1497 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Son 10 yıl
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Çarlık Rusyasının Güney Kazakistan’daki Eğitim Politikası (1850–1914)

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 297 · Sayfa: 665-688 · DOI: 10.37879/belleten.2019.665
Tam Metin
Güney Kazakistan'ın işgali, 1867'de Çarlık Rusyasının Türkistan Genel Valiliğini kurması ile tamamlanmıştır. Güney Kazakistan, merkezi Taşkent şehri olan yeni "Rus vilayeti"ne Sırderya ve Yedisu illeri olarak dahil edildi. Yeni iller Kazakistan'ın diğer bölgelerine göre önecellikle Kazakların yoğun yaşadığı bir sahadır. İkinci olarak, Müslümanlık ve milli şuur son derece güçlüdür. Üçüncü olarak, Rusya'nın bölgeyi işgal politikasına karşı güçlü bir direniş gösterdi. Bütün bunlara ek olarak bölgedeki göçebe Türk kabilelerinin denetimi son derece zordu. Bölgeyi Rusya'nın ayrılmaz bir parçası haline getiren Çarlık yönetimi bunu gerçekleştirmek için eğitimi en önemli araç olarak kullandı. Bu çalışma Çarlık yönetiminin bölgeyi Ruslaştırma aracı olarak eğitim politikasını nasıl yürüttüğünü incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Rus okullarının eğitim programları, yeni kurulan Rus okullarında görev yapacak öğretmenlerin yetiştirilmeleri; yeni yönetimin Müslüman eğitim kurumlarına yönelik siyaseti, Rus-Tuzem (Yerli) okullarında, yerli kız çocukları arasından Rus okulları için öğretmen yetiştirme okullarının ders programları, misyonerlik faaliyetlerinin gelişmesi meseleleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Veriler, Özbekistan ve Kazakistan Cumhuriyetlerinin Merkezi devlet arşivlerinde yürütülen çalışmalar sonucunda elde edilmiştir. Araştırma, Çarlık Rusyası'nın bölgedeki Ruslaştırma siyasetinde, özellikle, Rus-Tuzem okullarını temel kurumları olarak gördüğünü, mektep ve medreselere karşı alternatif olarak bu okulların sayısı arttırdığını ortaya koymaktadır. Bu okulların ders programlarında ve müfredatlarında Rusça'nın ön plana çıkarıldığı ve görevlendirmelerde Rusça bilenlerin ön plana çıkarıldığı tipik sömürgeci siyasetin uygulandığı tespit edilmiştir.

Anadolu Selçuklu Medreseleri ve Darüşşifalarında Türbe

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 297 · Sayfa: 519-554 · DOI: 10.37879/belleten.2019.519
Tam Metin
Anadolu Selçuklu döneminde kentlerin tarihi dokusu içindeki en anıtsal yapıları medreseler ve darüşşifalar oluşturmaktadır. Bu dönemde medreseler ve darüşşifaların içinde ya da bitişiğinde mescit ve türbe gibi farklı işlevli birimler yer alır. Bu bağlamda medrese ve darüşşifalarda bulunan tek ya da çift katlı olan bani türbeleri özel bir gruptur. Bu çalışmada Anadolu Selçuklu döneminin farklı süreçlerinde inşa edilen medrese ve darüşşifalardan örnekler seçilerek konu incelenmiştir. Yapıların konumu, tarihi, banisi, mimari özellikleri dikkate alınarak, medrese- türbe, darüşşifa- türbe ilişkileri irdelenecektir. Eğitim ve sağlık yapıları çoğunlukla dönemin Selçuklu hükümdarı ya da devlet adamları tarafından inşa ettirilmiştir. Anadolu'da 13. Yüzyılın ikinci yarısında, İlhanlı döneminde Sivas ve Erzurum gibi şehirlerde bulunan anıtsal medreselerin çoğu dönemin emirleri ve vezirleri tarafından yaptırılmıştır. Ortaçağ Türk mimarisinde açık ya da kapalı bir avlu çevresinde kurgulanan medrese ve darüşşifalar, çoğunlukla revaklı bir avlu, avluya açılan sayıları bir- dört arasında değişen eyvanlar, öğrenci odaları, kışlık dershane odaları, mescit, türbe, kütüphane, imaret gibi birimlerden oluşmaktadır. Yapılarda türbelerin çoğu eyvanlardan birine bitişik yapılmıştır. Çok az örnekte medreselere dıştan bitişik türbeler bulunmaktadır. Yaygın olarak Anadolu Selçuklu medreselerinde ve az sayıdaki darüşşifa örneğinde gördüğümüz bu türbeler çeşitli kurguları ile özel tasarlanmış, öne çıkan yapılardır.

Diffusion of Power in Ottoman Iraq: Shebāna Regiments as a State Instrument in Politics of Centralization

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 297 · Sayfa: 633-664 · DOI: 10.37879/belleten.2019.633
Tam Metin
With the advent of the Tanzimat reforms, the theme of centralization put its mark on the domestic policies of the Ottoman Empire in which the state apparatus of the Empire had reconsolidated its power within the provinces. Considering the struggle between centre and periphery, this article particularly aims to focus on Shebāna Regiments which were an important instrument of establishing central authority in Ottoman Iraq. On the basis that the Shebāna Regiments, as paramilitary forces, were founded on a basis of obedience to state apparatus, this article suggests that the Shebāna Regiments were the earliest version of the village guard system, rather than the Hamidiye Cavalries as claimed in earlier literature. In these terms, by emphasizing the structure, variable functions, and the socio-economic transition the Shebāna Regiments created in the region, this article aims to contribute in shedding light both on the centreperiphery relation in the early Ottoman period, and on the origins of the village guard system of the present.

KEMALPAŞAZÂDE (İBN KEMAL), Tevârih-i Âl-i Osman: III. Defter, hazırlayan: Abdullah Satun, Çamlıca Basım Yayın: 171, 1. bs., İstanbul 2014. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 297 · Sayfa: 753-756 · DOI: 10.37879/belleten.2019.753
Tam Metin
Üç Osmanlı padişahı (Bâyezid II, Yavuz, Kanunî) devrine denk gelen askerî-siyasî bir hayatı bulunan İbn Kemâl, tarihçiler arasında daha çok Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı on ciltlik eseriyle tanınır. Osmanlı tarihi alanında klasik bir eser (kronik) olan Tevârîh-i Âl-i Osmân'ın dağınık bir biçimde altı cildi Türk Tarih Kurumu tarafından basılmıştır. Kurum, eserin ilk cildini ayrıca tıpkıbasım olarak da yayımlamıştır. Bu cildin uzun yıllardır mevcudu tükenmiş bulunmaktadır. Çamlıca Basım Yayın tarafından hazırlatılan III. Defter, Tevârih-i Âl-i Osman'ın bugüne kadar Türk Tarih Kurumu tarafından hazırlatılmamış ciltlerinden biridir. TTK, eserin neşrine VII. Defter'in tıpkıbasımıyla1 başlamış (1954), peşinden aynı cildin tenkitli transkripsiyonunu2 basmış (1957), daha sonra ise sırasıyla I. Defter (1970), II. Defter (1983)3 , X. Defter (1996)4 , VIII. Defter (1997)5 ve IV. Defter'i (2000)6 yayımlamıştır. V. Defter'e ait nüshalar hiçbir kütüphanede yoktur (kayıptır) ve bu sebeple basılmayan bu defterle birlikte TTK, eserin III., VI. ve IX. Defterlerini bugüne kadar hiç yayımlamamış bulunmaktadır. Ne var ki Tevârih-i Âl-i Osman'ın IX. Defter'i de Ahmet Uğur tarafından hazırlanmış ve Berlin'de basılmıştır: The Reign of Sultan Selim I in the Lights of Selim-nâme Literature (1985). Bu durumda eserin III. ve IX. Defterleri TTK dışındaki yayınevlerince basılmış; VI. Defter'i ise bugüne kadar hiçbir yayınevi tarafından basılmamış bulunmaktadır. V. Defter'i ise -tekrarlayalım ki- kayıptır.

Settlements and Population of the Presentday Montenegrin Polimlje in the Second Half of 15th Century

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 297 · Sayfa: 555-584 · DOI: 10.37879/belleten.2019.555
Tam Metin
The term Montenegrin Polimlje in this paper refers to the territory of the following medieval nahiyas: Limski Nikšići, Ljuboviđa, Plav, Izla Rijeka, Komnin and Komarani. These nahiyas were located in the region of the present-day northern Montenegro. Bihor fortress was also located there and the villages belonging to the fortress commander have also been presented. The data from the following Ottoman Defters have been used in order to present the settlements and population of the second half of 15th century in this area: The Collective Cadastral Defter of the provincial governor Isa-Beg Ishaković of 1455 (Hicri 859 Tarihli Suret-i Defter-i Mücmel), The Summary Defter of the Sanjak of Bosnia of 1468/69 (1468/69 Tarihli Bosna Sancağı İcmal Tahrir Defteri), The Individual Defter of the Sanjak of Herzegovina Vilayet of 1475/7 (Defter-i Esami-i Sancak-ı Hersek), The Summary Defter of Pasha Sanjak of 1477/8 (Paşa Sancağı İcmal Defteri), The Summary Defter of Bosnia Sanjak of 1485 (Bosna Sancağı İcmal Defteri), The Inventory Defter of Scutari Sanjak of 1485 (İskenderiye Sancağı Mufassal Defteri) and the Comprehensive Defter of Bosnia Sanjak of 1489 (Bosna Sancağı Tapu Tahrir Defteri). This is the fi rst time these seven defters have been used together to do an exhaustive research of the title territory. The author has listed nahiyas, names of villages, their respective households, bachelors, widows, gross income and population.

Küçük Kaynarca’dan Yaş Antlaşmasına Kadar Eflak-Boğdan Üzerinde Osmanlı-Rus Nüfuz Mücadelesi

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 297 · Sayfa: 605-632 · DOI: 10.37879/belleten.2019.605
Tam Metin
Küçük Kaynarca Antlaşması Karadeniz'in kuzeyinde tüm dengeleri Rusya lehine değiştiren ve Kırım Hanlığının ilhakına zemin hazırlayan bir antlaşmaydı. Bu antlaşma aynı zamanda Rusya'nın Eflak-Boğdan'da etkisini arttırabilecek nitelikteydi. Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden itibaren Rusya ile Osmanlı Devleti önce Kırım sonrasında da Eflak-Boğdan'da nüfuz mücadelesi içine girdi. Rusya 1783'te Kırım'ı ilhak ederek hem Karadeniz hem de Balkanlara ilerleme istikametinde en önemli engeli ortadan kaldırdı. Bu tarihten sonra Eflak-Boğdan toprakları iki devlet için çok daha fazla önem kazandı. Rusya bölgeye konsolos atayarak nüfuzunu arttırmaya çalışırken, Osmanlı Devleti ise konsolosluğun açılmasına engel olamadığı süreçte Eflak-Boğdan Beyleri ve Rus konsolosunun faaliyetlerini çok daha yakından takip ederek bölgedeki nüfuzunun sarsılmasına müsaade etmemeye çalıştı. Bununla birlikte Eflak-Boğdan'daki Rus konsolosunun faaliyetleri ile iki devlet arasında yapılan savaşlardaki Rusların üstünlükleri, Eflak-Boğdan'da giderek Rus nüfuzunun artmasına neden oldu.

Yavuz Zırhlısı ve Tamirinin Türk-Yunan İlişkilerine Etkisi

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 297 · Sayfa: 689-728 · DOI: 10.37879/belleten.2019.689
Tam Metin
I. Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde Osmanlı Devleti donanmasına dâhil olan Yavuz, Türk tarihinde mümtaz bir yere sahip olan unutulmaz bir zırhlıdır. Çok kritik bir zamanda varlığıyla Osmanlı Devleti'ne güç veren bu zırhlı, savaş sırasındaki faaliyetleri ile olduğu kadar sonrasında da devlete güç ve prestij kazandırmıştır. Bu çalışmada şu konular hakkında bilgi verilmiştir; Yavuz'un Osmanlı Devleti'ne geçiş süreci, I. Dünya Savaşı sırasındaki faaliyetleri, bu faaliyetler sırasında aldığı hasarlar, tamiri için yapılanlar, tamirinin Türk-Yunan ilişkilerine etkisi ve son olarak da tamir sonrası durumu. Tamiri sürecinde Yunanlıların bir savaş tehdidi olarak gördükleri Yavuz, korkulanın aksine tamirinden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin barış siyaseti ve politikasının en önde gelen temsilcilerinden olmuştur.

Erzincan’da Osmanlı Dönemi Hamamları

Belleten · 2019, Cilt 83, Sayı 297 · Sayfa: 585-604 · DOI: 10.37879/belleten.2019.585
Tam Metin
Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan hamamlar, mimarisi ve işlevleri bakımından sanat tarihi ve mimarlık çalışmalarında önemli bir yer teşkil eder. Erzincan'da günümüze kadar gelen dört hamam yapısı Osmanlı dönemi 16. - 19. yy. eserleridir. Arşiv kaynaklarına göre günümüze gelemeyen iki hamam yapısı daha mevcuttur. Klasik Türk hamam mimarisinin özeliklerini yansıtan hamamlar soğukluk, ılıklık, sıcaklık, su deposu ve külhan bölümlerinden oluşmaktadır. Hamamlardan üçü tek, biri çifte hamam olarak düzenlenmiştir. Soğukluk bölümü, İzzet Paşa, Nafız Paşa ve Taşçı hamamlarında ahşap kirişlemeli tavan, Çadırcı hamamında kubbe ile örtülü, ılıklık bölümü Çadırcı'da kubbe ve tonoz, İzzet Paşa ve Taşçı hamamlarında kubbe,Nafız Paşa'da tonoz, sıcaklık bölümü ise hepsinde dört eyvan ve dört halvet hücreli plan tipinde olup kubbe ile örtülüdür. Moloz taş ile inşa edilen hamamlarının üst örtülerinde tuğla malzeme kullanılmıştır.

1892 ve 1893’te Basılmış Bir Türk Edebiyatı Antolojisi: Enmuzec-i Edebiyyat-ı Türkiyye

Erdem · 2019, Sayı 76 · Sayfa: 65-88 · DOI: 10.32704/erdem.572860
Tam Metin

ÖZ

Seçilmiş mensur yazı veya şiirlerin bir araya getirilmesiyle hazırlanan eserlere "antoloji" adı verilir. Antolojiler, ders kitabı olarak tertip edilenler, hikâyeleri içine alanlar, başka milletlerin edebiyatına ait olanlar, seçme şiirlerden meydana gelenler gibi çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir. 1892'de ilk baskısı, bir yıl sonra da ikinci baskısı yapılan Enmuzec-i Edebiyyat-ı Türkiyye, Eski ve Yeni Türk Edebiyatına ait bazı seçme parçaları ihtiva eden bir antolojidir. Markar A. Kaprielyan tarafından hazırlanan ve Osmanlı memleketlerinde orta dereceli mekteplerde okuyan Ermeni öğrenciler için yayınlandığı anlaşılan bu kitapta, mensur, manzum kırk beş metin yer almaktadır. Adı geçen antolojiye Fuzuli, Bağdatlı Ruhi, Nabi, Sünbülzade Vehbi gibi divan şairlerinin eserlerinden seçme beyit, parça veya manzumeler de alınmakla birlikte daha çok Recaizade Mahmut Ekrem, Muallim Naci, Nabizade Nazım, Ahmet Hamdi, Nigâr Hanım, Ahmet Rasim, Sadık Vicdani gibi 19. asrın ikinci yarısında yaşamış edebî şahsiyetlerin eserlerinden örnekler konmuştur.

Seçkiye alınan parçaların on sekizi mensur, yirmi yedisi manzum olup şiirlerin çoğu aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Antolojide yer verilen Türk Edebiyatı örneklerinden üçte ikisi telifi, üçte biri ise Batı Edebiyatından tercüme edilmiştir. Recaizade M. Ekrem'den diğer edebî şahsiyetlere oranla daha çok metin alındığı görülmekte; bu durum 1890'lı yıllarda edebiyat dünyasında onun itibarlı bir yer tuttuğunu düşündürmektedir. Metinler kronoloji, tür, devir gibi her hangi bir yola uyulmadan sıralanmış; onların alındıkları yerler kaydedilmediği gibi şair, yazar veya mütercimleri hakkında her hangi bir bilgi de verilmemiştir. Antolojiyi hazırlayanın edebî metinleri seçerken orta dereceli okul öğrencilerini hedeflediği; parçaların onların seviyesi ve kültürel durumuna uygun, ilgisini çekebilecek türden olmasını, ayrıca ortak bazı insani, dinî ve ahlaki değerleri telkin edici vasıfta bulunmasını istediği söylenebilir. Seçilen örnekler asıllarıyla karşılaştırıldığında bunlarda başlık değiştirme, kısaltma, mahzurlu sayılabilecek kısımları almama vb. bazı tasarruflarda bulunulduğu da anlaşılmakta; belirtilen değişikliklerden bir kısmının basılacak eserleri inceleyen ve onlara baskı izni veren resmî makamca yapılmış olması da muhtemel görünmektedir.

Tercüme veya telif metinlerde Allah inancı ve sevgisi, anne, babaya, yaşlılara saygı, çocuklara şefkat, huy güzelliği, çalışma ve bilgi edinmenin gerekliliği, yalan söylemekten, dedikodu ve kibirden sakınmak, küçük yahut genç yaşta ölümler karşısında duyulan acı ve üzüntüler, kuzu, kırlangıç misali hayvanlara muhabbet gibi konular öne çıkmaktadır. Çalışmada adı geçen antoloji tanıtıldıktan sonra bu eserden seçilen bazı parçalara da yer verilmiştir.


Modern Bireyin Tereddütleri: "Çıplaklık" Düşüncesi ve "Bir Tereddüdün Romanı"

Erdem · 2019, Sayı 76 · Sayfa: 7-22 · DOI: 10.32704/erdem.572815
Tam Metin

ÖZ

Modern birey, yaşadığı yüzyılların doğası gereği teknolojik olarak ilerleme kaydedildiği ölçüde sıkışmışlık duygusu ile yüz yüze gelir. Bu duygu fiziksel veya psikolojik olarak bazı marazlara neden olabileceği gibi farklı düşünme biçimleriyle de kendini ortaya koyabilir. Bireyin merkezi unsur haline geldiği modern toplum yapısı, bu durumların açığa çıkış biçimlerini de çeşitlendirmiştir. Bu noktada "çıplaklık" düşüncesi de kendini gösterebilir. Peyami Safa'nın "Bir Tereddüdün Romanı" adlı eserinde öne çıkarılan bu düşünce birçok farklı anlam alanına açılmaktadır. Bu çalışmada, "giyinme" düşüncesiyle birlikte ortaya çıkan "çıplaklık" kavramı diyalektik bir bakış açısıyla değerlendirilmesi ve bu doğrultuda modern bireyin var oluş sancılarının bir boyutuyla ele alınması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, "çıplaklık" düşüncesinin hem metaforik hem de gerçek anlamı üzerinde durularak modern bireyin yaşamında kapladığı alan tartışılmış, "çıplaklık" düşüncesinin açtığı anlam alanları doğrultusunda modern insanın yaşamdaki konumlanışı üzerinden değerlendirilmiştir.

Çalışmanın ana teması özelinde, özellikle eserin iki ana karakteri olan Vildan ve Muharrir karakterleri etrafında oluşturulan ana gövde üzerinden bu iki karakterin birbirleriyle ve diğer karakterlerle kurdukları ilişkinin temaya olan katkısı üzerinde durulmuştur. Söz konusu ilişkiler ağının, özellikle, Vildan ve Muharririn benzer bakış açılarına sahip olmaları nedeniyle giderek daralan bir yapıya sahip olduğu görülmüş, toplumsallıktan bireyselliğe doğru ilerleyen helezonik bir görüntü ortaya çıkmıştır. Bu görüntünün çokkatmanlı yapısının arkasında modern bireyin kendini var etme gayretlerinin etkilendiği unsurların bulunduğu düşünülebilir. Zira, modern çağ ile birlikte insanoğlu birçok etkenin etkisi altına girmiş ve kendini var etme yolculuğunda öncelikle bu etkenlerden kurtulma çabasını göstermek zorunda kalmıştır. Vildan ve Muharrir karakterlerinin bu etkenlerden kurtularak kendi özlerine yönelik birtakım arayışlar içine girdiği tespit edilmiştir. Öyle ki çağrışımsal yükü oldukça fazla olan "çıplaklık" düşüncesi etrafında felsefi anlamı yüksek bir diyaloglar silsilesi açığa çıkmıştır. İnsanın özüne dönüşü ile özdeşleştirebileceğimiz "çıplaklık" düşüncesi, kendinden uzaklaşan insana yönelik bir uyarı niteliğindedir.

Bu çalışmada da amaçlanan söz konusu iki karakter özelinde "çıplaklık" ve "giyinme" düşüncelerinin altında yatan felsefi derinliği, modernite sonrası düşünceler ve düşünürler ışığında tartışmak ve öne atılan argümanları mümkün olduğunca bir yere oturtma gayesi taşımaktadır.