4056 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Tarih Kurumu
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Atatürk Hakkında Ozanlarımızın Söylediği Şiirler (1919-1938)

Belleten · 1978, Cilt 42, Sayı 167 · Sayfa: 465-494 · DOI: 10.37879/belleten.1978.465
Türk edebiyatının yeni devirleri üzerinde çalışanlar için ele alınması gerekli konulardan biri de, Atatürk hakkında yazılmış olan eserlerdir; roman, hikaye, tiyatro, v.b. nevi'lerdekilerden daha çok şiirlerde yer-yer bahsedildiği gibi, bütünüyle ona ayrılmış bulunanlar da sayıca az değildir. Böyle şiirlerin çokluğu, bunlardan seçilmiş örnekleri içine alan, sayıca yüze yaklaşan antolojilerin yayımlanmasına yol açmıştır. Söz konusu antolojilerden bir kısmı, tertip bakımından birbirinden ayrılır: Mevzû yönünden sınırlanarak, yalnız marşlara, ağıtlara, çocuklar için şiirlere ayrılanlar, yalnız bir dergide yayımlananları içine alanlar, şairlerinin doğum yıllarına göre sıralananlar v.b. yok değildir. Bunlardan daha çok, şiirlerin hiçbir sınıflandırmaya bağlı kalmaksızın gelişi-güzel harman edildiği antolojiler görülür. Kendine öz tertibi bulunsun bulunmasın hepsinin birleşik yanı, seçilen örneklerden çoğunun gençlerin yazdıklarından alınması, 1928'de Arap harflerinin değiştirilmesinden sonra yayımlananlar olduğudur; Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet'in i'lânı sırasında yazılanlar yok denilecek kadar az olan bu antolojilerde en çok yer alan, kazanılan zaferlerin ve Cumhuriyet'in yıldönümleri, Atatürk'ün ölümü dolayısıyle yazılmış şiirlerdir. Bazı antolojilerde, beş-on şiir dışında kalanları ağıtların teşkil ettiğini görürüz; bunun başlıca sebepleri, Atatürk'ün ölümünden hemen sonra ağıtları içine alan bir eserin, ölüm yıldönümü dolayısıyle böyle şiirlere dergilerde bol-bol yer verilmesi, Sami N. Özerdim'in 1958'de neşredilen eserinin, bu konudaki şiirlerin kolayca elde edilmesine yol açmasıdır.

Kitaplardan Haber [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 1978, Cilt 42, Sayı 168 · Sayfa: 781-786
Taras Hunczak'ın derlediği bu kitap, çeşitli uluslara mensup on Rus tarihi bilgininin, Büyük Ivan'dan Devrim'e değin Rusya'nın yayılması ve küçük Moskova prensliğinin giderek dev Çarlık İmparatorluğu'na dönüşmesi konusundaki yazılarından oluşmaktadır. Değişik uluslara mensup tarihçilerin yaklaşımların' ve görüşlerini yansıtmasına karşın, Taras Hunczak, kitabın birleştirici ve tutarlı bir çerçeveye oturmasını sağlamıştır. Çar Büyük Ivan'dan Ramonov hanedanının düşüşüne değin Çarlık Rusya'nın yayılma siyaseti ele alınırken, Rus İmparatorluğu'na, çeşitli din ve ırklara mensup kitleleri içine alan ve kendisini oluşturan halkların sayıca, imparatorluğun güçlü kurucularından daha çok olduğu bir devlet olarak bakılmaktadır. Kitabın önsözünde, Taras Hunczak, bu eserin, Rus emperyalizminin geniş kapsamlı ilk tarihi olduğunu belirttikten sonra, emperyalizm kavramını, "bir ulusun ya da devletin, diğer uluslar, ülkeler ya da halk grupları üstünde gücünü ve etkisini genişletmesi" olarak anladığını, kitaba katkıda bulunan yazarların, yaklaşımları arasındaki ayrılıklar ne olursa olsun, bu temel anlayıştan yola çıktıklarını ve bu kavramı , tarihsel süreç içinde, içeriğini inceleyerek tanımladıklarını söylemektedir. Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Rus tarihsel bağlamı içinde, Rus emperyalistik davranışının kökenlerini açıklama çabalarına yer verilmekte; ikinci bölümde ise, Rus imparatorluğu kurucularının, kuzeyde Baltık denizi, güneyde Karadeniz ve Hazar Denizi, doğuda ise Sibirya üzerinden Pasifik Okyanusu'na değin yayılma planlarının uygulanması ele alınmaktadır.

Mustafa Nuri Paşa ve Eseri (1824 - 1890)

Belleten · 1978, Cilt 42, Sayı 167 · Sayfa: 445-464 · DOI: 10.37879/belleten.1978.445
Tam Metin
XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun yetiştirdiği büyük devlet adamı ve değerli tarihçi Mustafa Nuri Paşa ve eseri üzerinde bugüne dek gerektiğince durulmamıştır. Hele, dört cilt olarak kaleme aldığı çok önemli Osmanlı Tarihi ile getirdiği modern tarih görüşü, kurumların ve örgütlerin, bir ulusun tarihindeki değerlerinin belirtilmesi yönlerinden son derece ilgi çekicidir. Kendisinin Avrupa'yı görmediği ve batı dillerini bilmediği göz önüne alınırsa, bu alanda yaptığı işin büyüklüğü daha iyi anlaşılır. Onun getirdiği bu yeni tarih anlayışı, Ahmet Vefik Paşa'nın (1823-1891) "Fezleke-i Tarih-i Osmâni" adlı eserinde daha sınırlı ölçüde uyguladığı bir yana bırakılırsa ülkemiz için yepyeni birşeydir. Esasen bu tür tarih anlayışı Avrupa'da yeni yeni belirmeye başlamış bulunuyordu. Mansuroğlu Mustafa Nuri Paşa üzerine, çağdaşı Ali Fuad Türkgeldi'nin (1867-1935) Türk Tarih Encümeni Mecmuası'ndaki yazısı, Hüseyin Hüsameddin (Yasar) ile İbn ül-Emin Mahmut Kemal (İnal)'ın (1870-1957) "Evkaf-ı Hümayun Nezaretinin Tarihçe-i Teşkilatı ve Nuzzarın Teracüm-ü Ahvali" adı altında ortaklaşa yazdıkları eser, yine İbn ül-Emin Mahmut Kemal İnal'ın "Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar", Halid Bayrı'nın "Tarih Dünyası" adlı dergideki makalesi, "İş ve Düşünce", "İ. Ü. Türk Dili ve Edebiyatı" vb. dergilerde çıkan ufak tefek bilgi kırıntıları bir yana bırakılırsa hemen hemen ciddi hiç bir şey yazılmamıştır.

Inscriptions de Cilicie et d'Isaurie

Belleten · 1978, Cilt 42, Sayı 167 · Sayfa: 373-420 · DOI: 10.37879/belleten.1978.373
Notre mission (septembre 1975) avait pour but de completér, par une enquête sur le terrain et dans les musées, une documentation epigraphique très lacuneuse qui doit servir de base à une étude plus générale de géographie historique et d'histoire régionale. Les anciennes provinces de Cilicie et d'Isaurie, bien délimitées par la barrière montagneuse du Taurus qui les sépare du reste de l'Asie Mineure et les oriente vers la méditerranée orientale et vers la région d'Antioche, ont été parcourues notamment par V. Langlois, J. R. S. Sterrett, Th. Bent, E. Herzfeld, S. Guyer, J. Keil, R. Heberdey et A. Wilhelm. Louis Robert en a souvent montré la richesse épigraphique, et de nombreux savants, tels M. M. U. B. Alkım, H. Th. Bossert, S. Eyice, M. Gough, G. E. Bean, T. B. Mitford, Th. S. et P. A. Mackay, ont tenté, depuis une vingtaine d'années, d'en dresser, visite après visite, l'inventaire archéologique. Les efforts des responsables des Antiquités et Directeurs des musées régionaux vont aujourd'hui dans le meme sens et rendent possible une étude plus systématique des sites et la multiplication des trouvailles. Nous ne saurions dire, ce propos, à quel point nous avons été aidés dans notre enquête par l'intelligente et active assistance du Directeur du Bölge Müzesi d'Adana, le Dr. Aytuğ Taşyürek, spécialiste de la civilisation urartéenrıe, mais passionnément attaché à déceler les vestiges de toute époque dans la région sur laquelle il a autorité.

Okula Gazete Sokan Öğretmen Ali Suavi ve Günümüz Eğitiminde Benzer Girişimler

Belleten · 1978, Cilt 42, Sayı 167 · Sayfa: 437-444 · DOI: 10.37879/belleten.1978.437
Tam Metin
Okulda gazetenin ders aracı olarak okutulması konusunda az ileride görüleceği gibi Fransa'da çok yeni bir girişim vardır. Eğitim çevrelerinde bu girişim ilgi ile karşılanmakta ve orijinal bulunmaktadır. Oysa gazetenin okula bir eğitim aracı olarak sokulmasının yararlı olacağı görüşünü Ali Suavi yüz on iki yıl önce ortaya atmıştır. Fakat bu görüş ve taşıdığı anlam şimdiye dek araştırmacıların dikkatinden kaçmıştır. Onun kültür ve eğitim tarihimizdeki bu ilginç girişimini aydınlığa kavuşturmak, yerli, yabancı bilim ve eğitim çevrelerine tanıtmak gerekir. Ali Suavi (1839-1878) Tanzimat döneminin önemli fikir adamı, gazeteci ve öğretmenlerindendir. 1857'de kurulan Maarif Nezareti makamına ilk geçen Abdurrahman Sami Paşa zamanında sınavla Bursa Rüştiye okuluna öğretmen olarak atanmıştı. Ali Suavi öğretmenliğe bu şekilde başladı. Fakat o, tartışmayı seven, yeni fikirlere sahip bir öğretmendi ve üstelik çok gençti. Oysa Bursalıların gözünde "muallim" demek yaşlı adam demekti. Bu nedenlerle Bursa'dan uzaklaştırıldı. Bu kez Filibe Rüştiyesine atandı, ama orada da sakin durmadı. Kentin camilerinde "vaız" biçiminde siyasal nitelikte konferanslar verdi. Mutasarrıf bu ateşli öğretmeni halkı ayaklanmaya teşvikle suçlayıp azlettirdi.

Laiklik Nedir, Şeriat Nedir?

Belleten · 1978, Cilt 42, Sayı 167 · Sayfa: 427-436 · DOI: 10.37879/belleten.1978.427
Tam Metin
Ulu Önder Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün, düşmanları yurdumuzdan koyduktan sonra gerçekleştirdiği ve hepsi bir bütün olan devrimlerinin en önemlisi laikliktir. O, sadece yurdumuzu, ulusumuzu düşman saldırısından kurtarmakla kalmadı, kurtardığı yurdun bir daha her yönden öyle kötü bir duruma düşmemesi, kişi özgürlüğüne, hak ve eşitlik ilkelerine dayanan cumhuriyet rejiminin sonsuza dek sapasağlam ayakta durabilmesi için birbirini tamamlayan bir dizi köklü devrimler yapmıştır. Gazilik ve mareşallik gibi dini ve askeri en yüce iki rütbeyi taşıyan ATATÜRK, askeri dehasının erişilmezliği yanında asıl bu devrimci yönüyle dünya tarihindeki şanlı, şerefli yerini almıştır. Laiklik, cumhuriyet rejiminin ayrılmaz bir parçasıdır; çünkü cumhuriyet rejimi, toplumun, kendi seçtiği kişilerden oluşan meclislerce kendi kendini yönetmesidir. Bu yönetim, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrı ellerde olmasıyla gerçekleşir. Yasama, yani kanun yapma işi Millet Meclisinin görevidir. Yürütme ve yargı bu yasalarla olur. Bir başka deyimle cumhuriyet rejiminde toplumla ilgili işler insanların yaptığı kanunlarla yürütülür.

Saarbrücker Beitraege zur Altertumskunde Band VII (1970) [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 1978, Cilt 42, Sayı 167 · Sayfa: 495-500
Tam Metin
1- Kamid el-Loz = Kumidi Alman Şark cemiyeti (Deutsche Orient Gesellschaft) tarafından 1969 yıllarında Kamid el - Loz'da kazı yapılırken, civardaki kayalıklar, taş ocakları da araştırılmıştır. Mecmuanın bu sayısında bütün bu çalışmalar anlatılmakta ve bulunan vesikalar değerlendirilmektedir. Kamid el - Loz, Şam - Ba'albek ve Beirut şehirleri köşe olmak üzere çizilen bir üçgenin Şam - Beirut hattını ortasından kesen Litanı ırmağının doğusunda bulunmaktadır. Kamid el - Loz kazılarının önemi, burada uç ayrı dil ve yazıda vesikaların bulunmuş olmasıdır: Suryani dili ve yazısı ile yazılmış kaya kitabeleri Batı Sami Kenan alfabesiyle yazılı Ostrakalar Çivi yazılı akkadca Firavun mektuplarıdır ki, bizi özellikle bu mektuplar ilgilendirmektedir. 1- Giriş: Mecmuanın naşiri olan Rolf Hachmann tarafından yazılan Giriş (Einleitung) da Amarna mektuplarında Kumidi olarak geçen şehrin Kamid el - Loz'da lokalize edildiğini müjdelemektedir. Sonra mecmuanın bu sayısında yer alan yazarlar ve onların çalışmaları hakkında kısa bilgi veriyor, tarihin, gerçeği arayan sonsuz bir münakaşa olduğunu söylüyor (s. 9).

La Structure des Relations Turco - Roumaines et des Raisons de Certains Hüküms, Fermans, Berats et des Ordres des Sultans Adressés aux Princes de la Moldavie et de la Valachie aux XVI et XVII Siecles

Belleten · 1978, Cilt 42, Sayı 168 · Sayfa: 761-774 · DOI: 10.37879/belleten.1978.761
Tam Metin
Les relations Turco-ottoman et Roumaines avaient commencé, comme on le sait bien, à la fin du XIVe et au commencement du XV siècle ayant un caractere de capitulation accordée à Mircea I, prince de Valachie et aussi un traité de soumission avec le voivode de Valachie en 1416. Ces capitulations, les traites et les conventions ont été renouvelés plusieurs fois au cours du XV siècle. Par exemple en ı 432, on a conclu un traité, c'est à dire, on a donné un ahidnâme au Vlad Drakul, voivode de la Valachie tandis qu'en 1456 l'un des ahidnâmes fut conféré pour tribut avec Pierre, prince de la Moldavie. On peut citer aussi les autres exemples comme étant caractéristique de ce propos. Mais, je voudrais bien me borner aux status et à la structure des relations Turco-Roumaines aux XVI et XVII sieclès.

Dîvânü Lugâti't-Türk'te Yäzkänd

Belleten · 1978, Cilt 42, Sayı 167 · Sayfa: 421-426 · DOI: 10.37879/belleten.1978.421
Divânü lugâti't-türk'ün elde bulunan tek nüshasındaki istinsah yanlışlarına bakarak müstensih Muhammad bin Abi Bakr bin Abi'l-Fath as-Savı şumma ad-Dımışki'nin hiç Türkçe bilmediği kanunla varmaktadır İran'ın Sâve kentinden olan bu müstensihin Türk olmadığı ve Türkçe bilmediği düşüncesine ben katılamıyorum. Sâve ve çevresindeki köylerin halkı (büyük çoğunluğu) bugün bile Türktür. XIII. yüzyılda Türk olmayan bir kişinin (bir Farsın?) oradan kalkıp Şam'a gitmesi, orada Türkçe - Arapça bir yapıtın müstensihliğini yapması akla yakın görünmemektedir. Yaptığı yanlışlara gelince, Divânü lugâti't-türk gibi birçok Türk lehçesinden örnekler veren bir yapıtı Türk asıllı da olsa herhangi bir müstensihin kolayca anlayamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Yapıt üzerinde çalışıldıkça yeni istinsah yanlışları ortaya çıkabilir. Bu yazıda böyle bir istinsah yanlışı üzerinde durmak istiyorum.

G. HAZAI, Das Osmanisch Türkische im XVII. jahrhundert - Untersuchungen an den Transkriptionstexten von Jakob Nagy Harsdny (XVII. Yüzyıl Osmanlı Türkçesi, Jakob N.de Harsány'nin transkripsiyon metinleri üzerine araştırmalar) The Hague 1973 Mouton, 4985, Bibliotheca Orientalis Hungarica XVIII. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 1978, Cilt 42, Sayı 167 · Sayfa: 501-502
Tam Metin
Yazarın girişte de belirttiği gibi, Türk dilinin tarihi evrimini anlamak, seslilerin çok önemli yeri olan bu dilin Arap harfleri ile yazılmasından dolayı pek güçtür. G. Hazai XVII. yüzyıla ait bir Türkçe öğretim metninden yararlanmak yoluyla Türk dilinin filolojik - historik araştırmalarına saygı duyulacak bir hizmette bulunuyor. Yazarın dediği gibi morfolojik ve sentaks sorunlarını aydınlatacak Arab harfli metinlerin yanında, Türk dilinin fonetik tarihini aydınlatmak transkripsiyon metinlerinin incelenmesi ile mümkündür. Bundan başka XVII-XVIII. yüzyıllara ait bilinen metinler, konuşma dilinden çok Arab ve Fars dilinin etkilerini taşıyan bir yazı dili ile kaleme alınmışlardır. Su halde konuşulan dili araştırmak için burada tanıttığımızın benzeri Türk diline ait öğretici metinleri kullanmak gerekir. Son zamanlarda yabancı alfabelerle kaleme alınan Türk diline ait transkripsiyon metinleri incelenmeğe başlanmıştır. G. Hazai XVII. yüzyıl Türkçesini bu açıdan bize vermeğe yarayan önemli bir eserin Jakob Nagy de Harsâny'nin "Colloquia Familiaria Turcico - Latina" sını yayınlıyor Bu, benzerleri içinde en ayrıntılı ve zengin örnekleri kapsayan bir eserdir. Eserin yazarının bir Macar oluşu da Hazai'ye göre esere ayrı bir değer atfetmemize nedendir. Çünkü Macarca ve Türkçe'de fonemlerin benzerliği, de Harsâny'nin Türk dilinin fonetik yapısını kolayca ve düzgünce kavrayıp verebilmesine yardım ediyor. Eserin zengin bir kelime hazinesi içermesi verimli bir filolojik araştırma yapılmasına olanak vermektedir. Kitabın 34-199. 'sahifeleri arasında Harsâny'nin Türkçe - Latince - Almanca çevrili metinleri emandasyonu yapılmış olarak yer alıyor. Bu XVII. yüzyılın günlük Türkçesinden örneklerdir. 201-278. sahifeler arasında bu metinde geçen kelimelerin index'i yer alıyor. 279-318. sahifeleri arasında Hazai metinde geçen kelimelerin eserdeki orijinal transkripsiyonunu almış ve karşılarına bugünkü Türkçenin kullandığı transkripsiyonu yerleştirmiş. Böylece fonetik değişimleri izlemek mümkün oluyor.