4090 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Tarih Kurumu
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Polonezköy (Adampol) (1842-1922) - Kuruluş, Tabiyet Meselesi, İmar Faaliyetleri ve Sosyal Hayat -

Belleten · 2015, Cilt 79, Sayı 284 · Sayfa: 293-318 · DOI: 10.37879/belleten.2015.293
Polonezköy (Adampol) günümüzde Beykoz'un güzide mekânlarındandır. Bu makale buraya adını veren Lehlerin geçmişine dair bazı ilginç noktaları içermekte ve Polonezköy tarihiyle ilgili bilinmeyen bazı mevzuları gün yüzüne çıkarmayı ve dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Osmanlı Devleti'ne sığınan Leh mültecilerin göç sonrası yaşamları ve karşılaştıkları sorunlar, merkezi idare ile yaşanan problemler, uluslararası hadiselerden ne derece etkilendikleri Polonezköy tarihinden kesitler olarak sunulmuştur. Ayrıca ZofiaRyzy Hatıra Evi'nden gelip geçen misafirlere dair bazı notlar da köyün tarihini zenginleşmesi açısından çalışmaya dahil edilmiştir.

S. A. KİRİLLİNA, Oçarovannıye Stranniki. Arabo-Osmanskiy Mir Glazami Russkih Palomnikov XVI-XVIII Sloletiy, (Büyülenmiş Seyyahlar. XVI-XVIII y.y. Rus Hacıların Gözüyle Arap ve Osmanlı Dünyası), Moskova: Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü, 2010, resimli, 563 s. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 2015, Cilt 79, Sayı 284 · Sayfa: 387-394 · DOI: 10.37879/belleten.2015.387
Bir kültürde başka bir millet ya da kültür ile ilgili oluşan imge araştırmalarının Batıda oldukça uzun bir geçmişi vardır. Günümüzde imge araştırmaları; tarihçilerin, kültürbilimcilerin, dilbilimcilerin, psikologların, edebiyatçıların çalıştıkları disiplinlerarası bir alandır. İmge araştırmalarının önemi farklı bilim adamları tarafından dile getirilmiştir. Tarih ve kültür araştırmaları açısından önemi ise imgebilimin sağladığı perspektiften kaynaklanmaktadır. İmge araştırmaları, 'öteki'nin kültüründe ya da tarihinde siyasi, sosyo-kültürel ve diğer etkenlerin sonucunda ortaya çıkan 'bizim'le ilgili imgenin oluşum mekanizmasını izlememizi sağlar.

NESİM OVADYA İZRAİL, 24 Nisan 1915 İstanbul Çankırı, Ayaş, Ankara, İletişim Yayınları, İstanbul 2013, 584 sayfa. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 2015, Cilt 79, Sayı 284 · Sayfa: 395-398 · DOI: 10.37879/belleten.2015.395
Osmanlı Ermeni tarihi üzerine Türkiye'de ve yurtdışında yapılan araştırmalar son otuz yıldır artarak sürmektedir. Bu eğilim Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki (BOA) yaklaşık 150 milyon belge ve 366,000 defterden tasnifi bitenlerin tümünün 1989'da açılıp yerli ve yabancı bilim adamlarının kullanımına sunulmasından sonra ayrı bir ivme kazanmıştır. BOA'da değişik fonlarda bulunan Ermeni meselesi hakkındaki malzemenin tasnifi ve katalogları tamamlanmıştır. Ayrıca, Ermeni çetelerinin Doğu Anadolu ve Kafkasya'da yaptıkları katliam ve mezalim BOA'daki belgelerin kitap serileri olarak yayınlanmasıyla uluslararası kamuoyu ve bilim camiasının dikkatine getirilmiştir.

Avrasyalı Atlı-Savaşçı Kadınlar Amazonlar'ın Gerçekliği Üzerine Yeni Gözlemler

Höyük · 2015, Sayı 8 · Sayfa: 71-94 · DOI: 10.37879/hoyuk.2015.04
Tam Metin
Avrasyalı Kadın-Savaşçılar olarak tanımlanan Amazonlar, Yunan kültür, sanat ve mitolojisinde oldukça önemli ölçüde yer bulan figürler olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk kez Homeros Destanlarında bahsedilen Amazonların zamanla Yunan vazoları, duvar resimlerinde ve heykellerde sıklıkla betimlenmeye başlanması genellikle kadın savaşçı imgesinin simgesel anlamda Yunan kültürüne yerleştiği şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak Amazonların ya da daha açık bir deyişle Avrasyalı Atlı-Göçebe kültürlerin Eski Dünya'da ve özellikle Anadolu'da ne kadar daha önce var oldukları sorunu hala tartışmalıdır. Homeros metinlerinde Priamos'un bahsettiği kadın savaşçıların en azından Geç Tunç Döneminde Anadolu'da var olduğu ve belki de Myken kültürü ile de temasta bulunduğu hala tartışılan bir konudur. Arkeolojik ve kültürel veriler Amazonların Homeros Döneminde Yunan kültürünü etkilemeye başladığını kanıtlamaktadır. Bu durum aynı zamanda Batı Anadolu'daki Kyme, Smyrna Ephesos gibi Yunan kentleri ve Sinope gibi Karadeniz kıyısındaki bazı kentlerin kuruluş mitoslarında Amazonların etkin olmasını da açıklamaktadır. Bu dönemden itibaren Yunanlı tarihçileri Amazonların yaşadıkları bölge ve yaşam biçimleri hakkında önemli ipuçları vermeye başladıkları görülür. Arkeolojik kazılar ışığında Azak Denizinden Ural Dağlarına kadar uzanan bölgede savaşçı-kadınlara ait olduğu anlaşılan zengin mezarlar, Amazonların Avrasyalı Göçebe Kültürüne ait olduklarını, Kimmer ve daha çok İskit kültürünün bir parçası olarak gerçekliklerini kanıtlamaktadır. Amazonların yaşadığı coğrafyaya ilişkin antik yazarlara göre; Kafkasya'dan günümüzde Ukrayna sınırlarındaki Azak Denizi kıyılarına kadar uzanan bölgede ve Karadeniz'de günümüzde Samsun (Amisos) sınırları içindeki Thermodon nehri (Terme Nehri) kıyılarında yaşadıkları anlaşılmaktadır. Karadeniz Bölgesinde henüz Amazonların varlığını kanıtlamasa da burada Avrasyalı Göçebe Kültüre ait toplulukların varlığını ortaya koymaktadır. Ayrıca Amazonların Anadolu halkları ve Yunanlılarla kurdukları ilişkiler sonucunda Kubaba/Kybele, Demeter ve Artemis tapımını benimsedikleri görülür.

Van Çatak Erken Demir Çağ İskeletlerinde Diş Çürüğü

Höyük · 2015, Sayı 8 · Sayfa: 17-57 · DOI: 10.37879/hoyuk.2015.02
Tam Metin
Türkiye'de Erken Demir Çağ dönemi göçebe ve küçük ölçekli tarım yapan toplumlara ait diş patolojilerine ait detaylı çalışmalar; özellikle de Van bölgesinden gelmektedir. Bu çalışmada, Van Çatak, Erken Demir Çağ'ına ait bir oda mezarda bulunan insan kalıntılarına ait dişlerdeki çürük sıklığı araştırılmıştır. Çalışmada; 11 erişkin bireye ait toplam 114 daimi diş incelenmiş ve diş çürüğü sıklığı %7.01 olarak tespit edilmiştir. Her ne kadar bu oranın Erken Demir Çağ'ındaki çürük sıklığına yakın değerler verse de incelenen örnek sayısının azlığı göz önünde bulundurulmalıdır. İncelenen çürük lezyonları derinlemesine görülmüştür. Bireylerdeki çürüklerin çoğunluğu dişin boyun kısmında (cemento-enamel junction) ve kontak yüzeyinde (approximal caries) görülmüştür. Bu durum muhtemelen besin artıklarının diş aralarına yapışması ve dişin boyun kısmında toplanmasının bir sonucu olarak açıklanabilir. İncelenen hiçbir dişte diş kökü çürüğüne rastlanmamıştır. Ancak, sadece bir alveolar kemiğin diş kökünde enfeksiyon görülmüştür. Bunlara ek olarak birey sayısının azlığı nedeni ile incelenen daimi dişlerdeki çürük oranı ve çürük tipleri cinsiyetler arasında karşılaştırılamamıştır. Aynı şekilde alt ve üst çene dişleri de çürük tipi ve çürük oranı açısından değerlendirilememiştir. Bu çalışma ile diş çürüğü ve çürük tiplerin görülme sıklığı, Doğu Anadolu Erken Demir Çağ'a ait veriler ile karşılaştırılmıştır.

Two Seals and One Bulla From Daskyleion

Höyük · 2015, Sayı 8 · Sayfa: 59-69 · DOI: 10.37879/hoyuk.2015.03
Tam Metin
In this study, three examples of Achaemenid glyptic art, which were uncovered in the satrapy of Daskyleion, have been examined. Daskyleion was located at the western border of Persian Empire in Anatolia. One of the examples is a cylinder seal and the second one is a pyramidal stamp seal. The third example is a bulla impressed with stamp seal; it was most probably found in Daskyleion, and now preserved in the Ekrem Akurgal collection of Ankara University Faculty of Languages History and Geography. It is also noteworthy that although the large numbers of pyramidal stamp seals uncovered in Lydia were made in Greco-Persian style, the Daskyleion pyramidal seal carved in the Babylonian style. It is known that during Achaemenid Period, after the conquest of Babylon, especially as a result of the great tolerance shown to the Jews, Babylonian Jews become loyal administrators of the Achaemenid Emperors. Daskyleion pyramidal stamp seal possibly indicates the presence of a Babylonian administrator in the satrapy centre. Achaemenid glyptic art was intensely influenced by the Mesopotamia, however Persian-style depictions were improved in time and the depictions known from Mesopotamian glyptic art were engraved with Persian characters. On the other hand, it is known that Anatolia and Greek elements were added to those and Greco-Persian style had emerged as a new style. This can be explained with the fact that the Achaemenid Empire had spread on a large area and included many different cultures. As a result, the cosmopolitan nature of Achaemenid Empire was reflected on the glyptic art. This cultural diversity can be clearly seen in almost 300 bullae in the palace archive of Daskyleion. The existence of the cosmopolitan structure in question is enriched with the new glyptic art examples studied here from Daskyleion which is a satrapy center in the western part of Anatolia.

Acemhöyük'ten Eski Asur Dönemi'ne Ait İki Çivi Yazılı Belge

Höyük · 2015, Sayı 8 · Sayfa: 1-15 · DOI: 10.37879/hoyuk.2015.01
Tam Metin
Aksaray'ın yaklaşık 18 km. kuzeybatısında Yeşilova Kasabası sınırları içinde yer alan Acemhöyük, Anadolu'nun en önemli arkeolojik merkezlerinden birine ev sahipliği yapmaktadır. Burada gerçekleştirilen kazılar neticesinde, bugüne değin Eski Anadolu tarihine ışık tutacak pek çok arkeolojik eser gün yüzüne çıkarılmıştır. Acemhöyük buluntuları içinde şüphesiz en önemli eser grubunu, üzerinde kitabeli mühür baskıları bulunan bullalar ve çivi yazılı etiketlerden müteşekkil yazılı belgeler oluşturmaktadır. 2012 ve 2013 yıllarında gerçekleştirilen kazı çalışmaları Acemhöyük çivi yazılı kayıt arşivine Eski Asurca yazılmış iki belge daha kazandırmıştır. Bu kil belgelerden ilki 2012 yılında ele geçen bir etiket, diğeri ise 2013'te bulunan ve Acemhöyük'ten uzun zamandır beklenilen bir tablettir. Bu iki belge, Acemhöyük'ün Anadolu ile Kuzey Mezopotamya arasındaki iktisadi münasebetlerin azaldığı Eski Asur Devri'nin son dönemlerinde Anadolu'nun belli başlı şehirlerinden biri olarak önemini koruduğunu, ayrıca bu kadim yerleşim yerinin Eski Anadolu tarihi açısından ne kadar mühim bir arkeolojik merkez olduğunu bir kez daha göz önüne sermektedir.

MUHSİN KEYÂNÎ, Hânkāhlar Tarihi, [ايران در خانقاه ريخ] çev. Ali Ertuğrul – Süleyman Gökbulut, Büyüyenay Yayınları, İstanbul 2013, 551 sayfa. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 2014, Cilt 78, Sayı 283 · Sayfa: 1205-1210
Asıl itibariyle Farsça kaynaklara dayalı bir Tasavvuf Tarihi çalışması olan kitap müesseseleşmiş tasavvufun icra mekânları addedilen 'hânkāh'ların veya Türkiye'de daha yaygın tabiriyle 'dergâh'ların tarihini İran merkezli olarak ele alan bir çalışmadır. Muhsin Keyânî (d. 1928)'nin اسلامىٔ دوره ايران در خانقاه ريخ = Târîh-i Hânkāh der Îrân Devre-i İslâmî adlı doktora tezini (1978) esas alan ve Târîh-i Hânkāh der Îrân adıyla 1990'da kitap olarak basılan çalışması Türkçeye Hankâhlar Tarihi adıyla tercüme edilmiş bulunmaktadır. Görüldüğü üzere kitabın Farsça aslı "İran'da Hânkāhların Tarihi" adını taşımaktadır. Fakat hemen göze çarpacağı üzere başlığında "İran'da.." kaydı bulunan eser Şam, Bağdad, Mısır ve Anadolu'daki hankāhlardan da söz etmektedir. Yazar, eserinin neden İran dışındaki bölgelerden bahseden bölümler ihtiva ettiğini Mısır hankāhlarından söz ettiği bölümde açıklamaktadır: "Bu eserin konusu İran hânkāhları tarihidir. Mısır hânkāhları meselesi bizim ilgi alanımıza girmemektedir. Fakat Mısır'daki hânkāhların idarecilerinden ve sâkinlerinden bir kısmının İranlı olması ve tasavvuf mesleğinin aslî rükünlerinden birinin âfakta ve enfüste seyr olması hasebiyle…" (s. 185). Bu durumda eserin isminin Türkçe tercümede sadece "Hânkāhlar Tarihi" olarak kısaltılması okuyucuyu bir anlamda yanıltmaktadır. İran dışındaki hânkāhlardan da söz ettiği için ilk bakışta doğru bir tasarrufmuş gibi gözükse de bu tutum yazarın incelemeye aldığı alandaki konu sınırlandırmasını okuyucunun dikkatinden uzaklaştırdığı için hatalı sayılabilir.

CİHANBAHŞ SEVAKIB, Tarihnigârî-i Asr-ı Safeviye ve Şinaht-ı Menâbi ve Meahız – Historiography of the Safavid Period and Study of the Related Sources – (Safevî Devri Tarih Yazıcılığı ve Kaynaklar ve Araştırmaların Tanıtımı), İntişârât-ı Nevîd-i Şiraz, Şiraz 1380 (2001), 929 sayfa. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 2014, Cilt 78, Sayı 283 · Sayfa: 1195-1204
Safevî devletinin kuruluşu İslâm tarihinde gerçekten önemli bir hadisedir. Bu hadisenin en önemli sonucu, İslâm dünyasının ortasında yeni bir oluşumun meydana gelmiş olmasıdır. Başlıca özelliği Şiîlik olan bu yeni oluşumu meydana getiren, yani Safevî devletini kuran unsur, bilindiği üzere Türklerdi. Önceleri bir tarikat iken, zamanla siyasî bir teşekkül halini alan hânedan, adını tarikatın kurucusu Şeyh Safiyüddin'den almıştır. Hânedanın seyyidlik ile de hiçbir ilgisi olmayıp, Firuzşah adlı Sincarlı bir aileden gelmektedir. Tekkenin bulunduğu Erdebil, yüzyıllardan beri Sünnî-Şafiî ahalinin yaşadığı bir şehir olup, Safiyüddin de SünnîŞafiî idi. Esasen XV. yüzyılın sonlarına kadar İran'daki halkın çoğunluğu da Sünnî idi. XV. yüzyıl ortalarına kadar Sünnî esaslara bağlı kalan tarikat, zamanla Şiî akideleri benimsedi ve nihayet Şah İsmail yanındaki Anadolu'dan gelen Kızılbaş Türkler ile Şiîliği İran'da hâkim bir mezheb haline getirdi.

Salnamelere Göre Doğu Karadeniz Bölgesi Muvakkithaneleri

Belleten · 2014, Cilt 78, Sayı 283 · Sayfa: 907-930 · DOI: 10.37879/belleten.2014.907
Tam Metin
Tarih boyunca İslam'ın yayıldığı her farklı şehir farklı bir enlem, farklı bir boylam anlamına gelmekte böylelikle vakit tayini ve kıble yönü için ayrı bir gözlem ve hesaplama gerektirmekteydi. İslam dünyası bu problemi hafife almamış, konuyla ilgili bilgi ve tecrübeler arttıkça önceki devirlerde de var olan güneş saati gibi aletler daha hassas ve detaylı olacak şekilde geliştirilmiştir.. İlerleyen yüzyıllarda bu işler muvakkit denilen özel astronomlara emanet edilmiş ve bir dönem sonra (hemen hemen) her büyük camiye bu uzmanlara ait bir mimari birim olan muvakkithane ilave edilmiştir. Muvakkithaneler, güneşin konumunun izlendiği, saatlerin ayarlandığı, namaz vakitlerinin belirlendiği kendilerine özgü mimarisi olan mekânlardır. Osmanlı-Türk medeniyetinde, imaret adıyla bilinen kamu binalarından olup şehirlerde ve kasabalarda belli mescit veya camilerin avlusunda kurulan muvakkithaneler, özellikle İstanbul'un fethinden sonra külliyelerin bir unsuru olarak yaygın bir şekilde tesis edilmiş ve faaliyetlerini külliye'nin bir unsuru olarak vakıf gelirleri ile sürdürmüşlerdir. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde mekanik saatlerin artması, özellikle Sultan II. Abdülhamid döneminde saat kulelerinin yapılmaya başlanması ile muvakkitliğe olan ilgi azalmıştır. Cumhuriyetin ilânından sonra baş muvakkit tarafından idare edilen muvakkithaneler 20 Eylül 1952 yılında kapatılıncaya kadar çalışmalarına devam etmişlerdir. Çalışmanın birinci bölümünde tarihimiz ve kültürümüzde önemli bir yeri olan fakat bugün önemini yitirmiş kurumlarımızdan muvakkithanelerin tanıtılması amaçlanmıştır. Muvakkithaneler ve çalışma sistemleri hakkında genel bilgiler verildikten sonra ikinci bölümde literatürde yer alan bilgi ve dokümanlar, eski ve yeni fotoğraflar, rölöve çalışmaları ile Doğu Karadeniz Bölgesindeki muvakkithaneler hakkında bilgi verilmiştir.