4056 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Tarih Kurumu
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

FUAT SEZGİN, Geschichte des arabischen Schrifttums, cilt 6, Astronomie bis ca. 430 H., E. J. Brill, Leiden 1978, 15+521 sayfa, 200 guilder. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 1979, Cilt 43, Sayı 171 · Sayfa: 655-656
Tam Metin
Fuat Sezgin'in bu ünlü yayınının müsteşriklerce ve özellikle bilim tarihçilerince sabırsızlıkla beklenen altıncı cildi yayınlanmış bulunuyor. Daha önce çıkan ciltlerden birinci cilt İslami bilimlerle tasavvufa, ikinci cilt şiire, üçüncü cilt tıp ve tabii bilimlere, dördüncü cilt kimya ile botanik ve tarıma, beşinci cilt ise matematiğe ilişkin Arapça yazınları içermektedir. Son çıkan bu altıncı cilt de astronomiyi konu edinmektedir. Bilindiği üzere, Fuat Sezgin'in bu dev eseri Carl Brockelmann'ın Geschichte der arabischen Literatur adlı beş ciltlik muazzam kitabının daha mükemmelleştirilmiş bir örneğini vermeyi amaçlamaktadır. Esasen, Brockelmann da söz konusu yapıtını ilkin iki cilt olarak çıkarmış, sonradan bu iki cildin genişletilmiş yeni bir baskısını yayınlamış ve bununla da yetinmeyerek bunlara üç iri cilt ekleyip kitabını beş kalın cilde çıkarmıştı. Fakat Fuat Sezgin'in Geschichte der arabischen Literatur'u daha da genişletmesi Brockelmann'ın kendi kitabını genişletmesine kıyasla bazı farklılıklar göstermektedir. Fuat Sezgin, yazmalar ve matbu Arapça kaynak eserler dışında, bunların incelenmesine yönelik yayınlar bibliyografyasını Brockelmann'a kıyasla daha geniş tutmuştur. Ancak, böyle bir bibliyografa bu tür bir yapıtta ister istemez bazı sınırlamalara tabi tutulmak zorundadır. Denilebilir ki Fuat Sezgin'in bu açıdan en geniş ölçütü eskimiş oldukları söylenebilecekleri ihmal etmek gibi kuramsal olarak çok akla yakın bir ölçüttür.

Uluğ İğdemir'in Yaş Günü Münasebetiyle

Belleten · 1979, Cilt 43, Sayı 170 · Sayfa: 255-256 · DOI: 10.37879/belleten.1979.255
Tam Metin
Türk Tarih Kurumu Genel Müdürü Sayın M. Uluğ İğdemir 31 Mart 1979 da sekseninci yaşını bildiriyor bizlere. Kendisine ilkönce bu çalışma hayatında daha uzun ömürler dileyerek yazıma başlıyorum. Türk Tarih Kurumu'nun resmi dernek oluşu gününden beri sorumlu sekreter ve Genel Müdür olarak muntazam çalışması ile Türk Tarih Kurumu'nun her hususta gelişmesinde başlıca amil olan kişidir kendisi. Bu yazımda bir medih edebiyatı yapmak için değil, fakat gerçekleri belirtmek için bazı meseleleri açıklamak istiyorum. Çünkü bütün yıllar boyunca Türk Tarih Kurumu'nun kurucu üyesi ve bazı yıllarda Yönetim Kurulu üyesi olarak Uluğ İğdemirle beraber çalışma durumumuz oldu. Bir kere hangi meselenin incelenmesini istesem, derhal dosyalarını Uluğ İğdemir'den hemen bulmamız mümkündür. Çalışma saatleri örnek olacak derecede ayarlıdır. Hatta bir arkadaşımız "ben saatimi Genel Müdürün geliş ve gidişine göre ayarlarım" derdi. Türk Tarih Kurumu bilindiği gibi Atatürk'ün fikrine göre kurulmuş ve çalışmalarını kendi sağlığında yakın ilgisi ile devam ettirmiştir. İstanbul'da Dolmabahçe Sarayında Türk Tarih Kurumu'na ayrılmış bir daire vardı ve Sayın Uluğ İğdemir daima orada bulunurdu.

Uluğ İğdemir ve Belleten

Belleten · 1979, Cilt 43, Sayı 170 · Sayfa: 259-260 · DOI: 10.37879/belleten.1979.259
Tam Metin
42 yıl bir derginin Yazıişleri Müdürlüğünü bugüne kadar aksatmadan başarı ile yürütmek her fani için erişilmeyecek bir mutluluktur. Sayın Yönetim Kurulumuzun, Sayın Uluğ iğdemir'in. 80 inci doğum günü dolayısı ile Belleten'in 170 inci sayısını kendisine armağan etme kararı cidden yerinde, büyük bir kadirbilirlik olmuştur. Sayın Uluğ İğdemir'i 40 yıldan beri tanırım. Onda bitmeyen, tükenmeyen, güçlükleri yenebilen bir çalışma gücü vardır. O zamanlar gayet mütevazi bir kadro ile, hatta tek başına diyebilirim, çalışırdı. Belleten gibi bir bilim dergisinin 42 yıl seçkin yazarları ile bugüne kadar büyük bir itina ile devamı kendisinin eseridir, payı büyüktür. Denetleme Kurulu üyesi olarak kendisi ile yakın temasım vardır. Titiz, disiplinli, ciddi çalışması karşısında daima kıvanç duymuşumdur. Belleten, yurtta ve dışarıda bizi bilim alanında en iyi tanıtan bir dergidir. Belleten, Kurum'umuzun yıkılamayacak bir anıtıdır. Sayın Uluğ İğdemir'in 80 inci yaş yıl dönümünü kutlarken, genç kuşaklara en güzel örnek olacak çalışmasını, sağlıkla, aynı başarı ile Kurum'umuza hizmette devam etmesini dilerim

Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal'a Berlin'de Alman Arkeoloji Enstitüsü Şeref Üyeliği verildi

Belleten · 1979, Cilt 43, Sayı 171 · Sayfa: 709
Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün 150. kuruluş yılı Berlin'de dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen 1000'e yakın davetlinin katılmasıyla düzenlenen törenlerle kutlandı. Federal Almanya Cumhurbaşkanı Walter Sheel ile Batı Berlin Eyalet Başkanı Dietrich Stobbe'nin açılışını yaptığı kuruluş yıldönümü toplantısında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Profesörü ve Kurumumuz asıl üyesi Ekrem Akurgal'a, Enstitü'nün merkez şeref üyeliği belgesi verildi. Berlin'in ünlü Kongre salonunda yapılan görkemli törende Profesör Akurgal'ın şeref üyeliği belgesi Alman Cumhurbaşkanının huzurunda Enstitü Başkanı tarafından verildi. Bu nedenle Kongre salonuna şeref üyeliğini alan 5 bilim adamının ülkelerinin bayrağı arasında Türk bayrağı da çekildi.

Yeni Bulunan II. Osman Adına Yazılmış Bir "Zafer - Nâme"

Belleten · 1979, Cilt 43, Sayı 170 · Sayfa: 313-364 · DOI: 10.37879/belleten.1979.313
Tam Metin
Kitâb-ı Müstetâb üzerinde çalışmaya başlayarak eseri yayımladıktan sonra, tüm çalışma ve çabalarımızı, II. Osman dönemi üzerinde yoğunlaştırmıştık. Çünkü, Osmanlı devletinin çöküş döneminin başında bir reformcu hükümdar olarak karşımıza çıkan II. Osman'ın, Kitâb-ı Müstetâb'la kendisine sunulan reformcu önerilerden esinlendiğine kuvvetle inanmaktaydık. Bu düşünce ile birinci elden bir kaynağa ulaşma isteğini duymuştuk ve II. Osman dönemi olaylarını içeren, görgü tanığı birinin kaleminden çıkmış bir tarih eserinin mevcut olup olmadığını araştırmaya koyulduk. Böyle bir araştırmanın nedeni vardı. Daha geç dönemin yazarlarının beyanlarına kaynaklık etmiş, Osman'ın çağdaşı bir eserin olabileceğini tahmin etmekte idik. İstanbul ve diğer illerdeki kütüphanelerde uzun araştırmalar yaptık. Bu arada yakın meslektaşlarımız tarafından haberdar edildiğimiz özel kitaplıkları da bir bir taradık. Uzun ve yorucu çalışmalarımız sırasında, iyi bir rastlantı sonucu elimize geçen bir yazma'yı okuyunca, tahminlerimizin doğru çıktığını sevinçle gördük. İşte, bu makalemizde sözünü edeceğimiz "Zafernâme-i Belâgat- unvân der Beyân-ı Gazavât-ı Sultan Osman Hân-ı Gâzi" adlı yazma eser, tarafımızdan, Ankara'da özel bir kitaplıkta bulunmuştur. Özel bir kitaplıkta muhafaza edilmesi, bugüne değin bilim dünyasınca bilinmemesinin tek nedeni olmuştur.

Ankara Arkeoloji Müzesinin İlk Kuruluş Safhası ile İlgili Anılar

Belleten · 1979, Cilt 43, Sayı 170 · Sayfa: 309-312 · DOI: 10.37879/belleten.1979.309
Tam Metin
1938'den önce, Ankara'nın Çıkrıkçılar yokuşunda Emin Bey apartmanının üst katındaki bir dairenin kiracısı idim, pencerelerden her bakışımda harap Bedesten ile ona bağlı Han'ın silüetleri gözlerimin önünde dikilirlerdi. Bedesten ile Han'ın eskiden sof ticaret merkezi, kervanların ve esnafın kaynaştığı transit yeri olduğunu biliyordum. Üstelik Bedesten'in Fatih devri sadrazamı Mahmut Paşa (1461-1471) Han'ın ise Rum Mehmet Paşa'nın eseri olduğunu öğrenmiştim. Zamanla buraya Ahievâ'ın himmeti ulaşamadığı için çökmekten kurtulamamış, en yeğni (hafif) deyimi ile çöplük haline gelmişti. Kubbeleri çökmüş, kırık dökük dükkanların tapulu sahipleri ortadan çekilmişlerdi. Esnaflar iç kalenin kapısı önündeki alanda ve çevresinde geleneği yaşatmağa çalışıyorlardı. Esnaf'ın, zikri geçen kapının üstündeki "Kale sakinleri her çeşit vergiden muaftır." ibareli, İlhani Hükümdarı Ebu Sait Bahadır Han'a ait, yazıtdan acaba haberleri varmı idi? Zamanın değişmesi ile hükümler de değişmişti. Az içerde Selçuk'lular zamanından kalma basit ancak şaheser olan mihrâbı ile san'at dünyasında tanınan Alaaddin Cami'i yer alıyordu. Özel yapılar sur duvarları üstüne tırmanmışlar ve bazıları saygısızca burçların tepelerine oturmuşlardı. İç kalede ortaçağ olduğu gibi yaşıyordu. Sur'un dış yüzünde bir kovuğa yerleşen Osmanlı Bankası şubesi, çağ dışılık (Anachonizm)i yansıtıyordu.

Kuzey Suriye'de Görünen İlk Türk Emîri Han - Oğlu Hârun

Belleten · 1979, Cilt 43, Sayı 170 · Sayfa: 365-380 · DOI: 10.37879/belleten.1979.365
Tam Metin
Selçuklular'ın bir devlet kurmalarını sağlayan ünlü Dandanakan meydan savaşından (23 Mayıs 1040) sonra ilk Selçuklu fetih ve genişleme eylemleri, özellikle batı yönünde, büyük bir gelişme göstermiştir. Bu cümleden olarak, gerek ilk Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in, gerekse Selçuklu prens ve emirlerinin Rey ve İsfahan bölgeleriyle Azerbaycan ve Errân ülkelerinden sonra Bizans egemenliğindeki Anadolu'ya da akınlara girişmeleri sonucunda bu ülkedeki Selçuklu askeri harekâtı Malatya ve Sivas kentlerine değin uzatılmış oldu. Önceden hazırlanan planlar uyarınca yürürlüğe konan bu istilâ ve fetih hareketlerine katılan Selçuklu emirlerinden bazıları, çeşitli nedenlerle, XI. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak buyrukları altında bulunan atlı kuvvetlerle, Mısır - Fatımi devletinin egemenliğindeki Suriye ve Filistin'e inerek bu ülkelerin fethinde ve daha sonra burada kurulan Selçuklu devletinin temellerini atmada önemli roller oynamışlardır. Kaynaklarda verilen bilgilere göre, Suriye ve Filistin'e ilk Türk girmelerini yapan belli - başlı emirler, Han-oğlu Hârun, Kurlu, Atsız, Şöklü, Afşin ve Sunduk (ya da Sandak)'tur. Biz bu küçük araştırmamızda, yalnızca, Kuzey - Suriye'ye "ilk Türk Girişi"ni temsil eden Han-oğlu Hârun'un siyasal ve askeri eylemlerinden söz edeceğiz.

Hitit Dilinde "Saray" Sözünün Karşılığı

Belleten · 1979, Cilt 43, Sayı 170 · Sayfa: 273-280 · DOI: 10.37879/belleten.1979.273
Hitit yazıcılarının çok sık anılan bazı önemli sözleri Sumerogram'lar ile yazmak adeti, bunların arkasında saklı kalan Hititçe sözleri bulmamızı güçleştirmektedir. Bu gibi kavramların sık sık Sumerogram'larla yazılmalarına karşılık Hititçe karşılıkları pek seyrek anılmaktadır. Hititçe karşılıkları henüz saptanamayan Sumerogram'lar arasında E. GAL "saray" da bulunmaktadır. H. G. Güterbock "Hitit Sarayı" konusunda yayınladığı değerli araştırmasında halentu(ua) sözünde "saray"ın Hititçe bir karşılığını bulduğunu düşünmüştü. Kendisi E .GAL'in fonetik tamamlaması Dat. - Lok. hâlinde E .GAL-ni (KUB XX 88 VI 7) olduğunu bildiği için E .GAL'in iki ayrı Hititçe karşılığı bulunduğunu kabul etmek zorunluğunu duymuştur. Fakat halentuua ile E . GAL KUB XIII 24 IV 6'da yan yana geçtiklerinden bu metin yeri halentu(ua)' da E. GAL'in bir karşılığını bulmak şansını ortadan kaldırmaktadır. Bu satırların yazarı 11-15 Ekim 1976 tarihlerinde Ankara'da toplanan 8. Türk Tarih Kongresine sunduğu bir bildiride halentu(uja) konusundaki araştırmalarının sonuçlarını açıklamıştır. Yakında basılacak olan bir kitabımda bugün için elde edebildiğim en geniş malzemeye dayanarak, halentu(ua)'nın bir kült yapısı ve tapınağın en önemli kısmı olan "kült salonu" ("Cella") olduğunu göstermek fırsatını bulacağım.

Bir Devrim Eri

Belleten · 1979, Cilt 43, Sayı 170 · Sayfa: 305-308 · DOI: 10.37879/belleten.1979.305
Tam Metin
Atatürk dönemi bir devrim dönemidir. Bu döneme emeğini katmış herkes bir "devrim eri" sayılır. Ne var ki, bir dönemi kendi çabasıyla yaşayanların sayısı çok azdır. Bu yıl sekseninci yaşına basan Uluğ İğdernir de bu az kişilerden biridir. Devrim, genel tanımıyla, geçerliği kalmamış bir düzenin, tutarlı bir düzenle ortadan kaldırılması eylemidir. Devrimci, yıkması gereken düzeni çok iyi bilmekle birlikte, onun yerine neyi koyabileceğini de iyi kestirebilmelidir. Bu olmadı mı, devrim gibi, toplum yaşamını tepeden tırnağa değiştirmeyi amaçlayan bir eylem, bir karmaşa ortamı yaratır. Bunun etkisiyle, toplum ilerleyeceğine geriler. Toplumların yaşamında bunun örnekleri çoktur. Kişinin bilinçli olması, birey olarak sorumluluğunu bilmesi, devrime neler katması gerektiğini kavraması çok önemlidir. Kişi, tam anlamıyla bir devrim emekçisi olmalıdır. Kanıyla canıyla adamalıdır kendini devrime. Denetimsiz bir ortamda, tek başına, kendini bir "toplum" gibi sorumlu duymalıdır. Kendi emeği eksilince, devrimin ana taşlarından birinin düştüğünü varsaymalıdır. Devrimin var olmasının ya da yok olmasının kendine bağlı olduğunu bir bilinç olarak kişiliğine sindirmelidir.

A Vessel in the Form of a Human of the Assyrian Trading Colony Period

Belleten · 1979, Cilt 43, Sayı 170 · Sayfa: 267-272 · DOI: 10.37879/belleten.1979.267
Tam Metin
The recovery of this find with few parallels owes much to the high level of accomplishment reached today by the Turkish Historical Society, established under the guidance of Atatürk. The success of the excavations carried out by the Society is in large measure due to the strong influence of its General Director Uluğ İğdemir. On the occasion of his eightieth birthday, I would like to express my deepest admiration for his valuable contributions and my gratitude for the opportunity to add to this volume of Belleten presented in his honor. An important part of the burial gifts from graves belonging to building level la in quadrant cc/21 of the Karum Kaniš were stolen, broken or scattered during ancient times. Among these finds, our attention is drawn to a vessel in the from of a human, whose body is preserved but whose neck and head are now missing.