295 sonuç bulundu
Yayınlayan Kurumlar
Yazarlar
Anahtar Kelimeler
- Osmanlı Devleti 18
- Ottoman Empire 17
- Osmanlı 14
- Ottoman 13
- İstanbul 8
- Architecture 7
- Central Anatolia 6
- Lycia 6
- Mimari 6
- Orta Anadolu 6
Pisidia Antiokheiası Men Kutsal Alanı Hazine Binaları (THESAUROI)
Höyük · 2022, Sayı 9 · Sayfa: 113-135 · DOI: 10.37879/hoyuk.2022.113
Özet
Tam Metin
Makalenin konusunu, Pisidia Antiokheia’da Tanrı Men’in Kutsal Alanında bulunan “Hazine Binaları” oluşturmaktadır. Tapınak ve Kutsal Alan, Antiokheia’nın 5 km doğusunda 1600 m yüksekliğindeki Gemen Dağı’nın tepesindedir. Binalar, tapınağın kuzeydoğu köşesinde doğuya doğru yan yana sıralanmıştır. Alanda 2017 yılında başlatılan kazılar 2018 yılında tamamlanmış ve yedi tane bina açığa çıkarılmıştır. Yapıların içerisinde en son evrede konulmuş olan seramik, cam, pişmiş toprak, kemik, fldişi, kireçtaşı ve mermerden yapılmış eserler ile bronz ve gümüş sikkeler insitu olarak bulunmuştur. Birbirinin aynısı, girişleri güneyde templum in antis planlı yapılar, 3,30x4 m ölçülerinde, korunmuş duvar yükseklikleri yaklaşık 1,5 – 2 metre arasındadır. Binaların, daha geniş olan kuzey duvarları yaklaşık 1 m genişliğindeyken diğer duvarları ortalama 70 cm kalınlığındadır. Yapılardan 1, 5 ve 6 numaralı olanların kuzey duvarının önüne yaklaşık 1 m yüksekliğinde bir seki yapılmış ve kült objeleri bu sekinin üzerine ve önüne yerleştirilmişken, diğerlerinde bir seki yoktur.
Son kullanım evresi son pagan İmparator Julianus döneminde olan binaların en erken evreleri hakkında yeterince arkeolojik ve epigrafk veri bulunamamıştır.
Prusias Ad Hypium Antik Tiyatrosu: Yeni Kazılar, İlk Veriler
Höyük · 2022, Sayı 9 · Sayfa: 33-66 · DOI: 10.37879/hoyuk.2022.033
Özet
Tam Metin
Bu yayın, Prusias ad Hypium antik kenti tiyatrosunda yapılan arkeolojik kazıların güncel bilimsel verilerini bilim dünyasıyla paylaşmayı amaçlamaktadır. Günümüz Düzce ili sınırlarında kalan antik Prusias ad Hypium antik kenti, Bithynia Bölgesi’nin en önemli kentlerinden biridir ve ne yazık ki büyük oranda modern yerleşimin altındadır. Tiyatro bu kentin günümüze kadar korunan tek anıtsal yapısıdır. Tiyatro kentin güneye bakan yamacı üzerinde inşa edilmiştir. Üç bölümlü ve altı tonozlu girişe sahip caveası, yarım daireyi aşan orkestrası ve üç kapı ve altı pencereye sahip sahne binası ile oldukça görkemli bir yapıdır. Geç Hellenistik-Erken İmparatorluk Dönemi’nde inşa edilmiş olan tiyatro, Yunan ve Roma özelliklerini bir arada göstermektedir. Bu sebeple önemli geçiş tiyatrolarından biridir. Yapılan kazılarda ortaya çıkan mimari elemanlar ile bazı yazılı kanıtlarla tiyatronun İS 2. yüzyılda geniş çaplı bir yenileme geçirmiş olduğu anlaşılmaktadır. 2020 yılı kazıları ile de tiyatronun planının anlaşılması ve belgelenmesi mümkün olmuş, daha önceki yıllarda tiyatro hakkında çalışmalar bilim insanlarının ortaya koyduğu planlar ve bilgiler kesin şekilde değişmiştir.
Euromos Agorası Kuzey Stoa Üzerine Bir Ön Değerlendirme
Höyük · 2022, Sayı 9 · Sayfa: 1-32 · DOI: 10.37879/hoyuk.2022.001
Özet
Tam Metin
Batı Anadolu antik kentleri içerisinde agorası kısmen iyi korunmuş antik kentlerden birisi Euromos’tur. Son yıllarda yapılan temizlik ve kazı çalışmaları ile sınırları belirlenen agora Hellenistik döneme ait olup dorik düzendedir. Çift nefi olan güney stoanın iç kolonadı Ionik dış kolonadı Doriktir. Türk Tarih Kurumunun destekleri ile son iki yıldır kuzey stoada çalışmalar yapılmaktadır. Bu makalede Euromos agorasının kuzey stoası ele alınmaktadır ve temel amaç restitüsyon çıkarmaya yöneliktir. Bu çerçevede stoanın korunan mimari blokları açığa çıkarılarak belgelenmiş ve çizimleri yapılmıştır. Stoanın stylobat blokları doğrudan toprağın üzerine yerleştirildikleri için zaman içerisinde meydana gelen çökmelerden dolayı haff de olsa yer yer engebelidir. Kullanılan yerel mermerin kalitesiz oluşu, iklim şartlarına bağlı olarak kolayca deforme olmasına neden olmuştur. Eksik blokların çoğunun ise kireç ocaklarına taşındıkları anlaşılmaktadır Sütunların alt kısımları yivsiz olup bazısının alt tamburları in situ durumdadır. Arşitrav bloklarından sadece dört parçanın korunmuş olması dikkat çekicidir. Bütün bu az korunmuşluğa rağmen mevcut bloklar ve benzer örneklerin yardımı ile stoanın sağlıklı bir restitüsyonu çıkarılabilmiştir.
Tripolis’ten Bronz Bir Kantar
Höyük · 2022, Sayı 9 · Sayfa: 137-154 · DOI: 10.37879/hoyuk.2022.137
Özet
Tam Metin
Antik Dönem’de Lydia olarak bilinen bölgede yer alan Tripolis’te, 2016 yılı kazı sezonunda Kutsal Alan’ın kuzeyinde yapılan çalışmalarda, hareketli kantar ağırlığının üst yarısı ile kuvvet koluna bağlantısını sağlayan zinciri dışında eksiksiz ve sağlam bronz bir kantar bulunmuştur. Kantar kolu üç farklı ölçü skalasına sahip kuvvet kolu ve üç askı kancalı yük kolundan oluşmaktadır. Kuvvet kolu üzerinde hareketli ağırlık ve yük kolunun uç boğazına yerleştirilen yük aksamı kantarın sabit olmayan bölümlerini oluşturmaktadır. Üç farklı ölçü skalanın üzerinde belli aralıklarla yerleştirilmiş harf, sembol ve birimler sayıları temsil etmektedir. Tripolis kantarı, üretim ve yayılım alanı değerlendirildiğinde Akdeniz Havzası gibi geniş bir alanı kapsayan, Konstantinopolis tipi buluntu grubuna dâhil edilebilir. Tripolis kantarı yük kolu üzerinde yer alan “Ioannes” yazıtı detaylı incelendiğinde, kentte piskoposluk yapmış aynı isimli kişiyi işaret etmektedir. Yazıtta yer alan ismin katıldığı konsil tarihleri değerlendirildiğinde, kantarın MS 5. yüzyıldan dan sonra üretilmiş olamayacağı ileri sürülebilir. Bronz kantar üzerindeki semboller kentin, Geç Antik Çağ’da ticari faaliyetlerini yansıtmasının yanı sıra, dini ve sosyal yaşamı ile ilgili önemli bilgiler veren buluntular arasındadır.
Aigai ve Çevresindeki Antik Yol Sistemi
Höyük · 2022, Sayı 9 · Sayfa: 155-177 · DOI: 10.37879/hoyuk.2022.155
Özet
Tam Metin
Aigai’daki arkeolojik çalışmaların önemli bir bölümü kentin yol ağı üzerine gerçekleştirilmektedir. Çalışmalar sonucunda Aigai’ın Antik Çağ’da güçlü bir ulaşım sisteminin parçası olduğu, özellikle Hellenistik Dönem ve Roma Dönemi’nde deniz ile iç kesimler ve kuzey ile güney arasında önemli bir kavşakta bulunduğu saptanmıştır. Kentin içindeki yol ağı üstüne yürütülen çalışmalar özellikle kentin gelişimini anlamak açısından önemli sonuçlar sunmaktadır. Aigai Arkaik ve Klasik Dönemler boyunca mütevazı bir kent olarak varlığını sürdürmüştür. Hellenistik Dönem’de ise yeniden imar edilmiş ve en parlak dönemini yaşamaya başlamış, kentin kapladığı alan neredeyse dört katına çıkmıştır. Kent, MS 3. yüzyılın ikinci yarısına kadar yoğun olarak yerleşim görmüş ve MS 3. yüzyılın üçüncü çeyreğinde gerçekleşen Got Akınları sırasında neredeyse tamamen terkedilmiştir. Kentteki son dönem yerleşimi, geç 12. yüzyıl ve erken 13. yüzyılda, Bizanslılar tarafından kurulmuştur. Yol ağındaki çalışmalar aynı zamanda Aigai’ın su altyapısına yönelik veriler de sunmaktadır. 2020 yılında yürütülen arkeolojik kazı çalışmaları sonucunda, Athena Caddesi olarak adlandırılan yolun bir bölümü açığa çıkarılmıştır. Alanda gerçekleştirilen kazı çalışmaları sonucunda kentin MS 5-6. yüzyıllarına ait bulgulara da erişmek mümkün olmuştur. Antik yolların açığa çıkarılması sayesinde arkeolojik bilgiye ulaşılmasını yanında ziyaretçilerin antik kenti çok daha iyi algılayabilmesi ve daha rahat gezmesi de sağlanmaktadır. Böylece arkeolojik bilginin halka ulaşması için de önemli bir kazanım elde edilmektedir.
Harput Darplı Osmanlı Sikkeleri ve Belirlenen İki Yeni Tip
Höyük · 2022, Sayı 9 · Sayfa: 179-198 · DOI: 10.37879/hoyuk.2022.179
Özet
Tam Metin
Harput İç Kale’deki yerleşimin bugüne kadar MÖ 8. yüzyılda Urartular zamanında başladığı tahmin edilmekteydi; ancak 2021 yılı arkeolojik kazı sezonu buluntuları, kaledeki yaşantıyı M.Ö. 3. bin yıla kadar götürmüştür. Bu tarihten, Erken Cumhuriyet Dönemi’ne kadar da (1930’lu yıllar) kale içinde kesintisiz yerleşim görülmektedir. Ortaçağ’dan itibaren de burada bir darphanenin varlığı bilinmektedir.
Bu nitel araştırmada, Harput’un Osmanlılarca fetih tarihi sorununa da değinilmiştir. Harput İç Kale kazılarında bulunan Harput darplı Osmanlı sikkeleri, makalenin ana konusunu oluşturmaktadır. 9 adet sikkenin 1’i (Kat. No: 1) Yavuz Sultan Selim Dönemi’ne, 7’si de (Kat. No: 2-8) Kanûnî Sultan Süleyman Dönemi’ne tarihlendirilmiştir. 1 adet sikkenin de (Kat. No: 9) hangi hükümdar döneminde darp edildiği tespit edilememiştir. Katalogda yer alan 2 ve 9 numaralı mangırların, Harput darplı Osmanlı sikkelerinin yeni tipleri olduğu tahmin edilmektedir. Yanı sıra; Harput darphanesiyle ilgili ilk kez ayrıntılı bilgi verilmiş, burada hangi devletlerin sikke kestirdiği gibi sorularla ilgili dağınık, eksik bilgilerin nümismatik veriler ölçeğinde derlemesi ve yorumlaması yapılarak darphanenin iç kalede nerede olabileceğine dair görüş sunulmuştur.
Sonuç olarak, Harput araştırmacılarının ve Osmanlı yazarlarının verdikleri bilgilerden hareketle, 921/1515 kışında başlayan fethin, 922/1516 baharında tamamlandığı anlaşılmıştır. İlhak tarihi belli olmasına rağmen çeşitli kataloglarda yer alan Harput darphanesine ait 920/1514 tarihli sikkenin de üzerine durulmuş ve bunun hatalı okunduğu, gerçekte de 925/1519 yılına ait olması gerektiği kanaatine varılmıştır. Böylece net bir fetih tarihi (1516) ortaya çıkmıştır.
Târîh-i Varadin Der Zemân-ı Sultân Ahmed Bin İbrahim
Belgeler · 2021, Cilt XXXVI, Sayı 40 · Sayfa: 51-190 · DOI: 10.37879/belgeler.2021.51
Özet
1694 Avusturya Seferi, Osmanlılar tarafından 1526 senesinde fethedilen ve 1687 senesine kadar 161 yıl Osmanlı idaresinde kaldıktan sonra Habsburgların eline geçen Varadin (Sırpça Petrovaradin; Macarca Pétervárad) kalesi üzerine gerçekleştirilmiştir. Sefer, sadrazam Sürmeli Ali Paşa tarafından idare edilmiş ve Kırım Hanı Selim Giray ile Orta Macar Kralı İmre Thököly de askerleri ile birlikte bu seferde Osmanlı ordusu yanında yer almıştır. 23 gün devam eden muhasara nihayetinde kötü hava durumu sebebiyle kaldırılmıştır.
1694 Varadin muhasarası Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan Târîh-i Varadin Der Zemân-ı Sultân Ahmed bin İbrâhîm Hân başlıklı anonim bir Osmanlı kroniğine konu olmuştur. Yazarının adı belli olmamakla birlikte, anlatımlarından sadrazam Ali Paşa’nın maiyetinden biri olduğu ve sefere iştirak ettiği anlaşılmaktadır. Bir sefer-ruznamesi niteliğinde olan eser, 1694 Avusturya seferini ve dolayısıyla Varadin kalesinin muhasarasını baştan sona gün be-gün anlatmaktadır. Eserde ordunun yola çıkışından itibaren uğradığı menziller, buralarda yaşanan hadiseler, düzenlenen alay merasimleri, askerin sayısı, kullanılan hafif ve ağır silahların isim ve nitelikleri, geçit yerlerinde alınan emniyet tedbirleri, nehirler üzerine köprüler inşası, donanmanın mevcudiyeti, gemilerin isim, miktar ve nitelikleri, divan toplantıları gibi sefer ile ilgili çok çeşitli konuya yer verilmiştir. 1694 Osmanlı-Avusturya seferinin detayları ile ortaya konulması yanında Târîh-i Varadin, Osmanlı’da askerî bir sefer organizasyonunun tasviri açısından da son derece önemli bir kaynaktır. Bu çalışma, Topkapı Sarayı Müzesi Yazma Eser Kütüphanesi’nde Revan 1312 referans numarada kayıtlı söz konusu bu el yazmasını değerlendirmeyi ve transkripsiyonunu yayınlamayı amaçlamaktadır.
Engürüs Seferi ve Estergon Muhafazasına Katılan Geri Hizmet Birliklerine Ait 1685 Tarihli Defter
Belgeler · 2021, Cilt XXXVI, Sayı 40 · Sayfa: 1-50 · DOI: 10.37879/belgeler.2021.1
Özet
Tam Metin
II. Viyana seferinin başarısızlıkla sonuçlanması Osmanlı Devleti’nin batıdaki imajına zarar vermiş ve Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti’ne karşı kutsal ittifak anlaşması imzalamalarına neden olmuştu. Bu ittifaktan sonra Osmanlı Devleti, batıda birden fazla cephede mücadele etmiş ve en zorlu mücadelesini Avusturyalılara karşı yürütmüştü. Macaristan topraklarına hâkim olma düşüncesi çatışmaların temel nedenini oluşturmaktaydı. Bu süreçte Osmanlının, II. Viyana bozgunundan sonra Macaristan bölgesinde yürüttüğü en önemli faaliyetlerden biri Engürüs Seferi’ydi. Bu çalışmada Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi’nde Maliyeden Müdevver Defterler arasında 7723 numarayla kayıtlı bulunan ve Engürüs Seferi ve Estergon muhafazasında Serasker ve Vezir-î azam İbrahim Paşa’nın maiyetinde bulunan Lağımcı, Beldar ve Neccar isimlerini ihtiva eden defterin transkripsiyonu ve tıpkıbasımı verilecektir. Bu geri hizmet birlikleri 23 Ziʼl-hicce 1096/20 Kasım 1685 ile gurre-i Ra (Rebiü’l-evvel) 1097/26 Ocak 1686 tarihleri arasında toplanmış ve kayda geçirilmiştir.
Kayseri Arkeoloji Müzesinde Bulunan Hititçe Tablet Parçaları I
Belleten · 2021, Cilt 85, Sayı 302 · Sayfa: 1-16 · DOI: 10.37879/belleten.2021.1
Özet
Boğazköy’de ortaya çıkarılan, Hitit (İmparatorluk) Dönemi’ne ait beş adet çiviyazılı tablet (fragmanı), 1932 yılından itibaren Kayseri Arkeoloji Müzesinde bulunmaktadır. Bunlardan (Kayseri 285-ABoT 63=)ABoT 1.63, 1948 yılında yayınlanmış ve “II. Muršili’nin Yıllıklarına” ait olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada, yayınlanmamış dört tablet parçasından, iki “Kutlama/Bayram Ritüeli” metni (Kay.286, Kay.287) ele alınmış ve flolojik değerlendirmeleri ile sunulmuştur. Her iki tablet parçası da, Boğazköy'de bulunan diğer tabletlerin büyük bölümü gibi dini içeriktedir.
Turmoil in the Capital: British Publication Alarmed the Hamidian Regime
Belleten · 2021, Cilt 85, Sayı 302 · Sayfa: 133-153 · DOI: 10.37879/belleten.2021.133
Özet
Tam Metin
During the early years of Abdülhamid II’s reign, there were several attempts to reinstate ex-Sultan Murad V to the throne. One of these was the initiative of Ali Suâvi, which has come to be known as the Çırağan Incident. Although the Ottoman press had to be very circumspect in reporting Suâvi’s attempt and its aftermath, the British newspaper of the Ottoman Empire, The Levant Herald, was instead able to carry the news about the incident for several days by framing its reportage in pro-government terms. The situation changed, however, when a letter from a reader praising Ali Suâvi and supporting the claim of Murad V to the throne was published by the paper and spurred the Sublime Porte into action. Although the authorship of the letter remains unknown, it is doubtful that it was actually written by an average reader of the paper; some sources instead point to Cleanthi Scalieri, the Master of the Prodoos Masonic Lodge. After publication, the proprietor of The Levant Herald, Edgar Whitaker, took refuge in the British Embassy, resulting in the confiscation of the printing house and the remaining copies of the newspaper on the order of the Sublime Porte. Whitaker protested that he had informed the Marshal of the Palace, Said Pasha, regarding the letter’s contents, and that he was now the subject of death threats and harassment; Said Pasha responded by denying any knowledge of the matter. The dismissal and exile of Said Pasha brought only further tension. The British Foreign Ministry claiming that the Sublime Porte had acted beyond its jurisdiction according to the capitulations. In the midst of negotiations between the British and Ottoman governments over the transfer of Cyprus, the furor over the letter and the newspaper provoked major discussion in the European press, and caused negative public reaction in Britain towards the actions of the Ottoman government. This article focuses on the anonymous letter published in The Levant Herald, and examines the course of these developments primarily through their representation in the British press.