455 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Tarih Kurumu
  • Son 10 yıl
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Tevhid-i Efkâr Gazetesi Başyazarı Ebuzziya’yı Şark İstiklâl Mahkemesine Götüren Süreç

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 296 · Sayfa: 335-366 · DOI: 10.37879/belleten.2019.335
Tam Metin
Ebuzziya, Cumhuriyet Halk Fırkası - Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ayrışmasının yaşandığı dönemde, Tevhid-i Efkâr gazetesinin sahibi ve başyazarıdır. Muhafazakâr bir aydın olarak, iktidar karşısında muhalefeti desteklemiştir. Radikal inkılâplara karşı bir denge arayışında olmuştur. Cumhuriyet ve Hâkimiyet-i Milliye kavramlarını muhafazakârlığın önünü açacak bir araç olarak görmüştür. Bu kavramlar etrafında laik, müfrit inkılâpçı, liberal olarak tanımladığı kesimlerle tartışmıştır. Ne muhalifl erini tanımlarken, ne de kendi konumunu meşrulaştırmaya çalışırken sığ bir polemikçi üslubunu aşamamıştır. 4 Mart 1925'te çıkarılan Takriri Sükûn Kanunu ardından Şark İstiklal Mahkemesine gönderilmiştir. Uzun yıllar yazı hayatına dönememiştir. Muhafazakâr bir aydın olarak teolojik, felsefi , tarihi arka planı olan kavramları güncelliğin ötesine taşıyamamasının, otoriter iktidar döneminde suskun kalmasında payı olduğu düşünülmektedir.

SAİM SAVAŞ, Sirge Kazası Dikey Boyutta Bir Yerel Tarih Araştırması, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2017, XXIII + 526 s. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 2018, Cilt 82, Sayı 295 · Sayfa: 1191-1194 · DOI: 10.37879/belleten.2018.1191
Tam Metin
Modern tarih yazımı, insana ait olan her şeyin, insanın yapıp ettiklerinin tarihsel süreci etkilediği varsayımından hareket etmektedir. Bir yerel tarih çalışması olan Sirge Kazası Dikey Boyutta Bir Yerel Tarih Araştırması adlı bu araştırma da bu hareket noktasından beslenmekte ve hızla artan yerel tarih çalışmalarının bir parçası olarak bu türden çalışmalara bir katkı sağlamaktadır. Bu katkı bu kitap tanıtım yazısının amacını da ortaya koymaktadır. Sirge Kazası Dikey Boyutta Bir Yerel Tarih Araştırması adlı kitap, ilk olarak bir sempozyum bildirisi olarak kaleme alındığında Sirge merkez olarak ele alınmıştır. Kitap çalışması olarak genişletilme çabası sürecinde Sirge kazası merkez ve bağlı köyler olarak detaylandırılmış olarak Sirge ve yer aldığı bölge, en eski devirlerden günümüze mevcut kaynaklar ışığında dikey boyutta bir yerel tarih araştırması şeklini almıştır.

YASEMİN DEMİRCAN, Osmanlı İdaresinde Limni Adası, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014, s. 359 sayfa. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 2018, Cilt 82, Sayı 295 · Sayfa: 1183-1190 · DOI: 10.37879/belleten.2018.1183
Tam Metin
Lemnos ya da Limnos adıyla bilinen ada, Pers, Atina, Sparta, Roma, Bizans, Venedik-Ceneviz egemenliklerinin ardından 1479 yılında Osmanlı idaresine girmiş ve 453 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Bu kitap, adanın Osmanlı yapılanmasına eklemlenmesini ve Osmanlı sisteminin bir parçası olarak yer alması sürecini, sosyal, ekonomik, idari, askeri ve siyasi açılardan ele alan çok yönlü bir değerlendirmedir. Arşiv kaynaklarına dayalı derin analizler içeren bu eser, Prof. Dr. Yasemin Demircan tarafından literatüre kazandırılmış, uzun bir emeğin ve özverinin ürünü olan bilimsel bir çalışmadır

ALİ YAYCIOGLU, The Partners of the Empire: The Crisis of the Ottoman Order in the Age of Revolutions, 347 pages, bibliography, notes, index. Stanford University Press: Stanford CA, 2016. [Book Review]

Belleten · 2018, Cilt 82, Sayı 295 · Sayfa: 1175-1182 · DOI: 10.37879/belleten.2018.1175
Tam Metin
Ali Yaycioglu, who is an assistant professor at Stanford University, may be regarded as a follower of the trend of the new generation Ottoman historiography in the last decades. Yaycioglu has already proven his competence and originality with recent studies, particularly on the Ottoman provinces. In the Partners of the Empire: The Crisis of the Ottoman Order in the Age of Revolutions, he tries to go beyond the ordinary and exhibits the possibilities of the Ottoman Empire in the context of global age from the eighteenth century to the nineteenth century.

MS 4. Yüzyılda Isauria Eyaleti’nin Siyasal ve İdari Yapısı

Belleten · 2018, Cilt 82, Sayı 295 · Sayfa: 803-828 · DOI: 10.37879/belleten.2018.803
Tam Metin
Antik çağda kuzeyden Lykaonia ve Toros dağları doğudan Kilikia, batıdan ise Pamphylia ile çevrilmiş sahalar Isauria, halkı da Isaurialılar olarak adlandırılmıştır. Arazi yapısı açısından oldukça engebeli bir görünüm sergileyen bölgenin çok az bir bölümü tarımsal faaliyetler için uygun şartlara sahiptir. Bölge, bütün eskiçağ boyunca ama özellikle de Roma döneminde çok sayıda haydutluk faaliyetine sahne olmuş ve isyanlar görülmüştür. Isauria'nın tanımlanan bu durumunun en somut örneğini ise MS 4. yüzyılda görmek mümkündür. Bölge, özellikle söz konusu yüzyılın ikinci yarısında neredeyse her on yılda bir geniş çaplı haydutluk faaliyetleri ve isyanlara sahne olmuştur. Özellikle kıtlık ve açlığa bağlı olarak sık sık ayaklanmış olan Isaurialılar, hemen her defasında Kilikia ve Pamphylia kıyıları ile Lykaonia ovasına saldırmışlardır. Isauria ayaklanmalarına bir önlem olarak eyaletin yönetiminde bir takım değişikliklere gidildiği de anlaşılmaktadır. Nitekim MS 4. yüzyılda bölgede görülen haydutluk faaliyetleri ve isyanların şiddeti ile Roma'nın Isauria'da uyguladığı yönetim ve yöneticilere verilmiş olan yetkiler arasında bir ilişkinin olduğu anlaşılmaktadır. Öyle ki Isauria Eyaleti'nin 4. yüzyılın birinci yarısındaki yöneticileri praeses Isauria unvanı ile sadece sivil yetkiler kullanmışlardır. Ancak aynı yüzyılın ikinci yarısında ise eyalette yaşanan olayların şiddeti ile de bağlantılı olarak askeri yetkilerle güçlendirilmiş comes veya comes et praeses unvanlarını kullandıkları anlaşılmaktadır. Aynı durum Isauria Eyaleti yöneticilerinin seçiminde de kendisini açıkça göstermektedir ki bu bağlamda MS 4. yüzyıl yöneticileri arasında Flavius isimli yöneticilerin sayıca fazlalığı dikkat çekici bir durumdur. Muhtemelen bölgedeki olaylardan kaynaklı hassas durum nedeniyle bu yöneticiler Roma yönetimine yakın olan ve geçmişte başarılı mesleki kariyere sahip insanlar arasından seçilmişlerdir. Özellikle MS 4. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan olayların Isauria eyaletinin askeri önemini son derece artırdığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple Roma yönetimi bölgede sadece kalıcı lejyonlar konuşlandırılmakla kalmamış, Isauria'daki isyanları bastırmak ve haydutlarla etkin bir mücadele yapabilmek için Torosların stratejik noktalarına kaleler ve kuleler inşa ettirmiştir. Bölgenin tanımlanan bu durumunu en iyi özetleyen belge ise Roma'nın askeri ve idari makamlarını gösteren Notitia Dignitatum'dur. Notitia Dignitatum'da yer alan Isauria ile ilgili görseldeki iki mimari yapı büyük ihtimalle iki lejyon karargâhını tanımlarken, Toros dağlarını ayıran çizginin üst tarafındaki beş adet mimari yapı ise bölgedeki kale ve kuleleri işaret etmelidir. Bunlardan ikisi çok büyük ihtimalle Isauria isyanlarının yoğunlaştığı alanın kuzeydoğu sınırında bulunan Nunu (Antiokheia) ile Aşağı Akın kaleleri olmalı ve diğerleri de yakın çevrede aranmalıdır.

Osmanlı Hükümetinin Kosova Arnavutları Arasındaki Kan Davalarına Çözüm Bulma Çabaları 1908-1912

Belleten · 2018, Cilt 82, Sayı 295 · Sayfa: 979-1012 · DOI: 10.37879/belleten.2018.979
Tam Metin
Arnavutlar arasında kan davaları geleneksel yapanın hakim olduğu Kosova vilayetinin kuzey bölgelerinde yaygın bir toplumsal gerçeklikti. Kan davaları gelenek ve ananenin bir sentezi olan Lek Dukakin kanunundan beslenmekteydi. Kan davaları 19. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı modernleşmesi ve merkezîleşmesiyle çatışan bir olgu haline geldi. Osmanlı devleti kan davalarını çözmek için yerel gelenek ve kanunlarla eklemlenebilen esnek bir politika geliştirdi. Bu bağlamda Arnavutların yaşadığı hudut bölgelerinde kamu düzenini bozan kan davalarını çözmek için II. Abdülhamit döneminde Musalaha-i Dem Komisyonları kuruldu. Komisyonların kan davalarını çözme de başarı sağlaması üzerine komisyonlar 1908 Temmuzunda Meşrutiyetin yeniden ilanından sonra tekrar kuruldu. İttihatçılar Makedonya hinterlandındaki hudut boylarının güvenliği sağlamak kapsamlı bir entegrasyon politikasını uygulamaya koydu. Bu siyasetin başarılı olabilmesi için Arnavut bölgelerinde kamu düzeni ve asayişi tehdit eden kan davalarının çözülmesi gerekliydi. İttihatçılar sorunu II. Abdülhamit döneminde tecrübe edilen Musalaha-i Dem Komisyonlarını tekrar kurarak çözmeye çalıştı. Komisyonların kaldırılmasından sonra ceza hukuku ve mahkemeler devreye sokuldu. Ancak geleneksel yapının güçlü olduğu Arnavut bölgelerinde kan davalarının artarak devam etmesi sebebiyle Musalaha-i Dem Komisyonları 1910,1911 ve 1912 Arnavut isyanlarından sonra tekrar kuruldu. Bu çalışmada Meşrutiyetin yeniden ilanından sonra Osmanlı devletinin Kosova Arnavutları arasındaki kan davalarını çözme çabaları ve Musalaha-i Dem Komisyonlarının faaliyetleri arşiv belgeleri ışığında değerlendirilmiştir.

Nüfus Defterleri’ne Göre Boynuincelü Aşireti (1830-1845)

Belleten · 2018, Cilt 82, Sayı 295 · Sayfa: 899-956 · DOI: 10.37879/belleten.2018.899
Tam Metin
Boynuincelü Aşireti, günümüzdeki idarî ayrıma göre Kızılırmak'ın her iki tarafında, Seyfe Gölü ile Tuz Gölü arasındaki sahada meskûn konar-göçer menşeli bir aşirettir. Aşiret, 18 farklı cemaatin birleşmesiyle meydana gelmiştir. Bu araştırmada büyük oranda Aksaray ve Kırşehir, daha sınırlı olmak üzere Nevşehir ve Koçhisar coğrafyasına yayılmış Boynuincelü Aşireti'nin tarihi süreçteki tekâmülü, aşiret yapısı ve idaresi, devlet ile olan ilişkileri, aşirete mensup olan halkın idarecileriyle olan münasebetleri üzerinde durulmuş, aşiretin kaza statüsünü alması ve devamında bu statünün lağvedilmesinin sebepleri ortaya konulmuştur. Araştırmanın ortaya çıkışı II. Mahmud'un hâkimiyeti zamanında, 1830'da başlanılan ve 1845'e kadar düzenli şekilde sürdürülen nüfus sayımları ve yoklamalarını içeren Nüfus Defterleri'dir. Bu defterler serisinin yanı sıra Osmanlı Arşivi'nde yer alan muhtelif arşiv kayıtlarından da istifade edilmiştir. Aşiret ele alınırken, araştırmaya Aksaray Sancağı tarafından bakıldığı bilhassa belirtilmelidir. Araştırmaya bir de Kırşehir Sancağı tarafından bakılması zarureti olduğu ve ileride bu açığın kapatılmasıyla birlikte araştırmanın kâmil bir hâl alacağı düşünülmektedir. Yine de bu araştırma, gerek Boynuincelü ve gerekse Orta Anadolu'nun konar-göçer toplulukları hakkında şimdiye kadar bilinmeyen pek çok konuya temas ediyor olmasıyla önem taşımakta, yeni ve farklı araştırmalara kaynaklık edebilecek hususiyetlere sahip bulunmaktadır.

İngiliz-Yunan İlişkileri Bağlamında 19. Yüzyılda Gunboat Diplomasi -Don Pacifico Örneğinde-

Belleten · 2018, Cilt 82, Sayı 295 · Sayfa: 957-978 · DOI: 10.37879/belleten.2018.957
Tam Metin
Diplomasi, tarih boyunca, toplumlar arası ilişkilerin meydana gelmesinde ve uygulanmasında daima önemli bir araç olmuştur. Bu bakımdan diplomasi, milli menfaatlerin sağlanması ve sürdürülmesinde ehemmiyetini korumaktadır. Uluslararası düzendeki gelişmelerle birlikte ortaya çıkan sorunların çözümünde yaşanan güçlüklere ek olarak ekonomik, teknolojik ve bilimsel gelişmeler göz önüne alındığında, sabit ve tutarlı bir dış siyasetin takip edilmesi ve uygulanması olanağının zor olduğu görülmektedir. Bu sebeple, her alanda olduğu gibi, diplomasi de çeşitli dönüşümlere uğramış ve değişik zamanlarda farklı uygulamalar ile yürütülmeye devam etmiştir. Öte yandan uygulanışı bakımından geçmişi çok eski tarihlere dayalı olan diplomasinin hangi yöntemlerle gerçekleştirildiği de ayrı bir öneme sahiptir. Bu açıdan bir devletin ulusal gücü dikkate alındığında, güvenliğin esas dayanağı durumunda olan askeri kuvvetler kadar donanma gücü de ayrı bir önem teşkil etmektedir. Bu bağlamda, özellikle 19. yüzyılda, donanma gücüne dayalı bir biçimde ortaya çıkan, gunboat diplomasi başvurulan diplomatik yöntemler arasında yer almıştır. Bu çalışmada gunboat diplomasi yöntemine iyi bir örnek teşkil eden ve İngiltere-Yunanistan arasında bir krize neden olan Don Pacifico sorunu bağlamında bu diplomatik yöntemin uygulanışı, mahiyeti ve özellikleri ele alınmıştır. Bu çerçevede gunboat diplomasinin siyasi bir meselenin halledilmesinde oynadığı rol ve etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Osmanlı İdaresinde Kıbrıs’ta Ekmekçi Esnâfı (Habbâz) ve Faaliyetleri

Belleten · 2018, Cilt 82, Sayı 295 · Sayfa: 863-898 · DOI: 10.37879/belleten.2018.863
Tam Metin
Osmanlı Devleti Kıbrıs'ı fethettikten sonra adanın ihtiyaçları doğrultusunda adaya Anadolu'nun birçok bölgesinden çeşitli mesleklere sahip olan insanlar da göndermiştir. Lefkoşa Sicillerinden öğrenildiği kadarıyla, Osmanlı idaresi boyunca adada yaklaşık 100 civarında esnaf grubu faaliyet göstermiştir. Bu zanaat dalları incelendiğinde, hemen hemen hepsinde adadaki Müslüman ve gayrimüslim halkın karışık olarak birlikte çalıştıkları görülür. Adada faaliyet gösteren zanaat dallarından birisi de Ekmekçi esnafıdır. Ekmeğin hammaddesi olan buğday üretiminde meydana gelen iniş ve çıkışlar direkt olarak ekmek fiyatlarını etkilemekteydi. Günümüzde olduğu gibi ekmek halkın temel tüketim maddelerinden birisi olduğu için bu işi yapan ekmekçiler, sıkı bir denetim altında tutulurlardı. Sicildeki narh kayıtlarında ekmekçilerin ürettikleri ekmeklerin çeşidine, fırınların adlarına, fırında çalışanların isimleri ile ücretlerine, sattıkları ekmeğin ve ekmekçilerin ürettikleri diğer ürünlerin fiyatlarına rastlanmaktadır. Söz konusu çalışmada Lefkoşa Şer'i Sicillerinden yola çıkılarak elde edilen veriler yerli ve yabancı kaynaklarla desteklenmiştir. Sonuç olarak Kıbrıs toplumun bir parçası olan Ekmekçi esnafının adanın sosyo-ekonomik tarihine yaptığı izler irdelenmiştir.

Osmanlı Devleti’nde Nüzul Vergisinin Teşkili ve Gelişimi: XVI-XVII. Yüzyıllarda Osmanlı Ekonomisini Nüzul Vergisi Üzerinden Değerlendirmek

Belleten · 2018, Cilt 82, Sayı 295 · Sayfa: 829-862 · DOI: 10.37879/belleten.2018.829
Tam Metin
Osmanlı Devleti'nde sefer ihtiyaçlarını karşılamak için zaman içerisinde çeşitli vergiler uygulamaya konulmuştur. Bunların en bilineli ve en eskisi avarız vergisidir. Literatürdeki bilgilere göre, Osmanlı Devleti'nde avarız vergisinin sefer ihtiyaçlarının karşılanmasında yetersiz kalmasının ardından, nüzul vergisi alınmaya başlanmıştır. Bu kapsamda nüzul vergisi avarız türü vergilerin ilk örneklerinden olması dolayısıyla önemlidir. Ancak bu verginin hangi koşullarda, hangi zaman diliminde Osmanlı Devleti tarafından uygulanmaya başlandığı konusunda verilen bilgiler ya güncel değildir ya da tutarsızlıklar içermektedir. Bu çerçevede yapılan çalışmada -arşiv belgeleri kullanılarak- nüzul vergisinin Osmanlı vergi sistemi içerisinde gelişiminin tespiti aranacak, verginin hangi tarihte nasıl tarh ve tahsil edildiği belirlenmeye çalışılacaktır. Ayrıca bu tespitler ortaya konulduktan sonra verginin gelişimi Osmanlı askerî-malî ve ekonomi tarihi içerisinde değerlendirilecektir.