146 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Tarih Kurumu
  • Son 2 yıl
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Rise of Indigenous Ottoman Viziers in the Sixteenth Century

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 945-992 · DOI: 10.37879/belleten.2025.945
Tam Metin
This study explores the transformation of the Ottoman vizierate in the sixteenth century, highlighting the emergence of “indigenous viziers” who rose from humble origins through the devşirme levy and palace education. Unlike earlier viziers—ulema scholars of madrasa training or Balkan and Byzantine aristocrats who maintained ties to their homelands—these new figures were entirely products of the Ottoman system. Educated in the palace school (Enderûn) and promoted through provincial and central offices, indigenous viziers embodied a unique model of state service rooted solely in loyalty to the sultan. Their careers illustrate both the centralizing ambitions of Suleyman the Magnificent and the broader Ottoman process of state-building, which replaced cosmopolitan or aristocratic bureaucrats with a cadre of palace-trained administrators whose authority could not be transferred to other dynastic contexts. By situating this development within comparative European frameworks, the article argues that the rise of indigenous viziers represents a distinctive form of meritocratic integration in the early modern world.

Mkrtich Khrimian as an Ottomanist? Disputing a Growing Trend in Armenian Historiography

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1079-1108 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1079
Tam Metin
Mkrtich Khrimian (1820-1907), long recognised as a foundational figure in Armenian nationalism, also held prominent, influential religious and political roles within the Ottoman Armenian community. In recent years, however, a growing and increasingly visible trend in historiography has emerged that reinterprets Khrimian as an Ottomanist mediator and a committed proponent of Tanzimat reforms. This reinterpretation, rooted largely in his institutional engagements and interactions with the Ottoman state, portrays him as a conciliatory and adaptive figure working deliberately within the imperial framework. This article critically engages with this significant historiographical shift, reassessing Khrimian’s rhetoric and activities through a close, careful reading of his sermons, writings, and political actions—most notably the widely referenced and symbolically charged “Iron Ladle Sermon”. It argues that Khrimian’s ideological orientation aligns more closely with Armenian nationalist aspirations and sentiments than with Ottomanist ideals or reformist agendas. Drawing on a wide range of primary sources, including Artsvi Vaspurakan (a periodical edited by Khrimian), archival documents, and recent scholarship, the article highlights the nationalist content embedded in Khrimian’s discourse and explores the broader historical implications of his legacy. By challenging the emerging narrative that casts Khrimian as an Ottomanist figure, this study offers a historically grounded and analytically reflective reappraisal of his ideological trajectory.

Nikola Mavroyani: Eflak’ın Sıra Dışı Voyvodası (1786-1790)

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1041-1078 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1041
Tam Metin
Nikola Mavroyani 1735 yılında Pare Adası’nda doğmuştur. İstanbul’a gelerek Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın sarrafı Hacı Nikolaki’ye intisap etmiştir. Onun aracılığıyla da Hasan Paşa’nın himayesine girmiştir. Bu himaye, Mavroyani’nin hayatında önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü Eflak voyvodalığının kapıları Cezayirli Gazi Hasan Paşa sayesinde Mavroyani’ye açılmıştır. Bu doğrultuda Mavroyani’nin ilk görevi, donanma tercümanının maiyetinde yazıcı olmaktır. Türkçe, Yunanca ve İtalyanca bilen Mavroyani, yazıcılıkla yetinmemiştir. Kısa sürede efendisi Hasan Paşa’nın gözüne girmiş ve kendisini voyvodalık yolundaki basamaklardan biri olan donanma tercümanlığına terfi ettirmiştir (1770). Donanma tercümanlığını yaklaşık on altı yıl sürdüren Nikola Mavroyani, bu vazifesi sırasında nüfuzunu daha da arttırmıştır. Güven ve itimadını kazandığı hamisi Cezayirli Gazi Hasan Paşa’ya voyvodalık için baskı yapmıştır. Hasan Paşa da elinden gelen çabayı göstermiş, Mihalaki Bey’e kâğıtlar göndererek Eflak voyvodalığından çekilmeye zorlamıştır. Mihalaki Bey de hastalığını gerekçe göstererek can korkusundan istifa etmiştir. Akabinde de kâğıt üzerinde divan tercümanı gösterilen Mavroyani, alışılmışın dışında olarak 7 Nisan 1786’da Eflak voyvodalığına tayin edilmiştir. Nikola Mavroyani Eflak voyvodalığını sıra dışı bir yolla elde etmiştir. Yine de o devletine sadık bir bendedir. Göreve getirilmesinden kısa süre sonra başlayan Osmanlı-Rusya-Avusturya Savaşı’nda üstlendiği rol de bunun göstergesidir. Fakat savaşın getirdiği zorlu koşullar ve hamilerinin düşüşü, Mavroyani’nin kariyerini olumsuz yönde etkilemiştir. Hırsları ve yanlış adımları dolayısıyla güvendiği çevrelerin desteğini kaybeden Mavroyani, 30 Eylül 1790’da devlete ihanetle suçlanarak Rusçuklu Şerif Hasan Paşa’nın emriyle katledilmiştir.

Arşiv Belgeleri Işığında Heimei Maru Japon Gemisi: Esir Türkler İçin Yürütülen Diplomatik Faaliyetler

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1159-1184 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1159
Tam Metin
Bu çalışmada, Türk İstiklal Harbi devam ettiği sırada Sibirya’dan yola çıkan ve 1.000’den fazla Türk esirini taşıyan Heimei Maru adlı Japon gemisine dair yaşananlar, arşiv belgeleri ışığında ele alınmıştır. Heimei Maru gemisindeki kişiler, Birinci Dünya Harbi’nin sona ermesinden sonra esir alınan Türklerden müteşekkildi. Esir Türklerin kurtarılması için başta Osmanlı Devleti olmak üzere, diğer devletler ve uluslararası kurumlar sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu çalışmada, Yunanistan’ın, esirleri çok kötü şartlar altında tuttuğu ve Anadolu işgali sırasında esirler üzerinden diplomatik üstünlük elde etmek için her türlü yola başvurduğu ortaya konulmuştur. Ancak bir müddet sonra, artan baskılar sonucunda Yunanistan, çoğunluğu yaşlılar, kadınlar ve çocuklardan oluşan 400 kişilik bir grubu, İstanbul’a göndermek zorunda kalmıştır. Geride kalan esirler ise İtalya’ya nakledilerek, Asinara Adası’ndaki esir kampında tutulmaya devam edilmişlerdir. Makalede, İtalya’daki esir kampındaki şartların oldukça kötü olduğu ve İtalya Hükûmeti’nin, esirlerin ihtiyaçları konusunda gerekli özeni göstermediği üzerinde durulmuştur. Ekonomik çöküntü içerisinde olan Türk Hükûmeti’nin, bu zor şartlar altında bile esir Türklerin masraflarını karşılama konusundaki çabalarına dikkat çekilmiştir. Esir Türklerin, İstanbul’a getirtilmeleri için her türlü diplomatik yolun denenmesine rağmen Yunan yönetiminin, sert tutumu sebebiyle esirler, uzun bir dönem boyunca esaret altında kalmışlardır. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti ve Milletler Cemiyeti yetkililerinin yoğun uğraşları sonucunda Haziran 1922’de esir Türkler İstanbul’a dönebilmişlerdir.

Sovyet Kaynaklarının Ötesi: Alman Diplomatik Raporlarında Kazakistan’da Büyük Kıtlık (1930-1933) Analizi

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1185-1214 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1185
Tam Metin
1931’den 1933’e kadar Sovyetler Birliği’nin neredeyse her bölgesini etkisi altına alan ve Kazakistan’da da yıkıma yol açan Büyük Kıtlık uzun yıllardır Sovyet arşiv belgeleri üzerinden hem Türk literatüründe hem de batı literatüründe araştırılmaktadır. Güncel çalışmalar Sovyetler Birliği içerisinden bilgi alabilmenin oldukça zor olduğu yılları kapsayan kıtlık sürecinde Alman diplomatik raporlarının da farklı bakış açılarını belirlemede, kıtlığın çok yönlü doğasını aydınlatmada ve trajedinin daha kapsamlı bir şekilde anlaşılmasında katkıda bulunabilecek incelikli içgörüler ve söylemler içerdiğini göstermektedir. Ancak Büyük Kıtlık çalışmalarının başında olduğu gibi Alman raporlamalarının kullanımı da Ukrayna ve çevresine odaklanmıştır. Bu bakımdan Kazakistan içerisinden kıtlık yıllarına ilişkin Alman arşivlerinin ortaya çıkarılması ve Sovyet dışı kaynakların ötesine geçilerek Alman perspektifinin incelenmesi, dönemin raporlamalarında muhaceretteki millî aydınların da fikir dünyasını etkilemiş olan içgörüleri analiz etmede fayda sağlayacaktır. Bu çalışmada özellikle Alman kaynaklarının Sovyet arşiv belgeleri ve güncel çalışmalarla ne ölçüde örtüştüğü ya da çeliştiği, Kazak halkının trajedisinin nasıl algılandığı mercek altına alınmaktadır. Bu bağlamda Kazakistan’da Büyük Kıtlık sürecinin tarihsel olarak yeniden değerlendirilmesine ve seçenekli bir kaynak kullanımının geliştirilmesine katkıda bulunulması amaçlanmıştır.

19. Yüzyılın Son Çeyreğinde Ermenofil İngiliz Yardım Cemiyetleri

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1109-1158 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1109
Tam Metin
Ermenofil İngiliz yardım cemiyetleri, 1895 yılında Anadolu’da vuku bulan olaylar sonrasında yardıma muhtaç binlerce Ermeni bulunduğu beyanıyla teşkilatlanmaya başladı. Londra, Cambridge, Maidstone, Manchester, İskoçya, İrlanda ve Galler gibi merkezlerde kurulan bu cemiyetler, sistematik yardım kampanyaları başlattı, konserler ve toplantılar organize etti. Ermeni Meselesi’yle ilgili farkındalık yaratmak, görev bilinci oluşturmak, İngiliz kamuoyunu bilinçlendirmek amacıyla harita, broşür, dergi ve birçok eser neşretti. Öncelikli faaliyet alanları olan Vilâyât-ı Şarkiye’de İngiliz konsoloslukları ve Amerikan misyonerlerinin gözetiminde çalışmalar başlattı, komiteler oluşturdu. İlk aşamada yardımlar Ermenilerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelikti, ardından yardımlar temel ihtiyaçların ötesine geçerek sanayi projelerine yönlendirildi, destekler sürdürüldü. Bu çalışma, Ermeni Meselesine yönelik İngiliz toplumunun yaklaşımını ve yardım girişimlerini ele alırken bu süreçteki politik ve sosyal dinamikleri analiz etmekte, yardımların toplanma ve dağıtım sürecine dair bir inceleme sunmaktadır. Cemiyetlerin, Ermeni nüfusuna yönelik yardım faaliyetleri, İngiliz konsolosları ve Amerikan misyonerlerinin yardımları organize etme sürecindeki rolleri ve bu yardımların hem yerel hem de uluslararası düzeyde yarattığı etkiler üzerinde durulmaktadır. Yardımların insani boyutunun yanı sıra İngiltere’nin dış politikasına etkisi ile Ermeni Meselesi’nin derinleşmesindeki rolü ve önemi incelenmiştir. Çalışmanın ana kaynaklarını Osmanlı arşiv vesikaları, İngiliz arşiv vesikaları ve dönemin gazeteleri oluşturmaktadır.

Geç Tunç-Demir Çağı Geçişinde Mukiş Krallığı’nın Başkenti Alalah’ta Yerel Dinamikler

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 71-94 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.071
Tam Metin
Bu makalede, Hatay ilinin Amik Ovası’nda, Asi Nehri kenarında yer alan Aççana Höyük/Eski Alalah kentinde yürütülen yeni arkeolojik araştırmalar ekseninde, Geç Tunç Çağı’nın sonu ile Demir Çağı’na geçiş sürecinde, Anadolu ve Doğu Akdeniz koridoru üzerinde yaşanan yönetimsel ve sosyal değişimlere bölgesel bir bakış açısı sunulmuştur. Bu dönem aralığı, Anadolu arkeolojisi özelinde Hitit İmparatorluğu’nun çöküşü ve sonrasında yaşananları tanımlamaya yönelik araştırma sorularına odaklanırken, Doğu Akdeniz arkeolojik araştırmaları ise uzun yıllardır materyal kültür üzerinden insan hareketliliği ve göç kavramlarını tartışmaktadır. Aççana Höyük’te 1930’lu yıllarda “Tapınak Sondajı” olarak tanımlanan ve kentin dinsel nitelikli yapılarına ait tabakalaşmanın açığa çıkarıldığı alanın yakınına yerleştirilen yeni kazı sahasında tanımlanan bağlamlar üzerinden, Anadolu ve Doğu Akdeniz kültürlerinin kesiştiği tampon bir bölgede imparatorluk politikalarının gündelik yaşam, zanaat endüstrileri, idari yönetim pratikleri, kült ve sosyal statü gibi kavramlar üzerindeki etkisi ve ilişkisi irdelenmiştir. Geç Tunç Çağı’ndan Erken Demir Çağı’na geçişi tanımlayan seramik grupları, yerel üretim dinamiklerinde büyük ölçüde devamlılığa işaret ederken, alanın kült kimliğiyle ilişkili metal ve fildişi buluntu grupları, sosyal statü ve prestij nesneleri olarak değerlendirilmiştir. Hitit İmparatorluğu için tampon bölge niteliği taşıyan Amik Ovası’nın, Tunç Çağı’nın sonunda yaşanan sistem çöküşüne verdiği yerel tepkiler ise silindir mühür ve bullalardan oluşan yeni epigrafik buluntular ışığında değerlendirilmiştir.

Phaselis Helenistik Tapınak Pronaos Kazıları’nda Ele Geçen Amphoralar ve Diğer Materyal Kültür Kalıntıları: İlk Sonuçlar

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 95-122 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.095
Tam Metin
Konumu itibarıyla Lykia, Pamphylia ve Pisidia sınırında yer alan Phaselis, üç limanı ve bir demirleme alanı ile özellikle Arkaik–Helenistik Dönemler arasında önemli bir ticari merkez haline gelmiştir. Bu çalışma kapsamında değerlendirilen Helenistik Tapınak ise kentin kuzey yamaçlarında, yükseltilmiş bir düzlük üzerinde hâkim bir noktaya inşa edilmiştir. Zira sözü edilen alanda, 2019 yılından itibaren kazı çalışmaları devam etmekle birlikte yapılan çalışmalarda tapınak temenosu içerisinde farklı dönem ve işleve sahip olduğu tespit edilen birçok yapı ve arkeleoljik kalıntı tespit edilmiştir. Öyle ki söz konusu çalışmada, amphoralar ana materyal olarak incelenmiş, tipolojik ve kronolojik olarak sınıflandırılmıştır. Amphoralar ile alandan ele geçen diğer buluntular yardımıyla da hem tapınağın hem de ortaya çıkarılan yapıların işlevleri ve tarihsel süreçleri saptanmaya çalışılmıştır. Tapınak Alanı’ndan ele geçen buluntulara genel olarak bakıldığında hem kronolojik hem de işlevsel olarak bazı sorun ve problemler barındırdığı izlenmiştir. Bu çerçevede, Helenistik Tapınak temenosu sınırları içerisindeki farklı yapı ve buluntu gruplarının da saptanması çalışmamızın başlıca problemini oluşturmaktadır. Dolayısıyla ele alınan materyal kültür kalıntılarıyla bu sorunlara değinerek yeni öneriler getirmek bu çalışmanın hedeflerinden birini oluşturmaktadır. Netice olarak, arkeolojik kazılardan ele geçen somut arkeolojik veriler aracılığıyla hem yapı gruplarının işlevlerinin anlaşılmasında hem de Tapınak Alanı’nın tarihsel sürecinin üst sınırlarının belirlenmesine katkı sağlanması amaçlanmaktadır.

Son Dönem Çalışmaları Işığında Antiokheia Hipodromu/Circusu

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 123-148 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.123
Tam Metin
Antik Çağ’ın büyük metropol kentlerinden biri olan Antiokheia’da, hipodrom ya da circus olarak adlandırılan anıtsal spor yapısı, antik kentin kuzeyinde, Basileia/Insula olarak adlandırılan mahallede yer almaktadır. 1932-1935 yılları arasında Antakya Kazı Komitesi tarafından sondaj kazıları tamamlanmadan bırakılmış, 2011 yılından itibaren yeniden başlatılan Antakya kazıları ile mevcut olmayan üst yapının oturduğu temeller ile euripusa ait kalıntıların bir kısmı ortaya çıkarılmıştır. Yapının doğu tarafında, toplam on altı merdiven kalıntısı yer almakta olup sphendonede korunan bu merdivenler, batı caveada mevcut değildir. Yapının temellerinin inşasında opus caementicium tekniği kullanılmıştır. Yapının üst strüktürünü taşıyan tonozların duvarları kesme blok taştan, tonoz kısmı ise opus caementiciumdan inşa edilmiştir. İki katlı oturma sıralarını ayıran yürüyüş yolu ve üstte sütunlu galeri olarak düzenlenmiş yürüyüş yolları, merdivenlere ve güneyde careceresin iki yanındaki kulelere bağlanmaktadır. Euripus platformu üzerinde su düzenlemelerine ait atık su kanalları ve sifon sistemleri uygulanmıştır. Kuzey-güney doğrultusunda uzanan yapının ölçüleri, dıştan 513x113 m olup ortalama 80 bin kişiliktir. Güney uçta yer alan yarış başlangıç yeri carceres üzerindedir ve toplam yarış alanına açılan on iki kapı bulunmaktadır. Carceresin doğu ve batı kenarlarında, kulelerle alana giriş yapılan yan kapılar, sphendone üzerinde ise çıkış kapısı tanımlanmıştır. Mevcut yapının, burada daha önce var olan başka bir yapının üzerine, MS 115 depreminden sonra inşa edildiği, MS 4. yüzyılda restorasyon ile yenilendiği, 458 yılı depreminden sonra büyük tahribat geçiren yapının giderek gözden düştüğü, geçici onarımlarla kullanıldığı, MS 526 ve 528 yılı depremlerinden sonra da zamanla terkedildiği anlaşılmıştır.

Kütahya Tavşanlı Höyük’te 2022 Yılında Bulunan MÖ 3. Binyıla Ait İdoller

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 55-70 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.055
Tam Metin
2021 yılında arkeolojik kazıların başladığı Kütahya Tavşanlı Höyük’te, daha önce yapılan yoğun yüzey araştırmaları, jeoarkeolojik sondajlar ile kazılardan elde edilen ilk C14 tarihleri ve arkeolojik malzemeler, höyüğün Tunç Çağı’nın İlk, Orta ve Son Tunç evrelerini içerdiğini göstermiştir. 2021 yılında Son Tunç Çağı ve Orta Tunç Çağı’na ait tabakalarda yapılan ilk çalışmaların ardından, 2022 yılında İlk Tunç Çağı tabakalarını da anlamak üzere höyüğün yaklaşık 60 metre doğusunda yer alan ve günümüzde tarla olarak kullanılan, ova seviyesindeki düzlük alanda 10x10 metre büyüklüğünde bir sondaj çalışmasına başlanmıştır. Bu makalede, Tavşanlı Höyük kazılarında söz konusu sondaj çalışması sırasında, İlk Tunç Çağı’nın sonuna tarihlenen tabakalarda bulunan mermer ve seramik idoller ele alınmıştır. Höyük konilerinden uzakta, Aşağı Şehir kapsamında olduğu öngörülen bir alanda, adak çukurlarında bulunan iki mermer idolün yanı sıra, aynı döneme ait tabakalarda avlu olarak kullanılan boş bir alanda ikisi seramik, biri mermer olan tamamlanmamış yarı mamul idoller açığa çıkarılmıştır. Troia Tipli olarak tanımlanan ve özellikle Batı Anadolu’da kullanım gören bu idollerin, Tavşanlı Höyük’te MÖ 3. binyıla ait çok dar bir alan kazılırken bulunmuş olmaları, ileride daha geniş alanda yapılacak kazıların önemini arttırmaktadır. Tavşanlı Höyük’ün ileriki yıllarda, MÖ 3. binyıl tabakalarının daha geniş kazılması neticesinde bu konular hakkında yeni bilgiler vermesi beklenmektedir.