146 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Tarih Kurumu
  • Son 2 yıl
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Tlos Antik Kenti Erken Bizans Dönemi Unguentariumları ve Ampulla Kalıbı

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 175-206 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.175
Tam Metin
Yerleşim tarihi Prehistorik Çağlara kadar uzanan Tlos, MÖ 168 yılında kurulan Likya Birliği içinde üç oy hakkına sahip en büyük altı şehirden biridir. MS 43 yılında Roma İmparatoru Claudius’un Likya Bölgesi’ni Roma eyaletine dönüştürmesiyle Tlos, bu dönemde birlik içindeki önemini korumuş ve aynı zamanda Metropolis unvanını da taşımıştır. Erken Hristiyanlık Dönemi’nde Tlos, Likya’daki piskoposluğun önemli merkezlerinden biriydi. İlk yapım evresi MS 4. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen Kent Bazilikası ve MS 5. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen sur duvarları Hristiyan nüfusun Erken Bizans Dönemi’nden itibaren Tlos’da söz sahibi olduğunun kanıtlarıdır. Bu süreç Orta Bizans Dönemi’nde artan nüfusu ve gelişen ekonomisiyle Anadolu Beylikler Dönemi’ne kadar devam etmiştir. Bu çalışmada Kronos Tapınağı ve tiyatro kazılarında ele geçen mühürlü ve mühürsüz unguentarium örnekleri ile bir adet ampulla kalıbı tipoloji, üretim ve fonksiyon başlıkları altında incelenmiştir. Akdeniz havzasında yaygın olan unguentarium ve ampulla örnekleri Anadolu’da özellikle hac güzergâhı üzerindeki merkezlerde yerel üretim formları şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Makalede değerlendirilen unguentariumlar içerisindeki üretim hatalı örnekler ile ampulla kalıbı Tlos Antik Kenti’nde her iki formun Erken Bizans Dönemi’nde üretildiğini açıkça ortaya koymuştur. Diğer yandan bazı unguentariumların üzerinde Tlos’a özgü figürlü ve monogram mühürlerin görülmesi yerel üretimin varlığını desteklemiştir.

Anadolu Prehistoryasında Direkli Mağarası Kazıları ve Buluntuları

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 1-26 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.001
Tam Metin
Anadolu arkeolojisinde mağara içi yerleşim ve kültürlerinin araştırılma tarihi çok eskilere dayanmaktadır. 1845 yılında Yarımburgaz Mağarası’nın, 1945 yılında Karain Mağarası’nın keşfinin ardından; on bir yıl sonra (1956) Öküzini Mağarası kazılarının ve 1988 yılında Üçağızlı Mağarası’nda kazı çalışmalarının başlatılmasının ardından, 2007 yılında Suluin ve Direkli Mağarası kazılarının başlaması ile Anadolu arkeolojisinde mağara kazılarının sayısı tarihinde hiç olmadığı kadar artmıştır. 2015 yılında Keçe Mağara, 2017 yılında Kızılin, İnönü ve İnkaya Mağaraları, 2019 yılında Gedikkaya Mağarası, 2020’de Yusufun Kayası ve 2021’de Eşek Deresi Mağarası ve Ballık Mağarası kazıları bilim dünyasıyla buluşturulmuştur. Bütün bu mağara kazıları, Anadolu Paleolitiği ve ardından Epipaleolitik, Neolitik, Kalkolitik ve Erken Tunç kültürlerine ilişkin kanıtların açığa çıkarılmasını sağlamıştır. Ancak bunların içinde en uzun süreli olan üç mağara kazısı bulunmaktadır. Bunlar, Karain Mağarası, Öküzini Mağarası ve Direkli Mağarası’dır. Direkli Mağarası, Anadolu’nun en doğusunda kazısı gerçekleştirilen Epipaleolitik Dönem yerleşimine sahip mağaralardan biridir. Diğeri Yusufun Kayası Mağarası’dır. Jeostratejik konumu ve içinde barındırdığı kültürel tarihçe, Direkli Mağarası’nı batıdaki diğer mağara kazılarından bir dereceye kadar farklı kılmaktadır.

Körtiktepe and the Early Neolithization in Upper Mesopotamia

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 27-54 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.027
Tam Metin
Körtiktepe is the only site in southeastern Türkiye that provides securely dated evidence of Younger Dryas occupation. Together with Tell Qaramel and Tell Mureybet in the Middle Euphrates Basin, it played a pivotal role in the origins and early development of the Neolithic in Upper Mesopotamia. Occupied by sedentary hunter-gatherer-fishers from ca. 10,700 to 9,300 BC, the site preserves a continuous sequence spanning the Younger Dryas to the Early Holocene. Excavations have revealed approximately 460 architectural features and around 2,000 single and double burials -half containing painted human skeletons accompanied by an extraordinary range of grave goods- making Körtiktepe one of the richest known Neolithic cultural assemblages worldwide. Its 1,300 years of pre-agrarian settlement history, coupled with abundant plant remains and hundreds of thousands of animal bones, provide a unique opportunity to examine human responses to environmental change during the Younger Dryas-Early Holocene transition. By integrating chronometric datings, architectural traditions, burial customs, and archetypal cultural items, this study positions Körtiktepe within its broader chronological and cultural context and evaluates its legacy in shaping Neolithic lifeways in Upper Mesopotamia.

Küçükçekmece Göl Havzası (Bathonea) Kazılarından Ele Geçen Haçlar

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 149-174 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.149
Tam Metin
Küçük buluntular, bulundukları alandaki sosyal yaşam ve inanç sistemi ve üretim hakkında bilgi veren önemli kültürel kalıntılardır. Küçükçekmece Göl Havzası Bathonea Kazılarında, 2010-2021 yılları arasında yürütülen çalışmalarda kıyı yerleşimleri üzerinde ticari ve dinî fonksiyonları olan yapı kompleksleri ortaya çıkarılmıştır. Bu alanlarda tespit edilen küçük buluntular içerisinde, takı üst grubunu oluşturan toplam 39 eserden, inanç sistemi ile ilgili bilgi veren 6 adet metal ve 1 adet taş buluntu makalemiz kapsamında incelenmiştir. Bu grubu oluşturan 7 haç, farklı tipolojik ve ikonografik özellikleri ile MS 6. yüzyıldan MS 12. yüzyıla kadar uzanan bir dönemin dinî pratikleri hakkında bilgi edinmemizi sağlamıştır. Aynı zamanda benzer nitelikteki eserlerin bulunduğu diğer yerleşimler ile karşılaştırma yapılması neticesinde bölgeler arasındaki kültürel paylaşımı ortaya koymaktadır.

İznik Çini Fırınları Kazısı Çini Buluntuları Arasından İstanbul’da 17. Yüzyıl Mimarisinde Karşılaşılan Çinilere Ait Bazı Örnekler

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 235-248 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.235
Tam Metin
İznik Çini Fırınları Kazısına 1981 yılında başlanmış, 1984 yılından itibaren de ilçe merkezinde bulunan BHD kodlu kazı alanında çalışmalara devam edilmiştir. İznik’te, Osmanlı Dönemi’nde çini ve seramik atölyelerinin yoğun olduğu bölge içerisinde kalan kazı alanında, şimdiye kadar toplam on bir fırın ateşhanesi tespit edilmiştir. Yaklaşık -4 metre kotuna kadar inilen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan fırın artıkları, fırın içerisinde pişirim sırasında kullanılan çeşitli pişmiş toprak malzemeler ile yanmış ya da defolu parçaların olduğu seramik çöplükleri her yıl ayrıştırılarak buradaki üretimin yoğunluğu ve niteliği konusunda yeni verilere ulaşılmasını sağlamaktadır. Üretim artığı olarak ayrılmış buluntular arasında ise seramiklere oranla çini parçaları oldukça az sayıda kalmaktadır. Yarı mamul nitelikli bu çini parçalarının büyük bölümünü, sıraltına mavi-beyaz ve çok renkli dekorlu ulama desenli bordür ve karo çinilerine ait parçalar oluşturmaktadır. Renkli sır tekniğinde yapılmış örnekler de bulunmakla birlikte bunlarla oldukça nadir karşılaşılmaktadır. İznik üretimi oldukları kesin olan bu çini parçalarının bilim çevrelerine tanıtılmasına, özellikle kaynağı bilinmeyen çinilerin tespitine katkı sağlamaktadır. Bunların kullanıldığı yapıların belirlenmesi ise bu çinilerin tarihlendirilmesi açısından önem kazanmaktadır. Bu çalışmada altı çini buluntu, aynılarının ya da benzerlerinin kullanıldığı İstanbul’daki Sultan Ahmed Külliyesi, Yeni Cami Külliyesi, Eyüp Sultan Türbesi, Topkapı Sarayı gibi önemli yapılar çerçevesinde değerlendirilmiştir. İncelenen örneklerden dört parçanın 17. yüzyılda üretildiği kesin olarak saptanmıştır.

Silifke Kalesi Kazısında Bulunan Usta İmzalı ve Damgalı Tütün Lüleleri

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 207-234 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.207
Tam Metin
Mersin ili, Silifke ilçe merkezinde yer alan Silifke Kalesinde kazı çalışmaları Prof. Dr. Ali Boran başkanlığında 2011 yılında başlamıştır. Kazı ve sondaj çalışmalarında mekânlar ortaya çıkarılmış ve bu mekânlardan günlük kullanım eşyaları, yoğun olarak seramik ve cam malzemeden yapılmış kap-kacak parçaları, obje parçaları, takı parçaları, madeni eşya ya da alet parçaları gibi çeşitli eser türleri bulunmuştur. Arkeolojik kazı çalışmalarında, yoğun olarak pişmiş toprak malzemeden yapılmış eserler ortaya çıkarılmıştır. Bunlar arasında önem arz eden tütün lüleleri sayısal verisi yüksek buluntular arasındadır. Kazılarda ortaya çıkan ve çalışma kapsamında ele alınan lüleler tipoloji, hamur özellikleri, süsleme ve usta imzası gibi özellikler açısından önemli veriler sunmaktadır. İncelenen eserler arasında “yuvarlak çanaklı” ve “basık yuvarlak çanaklı” örnekler görülmektedir. Ayrıca yoğun deforme ve kırılmalardan dolayı formu tespit edilemeyen örnekler de mevcuttur. Ele alınan bu eserler çanak formlarından ziyade usta imzası ve damga/mühür özellikleriyle de dikkat çekmektedir. Usta imzalarında sıklıkla “Sinan” ismi okunurken, bazı mühürler ve yazı kuşağı-beyitler okunamamış ya da silinmiş durumdadır. Silifke Kalesi Kazılarında bulunan tütün lülelerinin üretim yerleri kesin olarak bilinmemektedir. Bu lüleler Osmanlı Dönemi’nde XVII-XIX. yüzyıllar arasında kullanılmıştır. Bu çalışmayla birlikte, kazılar sonucunda ortaya çıkan damgalı ve usta imzalı 21 adet tütün lülesinin özelliklerinin tanımlanması, benzer örnekleriyle karşılaştırılması ve literatüre sunulması amaçlanmıştır.

Sultan Melikşah’ın Feodal Yönetim Anlayışı (Nedenleri-Uygulamaları-Sonuçları)

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 367-402 · DOI: 10.37879/belleten.2025.367
Tam Metin
Büyük Selçuklu Devleti’nde kuruluştan itibaren bazı hanedan üyelerine birtakım feodal haklar verilmesi söz konusudur. 1040 yılındaki Dandanakan Zaferi’nden hemen sonra toplanan Merv Kurultayı’nda alınan ortak karar gereği bu haklar sınırlı sayıda hanedan üyesine verilmiştir. Ancak Sultan Alp Arslan değişikliğe gitmek suretiyle daha çok hanedan mensubuna bazı toprakları iktâ ederek onlara yönetim hakkı tanımıştır. Tuğrul Bey’den farklı bir şekilde oluşturulan bu sistemde Sultan Alp Arslan’ın iktâ ettiği toprağı geri alma hakkı bulunurken, hanedan üyeleri de sultan adına buraları yönetmekle yükümlüydü. Bu karar hukuki hakları ellerinden alınan İbrâhim Yinal ve Kutalmış isyanlarından çıkarılan derslerin bir neticesidir. Sultan Melikşah ise farklı bir uygulamaya giderek feodal anlayışın sınırlarını oldukça genişletmiştir. Hanedan azaları yanında, hanedandan olmayan bazı önde gelen komutanlara hatta yabancı devlet adamlarına feodal haklar vermiştir. Melikşah’ın oluşturduğu sistemde böyle bir yeniliğe gitmesinin askerî, siyasi, coğrafi vb. nedenleri bulunmaktadır. Bu dönemde bir taraftan fetihleri devam ettirme, diğer taraftan fethedilen merkezden uzak bölgelerde devletin otoritesini hissettirerek asayişi sağlama, aynı zamanda devleti şanına yaraşır bir şekilde temsil etme düşüncesi, merkezî otoriteyi dolaylı olarak yerinde güçlendirme politikası temelinde feodal anlayış uygulamalarının genişletilmesine neden olmuştur. Sultan Melikşah, hanedan üyelerinin dışında önde gelen Savtegin ve Gevherâyin gibi bazı emîrlere iktâ ettiği topraklarda feodal haklar verirken, bu hakları Fahrüddevle gibi hanedandan ve askerî zümreden olmayan bir yabancıya da tanıması, o dönemde içinde bulunulan şartların gereğidir. Sultan Melikşah onlara çetr taşımak, kapısının önünde nevbet çaldırmak, kendi adından sonra adlarını hutbelerde okutmak gibi sınırlı hâkimiyet alametlerini kullanma hakkını da vermiştir.

Süvari Tasvirli Anadolu Selçuklu Sikkeleri Üzerine Bir Değerlendirme: Bursa Arkeoloji Müzesi Örnekleri

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 403-450 · DOI: 10.37879/belleten.2025.403
Tam Metin
Süvari tasviri taşıdığı güç ve iktidar sembolik anlatısı nedeniyle birçok toplum tarafından yüzyıllar boyunca kullanılmıştır. Türkler göçebe yaşam tarzının doğal bir getirisi olarak at ve biniciliğe verdikleri önemin de etkisiyle süvari tasvirine yoğun ilgi göstermişlerdir. Bu durum taht mücadelesinin yoğun yaşandığı Anadolu Selçuklu döneminde sultan ve meliklerin bastırdıkları sikkelerde de görülmektedir. Bastırdıkları sikkelerde kompozisyona yer vererek rakiplerine mesajlarını doğrudan iletmek istemişlerdir. Bu çalışmada Bursa Arkeoloji Müzesi envanterine kayıtlı Anadolu Selçuklu döneminde basılmış süvari tasvirli sikkeler incelenmiş ve 37 adet sikke tespit edilmiştir. Sikkelerden biri gümüş, diğerleri bakır malzemeden üretilmiştir. 4’ünde H. 595 ve H. 646 tarihleri bulunmaktadır. Yazı satırlarında sultan ve meliklerden II. Kılıcarslan, Kutbüddin Melikşah, Muizzüddin Kayserşah, I. Gıyâseddin Keyhusrev, II. Rükneddin Süleymanşah, I. Alâeddin Keykubad ve IV. Rükneddin Kılıcarslan’ın isimleri yer almaktadır. Basım yeri olarak Sivas ve Malatya yerleşimleri karşımıza çıkmaktadır. Sikkelerde figürlü süslemenin yanı sıra geometrik ve bitkisel unsurlar da işlenmiştir. Tüm sikkelerde yer alan süvari tasviri, atıyla hareket hâlinde ve bir elinde savaş aleti tutar vaziyettedir. Tasvir törensel duruş sergileyen (avlanmayan) ve avlanan olmak üzere ikiye ayrılır. Av kompozisyonlarında süvari panter veya ejder avlamaktadır. Ayrıca süvari ile melek figüründen oluşan kompozisyon da bulunmaktadır. Bu çalışmada, Bursa Arkeoloji Müzesi envanterine kayıtlı süvari tasvirli Anadolu Selçuklu sikkelerinden hareketle bu grubun Türk sikke geleneğindeki ve Türk sanatındaki yerinin belirtilmesi amaçlanmıştır.

Kubilay Han’ın Maliye Nazırı Ahmed ve Reformları

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 451-479 · DOI: 10.37879/belleten.2025.451
Tam Metin
Cengiz Han’ın torunu Kubilay Han, 1260 tarihinde Çin’de Kubilay Hanlığı’nı (Yuan Hanedanı) kurdu ve bu hanlık 1368 tarihine kadar hâkimiyet sürdü. Bu süreçte konargöçer ve yabancı bir kavim olarak Moğollar, Orta Çağ döneminde hem Kuzey Çin’i hem de Güney Çin’i hâkimiyeti altına alarak ülkeyi birleştirdi. Bunun önemli nedenlerinden biri de Moğolların devlet yönetiminde idari, askerî ve mali açıdan sistematik bir yapı kurabilmesiyle yakından ilişkilidir. Özellikle de bir devletin ayakta kalabilmesi ve gelişmesindeki önemli faktörlerden biri olarak mali yapı Kubilay Hanlığı Dönemi’nde sistematik işlemiştir. Bunun için Kubilay Han, mali açıdan konuda yetkili kişileri görevlendirdi. Kubilay Han (1260-1294) Dönemi’nde ülkenin kalkınmasında, devlet gelirlerinin artmasında ve maliyenin sistemleşmesinde önemli reformları yürürlüğe koyan üç önemli maliye nazırı Ahmed (Ahema 阿合馬; ?-1282), Lu Shirong 盧世榮 (?-1285) ve Sanga (Sang Ge 桑哥; ?-1291) vardı. Bu çalışmamızda Yuan Yıllığı, Yeni Yuan Yıllığı gibi Çince ve Reşîdüddin’in Câmiu’t-Tevârih adlı Farsça eseri başta olmak üzere farklı dillerdeki araştırma eserleri de kullanılarak Kubilay Han’ın maliye nazırlarından ilki olan Ahmed’in biyografisini değerlendirdik. Ahmed’in maliye nazırı olarak atanması, bu süreçte ortaya koyduğu mali reformları ve sonuçları, görevini suistimal etmesi, hayatının trajik bir şekilde sonuçlanması ve bunun yanı sıra Kubilay Han’ın istihdam konusundaki pragmatik görüşü bu çalışmamızın kapsamında yer almaktadır. Ayrıca bu çalışmamız Kubilay Han dönemi maliye konusunda bilgi sunmakla birlikte mali yapı ve bu yapının işleyişi hakkında da önemli bilgileri içermektedir.

A New Honorary Inscription Relating to Telemachi Family from Xanthus

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 349-365 · DOI: 10.37879/belleten.2025.349
Tam Metin
This paper introduces a new, unpublished Greek inscription concerning the Telemachi family from Xanthus. The inscription in the northeast corner of the Dipylon looking to the upper agora was formerly documented by the Canadian epigraphic team in 2000 and later recorded in detail during the epigraphical survey conducted within the scope of the Xanthus Excavations-Season 2018. The fifteen-lined text was inscribed on the right profile of the statue base after a 29 cm long part roughly left which extends from the top of the base to the beginning of inscription. The inscription is dated to the 3rd century AD based on the gens “Aurelius/Aurelia” and the character of the letters. The inscription honours a person named M. Aurelius Attalus alias Heracleides, who has not yet been mentioned in any epigraphic document in the city of Xanthus so far. According to the lineage given in the inscription, the person in question is a member of the Tiberius Claudius Telemachus family, one of the famous and aristocratic families of Xanthus. The inscription reveals that M. Aurelius Attalus, alias Heracleides, is the son of M. Aurelius Heracleides, alias Dicaiarchus, who was titled as a consularis and Tib. Claudia Arsasis who was also titled as a consularis. The inscription also expresses that the maternal grandmother of the person honoured is Tiberia Claudia Arsinoe, and his grandfather is Tiberius Claudius Aurelius Attalus. This new epigraphic finding significantly contributes to the prosopography of elite families in Roman Lycia and illustrates how the empire incorporated local elites into its governing system. Additionally, the inscription provides valuable insights into the social hierarchy, cultural integration, and administrative strategies within the eastern provinces of the Roman Empire.