1411 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Son 10 yıl
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Kiralık Konak Romanında Özgür Olmayış Fenomeni

Erdem · 2018, Sayı 75 · Sayfa: 209-222 · DOI: 10.32704/erdem.496878
Tam Metin

Kiralık Konak, insan varlığını tehdit eden unsuru, özgür olmayış durumu olarak görünüşe çıkaran bir romandır. Kısa bir ifadeyle, özgür oluşun (sorumlu oluşun) olumsuz şekli olan özgür olmayış durumu, kişinin yaşadığı karşılaşma deneyimleriyle açılan ve acilen değerlendirilmesi gereken olanaklarını, tepkisel nitelikli eylemleriyle kapatmasıdır. Esir oluştan niteliksel olarak farklı olan özgür olmayış, içinde olunan pek çok durum gibi, insana, farkına varıldığında en yakın, öyle olmadığında ise en uzak durum olarak var olur ve kendisini, sözlerle eylemlerde görünüşe çıkarır. Aynı zamanda olumsuz bir durumun ismi de olan bu fenomen, adı geçen romanda, asıl kişi Seniha'nın olanaklarını israf edişinde görünüşe çıkar. Diğer bir ifadeyle romanın varlık nedeni de olan Seniha, yaşadığı karşılaşmalarla açılan olanaklarını, kullanıp atma düşkünlüğünden dolayı kapatırken özgür olmadığını da ortaya koyar. Bu bağlamda romanı değerli kılan husus ise, insan varlığını tehdit eden unsuru, özgür olmayış durumu olarak somutlamasıdır.

Bu yazıda önce, kavramın kısa bir tanımı yapılmış ve asıl kişinin eylemlerini belirleyen en derin unsurun özgür olmayış durumu olduğu ortaya konmuştur. Daha sonra ise kapatma ve kaçış düşkünlüğünün dolaylı nedenleri tartışılmış ve bu hususun doğrudan nedeninin özgür olmayış durumu olduğu iddia edilmiştir.

Akıl-Kültür İlişkisi Bağlamında Aydınlanmacı Akıl ve Eleştirisi

Erdem · 2018, Sayı 75 · Sayfa: 149-166 · DOI: 10.32704/erdem.496786
Tam Metin

İnsanın ayırt edici niteliği akıl, kültürün oluşturulmasında en önemli etkenlerden biridir. Aklın nasıl tanımlandığı ve konumlandığı, kültürün almış olduğu şekli de belirlemektedir. Aydınlanma Çağı'nda akla yeni kültürün inşasında büyük bir rol verilmiştir. Ancak ilerleyen süreçte akıl, Adorno ve Horkheimer'ın da işaret ettiği gibi amacından uzaklaşarak araçsallaşmış ve modern kültürün felaketlerinin sebebi olmuştur. Kültürün hastalıklarından kurtulması için aklın, kültürün içinde yeniden değerlendirilip konumlanması gerekmektedir. Çağımızda yüzleşmek zorunda olduğumuz krizlerin üstesinden gelebilmek için akıldan vazgeçilmesine değil, eleştiriyi tekrar ancak bu defa etik duyarlılıkla kuşatarak diriltmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak böyle bir kalkış noktası ile aklın kültür içindeki doğru yeri bulunabilecektir.


ÇAĞDAŞ UYGURCADAKİ OLUMSUZ İÇERİKLİ ATASÖZLERİ

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2018, Cilt 66, Sayı 2 · Sayfa: 351-362
Atasözleri halkın ortak düşüncesini, inancını, ahlak anlayışını, millî kültürünüve felsefesini yansıtır. Bir başka deyişle atasözleri kültürün aynasıdır; eğitici veyönlendiricidir. Genellikle mecazi bir anlam taşıyan atasözlerinin büyük bir kısmısözlü olarak kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşmıştır; bazıları zaman dilimiiçinde elenerek kullanımdan düşmüş, unutulmuştur; bazıları ise eski çağlardakindenfarklı şekilde bize ulaşmıştır. Günümüzde atasözleri çok geniş ve çeşitli alanlardakullanılmaktadır. Atasözleri denildiğinde genellikle atalarımızın uzun gözlem vetecrübeler sonucunda vardıkları hükümlerini hikmetli düşünce, öğüt ve örneklemeleryolu ile öğütleyen, yol gösteren ifadeler kastedilir. Fakat bazı atasözleri vardı kiâdeta bir "kötü öğüt" veya "kötü sonuç" izlenimi verir (Örneğin, Yaxşi étiŋni satquçeataŋni sat "İyi atını satmaktansa babanı sat."; Heqni sözligen öz ecilidin burun öler"Doğruyu söyleyen ecelinden önce ölür."). Bunlardan bazıları yakın dönemlerdeortaya çıkmış olsa gerek ki bunu içinde barındıran sözcüklerden anlamak mümkündür,örneğin: Cigde yağıçi badır bolmas, déhqan balısi kadır bolmaz "İğde ağacındansütun olmaz, çiftçinin çocuğu memur ol(a)maz."; Aldi işiktin yiŋne patmaydu, arqaişiktin poyiz qatnaydu "Ön kapıdan iğne geç(e)mez, arka kapıdan (rüşvet kapısından)tren geçer." vb. gibi atasözlerinde geçen kadır "memur" ve poyiz "tren" sözcükleriancak 20. yüzyılda Rusçadan Uygurcaya giren sözcüklerdendir. Bu tür maqaltemsillerigünümüze tatbik etmek düşüncesiyle elemek elbette yanlış olur. Selbimaqal-temsiller de atasözlerinin bir parçasıdır; dolayısıyla bu tür atasözlerine de yervermek, araştırmaya dâhil etmek gerekir. Bu tür atasözleri üzerine şimdiye değin birçalışma yapılmamıştır. Bu yazımda çağdaş Uygur atasözleri içindeki olumsuz anlam içeren bazı atasözleri üzerinde durulacak.

MÜYESSİRETÜ’L-ULÛM’UN KAYIP NÜSHALARI

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2018, Cilt 66, Sayı 2 · Sayfa: 247-264
Bergamalı Kadrî tarafından H. 937/M. 1530 yılında kaleme alınan Müyessiretü'l-Ulûm, Kanûnî Sultan Süleyman'ın sadrazamı Damat İbrahim Paşa'ya sunulmuştur.Türkçenin Batı Türkçesiyle yazılmış ilk gramer kitabı olması yönünden değerli birkaynak olan eser, Hayâlî Bey gibi önemli bir şâirin bir gazelini gramer, belagat veanlam açısından incelemesi yönüyle de dikkat çekicidir. Bursalı Mehmet Tâhir Beytarafından bulunan eserin bilinen tek nüshası, Maârif Vekâleti tarafından basılacakolan kitapta kullanılmak amacıyla fotoğrafları çekildikten sonra kaybolmuştur.Müyessiretü'l-Ulûm, ilk defa Besim Atalay tarafından 1946 yılında metin, dizin vefotoğraflarıyla birlikte neşredilmiş, daha sonra da hakkında günümüze kadar birçokçalışma (kitap, tez, makale, bildiri) yapılmıştır. Biz de Hayâlî Bey'in bu değerli kitaptayer alan gazelinin şerhi hakkında hazırladığımız bir çalışma vesilesiyle eserin kayıpnüshasıyla ilgili araştırmalar yaptık ve eserin hem kaybolan nüshasını, hem de FuatKöprülü tarafından istinsah edilen diğer bir nüshasını tespit ettik.Bu çalışmada öncelikle Müyessiretü'l-Ulûm'un mevcut tek nüshasının BursalıMehmet Tahir Bey tarafından bulunuşu, ilim adamlarının eser hakkındaki yazıları,Fuat Köprülü'nün nüshadan kendisi için bir örnek çıkarması, eserin tek nüshasınınMaarif vekâletince metninin neşredilmesi amacıyla fotoğraflarının çekilmesi ve teknüshanın kaybolmasından sonra fotoğraflar üzerinden bilimsel neşirlerinin yapılmasıhakkında bilgi verilecektir. Çalışmanın ikinci bölümünde de tarafımızca yapılanaraştırmalar neticesinde Müyessiretü'l-Ulûm'un Almanya'da ve Türkiye'de bulunan kayıp nüshaları hakkında bilgi verilecektir.

DEDE KORKUT OĞUZNAMELERİNDE GEÇEN BAN, BANU, BAMBAM, BAMSI ÜZERİNE

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2018, Cilt 66, Sayı 2 · Sayfa: 265-280
Tarihî metinler çözülmesi gereken birçok karmaşık sorunu içerebilir. Bu sorunlar metni bilinmez ve anlaşılmaz kılan yanlışlıklar, eksiklikler olabildiği gibi dilin tarihî süreçte kendi içerisinde uğradığı gelişmelerle veya değişmelerle ilgili de olabilir. Metinle ilgili sorunların çözülmesi ve aşılması için metnin kendi içinde aydınlatıcı birtakım ögeleri veya verileri bulmak mümkün olabilir. Ancak bazen de metin içinde günümüzde kullanıldığından daha farklı işlevde kullanılan yapılar veya dil birliklerini yorumlayıp anlamak gerekir. Yani dilin kendi içerisinde kullanmış olduğu yapılar, birtakım işlev değişikliklerine uğramış ise bu durumun görülmesi ve tespiti önem arz eder. Durum ne olursa olsun metinlerin bu karmaşık ve çok yönlü güçlükleri nedeniyle birtakım kelimelerin, deyimlerin veya başka biçim birimlerinin doğru anlaşılması uzun zaman alabilir. Dede Korkut Oğuznameleri son yıllarda okunma veya anlaşılma sorunları yönünden sıklıkla tartışılan ve üzerine yazı yazılan metinlerimizden biri olmuştur. İşte bu makalede de Dede Korkut Oğuznamelerinde geçen ag ban ev, Banu, Bambam Depe ve Bamsı kelimeleri üzerinde yeniden durulmakta, kelimelerin yapıları ve anlamları ile ilgili açıklamalar, tespitler yapılmaktadır.

YENİ BİR NÜSHASIYLA AHMEDÎ’NİN MİRAÇ-NAMESİ

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2018, Cilt 66, Sayı 2 · Sayfa: 281-349
Miraç, ism-i alet ve bazen ism-i mekân yapan mif'âl vezninde Arapça bir kelimedir. "Yukarı çıkma aracı" veya "yukarı çıkılacak yer" anlamlarına gelen bu kelime ıstılah manasıyla "göğe çıkma, yükselme"dir. Hz. Muhammet'in bir mucize olarak göğe yükselmesidir. Miraç-name ise Hz. Muhammet'in miraç mucizesini ayrıntılı olarak anlatan eserlerdir. Siyer ve mevlit yönüyle oldukça zengin olan Türk edebiyatında Hz. Muhammet'in hayatı anlatılırken miraç mucizesine sıkça yer verilmiştir. Ahmedî'nin "Cemşid u Hurşîd" ve "İskender-nâme" mesnevilerinin mevlit bölümlerinde miraciyeler bulunmaktadır. Ahmedî'nin müstakil bir "Miraç-nâme"si ise 1989'da Yaşar AKDOĞAN tarafından ilim dünyasına tanıtılmıştır. Ahmedî'nin bu eseri Türk edebiyatının ilk miraç-namesidir. Süleymaniye Kütüphanesi Şazeli Tekkesi 110 no.lu Türkçe yazmada, İskender-name'nin 16b-28b varakları arasında bulunan ve 808 Rebiyülahirin'in evvelinde (1405-1406, 26 Eylül Cumartesi) yazılan 497 beyitlik "Mir'ac-nâme" şimdiye kadar bu tek nüshayla bilinmektedir. Bu makalede, Ahmedî'nin Mir'ac-nâme adlı eserinin başka bir nüshası tanıtılmıştır. Bu nüsha, Süleymaniye nüshasından beyit sırası ve sayısı bakımından farklılıklar gösterdiği gibi, bazı kelime ve ifade farklılıkları da taşımaktadır. Bu çalışmada Ahmedî'nin miraç-namesinin iki nüshası mukayese edilmiş ve bulunan yeni nüsha ses ve şekil bilgisi yönüyle incelenmiştir.

ALTUN YARUK’TA SÜREKLİLİK VE TEZLİK BİLDİREN TASVİR FİİLLERİNİN ÇİNCE ORİJİNAL METİNDEKİ GÖRÜNÜMLERİ

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2018, Cilt 66, Sayı 2 · Sayfa: 215-246
Bu çalışmada Uygur Türkçesinin en önemli ve en hacimli eserlerinden biriolan Altun Yaruk'ta süreklilik ve tezlik bildiren tasvir fiilleri Çince orijinal metinlekarşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Eski Uygur Türkçesinde süreklilik anlamı kal-,kel-, olur-, tur-, tut-, yat- yorı-; tezlik anlamı ise bėr- yardımcı fiilleriyle sağlanmıştır.Eserde bu fiillerin görev aldığı tasvir fiillerini içeren kırk beş cümle tespit edilmiştir.Bu cümleler Çince orijinal metindeki ilgili bölümlerle karşılaştırılmış, Şingko ŞeliTutung'un çeviri sırasındaki tutumu gözlenmiş, Çince metinde bu anlamı verenherhangi bir sözün kullanılıp kullanılmamasından hareketle çevirmeni bu yapılarıkullanmaya iten nedenler (ve olası nedenler) üzerinde durulmuştur. Sonuçta Çincemetinde ilgili cümlelerin büyük çoğunluğunda bu yapıları kullanmayı zorunlu kılanbir sözün yer almadığı, çevirmenin kimi zaman kalıp ifadelerin etkisiyle, kimi zaman söze güç katmak amacıyla tasvir fiil yapılarını tercih ettiği düşüncesine varılmıştır.

UYGUR ATASÖZLERİ VE DEYİMLERİNDE GEÇEN ÇİNCE ALINTILAR ÜZERİNE

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2018, Cilt 66, Sayı 2 · Sayfa: 195-214
Türklerin Çinlilerle olan tarihî, siyasi, iktisadî ve kültürel ilişkileri çok eskileredayanır. Bu ilişki Hun döneminden başlayarak Göktürk ve Uygur dönemi boyuncadevam etmiştir. Uygurlar 9. yüzyılın ortalarında eski yurtları olan Doğu Türkistantopraklarına gelip yerleştikten sonra, özellikle Çinliler 19. yüzyılda bu bölgeyi işgalettikten sonra da sürdürülen bu ilişkilerin her iki milletin diline ve edebiyatına yansımışolması gayet doğaldır. Bugün Çincede yüzlerce Türkçe alıntı olduğu gibi Türkçede de,özellikle Uygur Türkçesinde çok sayıda Çince alıntı söz konusudur. Bugün UygurTürkçesi sözvarlığının önemli bir parçası hâli ne gelmiş olan bu alıntılar UygurTürkçesinin konuşma dilinde, edebî eserlerinde, özellikle sözlü edebiyat eserlerindesık sık karşımıza çıkmaktadır. Uygur atasözleri ve deyimlerinde kullanılan Çince alıntılar buna örnektir.

ÖGÜRCIK ALP’IN KAHRAMANLIK ‘TARTIM’INDAKİ SORUNLU SÖZCÜKLERE YENİ YAKLAŞIMLAR

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2018, Cilt 66, Sayı 2 · Sayfa: 363-375
1659-60 yıllarında Ebulgazi Bahadır Han tarafından yazılan Şecere-i Terākime'yeTürkmen boyları arasında söylenen rivayetler ile hocaların, beylerin ellerindebulunan şecereler kaynaklık etmiştir. Ayrıca tarihî eserlerden Reşideddin'in Camiü'ttevârih'indekiOğuznâme'den yararlanılmıştır. Şecere-i Terākime, Oğuznâme'ninTürkmen rivayetidir.Ebulgazi Bahadır Han tarafından 17. yüzyılda Çağatay Türkçesiyle yazılmışolan eserde Ögürcık Alp'in vasıfları anlatıldıktan sonra kendisinin Ebulhan dağınagittiğinde söylediği şiire (tartıma) yer verilir. Bu şiir, Çağatay Türkçesinin yanı sıraOğuzca dil özellikleri ve sözcükleri de içermektedir. Şiirdeki kimi sözcükler, gereknüshalardaki farklı yazımlar, gerekse anlamlandırmadaki belirsizlikler nedeniylefarklı biçimlerde yorumlara imkan vermektedir. Makalede bu tür sözcüklerden ara, öŋdün, turacım, yezek, pürkürt- sözcükleri üzerinde durulacaktır.

UKAZATEL TİPİÇESKİH MEST GEROİÇESKOGO EPOSA NARODOV SİBİRİ (EKSPERİMENTALNOE İZDANİE)

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2018, Cilt 66, Sayı 2 · Sayfa: 377-381
Gerek ülkemizde gerekse yurt dışında bir tema çerçevesinde farklı kültür dairelerine ait, farklı coğrafyalarda yapılmış çalışmaları bir araya getirmek ve bunları bir sistematik çerçevesinde sınıflandırmak oldukça zor bir çalışma türüdür. Bu nedenle pek çok araştırmacı ve bilim insanı bu şekildeki ortak çalışmalardan kaçınmaktadır. Burada tanıtmaya çalışacağımız Sibirya'nın farklı halklarının destan metinlerini ele alan bu çalışma, Rusya Bilimler Akademisi Sibirya Bölümü Yayınevi tarafından yayınlanmış olup alanında ilklerdendir. Çalışmanın kapağında ne yazık ki sadece Evgeniya Nikolayevna Kuzmina'nın adının yer alması ortak bir çalışma olduğunu düşünmemize engel olmaktadır.