1411 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Son 10 yıl
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Osmanlı Döneminde Latin Harfleriyle Türkçe Yazılan Eserler ve Yazarları

Erdem · 2017, Sayı 73 · Sayfa: 5-42 · DOI: 10.32704/erdem.471084
Tam Metin

Erken modern dönemde (1450-1750) Osmanlı Devleti ile ekonomik, siyasi ve askerî ilişkileri olan Avrupa toplumlarında Osmanlılara yönelik bir korkunun varlığı bilinmektedir. Türklerle askerî alanda baş edememekten kaynaklanan bu korku, XVI. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı merakına dönüşmüştür. Bu da giyimde, müzikte ve sanatta Osmanlıyı taklit şeklinde tezahür etmiştir. Türkçe öğrenme arzusu da bunun doğal yansımalarından birisidir. Türkçenin bu dönemde bir lingua franca, yani ortak dil olarak benimsenmesi dikkat çekicidir. Bu makalede, Osmanlı asırlarında Batılılar tarafından Latin harfleriyle Türkçe yazılan metinler üzerinde durulacak, ancak metinlerin dil araştırmalarında nasıl kullanılabileceği konusuna girişilmeyecektir. Türk korkusunun ve bunun doğurduğu Turquerie akımının Avrupa'da Türkçe öğrenme merakına etkileri ve bunun sonuçları tartışılacaktır. Türkçe öğrenmeyi ve yazmayı belirleyen dinamikler, Türkçe metinler ve ilgili eserler esas alınarak ortaya konulacaktır. Değerlendirmede metin yazarlarının milliyeti, Türkçe öğrenme nedenleri, eserlerin yazılış tarihleri de göz önünde bulundurulmuştur. Ayrıca matbaanın Latince dışındaki dillerin -bu arada Türkçenin öğrenilmesindeki etkisine de değinilmiştir. Çalışmanın erken modern dönemdeki Türkçe algısını temel sebepleriyle ortaya koyması beklenmektedir.

Yeni Medyanın Kültürel Miras Konulu Uygulamaları

Erdem · 2017, Sayı 73 · Sayfa: 89-110 · DOI: 10.32704/erdem.471009
Tam Metin

Yeni medya, kültürel miras alanında kısmen yeni bir ortamdır. Yeni medya genellikle dijital ve teknolojik tabanlı bir alternatif olarak kabul edilir. Yeni medya kavramının kültürel miras alanında daha iyi anlaşılması kültürel miras unsurlarının korunması, canlandırılması ve yönetimi açısından yeni ve dinamik olanaklar yaratır. Kültürel miras unsurları yeni medyanın öznesi olduğunda, yeni medya uygulamalarının geliştirilmesinde her iki alanda da uzmanların ortak çalışması gereklidir. Yeni medya uygulamaları arkeoloji bilimi ile koruma ve onarım ilkelerine göre yapılandırılmazsa, kültür mirasına konu olan eserler kolaylıkla manipüle edilebilir ve kullanıcılar yanlış yönlendirilebilir. Çalışmada, kültürel miras alanında uygun ve etkin yeni medya uygulamalarının geliştirilebilmesine yönelik önerilerin sunulması amacıyla yeni medya kavramı ile arkeolojik sit alanlarında ve yapılarda son dönemin popüler uygulamaları incelenmiştir. Yeni medya uygulamalarının amacı, öznesi olan kültürel miras ve kullanıcı üzerindeki etkisi olarak üç bileşen belirlenmiş ve bu bileşenler bazında yeni medyanın kültürel miras alanındaki uygun kullanımı değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, bugün bazı tanımlara göre eski medya ortamları olarak kabul edebileceğimiz analog medyalarının dijital değerlere dönüştürülerek melez metotlarla, kültürel miras alanında uygulanabileceği olasılığı da belirtilmiştir.

Alanya Rüşdiye Mektebi (1861-1913)

Erdem · 2017, Sayı 73 · Sayfa: 65-88 · DOI: 10.32704/erdem.471005
Tam Metin

Osmanlı Devleti'nin yenileşme döneminde kurulan eğitim kurumlarından birisi rüşdiyelerdir. Bu mekteplere sıbyân mekteplerinden mezun
olan talebeler kabul edilmektedir. Rüşdiye mekteplerinin erkek, kız ve askeri rüşdiyeler gibi çeşitleri bulunmaktadır. Alanya'da da medrese
ve sıbyân mektebi gibi geleneksel eğitim kurumlarının yanında, Tanzimat Döneminden itibaren modern eğitim kurumları da açılmaya başlamıştır. Bunların başında da 1861'de Alanya'da hayırsever insanlar tarafından inşa edilen ve hizmete giren rüşdiye mektebi gelmektedir. Rüşdiye Mektebi açıldıktan sonra, devlet tarafından buraya muallim ataması yapılmıştır. Bu mektepte eğitim gören talebelerin ders kitapları, Maarif Nezareti tarafından gönderilmiş ve bedeli karşılığında talebelere verilmiştir. Alanya Rüşdiye Mektebi'nde görev yapan muallimler maaş ve harcırah almışlar, yeterli hizmet süresini tamamlayan muallimler de emekliye ayrılmışlardır. Alanya maarif teşkilatı, idari ve mali yönden teftiş edilmiştir. Ayrıca Alanya Rüşdiye Mektebi'nde görev yapan muallimler, haklarında bir şikâyet meydana geldiği zaman soruşturma geçirmişlerdir. 6 Ekim 1913 tarihli Tedrisat-ı İbtidaiye Kanun-u Muvakkati'nin yürürlüğe girmesi neticesinde, ülkede bulunan diğer rüşdiye mektepleri gibi, Alanya Rüşdiye Mektebi de
kapanmıştır.

16. Yüzyıl Şairlerinden Karamanlı Sabûhî ve Bazı Gazelleri

Erdem · 2017, Sayı 73 · Sayfa: 149-174 · DOI: 10.32704/erdem.471021
Tam Metin

Sabûhî, 16. yy.'da yaşayan divan şairlerindendir. Kanunî Sultan Süleyman devrinde yaşamıştır. Tezkirecilerin verdiği bilgiye göre Karamanlıdır ve asıl adı Abdullah'tır. Şairin doğum ve ölüm tarihleri hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır. Hasan Çelebi şairin kendisine Abdî-i Zarîf dendiğini söylüyor. Beyânî de şairin "kadimî zurefâ"dan olduğunu ifade ediyor. Sabûhî iyi bir eğitim almış ve çeşitli yerlerde müderrisliklerde bulunmuştur. Kendisi Kânûnî Sultan Süleyman'ın hocalarından Hayrüddin Hâce'den mülâzım olmuş ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinde bulunan medreselerde görev yapmıştır. Bu yerler arasında Amasya ve Kütahya da vardır. Sabûhî'nin çevresinde bazı tanınmış ilim erbâbı ve şairlerin olduğunu, kendisinin de bu tür şâirlerin, ilim adamlarının ve bazı devlet adamlarının meclisine katıldığını kaynaklardan öğrenmekteyiz. Âşık Çelebi ve Seydî Ali Reis bahsedilen isimler arasındadır. Şairin kaynaklarda bir divanının olduğu belirtilmektedir. Bu makalede 16. yüzyıl şairlerinden Karamanlı Sabûhî'nin hayatı ve henüz üzerinde herhangi bir çalışma yapılmamış gazelleri üzerinde durulacaktır.

Bayburt’ta Modern Bir Eğitim Kurumu Bayburd Rüşdiyesi

Erdem · 2017, Sayı 73 · Sayfa: 43-64 · DOI: 10.32704/erdem.471000
Tam Metin

Osmanlı Devleti'nde askerî alanda başlayan yenileşme hareketleri daha sonra eğitim alanında devam etmiştir. Eğitim alanındaki yenileşme
hareketleri de ilk olarak askerî alanda meydana gelmiştir. Sivil eğitim konusunda ilk adım II. Mahmud'un rüşdiye mekteplerini açma kararı ile atılmış olup ilk rüşdiye mektepleri, 1847 yılından itibaren açılmaya başlamıştır. Tanzimat Dönemiyle birlikte ülkenin her köşesine yayılmaya başlayan rüşdiyeler, özellikle II. Abdülhamid döneminde ülkenin en yaygın öğretim kurumları haline gelmiştir. Bu çalışmanın konusu olan Bayburt Rüşdiyesi kuruluşundan itibaren Cumhuriyet yıllarına kadar şehrin en önemli eğitim kurumlarından biri olmuştur. Çalışmamızda Bayburt Rüşdiye mektebinde okutulan dersler, mektebin öğretim kadrosu, öğrenci sayıları ile Osmanlı taşrasındaki bir rüşdiye mektebinin nitelikleri belirlenmiş, açılışından kapanışına kadar geçen süreçte, değişimi ve dönüşüm evreleri ortaya konmaya çalışılmıştır.

VIII. Türk Dili Kurultayı Yapıldı

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2017, Sayı 44 · Sayfa: 419-421
Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna bağlı Türk Dil Kurumu tarafından düzenlenen VIII. Türk Dili Kurultayı 22-26 Mayıs 2017 tarihinde Ankara'da Başkent Öğretmenevinde yapıldı.

Süheyl ü Nevbahâr Üzerine Düzeltmeler (2)

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2017, Cilt 65, Sayı 2 · Sayfa: 233-242
Her tarihî metnin elbette çok yönlü okuma güçlükleri vardır. İşte bu okumagüçlükleri nedeniyle tarihî metinler üzerine yapılan çalışmalarda birtakım okunmasorunları görülebilmektedir. Okunma sorunlarının en önemli sebebi metni anlamadanyapılan okumalardır. Oysaki metin okumak, metni anlamak ve değerlendirmek herşeyden önce ciddi bir bilimsel çalışmadır. Çünkü tarihi metin okuma işi hem geçmişihem de günümüzü doğru değerlendirmemize katkı sağlar. Bu okumalar üzerindengeliştirilecek yorumların gerçekçi ve ufuk açıcı olması için elbette öncelikleokumanın kendisinin doğru olması gerekir. Hiçbir konuda yanlış bilgi üzerinde bilimyapılamayacağı açıktır.İşte bu makalede Süheyl ü Nevbahâr'da kelime, tamlama ve birleşik yapılarınokunmasında, anlaşılmasında ortaya çıkmış olan birtakım sorunlar üzerindedurulmaktadır. Süheyl ü Nevbahar'dan konuya uygun örnekler sunulmakta vedüzeltmeler yapılmaktadır.

Eski Uygurca İkilemer Üzerine

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2017, Cilt 65, Sayı 2 · Sayfa: 243-311
Özelde Eski Uygurcada, genelde Türkçede ikilemeler Türkçenin en baştan berien sık başvurulan "ifade şekilleri"ndendir. Eski Türk yazıtlarından beri Türkçeninifade kabiliyetini öne çıkartan ikilemeler Eski Uygurcada daha da ilgi çekici bir unsurolup S. Çağatay'dan beri değişik araştırmacılarca çeşitli yönlerden ele alınmıştır.Aşağıdaki makalede 1500'ün üzerinde ikileme metinlerden seçilerek bir arayagetirilmiştir.

“Üç Noktalı fe” Harfinin Ses Karşılığı Oğuzların /w/ Karahanlıların /v/ Ünsüzü Kullanımı

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2017, Cilt 65, Sayı 2 · Sayfa: 351-413
Karahanlı dönemi eserlerinde üç noktalı fe harfine ( ڤ) rastlanmaktadır.Dönem üzerine yazılan birçok akademik yayında ڤ harfinin çift dudaksıl /w/1sesini gösterdiği savunulmuş ve bu harfin varlığına dayandırılarak Karahanlı(Hakaniye) ve Harezm Türkçesinde /w/ sesi, Oğuzcada ise /v/ sesi bulunduğu önesürülmüştür. Oysa Kaşgarlı, Oğuzların و yani /w/ kullandıklarını, buna karşılıkarı Türkçe konuşanların, yani Karahanlıların, "mahreci be ile Arap fe'si arasındaolan bir fe" kullandıklarını belirtmektedir. Kaşgarlı ayrıca bu sesi "yumuşak fe"olarak adlandırmaktadır. Kaşgarlı'nın terminolojisi göz önünde bulundurulduğundabu ifadelerden /f/ sesinin ötümlüsünü, yani diş dudaksıl /v/ sesini kastettiği sonucuağırlık kazanmaktadır. Kaşgarlı'nın tanımı bir yana bırakılsa bile, Karahanlılarınalfabeye yeni bir harf ekleme gereği duyması için o harfin ses karşılığının Arapçadabulunmaması gerektiği açıktır. Arapçada /w/ sesi vardır ve و harfiyle gösterilmektedir.Buna karşılık diş dudaksıl /v/ sesi bulunmaz ve alfabede bir karşılığı yoktur. BugünküOğuzların (batı kolunun) و harfini /v/ okuması tartışma konusu açısından geçerli birargüman değildir, çünkü Oğuz olmayan Kaşgarlı Divan'ı Arapça olarak ve Araplarınanlayacağı şekilde yazmıştır.Kaşgarlı'nın Oğuzların /w/ kullandığı savı iki şekilde açıklanabilir: 1) Kaşgarlı'nınçağdaşı tüm Oğuzlar veya eserindeki verileri topladığı Kaşgar'dan Bağdat'a uzananyolculuğunda karşılaştığı Oğuzlar /w/ kullanıyorlardı. Nitekim bugün de Oğuzcanındoğu kolu olan Türkmencede /w/ sesi bulunmaktadır. 2) Geniş bir coğrafyada üstünlükkuran Oğuzların hükmettiği tebaa birörnek değildi, içlerinde farklı Türk boylarındanve yerel halklardan insan toplulukları barındırıyordu. Muhtemelen Kaşgarlı bu farklıunsurları da siyasi bağlılıklarından dolayı Oğuz olarak adlandırıyordu. NitekimKaşgarlı Oğuz boyları arasında bir Peçenek boyu saymaktadır. Bu boy, diğer Peçenekboylarıyla batıya göç etmek yerine Oğuz hâkimiyetini kabul ederek yerlerindekalmayı tercih eden halk olmalıdır. Göç etmeyi reddetmeleri içlerinde yerli unsurlarbulundurmalarına bağlanabilir. Peçenek dilinin Kıpçakça ile ortak karakteristikleriolduğu öne sürülmüştür. /v/ yerine /w/ sesinin bulunduğu dillerin çoğu bugünKıpçak grubunda kabul edilmektedir. Kaşgarlı'nın Oğuz özelliği olarak saydığı amaOğuzcadan çok Kıpçak dil ve diyalektleri ile uyuşan başka bazı ses özellikleri de (sözbaşı c /ʤ/ gibi) bulunmaktadır.Her durumda Kaşgarlı Karahanlıların değil kendi zamanındaki Oğuzların /w/kullandıklarını söylemektedir.

balavurt, bücür, çeçil, garamsa (lames), lenza, marsık ve suhra KELİMELERİNİN ETİMOLOJİSİ

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2017, Cilt 65, Sayı 2 · Sayfa: 341-349
Bu yazıda, günümüze değin yapılan etimoloji çalışmalarına konu olmamış veya olmuşsa da etimolojisine yeni katkılar sunabileceği düşünülen bazı kelimeler incelenmiştir. Anadolu ağızlarından veya standart Türkçeden seçilen söz konusu kelimeler şunlardır: balavurt, bücür, çeçil, garamsa (lames), lenza, marsık ve suhra.Türkiye ağızlarındaki Gürcüce ödünçlemeler üzerine çalışırken, Türkçenin Doğu Karadeniz ağızlarıyla Gürcücenin yerel ağızları arasında bazı ortak kelimeler dikkatimi çekti. Bunlardan daha önce etimolojik analizleri yapılmadı. ğını tahmin ettiğim ve kullanım alanları da nispeten geniş olan bazılarını, bu yazıda ele almaya çalışacağım. Bunu yaparken, öncelikle kelimelerin Türkçedeki anlamsal çerçevelerini çizmeyi ve yayılma alanlarını belirlemeyi deneyeceğim. Sonraki aşamada kaynak dildeki şeklini ve anlamını tanımlayıp, kelimeyi tartışarak, en sonunda çevre dillerde tespit ettiğim biçimlerini de vererek önerimi sunmuş olacağım.