4056 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Tarih Kurumu
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

The Honouring of the Legio Chief Physician L. Hortensius Paulinus

Belleten · 2016, Cilt 80, Sayı 289 · Sayfa: 719-740 · DOI: 10.37879/belleten.2016.719
Tam Metin
An inscription dated to the beginning of the 3rd century AD, and found within the city limits of Antiocheia in 2011, honors the legion Chief Physician L. Hortensius Paulinus, who is believed to have settled in the city following his retirement. According to this inscription, L. Hortensius Paulinus assumed highly important public offices and duties in the city. This person had also served in the legio IV Flavia Felix and Legio II Italica, although the legion with which he first arrived to the East, as well as his exact assignment within these two legions, remain unclear. Possible reasons for his presence in the East might have been the exacerbation of the war between the Roman and Parthia Empires towards the end of the 2nd century AD, or the civil war between Septimius Severus and Pescennius Niger since most of the legions from the Danube Basin and the Balkan Peninsula had sided with Septimius Severus during this civil war, including legio IV Flavia Felix and the Legio II Italica. The chronological order and content of the inscription suggest that L. Hortensius Paulinus had most likely traveled to the East with the legio II Italica due to the civil war; if this was indeed the case, L. Hortensius Paulinus must have arrived to the East in 193/4 AD at the earliest. The fact that the legio II Italica created by Marcus Aurelius was entirely constituted of solders from Northern Italy is strong evidence that L. Hortensius Paulinus and his family were native to this region. Another interesting aspect concerning this document is the fact that it is the first inscription found within Antiocheia mentioning the legions IV Flavia Felix and II Italica. Therefore, this new inscription not only demonstrates the presence of officials belonging to these legions in Antiocheia, but also clarifies a disputed and unclear aspect of the inscription regarding C. Flavonius Paullinus Lollianus published by Byrne-Labarre in 2006. Finally, the new inscriptions found within the city suggest that members of the legio II Italica who participated in civil wars or the Parthian campaign in the East might have settled in Antiocheia at the end of their military service.

Osmanlı’da Nefîr-i Âmm Uygulamasının Erken Dönem Örnekleri ve Toplumsal Dinamizme Yansıması

Belleten · 2016, Cilt 80, Sayı 289 · Sayfa: 773-796 · DOI: 10.37879/belleten.2016.773
Tam Metin
Tarihi süreç içerisinde devletler, savaşa sürecekleri askerin alımı için çeşitli yöntemler uygulamışlardır. Bu uygulamalar, devrin teknolojik ve askerî şartları kadar toplumsal ve ekonomik kaynaklardan da etkilenmiştir. Osmanlı Devleti de uzun tarihi boyunca dirlik dağıtımı, devşirme, paralı askerlik, zorunlu askerlik gibi çeşitli usullerde asker alma yöntemi uygulamıştır. Osmanlılar normal asker alma yöntemlerinin yetersiz kaldığı olağan dışı durumlarda nefîr-i âmm uygulamasıyla ahali içerisinden savaşa elverişli kişileri sefere sürmüştür. Normal şartlarda Osmanlı toplum düzeninde ahalinin asker olarak sefere sürülmesine sıcak bakılmamaktadır. Ancak böylesi bir durum, büyük bir düşman saldırısı ile karşı karşıya kalındığında ve muvazzaf birliklerin bu düşmana cevap vermesinin mümkün görülmediği zamanlarda uygulanmak zorunda kalınmıştır. Osmanlı Devleti, erken dönemlerden yıkılışına kadarki süreçte önemli birçok savaşta bu yöntemle ahaliyi sefere sürmüştür. İlki 1396 Niğbolu Savaşında, sonuncusu 1915 I. Dünya Harbinde olmak üzere defalarca nefîr-i âmm ilan edilmiştir. Bu çalışmada Osmanlı'nın zorunluluk sebebiyle sistem dışı olarak uyguladığı bu yöntemin erken dönem örneklerine bakılacaktır. Bu yapılırken konunun fıkhi boyutu ve teorik çerçevesi ortaya konmaya çalışılacaktır. Ayrıca ahalinin böylesi bir davete ne şekilde karşılık verdiği bu çalışmanın cevabını bulmayı hedeflediği sorulardandır. Son olarak toplumsal statüsü reaya olan ahalinin bu yolla statü atlama imkânına sahip olup olamadığı incelenecektir.

Mehmet Ali Paşa İsyanı’nın Antalya’ya Etkileri (1831-1833)

Belleten · 2016, Cilt 80, Sayı 289 · Sayfa: 857-884 · DOI: 10.37879/belleten.2016.857
Tam Metin
Antalya Güney Anadolu'nun en önemli çıkış kapılarından biridir. Anadolu ile Mısır arasındaki ilişkiler çoğunlukla Antalya vasıtasıyla sağlanmış, dolayısıyla Mısır'da meydana gelen herhangi bir gelişme Antalya'yı doğrudan etkilemiştir. Bu sebeple Antalya Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa İsyanı'ndan etkilenen bölgelerin başında gelmiştir. Mehmet Ali Paşa isyanı başladığında Antalya'ya denizden bir saldırı gelebileceği endişesi ile derhal güvenlik önlemleri alınmıştır. Antalya limanı Konya muharebesine kadar Osmanlı ordusunun iaşe, mühimmat ve asker sevkiyatında aktarma üssü olarak önemli bir rol oynamıştır. İbrahim Paşa, Konya muharebesinden sonra Antalya Muhafızı Yusuf Paşa'ya kendisine tâbi olmasını isteyen bir mektup göndermişse de Yusuf Paşa buna uymamış, İbrahim Paşa ise Antalya'ya doğrudan bir mütesellim tayin ederek şehre hâkim olmuştur. Antalya halkı da korkudan ve müdafaa yapacak durumları olmadığından Mütesellim İsmail Ağa'ya bağlılıklarını bildirmişlerdir. Böylece Antalya'da hâkimiyet ve yönetim İbrahim Paşa'ya geçmiştir. İbrahim Paşa'nın idaresi süresince Antalya, Mısır ile Mısır ordusu arasında köprü vazifesi görmüştür. 1833 Mayıs'ında Mehmet Ali Paşa ile Padişah II. Mahmut'un Avrupalı güçlerin arabuluculuğu ile uzlaşmaları sonucunda Antalya'da Mısır idaresi son bulmuştur. Hemen akabinde Bâbıâli tarafından yeni bir muhassıl atanmasıyla Antalya'da eski devlet düzeni yeniden tesis edilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere ve Rusya Açısından Vámbéry’nin Orta Asya Gezisi Üzerine Düşünceler

Belleten · 2016, Cilt 80, Sayı 289 · Sayfa: 885-898 · DOI: 10.37879/belleten.2016.885
Tam Metin
Macar Türkolog Ármin Vámbéry,Macar dilinin Türk dili ile olan ilişkisini ortaya koymak ve İngiltere adına Orta Asya hakkında bilgi toplamak üzere, İstanbul'da bir hazırlık evresinden sonra,derviş kılığında Orta Asya gezisine çıkmıştır. Osmanlı siyasi çevrelerinin bilgisi ve yardımı ile de gerçekleşen bu gezide Vámbéry, bütün İslam dünyasında yaygın olan tekkeler ağından yararlanarak, yolculuğunu güvenlik içinde gerçekleştirmiştir. İngiltere ve Rusya'nın Orta Asya üzerindeki emellerini gerçekleştirmek üzere harekete geçtikleri bir dönemde Orta Asya'ya giden Vámbéry'nin bu gezisi, Rusya'nın da ilgisini çekmiştir. Gezinin sonuçlarından İngiltere kadar Rusya da yararlanmıştır. Orta Asya ile ilgili seyahatnamesi Vámbéry'ye ün kazandırmıştır.Fakat bu seyahatnamede, Orta Asya'da iken karşılaştığı olaylar ve insanlar ile ilgili birbirini tutmayan çelişkili ifadeler çokça yer almaktadır. Bu yönü ile Vámbéry'nin seyahatnamesi çok ilgi çekici niteliktedir. Bu çalışmada Osmanlı İmparatorluğu , İngiltere ve Rusya'nın Orta Asya siyaseti ve birbirleriyle olan ilişkileri çerçevesinde Vámbéry'nin Orta Asya gezisinin ve seyahatnamesinin düşündürdükleri ortaya konulmuş ve tahlil edilmiştir.

Meyyâfârikîn Bîmâristânı Üzerine Bazı Yeni Bilgiler Işığında Bir Değerlendirme

Belleten · 2016, Cilt 80, Sayı 289 · Sayfa: 741-756 · DOI: 10.37879/belleten.2016.741
Tam Metin
Anadolu topraklarında inşa edilen en eski hastanelerden birisi olan Meyyâfârikîn Bîmâristânı Mervânîler döneminde [983-1085] inşa edilmiştir. Emîr Nasîru'd-devle [s. 1011-1061] Hekim Zâhidu'l-'Ulemâ'nın önerisiyle yaptırdığı hastaneye mülkler de vakfetmiştir. İbnu'l-Ezrak tarafından bildirilen 414 [1023/24] tarihinde hastanenin yapımına başlandığını, İbn Matrân tarafından bildirilen Şevvāl 417 başında [15 Kasım 1026] hastanenin hizmete açıldığını söylemek olanaklıdır. Literatürde yer alan Mervânîler döneminde Meyyâfârikîn'de yapılan hastane ile Artuklular döneminde var olan hastanenin birbirinden ayrı olduğu iddiasını destekleyen bir bilgiye araştırma sırasında ulaşılamamıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucu Mervânîler döneminde Nasîru'd-devle tarafından bina edilen Meyyâfârikîn Bîmâristânı'nın Artuklular döneminde de ayakta olduğunu ve hizmetine devam ettiğini, Necmu'd-Dîn Alpî döneminde de Meyyâfârikîn Bîmâristânı'nın vakıflarının yeniden düzenlendiğini söylemek mümkün görünmektedir.

Osmanlı Devleti’nde Devlet-Tekke İlişkisinin Önemli Bir Tanığı: Halveti Şeyhi Sofyalı Bâlî Efendi ve Vakıfları

Belleten · 2016, Cilt 80, Sayı 289 · Sayfa: 797-822 · DOI: 10.37879/belleten.2016.797
Tam Metin
XIV. yüzyılın sonlarında Osmanlı askerleri tarafından fethedilen Sofya şehri, Türkler için yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Şehrin yol güzergahında ve verimli araziler üzerinde bulunması, kısa sürede Rumeli Eyaleti'nin merkezi olmasını sağlamıştır. Şehrin fethiyle başlayan dini ve kültürel değerlere uygun binalar inşa etme süreci, sonraki yüzyıllarda artarak devam etmiştir. Vakıf sistemi ile inşa edilen binalar, Sofya şehrini daha belirgin yaşanabilir bir merkez haline getirmiştir. Bu çalışmada XVI. yüzyılda yaşamış âlim, şâir, Halvetîyye şeyhi ve para vakıflarının meşruîyeti konusunda sürdürdüğü tartışmaları ile bilinen Şeyh Bâlî Efendi'nin vakıfları ele alınmıştır. Şeyh Bâlî Efendi'nin adına Sofya yakınlarında kurulmuş tekke, camii, türbe, çeşme, han ve medreseden oluşan vakıf yapılarının XVIII ve XIX. yüzyıldaki durumu burada araştırılacaktır. Araştırmada Osmanlı arşiv belgeleri, tahrir defterleri, vakfiyeler ve ilk kez Sofya sicilleri kullanılarak kronolojik yatay yaklaşım tarzıyla konu ele alınmıştır.

Ankara’nın Türk Hâkimiyetine Girişi ve Şehrin İlk Türk Fatihi

Belleten · 2016, Cilt 80, Sayı 289 · Sayfa: 757-772 · DOI: 10.37879/belleten.2016.757
Tam Metin
Ankara'nın Malazgirt Meydan Savaşı'ndan sonra Türk hakimiyetine girdiği ve 1101 tarihli Haçlı Seferine kadar Türk hakimiyetinde kaldığı bilinmektedir. 1101 yılında şehir Haçlılar tarafından ele geçirilmiş ve Bizans'a verilmiştir. Böylece şehirdeki ilk Türk hakimiyeti Malazgirt'ten sonra başlamış ve 1101 yılına kadar devam etmiştir. Bu makalede şehrin Türk hakimiyetine kadar geçirdiği siyasî, idarî ve fizikî süreç kısaca açıklanarak bir giriş yapılmış, Ankara şehri ile ilgili çalışmalarda şehrin ilk Türk fatihi ve Türk hakimiyetinin başlangıç zamanı hakkındaki görüşler değerlendirilmiştir. Bizans kaynakları ile Danişmendname'deki veriler ışığında Ankara'nın 1073 yılının ilk çeyreğinde Türk hakimiyetine girmiş olduğu ve şehrin ilk Türk fatihinin ya tek başına ya da Danişmend Gazi ile birlikte Artuk Bey olduğu ortaya konularak, Ankara tarihinin karanlık bir bahsi aydınlatılmaya çalışılmıştır.

Alaş Orda Hareketi

Belleten · 2016, Cilt 80, Sayı 289 · Sayfa: 939-976 · DOI: 10.37879/belleten.2016.939
Tam Metin
Alaş Orda, 1917 Sovyet Rus Devrimi'ni takip eden günlerde çekirdeğini Kazak gazetesi etrafında toplanan Kazak aydınlarının oluşturduğu milli bir hareket ve bu hareketin kurduğu milli muhtar bir hükümettir. Ruhu günümüze kadar gelen Alaş hareketi, A. Bökeyhanov, A. Baytursunov, M. Dulatov, H. Dosmuhamedov, J. Dosmuhamedov, İ. Jaynakov, B. Alibekov, A. Turlubayev, vd. isimler öncülüğünde Şubat 1917 Rus Devrimi'ni müteakip Kazakların yaşadıkları bölgelerde teşkilatlanarak I. Genel Kazak Kurultayı'nı toplamış ve burada alınan kararla Alaş Partisi kurulmuştur. Bundan kısa bir süre sonra Alaş Partisi'nin organize ettiği II. Genel Kazak Kurultayı'nda ise Alaş Orda Muhtar Hükümeti ilan edilmiştir. A. Sıdıkov öncülüğünde Bişkek merkezli Kuzey Kırgızistan'da da teşkilatlanan ve Başkurt Milli Hareketiyle yakın ilişki içerisinde bulunan Alaş Orda, 1917 Ekim Devrimi'yle başlayan Rus İç Savaşı'nda Kızıllara (Bolşevik Sovyetler) karşı Çarlık yanlısı Beyazlar yanında mücadele vermiştir. Ancak İç Savaşı Kızılların kazanmasıyla Sovyetlere katılmak durumunda kalmıştır. XIX. yy.ın ilk yarısında Kazak Hanlığı'nın bütünüyle ortadan kaldırılmasından sonraki süreçte, yeni bir devlet kurmak için girişilen bu teşebbüs, başta maddi imkansızlıklar, sosyo-ekonomik çöküntü ve Sovyet ideolojisinin halk arasında yarattığı etki olmak üzere sayabileceğimiz daha pek çok sebep yüzünden başarısız olmuştur.

Hititçe Metinlerde Geçen KURIDHulana-/ KUR IDSĺG ‘Yün Nehri Ülkesi’ Üzerine Yeni Bir Değerlendirme

Belleten · 2016, Cilt 80, Sayı 288 · Sayfa: 357-370 · DOI: 10.37879/belleten.2016.357
Hititçe metinlerde nadiren adına rastladığımız ama aslında stratejik olarak anahtar bir rol oynayan "KUR IDHulana-": Hulana Nehri Memleketi'nin lokalizasyonuna yönelik birkaç teklif bulunmaktadır. Bir taraftan Hitit Devleti'nin kuzeyinde Pala-Tumana Bölgesi ve Kaška Bölgesi'ne lokalize edilen bazı yerleşimlerle birlikte anılması ama diğer taraftan nehrin doğduğu dağın Aşağı Ülke'ye yerleştirilmesi, lokalizasyonu oldukça güçleştirmektedir. Hem bir akarsu hem de bu akarsuyun vadisinde ya da kıyısında kurulmuş olan bir şehre ve ülkeye işaret eden bu yerleşim, Hititçe metinlerden bildiğimiz Huwatnuwanta Dağı ile birlikte anılmaktadır. Hititlerin Baş Tanrısı Fırtına Tanrısı ile de yakından bağlantılı olan bu dağ, kutsal bir dağ görünümündedir. Dolayısıyla hem Huwatnuwanta Dağı hem de Hulana Nehri Memleketi'nin lokalizasyonuna yönelik yapılacak olan bu çalışma bölgenin tarihi coğrafyası açısından da önem taşımaktadır. Çalışmada adı geçen yerleşim isminin etimolojisi incelenerek bazı yeni yorumlar yapılacaktır. Ayrıca Hititçe metin yerlerinde bu nehir ülkesinin geçtiği pasajlar yeniden gözden geçirilecek, daha önce yapılmış olan teklifler de göz önünde bulundurularak, bazı yeni öneriler paylaşılacaktır.

Timurlu Tarihine Dair Farsça Yeni Bir Kaynak: Zahîr-i mar’aşî’nin Müntahabü’t-Tevârîh’i

Belleten · 2016, Cilt 80, Sayı 288 · Sayfa: 371-394 · DOI: 10.37879/belleten.2016.371
Tam Metin
Ortaçağ tarihi için önem arzeden Târih-i Taberistân, Rûyân û Mâzenderân ile Târih-i Gîlân adlı eserleriyle bilinen Zahîrüddîn b. Nasîreddîn-i Mar'aşî'ye ait Farsça yeni bir kaynak tespit edilmiştir. Timur'un doğumundan ölümüne kadarki olayları ihtiva eden eser, daha önceleri Timurlularla ilgili yazılmış olan kaynaklara dayanılarak, Müntahab şeklinde hazırlanmıştır. Kaynaklarından birinin Yezdî'nin Zafernâme'si olduğu tespit edilmiştir. Zahîrüddîn, istifade ettiği önceki eserlerden aldığı bilgilere ilave olarak, olayların şahidi ve hadiselerin içerisinde yer alan sözlü kaynaklarından da önemli bilgiler aktarır. Onun kaynakları Anadolu ve Suriye seferlerine bizzat Timur'un yanında iştirak eden babası Nasîreddin, Amcası ve Amcazâdesi Gıyaseddin ve Abdulvahap adındaki zatlardır. Yıldırım Bayezid'in esir edilerek Timur'un otağına getirilmesi ve burada iki hükümdar arasında gerçekleşen konuşmaların Yezdî'nin ifade ettiği gibi olmadığını zikreden müellif, o sırada Timur'un otağında hazır bulunan amcası Gıyaseddin ve Ankara savaşına iştirakle gösterdiği yararlılık neticesinde Timur tarafından mükâfatlandırılan amca-zâdesi Abdulvahab'dan nakillerde bulunur. Bu çalışmada, müellifin hayatı, tarihçiliği ve üslûbu ile eserin muhtevası, kaynakları, Timurlu ve Osmanlı tarihi açısından değeri, çağdaş kaynaklarla olan farklılıkları ile tartışmalı konulara yazarın farklı bakışı ortaya konulacaktır.