4056 sonuç bulundu
Yayınlayan Kurumlar
- Türk Tarih Kurumu 4056
Yazarlar
- Salâhi R. Sonyel 45
- TAHSİN ÖZGÜÇ 43
- ARİF MÜFİD MANSEL 42
- SEMAVİ EYİCE 40
- Mahmut H. Şakiroğlu 38
- İ. HAKKI UZUNÇARŞILI 37
- U. BAHADIR ALKIM 36
- İlber Ortaylı 32
- AYDIN SAYILI 31
- Mücteba İlgürel 31
Anahtar Kelimeler
- Tarih 338
- Osmanlı 273
- Osmanlı İmparatorluğu 173
- Türkiye 148
- Osmanlı Devleti 142
- Türkler 137
- Anadolu 132
- Ottoman Empire 115
- Mustafa Kemal Atatürk 103
- Ottoman 100
Atatürk'ün Bursa Konuşması
Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 141 · Sayfa: 119-122
Özet
Ezanın Türkçe okunması dolayısiyle Bursa'da bazı gericiler tarafından çıkarılan olay üzerine, İzmir'den Eskişehir ve Karaköy yoliyle Bursa'ya gelen ve olaya el koyan Atatürk'ün, 6 Şubat 1933'de Çekirge yolundaki köşkte Gazetecilerle yaptığı bir toplantıda söyledikleri sözler, yıllardan beri tartışma konusu olmakta ve Kurumumuza çeşitli makam ve kişilerce sorular sorulmaktadır. Kurumumuzun bu konuda yaptığı bilimsel incelemenin sonucu, Milli Eğitim Bakanlığının 1 Ocak 1967 tarih ve 379/1 sayılı yazı ile Kurumumuza yönelttiği sorulara, Yönetim Kurulu kararı ile verilen cevaplarda konu açıkça aydınlatılmış olduğundan bu sorularla cevaplarını olduğu gibi yayınlamayı uygun bulmaktayız.
U. BAHADIR ALKIM, Anatolia I (From the beginnings to the end of the 2nd millenium B. C.), Geneva 1968. Archaeologia Mundi serisinden. 279 s., 157 lev., II s. levhaların izahı, 17 s. seçilmiş bibliyogarfya, 6 s. indeks. [Kitap Tanıtımı]
Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 142 · Sayfa: 237-244
Özet
Tam Metin
Anadolu'nun başlangıçtan M.Ö. II. binyılın sonuna kadar özlü arkeoloji ve kültürünü veren bu el kitabının ilk bölümü "Küçük Asya'da tarih öncesi ve klasik devir öncesi arkeolojisi" adını taşımakta ve 19. yüzyıldan günümüze kadar Anadolu'da yapılagelmiş olan çalışmaların bir tarihçesini vermektedir (s. 17-39). "Bugünkü bilgimize göre Anadolu'da tarih öncesi ve klasik çağ öncesi arkeolojisi çok yeni bir bilim dalıdır. Bu bilim dalının doğuşunda son 30-40 yıl içinde Anadolu'da yapılmış olan sistematik araştırma ve kazıların rolleri çok büyüktür". Yukarıdaki kısa girişi izleyen kısımlarda önce 19. yüzyıldaki çalışmaların anlatılması işine girişilmekte ve 1834 teki Ch. Texier'nin gezisinden başlanarak 19. yüzyılın ikinci yarısındaki en önemli kazılar (Troya, Kargamış, Zincirli) sıralanmaktadır. 20. Yüzyıl çalışmaları birkaç bölüm halinde incelenmekte ve önce bu yüzyıl başlarındaki "ikinci hazırlık safhası" anlatılarak, Hitit başkenti Hatuşşa'nın keşfi, Geç Hitit çağı çalışmaları ve Hitit çivi yazısı keşiflerinden bahsedilmektedir. "İki dünya savaşı arasındaki evre" adını taşıyan kısım üçüncü safhayı teşkil etmektedir. Sırasıyla, Hititoloji'nin meydana çıkışı, H. H. von der Osten'ın Alişar, B. Hrozny'nin Kültepe kazıları, 1931-1941 arasında eski Anadolu arkeolojisinin son şeklini aldığı ve yine bu yıllarda Türk enstitü ve kurumlarının da arkeoloji dünyasına katkılarda bulunduğu belirtilerek, özellikle Atatürk'ün bu yöndeki çalışmaları aşağıdaki cümleyle özetlenmektedir: "Büyük devlet adamı Kemal Atatürk tarafından 1931 de Ankara'da kurulan Türk Tarih Kurumu ve 1936 da kurulan Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinde, Tarih öncesi, Antropoloji, Hititoloji, Sümeroloji, Eski On Asya Arkeolojisi ve buna benzer birçok alanda öğrenim ve araştırmalara geçilmiş, 1933 te de büyük bir reform yapılarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Arkeoloji bölümü açılmıştır".
Yeni Belgelerin Işığı Altında Ermeni Tehcirleri
Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 141 · Sayfa: 31-50 · DOI: 10.37879/belleten.1972.141-31
Özet
Tam Metin
Londra'da çıkan History of the First World War (Birinci Dünya Savaşının Tarihi) adlı haftalık İngilizce derginin Eylül, 1970 sayısında, Dr. A. O. Sarkissian'ın Genocide in Turkey (Türkiye'de Cenosid) başlıklı bir yazısı yayınlandı. Bir Ermeni olan yazar, 1915 yılının sonlarına doğru 500.000 Ermeni'nin Türkler tarafından öldürüldüğünü, geriye kalanların çoğunluğunun çöllük bölgelere sürü!- düğünü, orada açlık ve hastalıktan hayatlarını kaybettiklerini, "dikkatle hazırlanan bir plan gereğince" en aşağı 1.500.000 Ermeni'nin imha edildiğini; Ermeni'lere yapılan bu muameleyi örnek tutan Adolf Hitler'in, "Polonya dilini konuşan ırkın imhası" için 22 Ağustos, 1939'da direktif verdiğini cüretle ileri sürüyor. Görünürde sansasyon yapmayı ilmi araştırmaya tercih eden, bir Ermeni olarak taraf tutan ve baltalayıcı bir yöntem izleyen Dr. Sarkissian, Ermeni tehcir ve kıtalleri konusunda tek taraflı bir yazı kaleme almış bulunuyor. Konuyla ilgili esaslı araştırma yapmadığı, İngiliz, Fransız, Rus, Türk ve hattâ Ermeni kaynaklarına dayanan en yeni eserleri okumadığı ve konuya epeyi ışık serpen Londra'da İngiliz Arşivindeki İngiltere Dışişleri Bakanlığının sayısız belgelerinden faydalanmadığı anlaşılıyor. Dr. Sarkissian, gerçeklere ve rakamlara dayanan, takdirle karşılanabilecek ilmi bir eser meydana getireceği yerde, bir propaganda yazısı kaleme almayı tercih etmiş. Tipik, çığırtkan Ermeni propagandacılarından biri olduğunu gösteriyor. Gün ışığına çıkan en son belgelere göre, Ermeni halkının başına gelen felaketlerden bizzat bu gibi Ermeni propagandacıları sorumludur.
Ankara Sancağında Nizâm-ı Cedid Ortasının Teşkili ve "Nizâm-ı Cedid Askeri Kanunnamesi"
Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 141 · Sayfa: 1-14 · DOI: 10.37879/belleten.1972.141-1
Özet
Tam Metin
Üçüncü Selim'in devlet idaresini ele aldığı sıralarda Osmanlı İmparatorluğunun durumu hiç de iç açıcı değildi. Rumeli ve Anadolu'da yer yer iç isyanlar olmakta, bir taraftan Rusya ve Avusturya ile yapılan savaşların yüklediği mali bunalım, diğer tarafta âyan, ağa ve derebeylerin zulmü altında iyice yoksullaşmış halk inim inim inlemekte idi. En önemlisi ülkenin iç ve dış güvenliğini sağlamakla yükümlü olan silahlı kuvvetler(ordu), asıl amaçları olması gereken bu anlayıştan ayrılmış, görevlerini geçim yolu olarak gören bir ordu durumuna düşmüştü. Bu devirde yurd bütünlüğünü korumakla görevli 400.000 resmi Yeniçeriden ancak 60.000 kadarı görevi başında bulunuyordu. "Bunlardan harbe iştirak edenleri ancak 25.000 kişi idi. Fakat harbe iştirak edenler de harp için askerlerin sahip olmaları lazım gelen en iptidai bilgilerden mahrum idiler". İmparatorluğun içinde bulunduğu vahim durumu iyi bilen Üçüncü Selim, devleti kurtarmak için gerekli tedbirleri alma yoluna gidince, kendisine "lâyihalar"la durum hakkında düşüncelerini bildiren devrin düşünür ve ileri gelenlerinden çoğu, ilk tedbir olarak askerlik ocağının nizama sokulmasını salı k vermişlerdi. Padişah da herşeyden önce güvenebileceği bir orduyu kurmayı çok istiyordu. Çünkü bu herşeyden önce kendi hayatı ile ilgili idi. Yeniçerilerin gerçek durumlarını çok iyi bilen Üçüncü Selim, diğer taraftan çaresizdi. Gerek etrafı ve gerekse yetişme şekli, bilgisi, gerçekçi tedbirler almaktan kendisini alıkoyuyordu. Fakat yine de durumu düzeltmek umudu ile kendisine verilen layihaların ışığı altında bazı tedbirler aldı.
Armenian Deportations: A Re-Appraisal in the Light of New Documents
Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 141 · Sayfa: 51-70 · DOI: 10.37879/belleten.1972.141-51
Özet
Tam Metin
In the weekly magazine History of the First World War, of September, 1970, published in London, an article appeared under the sensational title of Genocide in Turkey by Dr. A. O. Sarkissian, an Armenian, who claims that approximately 500,000 Armenians were killed by the Turks in the last months of 1915, and that the majority of the remainder was deported to desert areas where they died of starvation or disease, at the lowest estimate 1,500,000 having died as a "direct result of a carefully-laid plan". The writer then audaciously suggests that Adolf Hitler took the treatment accorded to the Armenians as an example in ordering, on 22nd August, 1939, "the extermination of the Polish-speaking race". Dr. Sarkissian, who apparently prefers sensationalism to scholarly research, and who, being a party to the case undoubtedly has an axe to grind, has giyen an absolutely biassed account of Armenian deportations and massacres. He has failed to carry out further research connected with the subject and to consult some of the most recent publications, based on British, French, Russian, Turkish and even Armenian sources, and on the inexhaustible documents in the British Foreign Office Archives in London which throw more light on the subject. Re has preferred to write a propaganda account, rather than to produce a scholarly work, based on facts and figures, which would have been more appreciated. But then he seems to be one of the typical vociferous Armenian propagandists, some of whom, recent documents prove beyond any doubt, were themselves directly responsible for the misfortunes of the Armenian people.
İslamda Fütüvvet Teşkilatının Doğuşu Meselesi ve Tarihi Ana Çizgileri
Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 142 · Sayfa: 203-236 · DOI: 10.37879/belleten.1972.142-203
Özet
Ortaçağ İslam medeniyeti, Fütüvvet ile sosyal bir tezahürü geliştirip olgunlaştırmıştır. Bu çeşit teşkilâtlar "erkek topluluklarının" tipik örneklerini teşkil ederler ve etnoloji bunlara beşeri kültür hayatının her sahasında pek çok örnekler verebilir. Erkek topluluklarının pek çoğunda olduğu gibi, Fütüvvet'in doğuş sebebi de, cemiyet içindeki erkeklerin bir araya gelme, topluluk güdüsüdür ve bu çeşit camialarda hâkim olan ideal arkadaşlıktır; başka bir deyişle gaye, beraber olmaktır. Buna benzer diğer bütün teşkilâtlarda olduğu gibi, burada da ana gaye, diğer bazı dini ve ahlaki ikinci derecedeki hedeflerle örtülmüştür. Ancak, bu ikinci derecedeki hedefler Fütüvvet'i, ana gayeleri başka olan diğer bazı sosyal kuruluşlarla birleştirir. Fütüvvet'in ana gayesi ile ikinci derecedeki hedefleri arasındaki münasebetin nasıl ve ne derecede olduğu sorusu, Fütüvvet'in esas problemini ortaya çıkarır. Fütüvvet'in varlığı uzun zamandan beri Şarkiyatçılar tarafından bilinmekte idi. Bu konuyu ilk defa ele alanların, mesela V. Hammer'in, Ortaçağ Batı dünyasından akıllarına gelen ilk paraleller şövalyelik, özellikle şövalyelik tarikatı gibi kuruluşlardı. Buna rağmen şarkıyatçılıkta bu konuya çok az ve hattâ tesadüfen yer verilmiştir.
1877-78 Türk-Rus Savaşından Sonra Balkanlarda Durum
Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 141 · Sayfa: 15-30 · DOI: 10.37879/belleten.1972.141-15
Özet
Tam Metin
1877-78 harbinde mağlûp olan Osmanlı Devleti sulhe kavuşmak için Mart 1879 Ayastefanos Muahedesiyle Rusların ileri sürdükleri şartları kabul etmek zorunda kaldı. Tuna vilayeti ile aşağı yukarı Makedonya'nın tamamını ve Trakya'nın bir kısmını içine alan 162.300 km. genişliğinde, nüfusu 4 milyona bâliğ olan bir Bulgaristan ihdası bu şartların başında geliyordu. Ayrıca idarenin tanzimi için iki sene müddetle Rus işgali altında kalması öngörülen bu ülkeyle Türkiye arasındaki müşterek hudud, batıda Ege Denizi'ne mahrec temin edecek Drine mansabından kuzeye doğru bu nehri ve Rodop silsilesini takiben Edirne'yi aşarak Lüleburgaz yoluyla Midya civarında Karadeniz'e ulaşıyordu. Balkanlarda Rus nüfuzunun hâkimiyetini tesise ma'tuf Ayastefanos muahedesi, aynı zamanda İstanbul ile Boğazların emniyetini ihlal ettiğinden Avusturya ile İngiltere ve Fransa tarafından tepkiyle karşılandı. Bu muahedenin tescili için büyük Devletler tarafından gözden geçirilmesini şart koştular. Bu husus hakkında cereyan eden müzakereler neticesinde gerek Avusturya, gerekse Rusya ile dostane münasebet idame eden Almanya'nın başşehri Berlin'de, Türkiye'nin de iştirakiyle bir kongrenin akdi kararlaştırıldı.
Türk Dili ile İlgili Prehistorik İzler
Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 141 · Sayfa: 71-78
Özet
Tam Metin
Altay dilleri arasındaki akrabalığın henüz münakaşa safhasında olduğu sırada benim prehistuarda, yani M. Ö. üçüncü bin yılda yeni münasebetler aramam garip görünebilir. Bu alanda çok düşündürücü deliller olmasa böyle bir konuyu buraya getirmezdim. Çok büyük mütebahhir bir asirolog olan rahmetli Prof. B. Landsberger 20-25 Eylül 1937 de İstanbul'da toplanan II. Türk Tarih Konferansında "Önasya Eski Tarihinin bazı Problemleri" adlı maruzesinde bizi ilgilendiren cihetler vardı : "M. Ö. 2500 de Kuzeyden gelen Gutium veya Kutium adlı bir kavim Akad devletini çökertiyor. (Bu Gutium yahut Kutium Kavmi adının Akatça nisbet eki olan kısmını çizecek olursak Gut kalır. Eğer çok önemli olan alâmetler bizi yanıltmıyorsa, tarihimizde Türklerle en yakın bir surette münasebettar belki de ayniyet gösteren kavim budur. Gut dilinden elimize geçen yalnız Kıral adlarıdır. Babil halkının elinde Akatçalaştırılmış olanlardan sarfınazar edecek olursak 12 ad kalır. Bunlardan da, ait olduğu zamana, yani M. Ö . 2500 yıllarına ait vesaikde geçenleri ancak 4 tanedir. Öbürleri bir kaç yüzyıl sonraki vesaikde geçtiklerinden, hatalı olmak imkanı mevcuttur. İlkin bu adların haricî yapıtlarım mütalaa edersek, sada ahengiyle Türkçe kelime teşkili şekillerinin bunlarda muhafaza olunduğunu görürüz. Bundan başka bunların Türkçe fiilden: e-gan, a-gan -mış, -iş ekleriyle yapılmış fiilden müştak sıfatlar olduğu kolaylıkla görülür."
Hammer - Purgstall
Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 141 · Sayfa: 79-84
Özet
Tam Metin
Sayın Başkan, sayın dinleyiciler, Türk Tarih Kurumu Başkanının açış sözlerine ve böyle seçkin bir dinleyici gurubu önünde bana konuşma olanağı verdikleri için kendilerine teşekkür ederim. Bugün Türkiye ve Avusturya arasında iyi, dostane kültürel, ve ekonomik ilişkiler varsa, bu önemli Türk ve Avusturya'lı kişilerin, 15. ve 18. yüzyıllardaki savaşlardan sonra iki ülkenin birbirini tanıyıp, daha çok anlayış göstermelerini söze ve yazıya dökmeleri ile mümkün olmuştur. Avusturya'da bu hizmeti yapanlar, diğerleri yanında diplomat Kont Prokesch-Osten (1795-1876) ve herkesten çok da Joseph von Hammer (1774-1856) olmuştur. Hammer, Kont Purgstall ailesinin varisi olarak 1836 dan itibaren Hammer-Purgstall adını almıştır. Hammer - Purgstall Viyana'daki Şark Akademisinde gördüğü geniş öğrenimden sonra yazdığı ilmi ve edebi eserlerde, ki bunlar yüz cildi aşmaktadır, İslam ülkelerinin, özellikle Türklerin, Arapların ve İranlıların büyük tarihi başarılarını anlatmış ve bu ülke edebiyatlarını ilk kez Almancaya çevirmiş, benzer yazılar ve kendi şiirleriyle şarka övgüler yazmıştır. Hammer'in Hafız Divanını ilk defa Almancaya çevirmesiyle Goethe şark edebiyatından ilham almış ve "Westöstlicher Diwan" (Batı-Doğu Divanı) ı yazmıştır. Friedrich Rückert Hammer-Purgstall'dan Farsça öğrenmiş, Platen, Freiligrath ve Schlegel kardeşler Hammer-Purgstall'dan eserleri için en verimli ilhamları almışlardır.
Celâl Esad Arseven
Belleten · 1972, Cilt 36, Sayı 142 · Sayfa: 173-202 · DOI: 10.37879/belleten.1972.142-173
Özet
Tam Metin
1971 yılının son haftalarında İstanbul tarihi ve arkeolojisi ile Türk sanat tarihi bilimine büyük hizmetleri olan Celâl Esad Arseven aramızdan ayrıldı Yazdığı monografyaları, yabancı dillerden çevirdiği sanat tarihi veya sanat incelemeleri, derlediği büyük sanat tarihi sentezleri, arada bir el attığı sahne oyunları, yalnız başına hazırlıyarak baskısını sona erdirdiği büyük bir ansiklopedisi, kara kalem ve suluboya tekniğinde yaptığı resimleri, ve daha bir çok şeyi ile Celâl Esad Arseven kültür tarihimizin önemli ve önemli olduğu kadar da renkli bir siması idi. Bunların dışında üzerine aldığı idari görevleri, uzun süreli öğretim üyeliği, iki devre süren milletvekilliği de "çok taraflı"lığının başka işaretleridir. Arseven, Atatürk'ün 1932-34 yıllarında yazdırmaya çabaladığı büyük bir Türk Tarihinin Ana Hatları eserine de Türk sanatı ile ilgili iki yazı vermek suretiyle, Türk tarih çalışmalarına da katılmış bir kimsedir.