4090 sonuç bulundu
Yayınlayan Kurumlar
- Türk Tarih Kurumu 4090
Yazarlar
- Salâhi R. Sonyel 45
- TAHSİN ÖZGÜÇ 43
- ARİF MÜFİD MANSEL 42
- SEMAVİ EYİCE 40
- Mahmut H. Şakiroğlu 38
- İ. HAKKI UZUNÇARŞILI 37
- U. BAHADIR ALKIM 36
- İlber Ortaylı 32
- AYDIN SAYILI 31
- Mücteba İlgürel 31
Anahtar Kelimeler
- Tarih 338
- Osmanlı 273
- Osmanlı İmparatorluğu 175
- Türkiye 149
- Osmanlı Devleti 143
- Türkler 138
- Anadolu 132
- Ottoman Empire 118
- Mustafa Kemal Atatürk 103
- Ottoman 100
Erken Ortaçağların Şehirler Topluluğu: Medâ’in
Belleten · 2014, Cilt 78, Sayı 281 · Sayfa: 1-40 · DOI: 10.37879/belleten.2014.1
Özet
Tam Metin
Erken Ortaçağlar'ın başından Sâsânî imparatorluğunun yıkılışına kadar bu imparatorluğun yönetimsel başkenti olan Medâ'in şehirler topluluğu, İlkçağ ve Erken Ortaçağların en büyük metropollerinden bir tanesidir. Farklı büyüklüklerde ve değişik zamanlarda inşa edilmiş olan şehir ve kasabalardan meydana gelen Medâ'in şehirler topluluğu farklı bir demografik mozaiğe sahipti. Dicle ve Fırat nehirlerinin birbirine en yakın olduğu noktada Dicle nehrinin kenarına kurulmuş olan bu şehirler topluluğu, sahip olduğu tarımsal ve ticari yoğunluğundan dolayı önemli bir ekonomik merkez olma özelliğinin yanında; sarayları, köşkleri ve farklı mimari yapılarıyla çok faklı kültürlerin izlerini taşıyan modern bir görünüme sahip bir şehirdi. Mezopotamya toprakları üzerinde kurulmuş birçok imparatorluğa başkentlik yapmış olan bu şehirler topluluğu siyasi ve idari açıdan Ortadoğu'nun kalbi konumunda olmuştur. Doğu ve Batı arasında uzanan yolların kesişme noktasında olan bu şehirler topluluğu sahip olduğu önemini Abbâsîler dönemine kadar koruyabilmiş ve yine bu dönemde Abbâsîler tarafından kurulan Bağdâd şehrinden sonra bütün canlılığını kaybetmiştir.
Osmanlı Defin Merasimlerinde Otağ Kurma Geleneği
Belleten · 2014, Cilt 78, Sayı 281 · Sayfa: 93-122 · DOI: 10.37879/belleten.2014.93
Özet
Tam Metin
Osmanlı tarihleri ve görsel kaynaklara göre naaş veya mezar üzerine otağ kurulması Osmanlı sultanlarının defin merasimlerinin önemli bir parçasıdır. Elimizdeki bilgilere göre I. Murad, I. Selim, I. Süleyman, II. Selim, III. Murad, III. Mehmed ve II. Mahmud mezarı üzerine otağ kurulan sultanlardır. Sultanlar dışında şehit mezarları üzerine de otağ kurulduğu bilinmektedir. Türklerin İslam öncesi defin merasimlerinde de saptana bu uygulama Osmanlılar tarafından eski bir geleneği sürdürmenin yanı sıra türbeleri inşa edilene kadar sultan mezarlarını korumak ve görülür kılmak amacıyla kullanmıştır. Elimizdeki bilgilere göre sadece sultan ve şehit mezarları üzerine kurulabilen otağlar sultani bir imge ve bir prestij unsurudur. Böylece kökleri yüz yıllar öncesine kadar uzanan bir gelenek mevcut koşullar içerisinde yeniden şekillenmiş ve Osmanlı döneminde de varlığını devam ettirmiştir.
19. Yüzyılda Osmanlıda Sürgün Politikası Çerçevesinde Sürgün Kadınlar
Belleten · 2014, Cilt 78, Sayı 281 · Sayfa: 245-272 · DOI: 10.37879/belleten.2014.245
Özet
Tam Metin
Osmanlı tarihinde ve hukuk sisteminde sürgün kelimesi, iki anlamda kullanılmıştır. Birinci anlamıyla Osmanlı tarihinde iskân ve yerleştirme politikası, ikinci anlamıyla da Osmanlı hukuk sisteminde bir ceza şekli olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanlık tarihinde bütün devletlerin kullandığı bir cezalandırma şekli olan sürgün, çalışmamızda bu anlamı açısından değerlendirilecektir. Bir cezalandırma şekli olarak ölüm cezasına denk sayılabilecek derecede ağır bir suç olan sürgün cezası, suçlunun bulunduğu yerden başka bir mahalle belirli bir süre uzaklaştırılması anlamına gelmektedir. Bu anlamıyla herhangi bir ayırım yapılmaksızın Osmanlıda suçlu bulunan her kesime uygulanmıştır. Osmanlı kadınları da bu cezaya çarptırılan kesim arasında yer almıştır. Kaynak olarak konuyla ilgili Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde yer alan 19. yüzyıla ait belge gruplarından yararlanılacaktır. Çalışmada öncelikle sürgün cezasının Osmanlıdaki uygulamaları hakkında bilgi verilecek, daha sonra da kadınlar arasında sürgün cezasının uygulaması üzerinde durulacaktır. Bu noktada araştırmada şu sorulara cevap verilmeye çalışılacaktır: 1. Osmanlıda 19. yüzyılda hangi suçlardan dolayı kadınlara sürgün cezası verilmiştir? 2. Sürgün cezasına çarptırılan kadınlar, hangi şartlarda, nerelere gönderilmişlerdir? 3. Cezanın uygulanması esnasında Osmanlı kadınlarının yaşantıları nasıl şekillenmiştir? 4. Cezanın uygulanması esnasında ve sonrasında bu cezaya çarptırılan kadınların toplum içindeki durumları ve aileleri gelişmelerden nasıl etkilenmiştir? Sorulara verilecek olan cevaplarla elde edilen veriler çerçevesinde araştırmada, sürgün cezasının Osmanlı sosyal yaşantısı içerisinde kadınların hayatını nasıl etkilediği yönünde bir değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır.
XX. Asrın Başlarında Azerbaycan`da İslami Düşünce, Eğitim ve Islahat Anlayışı
Belleten · 2014, Cilt 78, Sayı 281 · Sayfa: 273-286 · DOI: 10.37879/belleten.2014.273
Özet
Tam Metin
XX. asrın başlarında Rus işgali altında olan Azerbaycan, yerli aydınların katkısı ile ilim ve medeniyette gelişim devrini yaşamaktadır. Bu devrin önemli özelliklerinden biri milli ve dini kalkınmanın bir parçası olarak din eğitimine önem verilmesi idi. Rusya devleti Müslümanların çağdaş eğitim almasını bir tehlike kaynağı gördüğü ve maddi destekte bulunmadığı için medreseler de yeni gelişimlerden mahrum kalmıştır. Dönemin esas eğitim kurumlarından olan medreseler artık toplumsal işlevselliğinde bir sorun yaşadığı için birçok Azerbaycan aydını milli ve dini sorunların kaynağı olarak eski tipli medreseleri ve cahil din adamlarını göstermiş, onları eleştirmiş, milletin kurtuluşu için onların ıslah edilmesini istemişler. Mesela, dönemin ünlü İslamcı gazeteci ve yazarlarından Ahmet Ağaoğlu, Ali bey Hüseyinzade, Mir Muhammed Kerim Mir Caferzade el-Bakuvi, Ebu Turab Ahundzade, Ahund Molla Ruhullah, Ahund Yusuf Talibzade, Hüseyin Efendi Gayıbov, Abdüsselam Ahundzade, Muhammed Hasan Mevlazade Şekevi gibi birçok din adamları, Hacı Zeynel Abidin Tağıyev gibi iş adamları da aynı sorunlardan yakınmıştır. Makalede eserlerinden örnekler verilen aydınların hepsi Rusya`da Müslümanların kurtuluşu için öncelikle eğitime ve dini ıslahatlara önem verilmesini şart koşmuş, eserlerinde bu konuyu araştırmış, çözüm yollarını göstermişlerdir.
Balkan Savaşı - Kitlesel Ölüm ve Etnik Temizlik
Belleten · 2014, Cilt 78, Sayı 281 · Sayfa: 315-342 · DOI: 10.37879/belleten.2014.315
Özet
Tam Metin
Bulgaristan'da tarihi demografinin sunduğu objektif veriler, milliyetçi söylemler yaratanlar tarafından kabul görmez. Bundan dolayı da demografik veriler ihmal edilir. Önemli bir kaynak teşkil eden demografi istatistiğinin göz önünde bulundurulmadan tarih yaratılması Balkan ülkelerinde yaygın bir durumdur. Demografi istatistiği hem göç hem ölüm yoluyla yapılan etnik temizliği ortaya koymaya yarayan bir kaynaktır. Bu çalışmada Bulgaristan'da 1881'den sonra yapılan nüfus sayımları ve Bulgar İstatistik Müdürlüğünün nüfusla ilgili diğer yayınlara dayalı olarak Balkan Savaşları sırasında ve sonrasında Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç ettirilen Müslüman nüfusun miktarı ve oranı tespit edilmeye çalışılmaktadır. Bu tespit illere göre ve köy bazında yapılmaktadır. Çalışma, zaman dilimi olarak 1910 ila 1920 yılları arasındaki dönemi kapsamaktadır. Burada kullanılan istatistik veriler, Balkan Savaşlarında yaşanan trajedinin Bulgaristan Müslümanları açısından bir etnik temizlik olduğunu ortaya koymaktadır.
The Kocabaşis as Intermediaries?: The Local and Central Administration in Imvros/İmroz and Lemnos in the Early 19th Century
Belleten · 2014, Cilt 78, Sayı 281 · Sayfa: 223-244 · DOI: 10.37879/belleten.2014.223
Özet
Tam Metin
The communal dynamics of the Aegean islands and the relationship of the islanders with their civil and religious leaders and the relationship between communal leaders and local and central authorities have yet to be told. Studies in the Ottoman-Turkish historiography, generally following a monolithic approach, focused on primarily on Muslim ayans, whereas ignored their non-Muslim counterparts (kocabaşı). In the present literature, kocabaşıs were regarded as equals of ayans and as intermediaries between local people and central government and other Ottoman authorities. However, the economic, political and social conditions under which the non-Muslim counterparts of ayans -kocabaşıs- gained influence and power over local people in different regions of the Empire are not explored well yet. This paper, focuses on the role of the kocabaşıs in the island society and the relationship between kocabaşıs and islanders, and central government. Understanding the relationship among civil, religious local leaders and the Ottoman central authority will provide a better understanding of dynamics of power in the Aegean islands and help to answer the question how the local people were treated by their coreligionist local leaders and Muslim Ottoman authorities, both local and central.
Mütareke Dönemi’nin İlk Aylarında İstanbul’da Ekmek Meselesi
Belleten · 2014, Cilt 78, Sayı 281 · Sayfa: 287-314 · DOI: 10.37879/belleten.2014.287
Özet
Tam Metin
Harp dönemi ve sonrasındaki olağanüstü şartların hüküm sürdüğü zamanlarda insanların yüz yüze kaldığı en önemli tehlike iaşe sıkıntısı ve yoksulluktur. Birinci Dünya Harbi'nden çıkan Türk toplumunun da Mütareke Dönemi'ndeki öncelikli sorunu, temel ihtiyaç maddelerini ve özellikle ekmek ihtiyacını karşılamak olmuştur. Özellikle nüfusun yoğun olarak bulunduğu şehirlerin harp sonrasındaki iaşe sorunu hükümetlerin adeta imtihan konusu olmuştur. Bu makalede, mütareke döneminin ilk dört ayında iktidarda bulunmuş olan Ahmet Tevfik Paşa Hükümeti'nin İstanbul halkının iaşesini, özellikle ekmek ihtiyacını, karşılamak üzere yapmış olduğu icraat ve başvurduğu çözüm yolları üzerinde durulmuştur.
Neokaisareia/Niksar'da Roma ve Bizans Dönemine Ait Arkeolojik Veriler
Höyük · 2014, Sayı 7 · Sayfa: 43-66 · DOI: 10.37879/hoyuk.2014.09
Özet
Tam Metin
Bu çalışma, Hellenistik dönemden başlayarak Bizans dönemi sonuna kadar Niksar'ın tarihsel gelişimini sunmanın yanı sıra Roma ve Bizans dönemlerine ait mevcut yapıların ve son arkeolojik verilerin genel bir değerlendirmesini vermektedir. Niksar, Karadeniz'e ve Anadolu'nun iç kesimlerine bağlanan yollar üzerinde bulunması ve coğrafi konumunun kazandırdığı stratejik özellikler nedeniyle tarihte önemli bir yere sahiptir. Pontus Krallığı döneminde Kabeira adıyla kurulan kent, özellikle VI.Mithridates döneminde (M.Ö.120-63) ayrı bir önem kazanır. M.Ö.63'de Roma ordularının başında bulunan Pompeius'un VI.Mithridates'i yenmesiyle Pontus toprakları Roma İmparatorluğu'na dahil olur. Kabeira, Pompeius'un yaptığı değişikliklerle yeni bir şehir olarak düzenlenir ve Diospolis (Zeus Kenti) adını alır. M.Ö.40'da imparatorluğun doğu bölgesinin yönetimini üstlenen Marcus Antonius Anadolu'da bir takım düzenlemeler yaparak, yasal bir krallık olarak varlığına devam eden Pontos Krallığı'nın Diospolis'in de içinde bulunduğu topraklarının bir kısmının yönetmini M.Ö.39'da Darius'a, M.Ö.37'de I.Polemon'a verir. I.Polemon'un M.Ö.8'de ölmesiyle yerine karısı Pythodoris idareyi ele alır. Pythodoris, Diospolis şehrini bayındırlaştırarak kraliyet ikametgahı olarak kullanır ve kentin adını da imparator Augustus onuruna Sebaste olarak değiştirir. Daha sonraki kaynaklarda kentin adı Neokaisareia olarak karşımıza çıkar. Genellikle kabul edilen Tiberius döneminde şehrin bu adı aldığıdır, ancak imparator Nero dönemindeki (M.S.54-68) eyalet düzenlemeleri sırasında Neokaisareia adının verildiği de kabul edilmektedir. Tarihsel süreç içinde Kabeira, Diospolis, Sebaste ve Neokaisareia isimleri aynı yerleşme için kullanılmıştır. Hıristiyanlığın ortaya çıkması ve yayılmasında Neokaisareia önemli bir merkez olmuştur, bu durumun en önemli nedeni Gregorius Thaumaturgus'tur. Şehir, 395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasıyla günümüzde Bizans olarak bilinen Doğu Roma İmparatorluğu'nun bir parçası olmuştur. Danişmendliler tarafından alınana kadar da Bizans'ın elinde kalmıştır. Çalışmanın Niksar'daki Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntıların değerlendirildiği bölümünde, Roma ve Erken Bizans dönemlerine ait buluntular veren Nekropol, Geç Roma - Erken Bizans dönemine tarihlendirilen köprüler, cryptoporticuslu bir yapı kalıntısı, 6. yüzyıla tarihlenen döşeme mozaiğine sahip bir yapı kalıntısı, kale ve merkezdeki kiliseler üzerinde durulmaktadır.
Kutsal Mabedin Gölgesinde Doymak: Ayasofya İmareti
Höyük · 2014, Sayı 7 · Sayfa: 67-79 · DOI: 10.37879/hoyuk.2014.08
Özet
Tam Metin
İstanbul'un fethi ile birlikte camiye dönüştürülen Ayasofya çevresine Osmanlı döneminde çeşitli yapılar ilave edilmiştir. Bu yapılardan biri de I.Mahmud'un Ayasofya'mn kuzeyine inşa ettirdiği imarettir. İmaret; öğrenciler, külliye çalışanları, misafirler ve yemek saatinde burada hazır bulunan fakirlerin ücretsiz yemek aldıkları yapılardır ve Osmanlıların erken dönemlerinden itibaren varlıkları bilinmektedir. Bu yapılar işlevleri ile ilintili olarak süslemesizdir. Osmanlı döneminde inşa edilmiş imaretlerden 29'u günümüze ulaşabilmiştir. Günümüze ulaşan örnekler içinde bezeme açısından ayrılan tek yapının Ayasofya İmareti olduğu görülür. Bezemelerse anıtsal boyuta ulaşan avlu kapısı ile yemekhanesinin giriş cephesinde yoğunlaşır. Yine günümüze ulaşan imaretler içinde kubbe yüksekliği en fazla olan yapı Ayasofya İmareti olduğudur. Yemek sırasında bekleyen insanları gösteren tek gravür ise Topkapı Sarayı önünü betimleyen gravürde görülür. Bu gravür 1838 tarihli olup H. Bartlett'e aittir. I. Mahmud döneminde inşa edilen ikinci imaret örneği I. Mahmud'un ölümü üzerine kardeşi tarafından tamamlattırılan Nuruosmaniye Külliyesi içinde bulunmaktadır. Aynı baniye ait bu iki imaret kıyaslandığında Nuruosmaniye İmareti, Ayasofya İmaretinden daha sadedir. Bu çalışmada amacımız Ayasofya imaretini diğer Osmanlı imaretlerinden ayıran nedenleri tartışmaktır.
Isparta Müzesi Envanterine Kayıtlı Çark Yapımı Kandiller: Roma Dönemi Öncesi
Höyük · 2014, Sayı 7 · Sayfa: 15-32 · DOI: 10.37879/hoyuk.2014.06
Özet
Tam Metin
Antik Dönem'de insan yaşamının sürdüğü hemen her mekânın aydınlatılmasında önemli bir yer tutan kandil için ateşin ehlileştirildiği araç diyebiliriz. Paleolitik Dönem'den itibaren çok değişik amaçlara yönelik olarak farklı materyallerden üretilen kandillerin olduğunu ortaya koyan farklı birçok çalışma, bilim insanları tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada ise Isparta İli merkezinde yer alan Isparta Müzesi envanterine kayıtlı Roma Dönemi öncesine ait çark yapımı kandiller irdelenmiştir. 107K138 numaralı TÜBİTAK Hızlı Destek Projesi kapsamında çalışılan tüm seramik grupları arasından seçilen bu eserlerin toplam sayısı 38'dir. Çalışmamız sonucunda bunlar arasında 6 ana tip (Tip A - F) ve bazı alt tipler belirlenmiştir. Değerlendirmeye alınan bu eserlerden bir tanesi hariç tamamı satın alma yöntemi ile müzeye kazandırılmıştır. Dolayısıyla stratigrafik çalışmalardan ele geçmedikleri için analoji yöntemi ile değerlendirilen bu eserler, M.Ö. 6. - 1. yüzyıl aralığına tarihlendirilmiştir.