporlamalarında muhaceretteki millî aydınların da fikir dünyasını etkilemiş olan içgörüleri analiz etmede fayda sağlayacaktır. Bu çalışmada özellikle Alman kaynaklarının Sovyet arşiv belgeleri ve güncel çalışmalarla ne ölçüde örtüştüğü ya da çeliştiği, Kazak halkının trajedisinin nasıl algılandığı mercek altına alınmaktadır. Bu bağlamda Kazakistan’da Büyük Kıtlık sürecinin tarihsel olarak yeniden değerlendirilmesine ve seçenekli bir kaynak kullanımının geliştirilmesine katkıda bulunulması amaçlanmıştır.
19. Yüzyılın Son Çeyreğinde Ermenofil İngiliz Yardım Cemiyetleri
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1109-1158 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1109
Özet
Tam Metin
Ermenofil İngiliz yardım cemiyetleri, 1895 yılında Anadolu’da vuku bulan olaylar sonrasında yardıma muhtaç binlerce Ermeni bulunduğu beyanıyla teşkilatlanmaya başladı. Londra, Cambridge, Maidstone, Manchester, İskoçya, İrlanda ve Galler gibi merkezlerde kurulan bu cemiyetler, sistematik yardım kampanyaları başlattı, konserler ve toplantılar organize etti. Ermeni Meselesi’yle ilgili farkındalık yaratmak, görev bilinci oluşturmak, İngiliz kamuoyunu bilinçlendirmek amacıyla harita, broşür, dergi ve birçok eser neşretti. Öncelikli faaliyet alanları olan Vilâyât-ı Şarkiye’de İngiliz konsoloslukları ve Amerikan misyonerlerinin gözetiminde çalışmalar başlattı, komiteler oluşturdu. İlk aşamada yardımlar Ermenilerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelikti, ardından yardımlar temel ihtiyaçların ötesine geçerek sanayi projelerine yönlendirildi, destekler sürdürüldü.
Bu çalışma, Ermeni Meselesine yönelik İngiliz toplumunun yaklaşımını ve yardım girişimlerini ele alırken bu süreçteki politik ve sosyal dinamikleri analiz etmekte, yardımların toplanma ve dağıtım sürecine dair bir inceleme sunmaktadır. Cemiyetlerin, Ermeni nüfusuna yönelik yardım faaliyetleri, İngiliz konsolosları ve Amerikan misyonerlerinin yardımları organize etme sürecindeki rolleri ve bu yardımların hem yerel hem de uluslararası düzeyde yarattığı etkiler üzerinde durulmaktadır. Yardımların insani boyutunun yanı sıra İngiltere’nin dış politikasına etkisi ile Ermeni Meselesi’nin derinleşmesindeki rolü ve önemi incelenmiştir. Çalışmanın ana kaynaklarını Osmanlı arşiv vesikaları, İngiliz arşiv vesikaları ve dönemin gazeteleri oluşturmaktadır.
Geç Tunç-Demir Çağı Geçişinde Mukiş Krallığı’nın Başkenti Alalah’ta Yerel Dinamikler
Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 71-94 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.071
Özet
Tam Metin
Bu makalede, Hatay ilinin Amik Ovası’nda, Asi Nehri kenarında yer alan Aççana Höyük/Eski Alalah kentinde yürütülen yeni arkeolojik araştırmalar ekseninde, Geç Tunç Çağı’nın sonu ile Demir Çağı’na geçiş sürecinde, Anadolu ve Doğu Akdeniz koridoru üzerinde yaşanan yönetimsel ve sosyal değişimlere bölgesel bir bakış açısı sunulmuştur. Bu dönem aralığı, Anadolu arkeolojisi özelinde Hitit İmparatorluğu’nun çöküşü ve sonrasında yaşananları tanımlamaya yönelik araştırma sorularına odaklanırken, Doğu Akdeniz arkeolojik araştırmaları ise uzun yıllardır materyal kültür üzerinden insan hareketliliği ve göç kavramlarını tartışmaktadır. Aççana Höyük’te 1930’lu yıllarda “Tapınak Sondajı” olarak tanımlanan ve kentin dinsel nitelikli yapılarına ait tabakalaşmanın açığa çıkarıldığı alanın yakınına yerleştirilen yeni kazı sahasında tanımlanan bağlamlar üzerinden, Anadolu ve Doğu Akdeniz kültürlerinin kesiştiği tampon bir bölgede imparatorluk politikalarının gündelik yaşam, zanaat endüstrileri, idari yönetim pratikleri, kült ve sosyal statü gibi kavramlar üzerindeki etkisi ve ilişkisi irdelenmiştir. Geç Tunç Çağı’ndan Erken Demir Çağı’na geçişi tanımlayan seramik grupları, yerel üretim dinamiklerinde büyük ölçüde devamlılığa işaret ederken, alanın kült kimliğiyle ilişkili metal ve fildişi buluntu grupları, sosyal statü ve prestij nesneleri olarak değerlendirilmiştir. Hitit İmparatorluğu için tampon bölge niteliği taşıyan Amik Ovası’nın, Tunç Çağı’nın sonunda yaşanan sistem çöküşüne verdiği yerel tepkiler ise silindir mühür ve bullalardan oluşan yeni epigrafik buluntular ışığında değerlendirilmiştir.
Phaselis Helenistik Tapınak Pronaos Kazıları’nda Ele Geçen Amphoralar ve Diğer Materyal Kültür Kalıntıları: İlk Sonuçlar
Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 95-122 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.095
Özet
Tam Metin
Konumu itibarıyla Lykia, Pamphylia ve Pisidia sınırında yer alan Phaselis, üç limanı ve bir demirleme alanı ile özellikle Arkaik–Helenistik Dönemler arasında önemli bir ticari merkez haline gelmiştir. Bu çalışma kapsamında değerlendirilen Helenistik Tapınak ise kentin kuzey yamaçlarında, yükseltilmiş bir düzlük üzerinde hâkim bir noktaya inşa edilmiştir. Zira sözü edilen alanda, 2019 yılından itibaren kazı çalışmaları devam etmekle birlikte yapılan çalışmalarda tapınak temenosu içerisinde farklı dönem ve işleve sahip olduğu tespit edilen birçok yapı ve arkeleoljik kalıntı tespit edilmiştir. Öyle ki söz konusu çalışmada, amphoralar ana materyal olarak incelenmiş, tipolojik ve kronolojik olarak sınıflandırılmıştır. Amphoralar ile alandan ele geçen diğer buluntular yardımıyla da hem tapınağın hem de ortaya çıkarılan yapıların işlevleri ve tarihsel süreçleri saptanmaya çalışılmıştır.
Tapınak Alanı’ndan ele geçen buluntulara genel olarak bakıldığında hem kronolojik hem de işlevsel olarak bazı sorun ve problemler barındırdığı izlenmiştir. Bu çerçevede, Helenistik Tapınak temenosu sınırları içerisindeki farklı yapı ve buluntu gruplarının da saptanması çalışmamızın başlıca problemini oluşturmaktadır. Dolayısıyla ele alınan materyal kültür kalıntılarıyla bu sorunlara değinerek yeni öneriler getirmek bu çalışmanın hedeflerinden birini oluşturmaktadır. Netice olarak, arkeolojik kazılardan ele geçen somut arkeolojik veriler aracılığıyla hem yapı gruplarının işlevlerinin anlaşılmasında hem de Tapınak Alanı’nın tarihsel sürecinin üst sınırlarının belirlenmesine katkı sağlanması amaçlanmaktadır.
Kütahya Tavşanlı Höyük’te 2022 Yılında Bulunan MÖ 3. Binyıla Ait İdoller
Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 55-70 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.055
Özet
Tam Metin
2021 yılında arkeolojik kazıların başladığı Kütahya Tavşanlı Höyük’te, daha önce yapılan yoğun yüzey araştırmaları, jeoarkeolojik sondajlar ile kazılardan elde edilen ilk C14 tarihleri ve arkeolojik malzemeler, höyüğün Tunç Çağı’nın İlk, Orta ve Son Tunç evrelerini içerdiğini göstermiştir. 2021 yılında Son Tunç Çağı ve Orta Tunç Çağı’na ait tabakalarda yapılan ilk çalışmaların ardından, 2022 yılında İlk Tunç Çağı tabakalarını da anlamak üzere höyüğün yaklaşık 60 metre doğusunda yer alan ve günümüzde tarla olarak kullanılan, ova seviyesindeki düzlük alanda 10x10 metre büyüklüğünde bir sondaj çalışmasına başlanmıştır. Bu makalede, Tavşanlı Höyük kazılarında söz konusu sondaj çalışması sırasında, İlk Tunç Çağı’nın sonuna tarihlenen tabakalarda bulunan mermer ve seramik idoller ele alınmıştır. Höyük konilerinden uzakta, Aşağı Şehir kapsamında olduğu öngörülen bir alanda, adak çukurlarında bulunan iki mermer idolün yanı sıra, aynı döneme ait tabakalarda avlu olarak kullanılan boş bir alanda ikisi seramik, biri mermer olan tamamlanmamış yarı mamul idoller açığa çıkarılmıştır. Troia Tipli olarak tanımlanan ve özellikle Batı Anadolu’da kullanım gören bu idollerin, Tavşanlı Höyük’te MÖ 3. binyıla ait çok dar bir alan kazılırken bulunmuş olmaları, ileride daha geniş alanda yapılacak kazıların önemini arttırmaktadır. Tavşanlı Höyük’ün ileriki yıllarda, MÖ 3. binyıl tabakalarının daha geniş kazılması neticesinde bu konular hakkında yeni bilgiler vermesi beklenmektedir.
Anadolu Prehistoryasında Direkli Mağarası Kazıları ve Buluntuları
Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 1-26 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.001
Özet
Tam Metin
Anadolu arkeolojisinde mağara içi yerleşim ve kültürlerinin araştırılma tarihi çok eskilere dayanmaktadır. 1845 yılında Yarımburgaz Mağarası’nın, 1945 yılında Karain Mağarası’nın keşfinin ardından; on bir yıl sonra (1956) Öküzini Mağarası kazılarının ve 1988 yılında Üçağızlı Mağarası’nda kazı çalışmalarının başlatılmasının ardından, 2007 yılında Suluin ve Direkli Mağarası kazılarının başlaması ile Anadolu arkeolojisinde mağara kazılarının sayısı tarihinde hiç olmadığı kadar artmıştır. 2015 yılında Keçe Mağara, 2017 yılında Kızılin, İnönü ve İnkaya Mağaraları, 2019 yılında Gedikkaya Mağarası, 2020’de Yusufun Kayası ve 2021’de Eşek Deresi Mağarası ve Ballık Mağarası kazıları bilim dünyasıyla buluşturulmuştur. Bütün bu mağara kazıları, Anadolu Paleolitiği ve ardından Epipaleolitik, Neolitik, Kalkolitik ve Erken Tunç kültürlerine ilişkin kanıtların açığa çıkarılmasını sağlamıştır. Ancak bunların içinde en uzun süreli olan üç mağara kazısı bulunmaktadır. Bunlar, Karain Mağarası, Öküzini Mağarası ve Direkli Mağarası’dır. Direkli Mağarası, Anadolu’nun en doğusunda kazısı gerçekleştirilen Epipaleolitik Dönem yerleşimine sahip mağaralardan biridir. Diğeri Yusufun Kayası Mağarası’dır. Jeostratejik konumu ve içinde barındırdığı kültürel tarihçe, Direkli Mağarası’nı batıdaki diğer mağara kazılarından bir dereceye kadar farklı kılmaktadır.
Körtiktepe and the Early Neolithization in Upper Mesopotamia
Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 27-54 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.027
Özet
Tam Metin
Körtiktepe is the only site in southeastern Türkiye that provides securely dated evidence of Younger Dryas occupation. Together with Tell Qaramel and Tell Mureybet in the Middle Euphrates Basin, it played a pivotal role in the origins and early development of the Neolithic in Upper Mesopotamia. Occupied by sedentary hunter-gatherer-fishers from ca. 10,700 to 9,300 BC, the site preserves a continuous sequence spanning the Younger Dryas to the Early Holocene. Excavations have revealed approximately 460 architectural features and around 2,000 single and double burials -half containing painted human skeletons accompanied by an extraordinary range of grave goods- making Körtiktepe one of the richest known Neolithic cultural assemblages worldwide. Its 1,300 years of pre-agrarian settlement history, coupled with abundant plant remains and hundreds of thousands of animal bones, provide a unique opportunity to examine human responses to environmental change during the Younger Dryas-Early Holocene transition. By integrating chronometric datings, architectural traditions, burial customs, and archetypal cultural items, this study positions Körtiktepe within its broader chronological and cultural context and evaluates its legacy in shaping Neolithic lifeways in Upper Mesopotamia.
İznik Çini Fırınları Kazısı Çini Buluntuları Arasından İstanbul’da 17. Yüzyıl Mimarisinde Karşılaşılan Çinilere Ait Bazı Örnekler
Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 235-248 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.235
Özet
Tam Metin
İznik Çini Fırınları Kazısına 1981 yılında başlanmış, 1984 yılından itibaren de ilçe merkezinde bulunan BHD kodlu kazı alanında çalışmalara devam edilmiştir. İznik’te, Osmanlı Dönemi’nde çini ve seramik atölyelerinin yoğun olduğu bölge içerisinde kalan kazı alanında, şimdiye kadar toplam on bir fırın ateşhanesi tespit edilmiştir. Yaklaşık -4 metre kotuna kadar inilen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan fırın artıkları, fırın içerisinde pişirim sırasında kullanılan çeşitli pişmiş toprak malzemeler ile yanmış ya da defolu parçaların olduğu seramik çöplükleri her yıl ayrıştırılarak buradaki üretimin yoğunluğu ve niteliği konusunda yeni verilere ulaşılmasını sağlamaktadır. Üretim artığı olarak ayrılmış buluntular arasında ise seramiklere oranla çini parçaları oldukça az sayıda kalmaktadır. Yarı mamul nitelikli bu çini parçalarının büyük bölümünü, sıraltına mavi-beyaz ve çok renkli dekorlu ulama desenli bordür ve karo çinilerine ait parçalar oluşturmaktadır. Renkli sır tekniğinde yapılmış örnekler de bulunmakla birlikte bunlarla oldukça nadir karşılaşılmaktadır. İznik üretimi oldukları kesin olan bu çini parçalarının bilim çevrelerine tanıtılmasına, özellikle kaynağı bilinmeyen çinilerin tespitine katkı sağlamaktadır. Bunların kullanıldığı yapıların belirlenmesi ise bu çinilerin tarihlendirilmesi açısından önem kazanmaktadır. Bu çalışmada altı çini buluntu, aynılarının ya da benzerlerinin kullanıldığı İstanbul’daki Sultan Ahmed Külliyesi, Yeni Cami Külliyesi, Eyüp Sultan Türbesi, Topkapı Sarayı gibi önemli yapılar çerçevesinde değerlendirilmiştir. İncelenen örneklerden dört parçanın 17. yüzyılda üretildiği kesin olarak saptanmıştır.
Son Dönem Çalışmaları Işığında Antiokheia Hipodromu/Circusu
Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 123-148 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.123
Özet
Tam Metin
Antik Çağ’ın büyük metropol kentlerinden biri olan Antiokheia’da, hipodrom ya da circus olarak adlandırılan anıtsal spor yapısı, antik kentin kuzeyinde, Basileia/Insula olarak adlandırılan mahallede yer almaktadır. 1932-1935 yılları arasında Antakya Kazı Komitesi tarafından sondaj kazıları tamamlanmadan bırakılmış, 2011 yılından itibaren yeniden başlatılan Antakya kazıları ile mevcut olmayan üst yapının oturduğu temeller ile euripusa ait kalıntıların bir kısmı ortaya çıkarılmıştır. Yapının doğu tarafında, toplam on altı merdiven kalıntısı yer almakta olup sphendonede korunan bu merdivenler, batı caveada mevcut değildir. Yapının temellerinin inşasında opus caementicium tekniği kullanılmıştır. Yapının üst strüktürünü taşıyan tonozların duvarları kesme blok taştan, tonoz kısmı ise opus caementiciumdan inşa edilmiştir. İki katlı oturma sıralarını ayıran yürüyüş yolu ve üstte sütunlu galeri olarak düzenlenmiş yürüyüş yolları, merdivenlere ve güneyde careceresin iki yanındaki kulelere bağlanmaktadır. Euripus platformu üzerinde su düzenlemelerine ait atık su kanalları ve sifon sistemleri uygulanmıştır. Kuzey-güney doğrultusunda uzanan yapının ölçüleri, dıştan 513x113 m olup ortalama 80 bin kişiliktir. Güney uçta yer alan yarış başlangıç yeri carceres üzerindedir ve toplam yarış alanına açılan on iki kapı bulunmaktadır. Carceresin doğu ve batı kenarlarında, kulelerle alana giriş yapılan yan kapılar, sphendone üzerinde ise çıkış kapısı tanımlanmıştır. Mevcut yapının, burada daha önce var olan başka bir yapının üzerine, MS 115 depreminden sonra inşa edildiği, MS 4. yüzyılda restorasyon ile yenilendiği, 458 yılı depreminden sonra büyük tahribat geçiren yapının giderek gözden düştüğü, geçici onarımlarla kullanıldığı, MS 526 ve 528 yılı depremlerinden sonra da zamanla terkedildiği anlaşılmıştır.
Silifke Kalesi Kazısında Bulunan Usta İmzalı ve Damgalı Tütün Lüleleri
Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 207-234 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.207
Özet
Tam Metin
Mersin ili, Silifke ilçe merkezinde yer alan Silifke Kalesinde kazı çalışmaları Prof. Dr. Ali Boran başkanlığında 2011 yılında başlamıştır. Kazı ve sondaj çalışmalarında mekânlar ortaya çıkarılmış ve bu mekânlardan günlük kullanım eşyaları, yoğun olarak seramik ve cam malzemeden yapılmış kap-kacak parçaları, obje parçaları, takı parçaları, madeni eşya ya da alet parçaları gibi çeşitli eser türleri bulunmuştur.
Arkeolojik kazı çalışmalarında, yoğun olarak pişmiş toprak malzemeden yapılmış eserler ortaya çıkarılmıştır. Bunlar arasında önem arz eden tütün lüleleri sayısal verisi yüksek buluntular arasındadır. Kazılarda ortaya çıkan ve çalışma kapsamında ele alınan lüleler tipoloji, hamur özellikleri, süsleme ve usta imzası gibi özellikler açısından önemli veriler sunmaktadır.
İncelenen eserler arasında “yuvarlak çanaklı” ve “basık yuvarlak çanaklı” örnekler görülmektedir. Ayrıca yoğun deforme ve kırılmalardan dolayı formu tespit edilemeyen örnekler de mevcuttur. Ele alınan bu eserler çanak formlarından ziyade usta imzası ve damga/mühür özellikleriyle de dikkat çekmektedir. Usta imzalarında sıklıkla “Sinan” ismi okunurken, bazı mühürler ve yazı kuşağı-beyitler okunamamış ya da silinmiş durumdadır. Silifke Kalesi Kazılarında bulunan tütün lülelerinin üretim yerleri kesin olarak bilinmemektedir. Bu lüleler Osmanlı Dönemi’nde XVII-XIX. yüzyıllar arasında kullanılmıştır.
Bu çalışmayla birlikte, kazılar sonucunda ortaya çıkan damgalı ve usta imzalı 21 adet tütün lülesinin özelliklerinin tanımlanması, benzer örnekleriyle karşılaştırılması ve literatüre sunulması amaçlanmıştır.