4090 sonuç bulundu
Yayınlayan Kurumlar
- Türk Tarih Kurumu 4090
Yazarlar
- Salâhi R. Sonyel 45
- TAHSİN ÖZGÜÇ 43
- ARİF MÜFİD MANSEL 42
- SEMAVİ EYİCE 40
- Mahmut H. Şakiroğlu 38
- İ. HAKKI UZUNÇARŞILI 37
- U. BAHADIR ALKIM 36
- İlber Ortaylı 32
- AYDIN SAYILI 31
- Mücteba İlgürel 31
Anahtar Kelimeler
- Tarih 338
- Osmanlı 273
- Osmanlı İmparatorluğu 175
- Türkiye 149
- Osmanlı Devleti 143
- Türkler 138
- Anadolu 132
- Ottoman Empire 118
- Mustafa Kemal Atatürk 103
- Ottoman 100
A Byzantine Settlement in Kalabaklı Valley in the Hellespontus: Kepez
Höyük · 2012, Sayı 5 · Sayfa: 69-82 · DOI: 10.37879/hoyuk.2012.58
Özet
The common feature of the Byzantine coastal cities in the Hellespont is that they had a port on the shore of the strait. These ports were generally located at the mouth of the valleys formed by the streams that had reached the Hellespont. The valleys had been densely settled in the Byzantine period. One of them was the Kalabakli Valley on the Anatolian shore of the middle section of the strait. During our surveys, considerable ceramic and roof covering materials of Byzantine period were documented in Kepez at the northwestern mouth of the Kalabakli Valley. The ceramic finds indicate the middle and late Byzantine period. The hill in the southwest of the Kalabakli Tributary, which is the southern border of the Sarisiglar Bay in about 1.5 km to the southwest of Kepez, and the western and southwestern slopes of the hill are known as the locality of Dardanos. The ancient city of Dardanos is also localized in this area. Dardanos, as an episcopacy center affiliated to the metropolitanate of Kyzikos, was mentioned in all notitiae from the midst of the 5th century to the 13th century. The first evaluations of the findings indicate that the settlement of the episcopacy of Dardanos had spread on both sides of the mouth of the Kalabakli Tributary. Moreover, with the dating of the wares, it is understood that the settlement in this area had been uninterruptedly settled from the early Byzantine period to the late Byzantine period.
Bakü Tarih Müzesi'nde Bulunan Tasvirli İki Mezar Taşı
Höyük · 2012, Sayı 5 · Sayfa: 93-100 · DOI: 10.37879/hoyuk.2012.19
Özet
Tam Metin
Azerbaycan'da Bakü Tarih Müzesi'nde tasvirleriyle dikkati çeken iki mezar taşı mevcuttur. Bunlardan dikdörtgen prizmal formlu olanı Mingeçevir'den; koç heykeli şeklindeki diğeri Karabağ bölgesinden müzeye getirilmiş olup, birincisi 67; ikincisi 64 numarayla teşhir edilmektedir. Her ikisinin de üzerinde yazı bulunmasına rağmen, ölenin isimleri kaydedilmediğinden mezar taşlarının kime ait oldukları bilinmemektedir. Bunlardan birincisi h.684 (m.1285-86) tarihli olup, yan yüzlerinde süslemeli bordürlerle kartuşlar içerisine alınmış yazı ve figürlü tasvirler yer almaktadır. Koç heykeli şeklindeki diğer mezar taşının kesin tarihi bilinmemekte; ancak üslup özelliklerinden 14-16. yüzyıllara ait olduğu tahmin edilmektedir. Koç heykelinin karnının iki yan kısımlarında da av sahneli tasvirler görülmektedir. Bu yazımızda; Azerbaycan mezar taşlarından iki farklı formda, tasvirleriyle ilgi çeken bu eserler üzerinde durulmakta; bunların tanıtımları yanında, Türk sanatında ve kültüründeki yerlerine vurgu yapılmaktadır.
Tarihi ve Arkeolojik Açıdan Karaman-Karadağ'a Genel Bir Bakış
Höyük · 2012, Sayı 5 · Sayfa: 45-68 · DOI: 10.37879/hoyuk.2012.17
Özet
Karaman'ın kuzeyinde yer alan Karadağ, elips şeklinde bir krater çukurunu çevreleyen birçok tepeden oluşmaktadır. Karadağ'ın bu yükseltilerinin her biri üzerinde çok sayıda tarihi kalıntı yer alır. Dini ve askeri mimariye ait bu eserlerden en önemlisini oluşturan Mahalaç'taki Hititler dönemine ait sunak ve hiyeroglif yazıtlar, Karadağ'ın en eski devirlerden itibaren kutsal bir dağ olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca Asamadi ve Kayasamıç olarak adlandırılmış mevkilerde manastır, kilise ve şapel kalıntıları bu anlamda önemlidir. Öte yandan Karadağ'ın, Kızıldağ, Candar, Kızılhisar ve Başdağ gibi tepelerinde kale ve kalelere ait mekânsal unsurlar gözlenmektedir. Bu kaleler, dağın Gülek ve Sertavul başta olmak üzere Orta Toros geçitlerini gözetleyen stratejik bir konumda olduğuna işaret etmektedir. Bütün bunlar açıkça gösteriyor ki M.Ö. II. Bin yıldan itibaren Karadağ, hem dini ve hem de askeri olmak üzere çift yönlü bir işleve sahip olmuştur. Bu çalışmada Karadağ'ın tepelerinde bulunan çok sayıda tarihi kalıntılar sahası, yeni bazı bulgularla birlikte tanıtılmıştır.
Kütahya'nın Altıntaş Köyü'nde Bulunan Seydisül Türbesi'ndeki Deesis Sahnesi
Höyük · 2012, Sayı 5 · Sayfa: 83-90 · DOI: 10.37879/hoyuk.2012.18
Özet
Kütahya İli, Altıntaş Ilçesi, Altıntaş Köyü'ndeki Seydisül Türbesi'nde devşirme bir kemer yüzeyinde bulunan ve Bizans sanatında önemli sembolik sahnelerden olan Deesis sahnesi bu makalenin konusunu oluşturmaktadır. Deesis sahnesi, Meryem ve Yahya'nın, İsa ile insanoğlu arasında bir arabulucu olarak; insanlık adına Isa'dan şefaat dilemelerini anlatır. Sahne, kemer yüzeyine kabartma olarak yapılmıştır. Yüzey sütun ve kemerlerle yedi bölüme ayrılmış ve her bir bölüme sahnede yer alan figürler yerleştirilmiştir. Ancak sahnenin çekirdek yapısının yani İsa, Meryem ve Vaftizci Yahya dışında Kutsal Bilgelik Tahtı, Blakherniotissa Meryem sembolik tasvirleri ve Başmelekler de tasvir edilmiştir. Sahnenin merkezinde ve ortasında Pantokrator İsa, sağında Meryem, solunda Vaftizci Yahya, Meryem'in yanında Başmelek Mikael ve Yahya'nın yanında Başmelek Gabriel, sahnenin sağında Kutsal Bilgelik Taht, solunda ise Blakherniotissa Meryem sahnesi yer almaktadır.
KÖSTENDİL KAZÂSININ 1581 TARİHLİ CELEBKEŞÂN DEFTERİ*
Belgeler · 2012, Cilt XXXIII, Sayı 37 · Sayfa: 1-20KUDÜS'TEKİ RUM CEMAATİNE AİT BİR DEFTER: 10 NUMARALI (KAMAME) KİLİSE DEFTERİ
Belgeler · 2012, Cilt XXXIII, Sayı 37 · Sayfa: 21-55ÇUKUROVA ÂYÂNLARI I: HASANPAŞAZÂDELER İLE İLGİLİ ARŞİV BELGELERI I
Belgeler · 2012, Cilt XXXIII, Sayı 37 · Sayfa: 57-115ALİ AKYILDIZ, Sürgün Sefir Sadullah Paşa Hayatı, İntiharı, Yazıları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2011, 488 s. [Kitap Tanıtımı]
Belleten · 2011, Cilt 75, Sayı 274 · Sayfa: 953-958
Özet
Tarihçi Ali Akyıldız, Sürgün Sefir Sadullah Paşa Hayatı, İntiharı, Yazıları adlı kitabıyla önemli bir Tanzimat paşasının birinci elden malzemeye dayanarak biyografisini yazmıştır. On dokuzuncu yüzyılın en karışık dönemlerinde bürokrasinin içinde bulunan bir yandan sarayda padişahın yakınında çalışırken bir yandan da Genç Osmanlılara yakınlık duyan, bir ikilemi yaşayan Sadullah Paşa Lamartine'den manzum olarak çevirdiği "Göl" şiiri ve on dokuzuncu yüzyıla kasidesi olan "On Dokuzuncu Asır" şiiri ile edebiyat araştırıcılarının hiçbir zaman ihmal edemedikleri bir şahsiyet olmuştur. Ancak onun hakkında bilinenler fazla değildir. 18 Kasım 1838'de babasının görevli olduğu Erzurum'da doğan, 18 Ocak 1891'de Viyana'da ölen Sadullah Paşa sadece bir bürokrat değildi. Edebiyatla da uğraşan bu bürokratın az çok bilinen hayatının sakladığı trajik olayları zamanla öğrendikçe, çok az sayıdaki yazısıyla edebiyat tarihine girmeyi başaran bu şahsiyete karşı duyduğum ilgi artmış ve bir ara üzerinde çalışmak istemiştim. Paşanın intihar' ile, İstanbul'daki Sadullah Paşa yalısında onu hasretle bekleyen eşinin çıldırmasına rağmen onu beklemeye devam etmesi, oğlunun intihar, hayatının kendi şahsıyla ilgili trajik olaylarıydı ve bunlar batı; sürecindeki Osmanlı Devleti'nde vuku buluyordu Zaman zaman önünden geçtiğimiz, bir ara sanat faaliyetlerine açılan bahçesinde konser dinlediğimiz, içini gezdiğim bu yalıda, kim bilir neler geçmiş olduğunu, Boğaziçi'nin dillere destan mehtap alemlerinde burada ne tür çilelerin doldurulduğunu hep hayal etmiştim. Emel Esin, Münevver Ayaşlı'da belgeler olabileceğini söylediğinde kendisi aramış ve bu belgelerin artık onda olmadığını öğrenmiştim. Belgelerin korunması konusunda kurumlaşamamanın zararları, meslek hayatımın sonraki yıllarında, her adımda karşıma çıkmıştı.
Kırım'da ve İdil-Ural Bölgesinde Açlık ve Türkiye'den Giden Yardım (1921-1922)
Belleten · 2011, Cilt 75, Sayı 274 · Sayfa: 881-952
Özet
Tam Metin
1921-1922 yıllarında Sovyet Rusya'da benzeri görülmemiş ölçüde tahripkar bir açlık yaşandı. Toplam yaklaşık 10 milyon insanın hayatına mal olan bu korkunç felaketin kurbanları arasında İdil-Ural bölgesinin ve Kırım'ın Türk halkları da bulunmaktaydı. Bu bölgelerden gelen âcil yardım çağrıları, o sırada bizzat kendisi son derece zor bir dönemden geçmekte olan Türkiye'de büyük yankı buldu. İstiklâl Harbi'nin en kritik aylarında Anadolu'da Kırım'a ve İdil-Ural bölgesine yardım maksatlı geniş çaplı bir kampanya düzenlendi. Ankara hükûmetinin Büyük Taarruz'u başlatmış olduğu günlerde Türkiye halkı Kırım ve İdil-Ural bölgesindeki aç kardeşlerine mütevâzi, ancak çok mânâlı yardım gönderdi.
İslâmî Yazmalara Adanan Bir Ömür: Prof. İrec Afşar (1925-2001)
Belleten · 2011, Cilt 75, Sayı 274 · Sayfa: 975-978
Özet
İran'ın dil, tarih, edebiyat ve kültür alanlarında yetiştirdiği en büyük ilim adamlarından Prof. İrec Afşar 9 Mart 2011 Çarşamba günü Tahran'da vefaat etti. İran tarihi araştırmacıları, yayınladığı iki yüzün üzerinde ana kaynak ve iki binin üzerinde makale ile Prof. Afşar'ın İran tarihi ve kültürüne nedenli önemli katkılarda bulunduğunu gayet iyi bilirler. O, Mirzâ Muhammed-i Kazvini, Seyyid Hasan Taki-zâde, Nefisi, `Abbâs İkbâl, Muctebâ Minovi ve Muhammed Taki Dânişpejuh gibi İran dili, edebiyatı ve tarihinin büyük araştırmacılarının son temsilcilerindendi. Prof. Afşar 16 Mihr 1304/8 Ekim 1925 tarihinde muhtemelen XVI. yüzyılda İran'ın Yezd şehrine göç eden Afşar Türklerine mensup olan Dr. Mahmud Afşar ile Nusret Afşar'ın oğlu olarak Tahran'da dünyaya geldi.