4056 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Tarih Kurumu
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Menâkıb Al-Ârifin'in Sanat Tarihi Bakımından Değeri

Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 143 · Sayfa: 385-388
Tam Metin
Manâkıbü'l Ârifin'in, başta tasavvuf tarihi olmak üzere, tarih, sosyoloji ve psikoloji ilimleri bakımından arzettiği ehemmiyete muhtelif vesilelerle temas edildiği için, bu konuşmamda, eserin bu yönleri bir tarafa bırakılarak, sadece san'at tarihi ile ilgili tarafları ele alınacaktır. Malazgirt savaşının, her zaman için övünmeye değer parlak neticesi, bize yeni bir vatan kazandırmış olmakla kalmamış, İslami akidelerle birlikte eski bozkır yaşayış ve telakkilerinden tamamiyle farklı düşüncesi, edebiyatı ve dünya görüşü ile toprağa bağlı bir topluluk haline gelmemizi ve bu suretle yerleşik bir medeniyet unsuru olarak dünya tarihi içinde mühim bir yer işgal etmemizi sağlamıştır. Filhakika muhtelif kültürlerin birbirleriyle temas ettikleri bu ülke, Türk hakimiyeti altına girdiği ilk devirlerde, halkı ve düşünce tarihi bakımından kozmopolit bir mahiyyet arzettiği için, taassup hislerinden uzak, geniş felsefi düşünceleri benimsemeye elverişli idi. XII. asrın ikinci yarısından itibaren, burada başlayan fikri hareketler, XIII. asırda pek çok büyük şahsiyetin yetişmesine vesile oldu. Fetih sırasında cereyan eden savaşlar esnasında yıkılmış olan yerlerin yeniden yapıldığı ve bunlara yenilerinin ilave edildiği XIII. asırda, bilhassa gelişen bir ticari hayatı n da yardımı ile Anadolu'da gerek ilim, gerek san'at bakımından büyük bir gelişme olmuştur. I. Alâeddin Keykubad'ın, devrin imkanları nisbetinde mükemmel sayılabilecek devlet idaresi İslam ülkelerinde bulunan birçok bilgin ve sanatkarın Anadolu'ya akın etmesine vesile oldu.

Külliyat-ı Kavanin

Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 143 · Sayfa: 377-384 · DOI: 10.37879/belleten.1972.143-377
Tam Metin
Bugün her Türk hukukçusunun eli altında bulunan "Sicilli Kavanin" dolayısı ile, Sarkiz Karakoç adı, hukuk dünyamızda hâlâ yaşamaktadır. Bu zatın Türk hukukuna gerçekten emeği geçmiştir. 1865 yılında İstanbul'da doğdu. Askeri elbiseler terzisi Osgiyan Karakoç'un oğludur. 1893'te İstanbul Hukuk Mektebinden mezun oldu. Sırasıyla Beyrut Ticaret Mahkemesi üyeliğinde, Preveze ve Rodos ticaret mahkemeleri başkanlıklarında, "Üsküp Fevkalâde Mahkemesi üyeliğinde, İstanbul ve Beyoğlu sorgu yargıçlığı (istintak hâkimliği) görevinde bulunmuştur. Daha sonra Adliye Vekâleti Arşiv Müdürlüğüne atanmıştır. Bâbıâli Düstur Encümeni Başkanlığını da yapan Karakoç (1910), bu Encümenin ilga edilmesi üzerine Sadrazamlık Müdevvenat-ı Kanuniye Müdürlüğüne getirilmiştir (14.5.1911). Son bulunduğu görev Düyun-u Umumiye Yönetimi Hukuk Müşavirliğidir. Bu görevden ne zaman ayrıldığını ve ölüm tarihi olan 1944 yılına kadar nasıl çalıştığını bilmiyoruz. Karakoç'un iki çocuğu halen Paris'tedirler. Türkiye'de yakınları kalmamıştır. İki çocuğunun adresi de bilinmiyor. Sicilli Kavanin'i yayınlamayı Karakoç'un kurduğu sistem üzerinde sürdüren Cihan Kitabevi (İstanbul) ilgilileri bile, bu konularda hiçbir fikir sahibi değillerdir.

Halil Adlı İki Saz Şairimiz Hakkında Elde Ettiğimiz Yeni Bilgiler ve Yeni Şiirler

Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 142 · Sayfa: 145-168 · DOI: 10.37879/belleten.1972.142-145
Âşık tarzı'nda, biri XVII. asırda, öteki ise XVIII. asırda yaşayan Halil adlı iki saz şairimiz vardır. Her ikisinin de yaşadıkları zaman tesbit edilmiş olmakla beraber, gerek hayatları hakkındaki bilgimiz, gerek elimize geçen eserleri çok azdır. Her ikisinin, hem aynı adı taşımaları, hem saz şâiri olmaları, bâzan, eserlerinin birbiriyle karıştırılmasına yol açmıştır. Biz bu yazımızda ikisi üzerinde ayrı ayrı duracağız. XVII. Asır Saz şiiirlerinden Bursalı Aşık Halil'e ayırdığımız birinci bölümde, Hakkında Bu Güne Kadar Bildiklerimiz'e ve Basılan Şiirleri'ne dâir bilgi verdikten sonra, Gelibolulu Mustafa Âli'nin, şairimizin şöhretini aydınlatan Bir Notu'ndan bahsedeceğiz; Elimize Geçen Yeni Bir Türkü'süne de bu bölümde yer vereceğiz. Yazımızın ikinci bölümünü, XVIII. Asır Saz şâirlerinden Bursalı Âşık Halil'e ayırmış bulunuyoruz. İlkinde olduğu gibi bu bölümde de, önce, Hakkında Bu Güne Kadar Bildiklerimiz'den ve Basılan Siirleri'nden söz edeceğiz; daha sonra, Elimize Geçen Yeni Onbeş Şiiri neşrolunmuş, bunlara dayanılarak hayatı ve eserlerinin husüsiyetleri aydınlatılmağa çalışılmıştır.

A Terracotta Statuette of Cybele

Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 142 · Sayfa: 141-144 · DOI: 10.37879/belleten.1972.142-141
Tam Metin
The object is a group consisting a figurine of a man playing a flute at the right side, and the head of Cybele, which was sold to Archaeological Museums of Istanbul in 1966 by an Antiquarian and said to be found somewhere in the neighbourhoud of Eskişehir. The birth and growth of the Phyrgian music is attributed to one the Cybele's divine powers. Corybantes and Curetes who accompany Cybele by playing the seven stringed kithara and the double flute are known as the creators of this music and its instruments. Dimentions: The height of the head: 8.2 cm. The height of the male figurine: 9.5 cm The lenght of the base: 11.9 cm. The width of the base: 6 cm. The height of the base: 3.1 cm. The statuette is made of dark creamy coloured clay poured to a hollow model. Cybele's polos is almost compeletely ruined. It is restored below the neck. The head and the neck is remaining The head and the figurine at the right is worked in plastic. Of the figurine which must be at the left side, only the footprints can be seen. The group is placed on a rectangular base. The goddess is represented frontally. The glamour and the greatness of Cybele can be realized from the few traces of her polos. There are some traces of the polos on the upper part and below them, there is a garland of leaves in the shape of a crown.

VOLKMAR VON GRAEVE, Der Alexandersarkophag und seine Werkstatt. Fotografien von Dieter Johannes (= İskender lâhti ve atölyesi. Fotoğraflar D. Johannes tarafından) (İstanbuler Forschungen, Bd. 28), Berlin, Verlag Gebrüder Mann, 1970, 40, 189 s. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 141 · Sayfa: 99-106
Tam Metin
İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan "İskender lâhti" klasik arkeolojinin en tanınmış ve hayret uyandırmış eserlerinden olup 1887 yılında Sidon (Sayda) yöresinde Ayâ mevkiindeki yeraltı kıral nekropolünde tesadüfî olarak bulunmuş, müzelerimizin ve Türkiye'de arkeolojinin kurucusu Osman Hamdi Bey'in zamanında işe el koyması, o dönem için örnek sayılabilecek bir kazı yapması sonunda meydana çıkarılarak deniz yoluyla İstanbul'a götürülmüş ve bu keşiften sonra yapılan yeni bir müzede teşhir edilmiştir. Osman Hamdi Bey'in o zamanın tanınmış arkeologlarından Th. Reinach ile birlikte yayınladığı anıtsal eser sayesinde bilim dünyasına tanıtılan bu lâhit klasik arkeoloji literatüründe önemli bir yer almakta gecikmemiştir. Nitekim G. Mendel'in İstanbul Arkeoloji Müzeleri kataloğunun birinci cildinde, bu lâhte dair yazılmış büyük bir monografinin sonundaki 1912 yılına kadar yapılan yayınların listesi bu hususu meydana koymaktadır. Bu tarihten sonra artık elkitaplarına geçmiş olan bu anıta dair yayınlar yavaş yavaş azalmakla beraber yine de devam etmiştir ki bunların bir listesi v. Graeve tarafından eserinin sonuna ilave edilmiştir (s. 171/72). Fakat bu yayınların büyük bir kısmı lahti sırf sanat eseri olarak ele almakta, ona karşı duyulan hayranlığı dile getirmekte, fakat onun taşıdığı problemleri geniş bir Yunanistan-Anadolu-ön Asya çerçevesi içinde çözmeğe çalışmamakta idiler. İşte bu noksanı telifi etmek üzere Frankfurt/Main Üniversitesi Arkeoloji Profesörü G. Kleiner'in teşvik, yönetimi ve arkeolojinin bugünkü durumunun ışığı altında hazırlanmış bir doktora tezinin genişletilmiş şekli olan bu kitap İstanbul'daki Alman Arkeoloji Enstitüsünün yayınladığı "Istanbuler Forschungen" serisinde çıkmıştır. Eserin sonuna katılmış olan fotoğraflar yukarda zikrettiğimiz Osman Hamdi Bey-Th. Reinach'ın eserindeki fotoğraflardan sonra hiç şüphesiz en iyi resimlerdir.

Mustafa Kemal General Harrington ile Görüşmek İstemiş midir?

Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 142 · Sayfa: 169-172 · DOI: 10.37879/belleten.1972.142-169
Tam Metin
Alfred Rawlinson'un yazmış olduğu "Adventures in the Near East" (London 1923) adlı eserin 3. kısmının başında General Sir Charles Harrington şöyle demektedir: "I got into direct touch with Mustafa Kemal, and, in fact, very nearly had a meeting with him". (M. K. ile doğrudan doğruya temasa geçtim. Filhakika hemen hemen ona mülâki olacaktım). Atatürk'ün bu husus için söyledikleri ise malûmdur (Söylev, cilt II, s. 471). Fakat yakınlarda neşredilmiş olan resmi yayın Documents on British Foreign Policy, 1919-1939, First Series (London 1970), vol. XVII de yazılı olanlar çok ilgi çekicidir. İngiliz Hariciye Vekâleti (Foreigrı Office) ile İstanbul'daki Yüksek Komiser arasında teati olunan telgraflar General Harington'un bu çok nazik teşebbüsüne Londra'da ne kadar ehemmiyet verildiğini göstermektedir. No. 247. Rattigan, 20.VI.1921: General Harington bana, İngiliz Hariciye Nezareti'ne gönderdiği Binbaşı Henry ile ilgili 20.VI. tarihli telgrafın müsveddesini gösterdi. (Not: Çok olağanüstü bir olay meydana geldi ...Ypres Salient'te bizim için… büyük işler yapmış ve terhis olmuş bir subay, maden işleriyle ilgili tetkikatta bulunmak üzere on gün evvel Ankara'ya hareket etti. Ben ona bizim esirlerimiz ve Mustafa Kemal'in askeri niyetleri ile ilgili olarak ele geçireceği bütün bilgileri toplaman hususunda talimat verdim. O İnebolu'ya gitti ve çok iyi karşılandı... M. Kemal Refet'e bir telgraf göndererek kendi adına konuşmasını bildirdi. Esirlerimizin çok iyi olduğunu, hepsini serbest bırakmak istediğinin bana bildirilmesini istemiş... M. Kemal ayrıca benimle görüşmeyi arzu ettiğini bildiren bir mesaj da gönderdi... Eğer Majestelerinin Hükümeti tasvip ederse, ben bir İngiliz harp gemisi ile İnebolu'ya gitmeğe ve M. Kemal'in görüşlerini bizzat kendisinden dinlemeğe, mülâkatımı harfiyen (verbatim) Majestelerinin Hükümetinin bilgilerine sunmaya hazırım

MICHELE MEMBRÈ: Relazione di Persia 1542. Ms. inedito dell'Archivio di Stato di Venezia pubblicato da GIORGIO R. CORDONA. Con una appendice di documenti coevi, corcernenti il primo quindicennio di regno dello Scia Tahmasp 1525-40, a cura di Francesco CASTRO. Indici di ANGELO M. PIEMONTESE. Presentazione di GIANROBERTO SCARCIA. Napoli, 1969 LXX + 255 sayfa. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 141 · Sayfa: 107-116
Tam Metin
Osmanlı tarihi üzerinde çalışanlar Venedik Bailo ve Ambasciatore'lerinin görev süreleri sonunda, Venedik Senato'suna sundukları Relazione'leri birinci derecede kaynaklar arasında saymağa devam etmektedirler. Geçen asırda Alberi'nin önderliğinde bunların XVI. asra ait olanları basılı hale geldikten sonra, XVII. asra ait olanlar da Barozzi-Berchet ikilisi tarafından yayınlandı. Bununla beraber Venedik Devlet Arşivinde (Archivio di Stato di Venezia) ve kütüphanelerinde (Biblioteca Marciana, Museo Civico Correr, Querini Stampalia) yayınlanmağa layık relazione'ler vardır. Şimdi tanıtmağa çalışacağım kitap da, bilinmesine rağmen yayınlanma fırsatını yeni bulan bir tanesini içine almaktadı r. Her ne kadar Iran Relazione'si başlığını taşıyorsa da, Türk tarihinin en mühim devirlerinden birini kapsadığı için tanıtılmasını yararlı gördük.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında Almanların Savaş Hedefleri

Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 141 · Sayfa: 85-88
Tam Metin
Son beş on yıl içinde, Almanların Birinci ve ikinci Dünya savaşlarında güttükleri hedefler geniş ölçüde bilimsel araştırmalara konu teşkil etmiş ve böylece zengin denilebilecek sayıda eserler meydana gelmiştir. 1914 - 1918 savaşında Alman savaş hedefleri üzerinde Fritz Fischer ile bunun okulu, G. Ritter, F. Stern, W. Mommsen, Zechlin Hillgruber, W. Steglich gibi yazarlar tarafından yapılan tartışmalar, kaleme alınan kitaplarda şiddetli bir takım tezadlar geliştirilmiştir. İkinci Dünya savaşının hedefleri üzerinde gerçi tartışmalar bu derece şiddetli ve alenî olmamıştır. Fakat yine de oldukça derin görüş ayrılıkları ortaya konmuştur. Bellock, Trevor- Roper, Jacobsen, Hildebrand, Sackel, Hillgruber, her iki konu üzerinde yapılan ve halt devam eden tartışmaların meydana koyduğu düşünce ayrılıkları bir yana, belli başlı araştırmaların sonuçları kaba çizgileri ile basına yansıtıldığı şekliyle, siyasi tarih ile ilgilenen kimseler üzerinde her iki dünya savaşının hedefleri esasta aynı imiş gibi bir izlenim yaratabilecek nitelikte görünmektedir.

Özünden Türk olan bir Sanat: Minyatür

Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 141 · Sayfa: 89-98
Tam Metin
Bayanlar ve Baylar, Bu konuşma, burada, büyük İslâm uygarlığına Türklerin payı üzerine geçen yıl yapmak şerefine ermiş olduğum ve bunda uygarlıkları milletlerin değil, fakat egemen sınıfı n yarattığı, onu geliştirdiği ve ona kendi zevk ve kişiliği damgasını vurduğu üzerinde durduğum konuşmanın devamıdır. Hattâ, bu konuşmada, göze çarpan örnek olarak Mısır'ın Firavunlar, Yunan - Roma valileri ve İslâm çağlarında yaşadığı birbirinden çok ayrı 3 uygarlıktan söz ettim. Bir de, komşu hattâ akraba olan ve efsanelerde ve tarihte savaşları ya da birleşmeleri dolayısiyle sözleri edilen iki ulusun, İranlılar'la Turanlıların, iki yönde sık sık geçtikleri karışık bir sınırı belirlemenin olanaklı olması ölçüsünde Türklerin ve Türk uluslarının yurtlarını belirlemeye çalıştım. Eski Türkistan, Batı'da Hazer Denizi, Doğu'da Çin, Kuzey'de Sibirya, ve Hazar Denizinin güney kıyılarından geçen bir yançizginin içinde bulunan bütün memleketleri içine alan bir yurt olarak saptanabilir.

Kurumumuzun asil üyeliğine seçilen Prof. Dr. Nimet Özgüç hakkında Prof. Dr. U. Bahadır Alkım'ın 14 Nisan 1971 tarihli Genel Kurul'da okunan takdim konuşması

Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 141 · Sayfa: 117-118
Sayın Başkan, Türk Tarih Kurumu'nun sayın üyeleri! Kurumumuzun asil üyeleri arasına katılan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Protohistorya ve Eski Önasya Arkeolojisi Profesörü sayın Dr. Nimet Özgüç hakkında takdim konuşması görevinin şahsıma verilmiş olmasından dolayı onur ve kıvanç duymaktayım. Sahasının tanınmış simalarından biri olan Prof. Nimet Özgüç, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesini bitirdikten sonra 1940'da ayni Fakültenin İlmî Yardımcılığına atanmış, 1943'de doktorasını vermiş, 1949'da Doçent olmuş ve 1958 yılında da Profesörlüğe yükselmiştir. Sahasına ilişkin araştırma ve yayınları Prof. Nimet Özgüç'ün yurt dışında da yakın ilgi görmesini sağlamış, kendisi Alman Arkeoloji Enstitüsünün Muhabir Üyeliğine seçilmiş, Misafir Profesör olarak Batı Almanya'nın Saarbrücken Üniversitesinde dersler vermiş ve kendisine tahsis edilen burstan faydalanarak Amerika'nın Princeton şehrindeki "The Institute for Advanced Study" adlı bilimsel kurumda bir yıl araştırma yapmış ve mesleki konferanslar vermiştir. Bilindiği üzere, "The Institute for Advanced Study" ancak ihtisaslarında söz sahibi bilginlerin araştırma ve mesleki kollokyumlarını yaptıkları akademik bir müessesedir.