4090 sonuç bulundu
Yayınlayan Kurumlar
- Türk Tarih Kurumu 4090
Yazarlar
- Salâhi R. Sonyel 45
- TAHSİN ÖZGÜÇ 43
- ARİF MÜFİD MANSEL 42
- SEMAVİ EYİCE 40
- Mahmut H. Şakiroğlu 38
- İ. HAKKI UZUNÇARŞILI 37
- U. BAHADIR ALKIM 36
- İlber Ortaylı 32
- AYDIN SAYILI 31
- Mücteba İlgürel 31
Anahtar Kelimeler
- Tarih 338
- Osmanlı 273
- Osmanlı İmparatorluğu 175
- Türkiye 149
- Osmanlı Devleti 143
- Türkler 138
- Anadolu 132
- Ottoman Empire 118
- Mustafa Kemal Atatürk 103
- Ottoman 100
XVIII. ve XIX. Yüzyıllarda Kütahya Gediz (Gedos) Şap Madeni
Belleten · 2011, Cilt 75, Sayı 272 · Sayfa: 135-158 · DOI: 10.37879/belleten.2011.135
Özet
Tam Metin
Kullanımı ilkçağlardan beri bilinen ve önemli bir ticaret malzemesi olan şap, Osmanlı Devleti sınırları içinde birkaç yerde çıkarılmaktaydı. Bu yerlerden biri olan, Kütahya'da bulunan Gedos (Gediz) şap madeni, Bizans Devleti zamanından beri işletilmekteydi. Şap, özellikle XV. yüzyıla kadar Batı ile yapılan ticarette, önemli gelir getirdiğinden bölgeye sahip olan beylikler veya devletlere ekonomik kalkınma sağlamaktaydı. Osmanlı Devleti, Gediz ve çevresini ele geçirdikten sonra da şap üretimine devam edildi. İltizam usulü ile işletilen şap madeninde üretimin devamlılığı sağlanmaya çalışıldı. Madende çalışanlar, örfi vergilerden muaf tutuldu. Fakat, bu muafiyet XVIII. yüzyılın ikinci yarısında kaldırıldı. Bu durumda çıkardıkları maden miktarına göre ücretlendirilen madencilerin durumu ekonomik olarak kötüleşti. Gediz şap madeninden arşiv kaynaklarına yansıyan en fazla olay madenden şap kaçırılması konusunda olmuştur. Bu durum, maden çalışanlarına uygulanan ücretlendirme politikası ile ilgili olduğu gibi Osmanlı Devleti'nin ticari mallara uyguladığı tekelci üretim ve satış politikası ile de ilgilidir. Osmanlı Devleti'nde bulunan şap madeni konusunda Suraiya Faroqhi ve Mehmet Ersan'ın çalışmaları bulunmaktadır. Faroqhi, "Alum Production and Alum Trade in the Ottoman Empire (about 1560-1830)", Wiener Zeitschrift far die Kunde des Morgenlandes, S:71 (1979), s. 153-175'deki makalesinde, Osmanlı Devleti'nde genel olarak şap çıkarılan yerler, üretim ve işçilerin ekonomik durumları üzerine eğilirken, Ersan, "XIII. -XIV. Yüzyıllarda Şap Ticareti ve Şebinkarahisar", Şebinkarahisar I. Tarih ve Kültür Sempozyumu - Bildiriler, (30 Haziran - 1 Temmuz 2000), İstanbul 2000, s. 5562' deki bildirisinde Şebinkarahisar'da bulunan şap madeninin XIII. ve XIV. yüzyıllardaki durumunu incelemiştir. Fatma Acun, Karahisar-ı Şarki ve Koyluhisar Kazaları Örneği'nde Osmanlı Taşra İdaresi (1485-1569), Türk Tarih Kurumu, Ankara 2006'da basılı olan kitabında, Karahisar-ı Şarki'de bulunan şap madeninden bahsetmiştir. Gediz'de bulunan şap madeni ile ilgili bır çalışma yapılmamıştır. Osmanlı tarih araştırmacıları Osmanlı madenciliği konusunda çalışmaların yetersizliğinden yakınmaktadırlar. Bu makalede, Gediz şap madeninin XVIII. ve XIX. yüzyıllarda işletme sistemi, şap üretimi, üretilen malların nakliyesi, şap madeninin satış noktaları ve madende çalışanların durumu değerlendirilecektir. Bu inceleme, Osmanlı maden çalışmalarına ve Kütahya'nın gelişiminde önemli olan bir maden ocağının, kısmen de olsa tarihi gelişimine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Çalışma, Osmanlı Devleti'nin, şap madeninin üretimi ve ticareti ile yakından ilgilendiğini, üretim ve satışla ilgili kurallar koyduğunu ve bu kuralların faaliyete geçmesi için sıkı tedbirler aldığını göstermektedir. Teknolojinin gelişmesine ve yeni maden yataklarının bulunmasına rağmen şapa olan arz, XVIII. ve XIX. yüzyılda devam etmiştir.
Oylum Höyük Kazılarında Ele Geçen Bir Grup Orta Tunç Çağı Yapı Adak Eşyası
Belleten · 2011, Cilt 75, Sayı 272 · Sayfa: 19-50 · DOI: 10.37879/belleten.2011.19
Özet
Tam Metin
Oylum Höyük'de 2007-2009 yılları arasında, höyüğün kuzeybatı yükseltisi üzerinde yer alan J22 Plankaresi'nde sürdürülen kazılar, Orta Tunç Çağı yapı adakları ile ilgili yeni bilgiler ortaya koymaktadır. Yapı adak eşyaları, iki evreli bir yapının temeli ve tabanı altına yerleştirilmiştir. Seramik malzemeye göre yapının her iki evresi de Orta Tunç Çağı II'ye tarihlenmektedir. Erken evre yapısında bakır bir balta ve bronz bir tanrı heykelciği, geç evre yapısında ise alt kısmı çivi biçimli bronzdan bir tanrı çifti heykelciği ele geçmiştir. Düşünce olarak yapının tabanı ya da temeline yerleştirilen adak eşyaları, yapının korunması için tanrılara yapılan bir sunudur. Müzelerde ve özel koleksiyonlarda çok sayıda bronz yapı adak heykelciği bulunmakla birlikte, büyük bir çoğunluğu bilimsel kazılarda ele geçmemiştir. Az sayıdaki buluntu merkezi, adak heykelciklerinin Kuzey Suriye ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Orta Fırat Bölgesi'nin batısında kalan kesimi ile Doğu Akdeniz Bölgesi'nde, M.Ö. 3. binin sonlarında başlayan bir geleneği temsil ettiği ve M.Ö. 2. binin ortalarına kadar kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu gelenek, Mezopotamya'dan kuzeye ve batıya yayılmış gibi görünmektedir. Oylum heykelciklerinde görülen kolların dirsekten kırılarak ileriye doğru uzatılması ve hareketsiz duruş pozisyonu, OTÇ'nda Kuzey Suriye'de ve Doğu Akdeniz'de yaygın görülen bir tasvir biçimidir. Kolların dirsekten kırılarak yere paralel ileriye doğru uzatılması, M.Ö. 2. binin ilk yarısı için önemli bir tarihlendirme kriteridir.
Abdallar, Akıncılar, Bektaşilik ve Ehl-i Beyt Sevgisi: Yemini'nin Muhiti ve Meşrebi Üzerine Notlar
Belleten · 2011, Cilt 75, Sayı 272 · Sayfa: 51-86 · DOI: 10.37879/belleten.2011.51
Özet
Tam Metin
Yemini, Alevi-Bektaşi edebiyatının en önde gelen yazarlarından birisi olmasına rağmen çok az bilinmektedir. Eski şair tezkirecileri ondan hiç bahsetmezken modern çalışmalardaki bilgiler de bir iki satırı geçmemektedir. Araştırmacıların Yemini'ye karşı ilgisizliğinin temelinde kaynak yetersizliği yatmaktadır. Yemini hakkındaki bilgilerimiz yine kendisi tarafından kaleme alınan Fazilet-name'den öğrenebildiğimiz kadarıyla sınırlıdır. Fazilet-name esas itibariyle Hz. Ali'nin faziletlerini anlatan Şeyh Rükneddin'e ait Farsça bir eserin tercümesidir. Ancak Yemini satır aralarında kendisine ve dönemine ışık tutacak bilgiler vermekten geri durmamıştır. Şairin eklediği bölümler üzerinde yapılacak dikkatli bir çalışma Yemini'nin hayatı, meşrebi ve dahil olduğu sosyal-dini muhite dair yeni bilgilere ulaşmayı mümkün kılacaktır. Elinizdeki makale bu amacı gütmektedir.
Richard Dove (ed.), 'Totally Un-English'? Britain's Internment of 'Enemy Aliens' In Two World Wars (The Yearbook of the Research Centre for German and Austrian Exile Studies, 2005) 209 sayfa. [Kitap Tanıtımı]
Belleten · 2011, Cilt 75, Sayı 272 · Sayfa: 287-292
Özet
Türk tarihyazımnda Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ermenilerin zorunlu göçü hakkındaki çalışmaların neredeyse tamamı bu olayı izole bir vakaymış gibi anlatmakla ve sanki sadece Osmanlı İmparatorluğu'nda böyle bir uygulama yapılmış gibi bir algılamanın ortaya çıkmasına sebep olmaktadırlar. Hâlbuki savaş sırasında askeri bir gereklilik olarak belli bir dini ya da etnik grubun savaş bölgelerinden uzaklaştırılması uygulaması başka devletler tarafından da zaman zaman yapılmıştır. Bu devletlerden bir tanesi de Birinci Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri safında bulunan İngiltere idi. İşin ilginci, İngiltere'nin kendisi savaş sırasında karşı-propaganda amaçlı da olsa Osmanlı İmparatorluğu'nu Ermenilere karşı yapılan zorunlu güçten dolayı yoğun bir şekilde eleştirmişti. Richard Dove'un editörlüğünde hazırlanan bu çalışma ise İngiltere'nin hem Birinci Dünya Savaşı hem de İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkede bulunan bazı insanları "düşman tebaası yabancılar" (enemy aliens) diye kategorileştirip bu kişileri savaş bölgesi ilan edilen bölgelerden ve savaş bölgesi olarak ilan edilmeyen Londra gibi şehirlerden toplayıp ülkenin çeşitli yerlerindeki toplama kamplarına gönderdiklerini anlatmaktadır.
Heath W.Lowry-İsmail E.Erünsal, Yenice-i Vardar'lı Evrenos Hanedanı: Notlar ve Belgeler, (Çeviri: A. Onbaşıoğlu-K. Tanrıyar), İstanbul, 2010, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları [Kitap Tanıtımı]
Belleten · 2011, Cilt 75, Sayı 272 · Sayfa: 277-280
Özet
Kuruluş devri Osmanlı'sının en önemli şahsiyetlerinden biri olan Evrenos Gazi ve neslinden çocuklarının oluşturduğu hanedanlık üzerine son yıllarda yapılmış, neredeyse ulaşılmış tüm kaynakların değerlendirildiği en detaylı çalışma olarak dikkati çeken eser beş bölümden oluşmaktadır. Yazarlarca, gerçek bir entelektüel ve sahaf olan İsmail Özdoğan'a ithaf edilen eser, Osmanlı Araştırmaları (Journal of Ottoman Studies) dergisinin 32. ve 33. ciltlerinde yayılanmış iki uzun makalenin güncellenerek kitaplaştırılmış halidir. Giriş bölümünde Evrenos Gazi'yle ilgili olarak çeşitli alanlarda yapılmış yayınların (tarih, sanat ve mimarlık tarihi vs.) bir künyesi verilmekte ve bu çalışmanın amacının aileye ait 17. yüzyılda düzenlenmiş bir şecereyi tanıtarak, hanedanlığın merkezi sayılan Yenice-i Vardar'daki izlerini takip etmek olduğu belirtilmektedir. Ailenin yaşayan üyelerinden Ersin Evrenos'ta bulunan şecerenin IV. Mehmet'in hükümdarlığı zamanında 1678-87 yılları arasında düzenlendiği ileri sürülmektedir.
Dr. Ataullah Hasanî, Tarih-i Ferhengi-i İl-i Şahseven-i Bağdadî (Bağdad Şahseven Aşiretinin Kültürel Tarihi), İntişarât- İl-i Şahseven-i Bağdadî, Tahran, 1381 (2002), 365 s. [Kitap Tanıtımı]
Belleten · 2011, Cilt 75, Sayı 272 · Sayfa: 261-268
Özet
Şahseven, İran'da özellikle Mugan ve Erdebil yöreleri ile Zencan, Tahran, Harrakan ve Hamse yörelerinde yaşamakta olan bazı Türk asıllı aşiret topluluklarının adıdır. Oğuz boylarına mensup olan Şahsevenlerin kökenleri belirsizdir ve XVI. yüzyıl ile XVIII. yüzyıllar arasındaki bir tarihte konfederasyon şeklinde bir araya getirilmiş aşiretlerden oluştukları sanılmaktadır. Mugan Şahsevenleri hakkında yazan pek çok araştırıcının tespit ettiği, aşiretin kökeni konusundaki en yaygın rivayet; onların 1600 yıllarında, Şah Abbas tarafından kendisine sadık bir güç olarak oluşturulmuş karma bir aşiret olduğu şeklindedir. Ancak Şahsevenlerin kökeni konusunda ne resmi, ne de sözlü anlatımlar tam olarak belgelere dayandırılamamaktadır. Şah Abbas devrinde "Şahseven" adı ile herhangi bir karma aşiretin kurulmuş olduğu hakkında hiçbir kanıt bulunmamakla birlikte, onun uyguladığı askeri ve aşiretleri dağıtma siyasetleri sonucunda birbirinden çok farklı bölgelerde, farklı aşiretlerin parçalarına rastlanır olmuştur. Bu parçalar ise zamanla "Şahseven" adı altında bir oluşum, bir konfederasyon oluşturmuştur.
Akaby Nassibian, Britain and the Armenian Question 1915-1923 (New York: St. Martin's Press, 1984) 294 sayfa. [Kitap Tanıtımı]
Belleten · 2011, Cilt 75, Sayı 272 · Sayfa: 281-286
Özet
Akaby Nassibian'ın İngiltere'nin 1915-1923 tarihleri arasında Ermeni meselesi ile ilişkisi hakkındaki bu kitabı sonuç kısmı dahil olmak üzere 7 bölümden oluşmaktadır. Giriş özelliği taşıyan birinci bölümde yazar Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki dönemde İngiltere'nin Ermeni meselesinde oynadığı rolü anlatmaktadır. İkinci bölüm ise İngiltere'de yazarın "insansever/hayırsever" (humanitarian) diye nitelediği kişi ve grupların 1918 öncesi Ermeni sorununa yaklaşımlarına ayrılmıştır. Yazar, "insansever/hayırsever" derken aslında Ermeni taraftan-Türk aleyhtarı lobi faaliyetlerini kast etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı'na İngiltere'nin karşısında girdiği için bu ülkede Türk karşıtlığı normal karşılanabilirdi. Bu yüzden, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı olan savaş gayretine destek oldukları için haliyle Ermeniler'e İngiltere içinde verilen desteği Nassibian, "insansever/hayırsever" olarak nitelemektedir.
Heath W. Lowry, Osmanlı Döneminde Balkanların Şekillenmesi 1350-1550. Kuzey Yunanistan'ın Fethi, İskânı ve Altyapı Gelişmesi, İstanbul, 2008, (Türkçesi: Ahmet Cemal), Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, [Kitap Tanıtımı]
Belleten · 2011, Cilt 75, Sayı 272 · Sayfa: 269-272
Özet
Özgün adı The Shaping of the Ottoman Balkans 1350-1550 olan eser girişle birlikte yedi bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde (s.1-14) Lowry, Osmanlı Balkanlarının şekillenmesini temelde tahrir defterleri ve mevcut mimari kalıntılardan hareketle inceleyerek oluşturduğunu belirtmektedir. Bölgeyle ilgili 1431-1500 yılan arasında düzenlenmiş 57 tahrir defteri olduğunu tespit eden yazar, bu defterlerden hareketle tımar tahsisatıyla ödüllendirilmiş 12500 idarecinin biyografisini derlemeyi başardığını ileri sürerek, idareciler bağlamında "Yeniçerilerle ilgili bir literatür incelemesi yapmaktadır. Kayıtlardan elde ettiği sonuçlara göre umar sahibi idarecilerin 1/3'inin Hıristiyan olduğu sonucuna varmıştır. Buradan hareketle Osmanlı'nın erken dönemdeki gelişmesini İslâmiyeti yaymayı ve din kardeşliğini hedefleyen bir çabadan ziyade "yayılmacı konfederasyon" olarak yorumlamaktadır. Ancak bu yorumunun Evrenos Gazi ve evladının bıraktığı mimari mirası gördüğü zaman değiştiğini de bu bölümde itiraf etmektedir. Giriş bölümü, yazarın ele aldığı diğer bölümlerin birkaç paragraflık özetleriyle bitirilmiştir.
Eski Erciş-Çelebibağı Höyüğü Tunç ve Demir Çağı Tabakaları Üzerine Bir Değerlendirme
Höyük · 2011, Sayı 3 · Sayfa: 1-14 · DOI: 10.37879/hoyuk.2011.23
Özet
Çelebibağı (Mezarlığı) Höyüğü, Van-Erciş ilçesinin 12 km. güneybatısında, Çelebibağı Beldesi'nin 1 km. güneydoğusunda, Eski Erciş kalesinin 1 km. kuzeybatısında, Van Gölü'nün kenarında yer almaktadır. Çelebibağı Höyüğü kazı çalışmaları 1992-1995 yılları arasında dört sezon devam etmiştir. Höyüğün bütün yüzeyi Orta Çağ'dan günümüze kadar uzanan süre zarfında Müslüman mezarlığı olarak kullanılmıştır. Bu alanın belirli kısımlarında kazı çalışmaları yapılarak Orta Çağ mezarlarının bir bölümü ortaya çıkartılmıştır. 1993 yılından itibaren yükselmeye başlayan Van Gölü suları, 1994 ve 1995 yıllarında Höyüğü tamamen ada şekline dönüştürmüştür. Bu dönemde dalgalar özellikle höyüğün güneybatısında büyük tahribata sebep olmuştur. Tepenin oluşumunu öğrenmek amacıyla 1994 (ÇM-94/S-I) ve 1995 (ÇM-94-95/S-II.) yıllarında 5x5 m. ölçülerinde iki sondaj gerçekleştirilmiştir. İlk sondajda (ÇM-94/S-I) 1,20 m. derinliğe kadar 8 adet Müslüman gömü (iskeleti) ile karşılaşılmış ve sondaj bu seviyede bırakılmıştır. İkinci sondajda (ÇM-94-95/S-II.) yine 1,50 m. toprak dolguda 6 adet Müslüman gömü tespit edilmiştir. Bu iki sondajda Müslüman mezarların bittiği noktaya doğru Erken ve Orta Demir (Urartu) Çağ çanak çömlek parçaları karışık durumda çıkmıştır. Ayrıca bu kısımda az da olsa Tunç Çağ çanak çömlek parçası ele geçmiştir. Özellikle ikinci sondajda (ÇM-94-95/S-II.) yaklaşık 1 m. derinlikten sonra kalın bir yangın tabakası gözlenmiştir. Yangın tabakasının içerisinde alacalanmış kerpiç ve kerpiç parçaları bulunmuştur. Bu sondajın doğu kısmında, muhtemelen bir grup İslami dönem mezarlarının moloz taşlardan örülmüş çevre duvarının hemen alt köşesinde biri kiremit kırmızı diğeri siyah astarlı olmak üzere iki küp, yanlarında bazalt taştan öğütme taşının alt parçası, havaneli ile havan ele geçmiştir. Ayrıca bu sondajda (1,80-2,10 m. arasında) yanmış şekilde kerpiç duvarın bir yüzü ile birkaç çanak çömlek parçası daha ortaya çıkarılmıştır. Bu seviyenin hemen altında Van Gölü suyunun ortaya çıkmaya başlamasıyla sondajın içi çamur haline dönüşmüştür. Dolayısıyla sondaj daha fazla derinleştirilememiş ve bu seviyede sonlandırılmıştır. Özellikle ÇM-94-95/S-II. sondajından elde edilen malzemeler, tepenin üst kesimlerinin İslami döneme ait mezarlık, alt kısımlarının ise Demir ve Tunç Çağlarında yerleşime sahne olduğunu göstermiştir. Sondajlar Tunç Çağı tabakalarının yangınla son bulduğuna işaret etmektedir. Bu sondajlarda M.Ö. 2. bin yıla ait boyalı çanak çömlek parçaları ele geçmemiştir. Ancak bu boyalı çanak çömlekleri Höyüğün yüzeyinden Orta Çağ, Urartu, Erken Demir ve Tunç Çağına ait parçalarla birlikte ele geçmiştir. Bu da 2. bin yılda silik de olsa höyükte yaşamın sürdüğünü göstermektedir. Çelebibağı Höyüğü, özellikle Urartuluların büyük kalelerin yanında Giriktepe, Karagündüz gibi düz alanlarda da yerleştiklerini göstermesi açısından önemlidir. Bunların mezarlık alanı muhtemelen, höyüğün hemen 1,5 km. güneybatısında Madavank denen kayalıkların eteğinde hemen Van gölünün kenarındaki kısımda bulunmaktadır. Çelebibağı Höyüğünden elde edilen özellikle seramik malzemeler Van Gölü havzasındaki İlk Tunç Çağından Urartu dönemine kadar geçen sürede üretilen eserlerle paralellik gösterir.
Kırşehir Müzesi Koleksiyonundaki Büyük İskender Tetradrahmi Definesi
Höyük · 2011, Sayı 4 · Sayfa: 75-94 · DOI: 10.37879/hoyuk.2011.21
Özet
Kırşehir Müze Müdürlüğü'nde bulunan bu sikke definesi, 32 adet gümüş tetradrahmiden oluşmaktadır. Sikkeler üzerinde, Makedonia Kralı Büyük İskender (M.Ö. 336-323) ve ondan sonra tahta geçen kardeşi 3. Philippos'un (M.Ö. 323-316) isimleri bulunmaktadır. Definede sikkeleri üzerinde ismi bulunmamakla beraber, Suriye Kralı 1. Seleukos (M.Ö. 312-280) tarafından doğu darphanelerinde İskender adına bastırılmış posthumous (ölümünden sonra) sikkeler de yer almaktadır. Define sikkeleri çoğunluğu Doğu Darphaneleri olmak üzere 14 farklı darphanede basılmışlardır. Sikkelerin birçoğunun ön ve arka yüzünde tüccarlar tarafından sonradan yapılan kontrol kesikleri bulunmaktadır. Definede en erken darplı sikke, Makedonia-Amphipolis darplı olup, M.Ö. 336-323 tarihine tarihlenmektedir. En geç tarihli sikkeler ise, M.Ö. 311-295 tarihli Persia-Ekbatana basımlı sikkeler olup, bunlar 1. Seleukos tarafından İskender adına bastırılan posthumous sikkeleridir.