4056 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Tarih Kurumu
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

The Relation between Urartian Temple Gates and Monumental Rock Niches

Belleten · 1975, Cilt 39, Sayı 155 · Sayfa: 401-412 · DOI: 10.37879/belleten.1975.155-401
Tam Metin
The relation of doors and windows to the wall is a fundamental architectural problem. Size, number, and placing of the openings are determined to an essential degree by environment and climate, but shape and proportion are a decisive factor in the artistic effect of a building. Even a moderately initiated layman can distinguish a Romanesque, Gothic, or Renaissance structure by the form of its doors and windows rather than by its total effect. As a result of the many excavations and considerable research done in Urartian centers during recent years, important conclusions have been drawn concerning the architecture of Urartian temples. It has become clear that the structures with a square shaped single "cella" discovered in the excavations at Toprakkale, Patnos-Aznavurtepe, Altıntepe, Çavuştepe, Varto-Kayalıdere and Bastam occupy an important place in the architecture of temples. Many original and interesting ideas have been advanced on this subject. However, in spite of the fact that attempts at reconstruction have been made with these different ideas in mind, sufficient attention has not been giyen to the problem related to the gates of these temples.

Etrüsklerin Yunanca Adı

Belleten · 1975, Cilt 39, Sayı 155 · Sayfa: 421-428 · DOI: 10.37879/belleten.1975.155-421
Tam Metin
Bilindiği gibi, Etrüskler Milâddan önceki Binyılda, merkezi İtalyada yaşamış bir kavimdir. Roman yazarlar onlardan TUSCİ diye bahsederler. Bu adın ilk şeklinin TURSCİ olduğu anlaşılıyor ki, bu da, daha sonra ETRUSCİ şeklinin ortaya çıkmasını izah eder. Bir rivayete göre, Etrüskler kendilerine RASENNA derlerdi 3. Eski Yunanlıların Etrüsklere verdiği ad "Tuppnvoı" idi. Romalılar bu adı kendi harfleriyle TYRRHENOİ şeklinde yazmışlardır. Yunanlıların Etrüsklere verdiği isim bugün bile, "Mer tyrrhénienne" (Tiren Denizi) tabirinde yaşamaktadır. Bu denize bu adın verilmesinin sebebi de, söz konusu denizin M.Ö. sekizinci yüzyıldan itibaren, uzun zaman, Etrüsklerin hakimiyeti altında bulunmuş olmasıdır. Hemen ilave edelim ki, eski Yunan yazarlarından bazıları "Tyrrhenoi" yerine TYRSENOİ şeklini kullanmışlardır. Yunan dili uzmanlarının izahına göre, bu şekil İyoniyen lehçelerine mahsus olup, meşhur Epir kralı Pyrrhus'ün ismi bile bu lehçelerde "Pyrsos" şeklini almakta idi 4.

Dediği Dede ve Tekkeleri

Belleten · 1975, Cilt 39, Sayı 155 · Sayfa: 447-467 · DOI: 10.37879/belleten.1975.155-447
Tam Metin
Dediği Dede ile ilgili arşiv kayıtlarında bahsi geçen iki yapıdan Doğanhisar kazasının Tekke köyündeki zaviye yıkılmıştır. Dediği Dede Tekkesi olarak tanınan ve halen ayakta olan ikinci yapı ise Ilgın'ın Mahmuthisar ve Tekke köyleri yakınında, Tekke köyünün son evlerinden takriben 300 m. ileride yüksekçe bir sırtta inşa edilmiştir. Halen metrûk olan yapı köy sakinleri tarafından, türbelere adakta bulunmak amacıyla, nadiren ziyaret edilmekte ve köyün ulaşımının zor olması nedeniyle de köy sakinleri dışında fazla ziyaretçisi bulunmamaktadır. Çevrede bu yapı ile ilgili olabilecek ayakta bir yapı veya yapı kalıntısı mevcut değildir. Yalnız yapının güney batı köşesinde yerli kayaya oyulmuş, muhtemelen eski, bir mezar kalıntısı ile yine güney yönde yamacın yola yakın kısmında daha önceki bir devir yapısına ait iki taş kolon yerde yatar durumdadır

A further note on the French Newspapers of İstanbul during the revolutionary period (1795-97)

Belleten · 1975, Cilt 39, Sayı 155 · Sayfa: 483-492 · DOI: 10.37879/belleten.1975.155-483
Tam Metin
In his `Note sur les journaux français de Constantinople â, l'époque révolutionnaire, L. Lagarde threw important light on a hitherto obscure aspect of the propaganda effort of the Directory within the Ottoman Empire. The purpose of this additional note is to amplify and, in certain respects to correct, Lagarde's earlier contribution on the basis of the reports, now in the Public Record Office in London, of the British Minister to the Ottoman Porte, J. Spencer Smith. For inevitably, during the crucial years immediately before Bonaparte's Egyptian expedition of the summer of 1798 and the consequent Ottoman declaration of war on France, Spencer Smith kept a close watch on the activities of his French rival in İstanbul and the Levant. Succeeding Sir Robert Liston in 1795, Spencer Smith showed himself markedly fearful of what he termed 'the destructive doctrines so progressive in the present day' and the threat posed by French propaganda activities in the Levant.

İstanbul Arkeoloji Müzesinde Bizans-Türk Çeşmesi

Belleten · 1975, Cilt 39, Sayı 155 · Sayfa: 429-444 · DOI: 10.37879/belleten.1975.155-429
Tam Metin
İstanbul Arkeoloji müzesinin önündeki bahçelerden, Çiniliköşk'ün solundaki ilk bahçede, mermerden bir çifte çeşme vardır. Müze envanterine 3217 sayı ile kaydı yapılmış olan bu eserin 1895' den önce müzeye geldiği bildirilmekte ise de, G. Mendel kataloğunda bulunmayışı bu bilgiyi doğrulamaz. Eser ilk defa A. Müfit Mansel (1905-1975) tarafından, 1931 yılında yayınlanarak bir fotoğrafı ile tanıtılmış ve bu vesile ile de 1914'den sonra müzeye giren eserlerden olarak gösterilmiştir. Eser bu tarihten sonra yayınlanan müze kataloglarında yer almıştır. Ne yazık ki çeşmenin nerede bulunduğu hakkında hiçbir bilgiye sahip değiliz. Bilinen tek husus buluntu yerinin İstanbul oluşudur.

Dediği Dede and Dervish Lodges

Belleten · 1975, Cilt 39, Sayı 155 · Sayfa: 468-472 · DOI: 10.37879/belleten.1975.155-468
Tam Metin
The so-called 'Dediği Dede tekkesi' is located in the close vicinity of the villages of Mahmudhisar and Tekke near Ilgın. It is built on a hill-top overlooking the road passing through the settlements, a small pine wood covering the hills to the North and East. A badly built entrance gate of fairly recent date leads into a rectangular courtyard giving access to the building from the North, and surrounded by a wall about 2.5 m. in height. Within the building itself, three sections can be distinguished. From the courtyard the visitor passes into a rectangular chamber 17.40 m. long and 2.60 m. wide, the axis pointing in an east-west direction. As apparent from the construction joint in the south wall, this section is a later addition to the original building.

Le nom Grec des Etrusques

Belleten · 1975, Cilt 39, Sayı 155 · Sayfa: 413-420 · DOI: 10.37879/belleten.1975.155-413
Tam Metin
On sait que les Etrusques sont un peuple, ayant vécu au premier millénaire av. J. C., principalement dans l'Italie Centrale. Les auteurs romains les appellent TUSCI. Il semble que la forme primitive de cette appellation était TURSCI, ce qui explique l'apparition ultérieure du nom ETRUSCI. Il est une théorie, d'après laquelle les Etrusques se seraient appéles eux-mêmes RASENNA. Quant aux anciens Grecs, ils donnaient aux Etrusques le nom de que les Romains ont transcris sous forme de TYRRHENOI ou TYRRHENI, devenu en français, Tyrrhéniens. Ce nom continue à vivre aujourd'hui meme, dans la locution géographique "Mer tyrrhénienne", ainsi appelée, parce que, à partir du 8 ième siècle av. J. C., la mer en question était dominée par les Tyrrhéniens ou Etrusques.

Sultan III. Selim ve Koca Yusuf Paşa

Belleten · 1975, Cilt 39, Sayı 154 · Sayfa: 233-256 · DOI: 10.37879/belleten.1975.154-233
Tam Metin
Onsekizinci asrın ortalarına doğru 1152 H./1739 M. de Belgrad ve 1159 11./1746 M. İran'la yapılan muahedelerden sonra 1182 H. 1768 M. senesine kadar otuz sene muharebesiz geçmiş ve bu müddet içinde harp ve idare sahalarından yetişmiş Hekim-oğlu Ali Paşa, Yeğen Mehmed Paşa, ivaz Mehmed Paşa, Köprülü-zade Hafız Ahmed Paşa gibi yüz ağartmış, tecrübeli, değerli eski vezirler ölmüş ve kalanlar da pek ihtiyar bulunmuşlardı. Harpsız geçen bu otuz sene içinde ise gelen sadr-ı âzamlar, vezirler iktidar ve kudretçe evvelkiler derecesinde olmadıklarından 1768 seferindeki mağlübiyetlerde bunun acısı görülmüştür. Bu müddet içinde her ne kadar Koca Ragıb Paşa gibi müstesna olarak irade sahibi, alim bir vezir görülüyorsa da, anın idari ve siyasi sâhalarda hizmetine karşı harp meydanında kendisini gösterecek bir olay zuhur etmemiştir. Kısacası Onsekizinci asrın ikinci yarısının sonlarına doğru Osmanlı Devleti'nin idari, siyasi, askeri sahalarda durumu iyi değildi. 1182 H./1768 M. muharebesinde bu haller görülmüştü. 1188 H./1774 Kaynarca muahedesinden sonra devlette pek bâriz olarak acısı çekilen askeri bir ıslahat yapmak üzere silahdar Seyyid Mehmed Paşa'yı takiben anın tavsiyesiyle Halil Hamid Paşa sadr-ı âzam olmuş ve üç seneye yakın devam eden sadr-ı azamlığı zamanında epey yenilik yapmış ise de faaliyetini önlemek isteyenlerden kurtulmak için icraatına müsaade etmeyen Birinci Abdülhamid'i hal' teşebbüsünün duyulup azl ve Idam edilmesi üzerine ıslahat faaliyeti durmuştur.

Konya Şehri İçindeki Alâeddin Tepesinde Türk Tarih Kurumu Adına Yapılan Arkeolojik Kazıların Mimari Buluntuları

Belleten · 1975, Cilt 39, Sayı 154 · Sayfa: 217-224 · DOI: 10.37879/belleten.1975.154-217
Tam Metin
Konya şehri içindeki Alâeddin tepesinin arkeolojik kazıları 1941 yılı Haziran ve Temmuz ayları içinde yapılmıştır. Kazıları, o zaman Ankara'nın 22 kilometre güney doğusunda ve Gölbaşına yakın bir höyük olan (Karaoğlan Höyüğü) üzerinde çalışan kazı heyeti yürütmüştür. Bu heyetin başında, merhum Prof. Remzi Oğuz Arık bulunuyordu. Konya Alâeddin tepesi kazı heyetinde, o zamanın genç arkeologlarından, şimdiki Ankara Arkeoloji Müzesi (Anadolu Medeniyetleri Müzesi) müdürü Raci Temizer ile, Arkeolog merhum Nuri Gökçe ve heyetin mimari Arkeolog Mahmut Akok görev almış bulunuyorlardı. Alâeddin tepesindeki bu kazılar, Konya İmar Müdürlüğünün tepe üzerinde, bazı yeni binaların kurulmasını düşünmesi üzerine başlamıştı. Belediye idarecileri, Alâeddin tepesini, ulu orta bir tepe kabul edip, eski bir yerleşme yeri olamıyacağını ileri sürüyorlardı. Kazı heyetimiz tepenin üzerinde ilk yaptığı yüzey araştırmalarında elde ettiği dökümanlara dayanarak, buranın bir höyük olacağını kesin olarak ilgililere bildirmişti.

Prizren'de Yeni Bulunan Birkaç Türk Yazıtı

Belleten · 1975, Cilt 39, Sayı 154 · Sayfa: 225-232 · DOI: 10.37879/belleten.1975.154-225
1968 yılında, Vakıflar Dergisi'nin VII. sayısında (s. 75-102) Dr. M. Kemal Özergin, Dr. Hasan Kaleşi ve İsmail Eren'in "Prizren Kitabeleri" adlı bir makalesi yayınlanmıştı. Yazıda, Yugoslavya'da en ilginç tarihi kentlerden biri sayılan Prizren'de, günümüze kadar intikal eden veya ortadan yok olan cami, çeşme, tekke ve tarihte önemli bir rol oynayan tanınmış kişilerin mezar taşı yazıdan ve yazıtlarda adı geçenlere dair gerektiği kadar bilgi verilmişti. Bugün kaybolan yazıtların, eskiden yalnız Lâtince transkripsiyonlarından istifade edilmiştir. Ayrıca kaybolan bazı yazıtların başkaları tarafından derlenen fotoğraflarından da yararlanarak yazılan yazıların kıymeti böylece bir kat daha artmıştır. "Prizren Kültür Anıtlarını Koruma Kurumu"nda çalışırken bugüne kadar yayınlanmamış daha altı yazıtla karşılaşınca bunların da sayısı bilinmeyen yazıtlar gibi ortadan kaybolmalarını önlemek için, üzerlerinde durarak, XVIII ve XIX. yüzyıllardan kalma bu altı yazıtın da yayınlanmalarını yararlı gördüm.