828 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Son 5 yıl
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Jane Austen ve Fatma Âliye’nin Romanlarının “Aşk” İzleği Etrafında Karşılaştırılması

Erdem · 2025, Sayı 89 · Sayfa: 93-116 · DOI: 10.32704/erdem.2025.89.093
Tam Metin
XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde İngiliz edebiyatında yazdığı romanlarla ülkesinin ilk kadın romancısı olan Jane Austen ile aynı yüzyılın son çeyreğinde yaşayıp Türk edebiyatının ilk kadın romancısı olan Fatma Âliye, ayrı coğrafyaların kadın yazarlarıdır. Fakat bu coğrafi uzaklık, iki kadın edebiyatçının birçok noktada buluşmasını engellemez. Her iki kadın sanatçı da hayatın onlara sunduğu şartları bir sınır kabul etmeyerek devirlerinin kendilerine çizdiği imajın geçerliliğini sorgular. Bu sorgulama, onları kendilerine ait bir alan yaratmaya ve asırlarca hareket sahası erkek egemenliği altında olan “kalem”i devralma cesaretine iter. Bu amaçla günlük hayat maceralarını hayal evrenleriyle harmanlayarak kadını ve ona ait her şeyi romana çevirme yoluyla ifade etmeyi uygun bulurlar. Birbirinden habersiz bir şekilde yetişen iki kadın sanatçının birçok paydada birleşmesinin temel nedeni, ortak duyarlılığın ve amacın kadın kalemi eşliğinde sunulmasındadır. erHerOnların hayat öykülerinde görülen uzlaşma noktalarının yanı sıra edebiyat düzlemindeki konumları ve edebî eserlerinin içerikleri de birtakım benzerlikler içerir. Söz gelimi, yazdıkları romanlar biçim ve içerik özellikleri açısından karşılaştırıldığında birden fazla ortak izleğin buluştuğu fark edilir. Bu izleklere eğilen bir bakış açısı gözetildiğinde bireysel temaların başında gelen ve özellikle kadın yazarları ilgilendiren “aşk”ın ele alınış şekillerinin örtüştüğü görülür. İki romancı da yazdıkları tüm romanlarda aşk izleğini ön planda tutup benzer tavırlar takınarak kurgularında bu izleği kullanır. Bu durum da Jane Austen ve Fatma Âliye’nin romanlarının “aşk” izleği çerçevesinde değerlendirilmesini ve ortak tarafların sunulmasını gerekli kılar. Çalışmada Jane Austen ve Fatma Âliye’nin aşk izleği etrafında yazılı romanları içerik özellikleri bağlamında karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma ile her iki sanatçının aşk merkezli romanlarındaki ortak unsurlar derlenmiştir. Bu inceleme yapılırken Jane Austen ve Fatma Âliye’nin tüm romanları tespit edilmiş, iki sanatçının yarım kalmış birer romanları da bütünlük arz etme açısından çalışmaya dahil edilmiştir. Romanlarda inceleme meselesi hâline getirilen “aşk” izleği çok yönlü bir kapsama alanını içerir. İki sanatçının romanlarında yer alan bu tema, yazarlarının duygu ve düşünce dünyalarını yansıtmanın yanı sıra devirlerinin sosyal meselelerine de ışık tutan bir mercek olarak yerini alır. Romanlar üzerinden ele alınan bireysel bir mesele, kadınsal duyarlılığı yansıtmanın yanı sıra devrin toplumsal taraflarını da açığa çıkaran bir olgu olarak romanlardaki yerini alır. Bu yüzden çalışma boyunca eserlerde aşk izleğinin tespiti yapılırken hem İngiliz hem Türk edebiyatlarına yönelik karşılaştırmalı bir inceleme yürütülmesi de hedeflenir.

Şiire Mâil Akçeye Hasret: Galatalı Safvet’in Geçim Sıkıntısı Beyânındaki Şiirleri

Erdem · 2025, Sayı 89 · Sayfa: 117-158 · DOI: 10.32704/erdem.2025.89.117
Tam Metin
19. asır, klasik Türk edebiyatında yaşanan şekil ve muhteva değişiminin hızlandığı, şairlerin söylemlerinde ve şiirlerinde kullandıkları nazım şekillerinde yaptıkları değişimin belirgin hâle geldiği dönemdir. Galatalı Safvet Mustafa (ö. 5 Şevval 1282/21 Şubat 1866) da bu değişim yıllarında yaşayan şairlerdendir. Tezkirelerde iyi bir şair olduğundan bahsedilen Galatalı Safvet, Hâtif (ö. 1823) ve Lebîb’in (ö. 1867) himâyesinde yetişir. Farklı edebî çevrelerle temas hâlinde olan ve devrinin meşhurları arasında zikredilen Galatalı Safvet’in mürettep bir divanı yoktur. Günümüze ulaşan şiirleri, genellikle şair hakkında bilgi veren Fatîn Tezkiresi’nde, Kemâlü’s-Safve’de ve Son Asır Türk Şairleri’nde bulunmaktadır. Safvet’in manzumelerinin bir kısmı ise dağınık hâlde çeşitli mecmualarda yer almaktadır. Devrinin önemli isimlerine methiyeler, tarihler yazarak geçim sıkıntısını çözmeye çalışan şairin günümüze kadar gelen manzumelerinde, onun bu yönelimine dair izler bulunur. Bu çalışmada, şairin Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde HSD.AFT 12-147 ve TSMA 368-23’te bulunan tarih kıt’aları ile Millî Kütüphane’de 06 Mil Yz A 3672/2’de kayıtlı mecmuada bulunan Dîvânçe’sindeki bazı şiirleri üzerinde durulmuştur. Şairin Mustafa Reşid Paşa’ya (ö. 1858), Cemâleddin Paşa’ya (ö. 1880) ve diğer siyasilere hitaben kaleme aldığı bayram ve yeni yıl tebrikleri, tanıdığı isimlerin yeni bir göreve getirilmesi, Rus Çarı Nikolay Pavloviç’in (ö. 1855) vefatı, Sultan Abdülmecid’in (ö. 1861) şehzadeleri Mehmed Fuad ve Ahmed Kemaleddin Efendi ile Ârif Efendi’nin (ö.?) torununun doğumu üzerine yazdığı tarihleri ve üç gazeli transkripsiyon alfabesiyle yazılmıştır. Makalede, Safvet’in şiirlerinden hareketle 19. asırda yaşayan ve çeşitli kademelerde memurluk yapan bir şairin gündelik hayat içerisindeki sıkıntıları, muhatapları, siyasal elitlerden beklentileri, Osmanlı-Rus Savaşı’ndan etkilenişi ve 1855 Bursa Depremi’ni şiirinde işleyişi incelenmiştir. Şairin şiirlerini yazarken sahip olduğu dil, kullandığı vezinler ve nazım şekilleri tespit edilerek edebî yönü ortaya koyulmuştur. Çalışma, Galatalı Safvet Mustafa’nın kendi hattıyla yazılan şiirlerinin bir kısmını toplu bir şekilde ele alması ve manzumelerinin genel teması hakkında bir kesit sunması yönüyle alana katkı sağlayacaktır.

Roman, Tiyatro, Opera Üçgeninde Aşk-ı Memnû

Erdem · 2025, Sayı 89 · Sayfa: 209-236 · DOI: 10.32704/erdem.2025.89.209
Tam Metin
Aşk-ı Memnû romanı Halid Ziya Uşaklıgil tarafından 9 Şubat 1899’dan 17 Mayıs 1900’e kadar 66 sayı boyunca Servet-i Fünûn dergisinde tefrika edilmiştir. 19. yüzyılda roman olarak yazılan, 21. yüzyılda tiyatro sahnesine taşınan ve yine 21. yüzyılda opera şeklinde yeniden düzenlenen Aşk-ı Memnû klâsikler arasında yer almış nadide bir eserdir. Roman Osmanlı İmparatorluğu’nun uzun süredir devam eden gerileme döneminde geçen hikâyesi ile insan doğasının karmaşıklığını, tutkuların ve arzuların ne kadar güçlü olabileceğini gözler önüne sererken, geleneksel ve modern değerler arasında sıkışan bireyin batılılaşma çabasıyla beraber toplum yapısındaki değişimleri de gözler önüne sermektedir. Uşaklıgil, Osmanlı toplumunu İstanbul’un sosyal dokusu içinde dil ve üslûbundaki incelik ile birleştirince ortaya edebi değeri ile klâsikler arasında yer alan eşsiz bir eser ortaya çıkmıştır. Aşk-ı Memnû romanı, tiyatro ve opera uyarlamaları aracılığıyla canlı performans sanatlarının ifade olanakları doğrultusunda yeniden biçimlendirilmiştir. Tiyatro sanatı, yapısal özellikleri gereği, romanın derinlikli psikolojik çözümlemelerini ve karakterler arası çatışmaları karşılıklı diyaloglar yoluyla sahneye taşırken; opera sanatı ise çok sesli müziğin dramatik etkisiyle karakterlerin içsel dünyalarını ve duygusal gerilimlerini izleyiciye daha yoğun bir biçimde aktarabilmiştir. Bu makalede, Aşk-ı Memnû romanının yapısal özellikleri incelendikten sonra, eserin tiyatro ve opera sanatlarına uyarlanma sürecinde geçirdiği dönüşümler ele alınacaktır. Roman, tiyatro ve opera türleri arasındaki benzerlikler ve farklılıklar karşılaştırmalı olarak analiz edilecek; her üç türde de ortak biçimde yer alan sahneler özellikle vurgulanacaktır. Ayrıca, roman metninden bağımsız olarak uyarlamalarda yer verilen yeni sahnelere değinilecek ve bu sahnelerin esere dâhil edilme gerekçeleri tartışılacaktır.

Çanakkale Muharebelerinde Mustafa Kemal’in (Atatürk) Siper Savaşına Yönelik Emirlerinin Analizi

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 431-488 · DOI: 10.33419/aamd.1832448
Tam Metin
19.1 yüzyılın başından itibaren tartışmasız bir şekilde devam eden taarruz savaşlarının müdafaa savaşları üzerine üstünlüğü I. Dünya Savaşı ile birlikte bir meydan okuma ile karşı karşıya kalmıştı. Batı Cephesi’nde ordular yaklaşık dört yıl boyunca siper savaşı nedeniyle mevzilere gömülmüştü. Benzer şekilde Çanakkale Cephesi de I. Dünya Savaşı’nda siper savaşının yaşandığı en önemli cephelerden birisi olmuştu. Bununla birlikte yeni ortaya çıkan savaş şartlarından dolayı siper savaşına yönelik I. Dünya Savaşı’ndan önce var olan yaklaşım yeterli olmamıştı. İlk defa bu savaşta siper hatları hem birden fazla sayıda hem de bitişik bir şekilde inşa edilmişti. Müdafaa anlayışı ve uygulamaları tek bir hat üzerinde değil derinliğine tertibat anlayışı içerisinde geliştirilmişti. Bu yeni anlayış ve uygulamalar savaşın nihai olarak taarruzla sonuçlandırılacağı kabulünün aksine müdafaada saplanıp kalma tehlikesini ortaya çıkarmıştı. Dolayısıyla taarruz savaşlarının üstünlüğü düşüncesinin hâkim olduğu bir askerî dünyada yetişen ancak müdafaanın sert yüzüyle karşı karşıya kalan I. Dünya Savaşı komutanlarının siper savaşlarına nasıl cevap verdikleri önemlidir. Bu çalışmada Çanakkale müdafaasının önde gelen komutanı Mustafa Kemal’in [Atatürk] siper savaşına yönelik kara muharebelerinin başladığı 25 Nisan ile cepheden ayrıldığı 10 Aralık 1915 tarihleri arasındaki harp emir ve raporları incelendi. Mustafa Kemal Bey’in siper savaşına yönelik yaklaşımın temelini inisiyatif üstünlük anlayışı oluşturduğu görüldü. Cephede sonucu tayin edebilecek önemli muharebelerin meydana geldiği Eylül 1915’e kadar Mustafa Kemal’in müdafaada saplanıp kalma tehlikesinden kaçınmaya çalıştığı, karşı taarruz anlayışını temel taktik yaklaşım olarak kabul ettiği ve sahra tahkimatının organizasyonuna da karşı taarruz anlayışı ile yaklaştığı tespit edildi. Bununla birlikte cephenin statik bir mevzi muharebesi halini aldığı Eylül 1915’ten sonra cephe müdafaa karakterini kazansa da Mustafa Kemal, cepheyi aktif müdafaa anlayışıyla komuta etti. Derinliğine tertibat, siper hatları arasında irtibatın sağlanması, emir-komuta düzeni, istinat ve ihtiyat kuvvetlerinin kullanımı, atış idaresi, gözetleme, topçu-piyade iş birliği gibi hususlar Mustafa Kemal’in harp emir ve raporlarına yansıyan diğer taktik unsurlar olmuştur. Bu çalışmada, Mustafa Kemal’in askerlik düşüncesi ilk defa siper savaşı üzerinden ele alınmıştır. Çalışmanın, Mustafa Kemal’in askerî düşüncesine dair olan literatüre katkıda bulunmasının yanı sıra Çanakkale Cephesi’ndeki siper savaşı taktikleri hakkında bir açıklama olacağı düşünülmektedir.

Türk Basınından Bir Süreç İki Perspektif: Alemdâr Ve İzmir’e Doğru Gazetelerine Göre Millî Mücadele Döneminde Biga Olayı (16 Şubat -16 Nisan 1920)

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 525-578 · DOI: 10.33419/aamd.1832474
Tam Metin
Mondros1 Ateşkes Antlaşması’ndan sonra Anadolu’nun İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesi, özellikle halk arasında büyük bir üzüntü ve hayal kırıklığına yol açmıştır. Bu işgallere karşı Kuva-yı Millîye kurulmuştur. Kuva-yı Millîye, hem işgalci İtilaf Devletleri hem de İstanbul Hükûmeti ve bu Hükûmetin taraftarı olan kendi öz kardeşlerine karşı vatanı savunmak için mücadele etmiştir. İtilaf Devletleri’nin kontrolündeki İstanbul Hükûmeti’nin girişimleriyle ülkenin genelinde isyanlar ve ayaklanmalar baş göstermiştir. Bu isyanların en önemlilerinden birisi de Biga’da meydana gelmiştir. Biga’nın hem İstanbul’a yakın olması hem de padişah taraftarlarının çok olması sebebiyle Bigalılar İstanbul Hükûmeti’nin etkisi altında kalmış ve Millî Mücadele karşıtı olmuştur. İstanbul Hükûmeti Biga’daki Millî Mücadele’yi ortadan kaldırmak için, 16 Şubat 1920 tarihinde Biga merkezli II. Anzavur isyanını başlatmıştır. Bu isyanın başlamasında İngilizler de etkili olmuştur. İstanbul Hükûmeti uyguladığı propagandayla Bigalıların çoğunluğunun bu isyana katılmasını sağladığı gibi, isyanı bastırmak için toplanan birliklerde firarlara da sebebiyet vermiştir. Fakat daha sonra 16 Nisan 1920 tarihinde Çerkez Ethem bu ayaklanmayı bastırmıştır. Bir taraftan Anadolu işgallerinin haksız yere yapıldığını ve işgale karşı direnişi desteklemek için Anadolu’da birçok yayın organı faaliyette bulunurken diğer yandan Hilafet ve padişah yanlısı pek çok yayın organı da Millî Mücadele ve Kuva-yı Millîye karşı yayın faliyetlerinde bulunmuştur. Bu yayın organlarından en önemlilerinden birisi de Alemdâr gazetesiydi. Refi‘ Cevad’la özdeşleşen bu gazete, İstanbul Hükûmeti ve İtilaf Devletleri yanlısı bir tutumu yansıtmış; buna karşılık, Millî Mücadele Harekâtı’na ve Kuvâ yı Millîye’ye karşı aleni bir muhalefet sergilemiştir. kamuoyunu etkilemeye yönelik yoğun bir propaganda faaliyeti sürdürmüş, Millî Mücadele’nin meşruiyetini sorgulayan söylemler geliştirmiştir. Biga Olayı, gazete tarafından yakından izlenmiş; bu ayaklanma, Millî Mücadele karşıtı söylemi destekleyecek şekilde değerlendirilmiş ve kamuoyunun Anadolu’daki direnişe karşı yönlendirilmesi amacıyla kapsamlı biçimde kullanılmıştır. Mazazillî Mücadele Dönemi’nde yayınlanan basın organları arasında öne çıkanlardan biri de İzmir’e Doğru gazetesiydi. Vasıf Çınar’la özdeşleşen bu gazete, Ankara Hükûmeti’ni ve Millî Mücadele’yi aleni bir şekilde desteklemiş; İsttanbul Hükûmeti ile İtilaf Devletleri’ne ise karşı bir duruş sergilemiştir. İzmir’e Doğru, Biga Ayaklanması’nı, İstanbul Hükûmeti ile dış güçlerin iş birliğiyle Millî Mücadele’ye karşı yürütülen organize bir tehdit olarak değerlendirmiştir. Bu kapsamda, halkı, millî birlik ve direniş ekseninde kenetlenmeye çağırmış; Millî Mücadele’nin meşruiyetini ve haklılığını savunma görevini üstlenmiştir. Biga Olayı, gazete tarafından yakından takip edilmiş ve kamuoyunun bilinçlendirilmesi amacıyla kapsamlı biçimde işlenmiştir. Bu çalışma, Alemdâr ve İzmir’e Doğru gazetelerinde neşredilen yazı ve makaleler aracılığıyla Biga Hadisesi’nin basına yansımasını ele almaktadır. Eski harflerle yayımlanmış bu gazetelerin farklı sayı ve sayfaları incelenerek, söz konusu olayın dönemin basını tarafından nasıl temsil edildiği ortaya konulmaya çalışılmıştır.

16. Kolordu Kumandanı Mustafa Kemal Paşa’nın Siirt Ziyaretleri

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 489-523 · DOI: 10.33419/aamd.1832465
Tam Metin
Siirt, Birinci Dünya Savaşı esnasında Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu sınırlarını savunma ve stratejik geçiş yollarını kontrol etme görevini üstlenen önemli noktalardan biri olmuştur. Bölgedeki Rus işgali tehdidine karşı Siirt halkı, oluşturduğu gönüllü milis kuvvetleriyle büyük bir mücadele vermiştir. Bu kritik dönemde Mustafa Kemal Paşa, Siirt’e gelerek askerî birlikleri denetlemiş, cephe hattını güçlendirmeye yönelik çeşitli önlemler almıştır. Paşa’nın gerçekleştirdiği ziyaretler, yalnızca askerî hedeflerle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda Siirt halkının moral ve motivasyonunun artırılması bakımından da mühim bir rol oynamıştır. Netice itibarıyla söz konusu ziyaretler, bölgedeki savunma tertibatının tahkim edilmesine, askerî kaynakların yeniden yapılandırılmasına ve sivil halkın direncinin kuvvetlendirilmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Makale, Birinci Dünya Savaşı sırasında Siirt’in sahip olduğu stratejik önemi ve 16. Kolordu Kumandanı Mustafa Kemal Paşa’nın kente gerçekleştirdiği iki ziyareti ele almaktadır. Çalışma, Mustafa Kemal Paşa’nın Siirt’e geliş tarihleriyle ile ilgili mevcut belirsizlikleri gidermeyi ve bu ziyaretleri dönemin askerî ve toplumsal koşulları çerçevesinde doğru tarihsel bağlamlarıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Mustafa Kemal Paşa’nın Siirt’e gerçekleştirdiği ilk ziyaret, dönemin arşiv belgeleri ve çeşitli hatıratlarla belgelenmiş ve tarihsel olarak desteklenmiştir. Buna karşın Paşa’nın Siirt’e yaptığı ikinci ziyarete ilişkin herhangi bir arşiv belgesine ulaşılamamıştır. Bu nedenle söz konusu ikinci ziyaretin tarihi bağlamı ve içeriği büyük ölçüde Mustafa Kemal Paşa’nın Birinci Dünya Savaşı sırasında tuttuğu notlara ve dönemin anlatılarına dayanmaktadır.

Cumhuriyet İstanbul’unda Toplumsal Bir Düzenleme: Ulaşım Araçlarındaki Perdelerin Kaldırılması

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 579-616 · DOI: 10.33419/aamd.1832484
Tam Metin
Osmanlı1Devleti’nde 19. yüzyıldan itibaren kara ve deniz ulaşım ağının giderek genişlemesi, kadınların ulaşım araçlarından ne şekilde yararlanabileceklerine yönelik bir gündeme yol açmıştır. Bu konuda varılan sonuç, ulaşım araçlarında kadınlar için ayrı yerler ayrılması olmuştur. Kadınlarla erkekler bölümünü ayırmak için de genellikle perdeler kullanılmıştır.Bu çözümün yarattığı aksaklıklar çeşitli sıkıntılara neden olmuş ve bu da beraberinde eleştirileri getirmiştir. Buna karşın, söz konusu uygulama Cumhuriyet’in ilanına kadar sürdürülmüştür. Cumhuriyet’in ilanından sonra, İstanbul Polis Müdüriyeti, perdelerin sebep olduğu sağlık gerekçesini öne sürerek 23Aralık 1923’ten itibaren bu uygulamaya son vermiştir. Böylece ulaşım araçlarındaki perdeler kaldırılmış ve kadınların erkeklerle birlikte yolculuk edebilmelerine olanak sağlanmıştır. Bununla birlikte, ayrı seyahat etmek isteyen kadınlar için ulaşım araçlarında özel yerler belirlenmiştir. Söz konusu düzenleme sağlık gerekçesine dayandırılmasına karşın, kamuoyu nezdinde ağırlıklı olarak toplumsal yönüyle değerlendirilmiştir. Bu bağlamda karara yönelik kimi tepkiler oluşup sağlık gerekçesi sorgulanmasına rağmen, genel anlamda karar olumlu karşılanmıştır. Yapılan olumlu değerlendirmelerde, toplumsal alanda birçok açıdan erkekle birlikte hareket eden kadınların, ulaşım araçlarında ayrımcılığa maruz kalmalarının anlamsız olduğu vurgulanmıştır. Bu açıdan söz konusu ayrımcılığın kaldırılmasının toplumsal açıdan bir ilerleme ve hatta bu kararın bir inkılap adımı olduğu belirtilmiştir. Bu süreçte Erzurum milletvekili Ziyaeddin Efendi bir soru önergesi vererek bu kararın gerekçesini öğrenmek istemiştir. Dâhiliye Vekili Ferid Bey, bu önergeyi TBMM’nin 16 Ocak 1924 tarihli oturumunda cevaplayarak düzenlemenin sağlık gerekçesiyle gerçekleştirildiğini ve kendilerinin bu konuda bir emir vermediğini söylemiştir. Buna karşılık Ziyaeddin Efendi sağlık gerekçesini inandırıcı bulmamış, İstanbul Polis Müdüriyetinin yetkisini sorgulamış ve yapılanın yanlış bir yenileşme adımı olduğunu öne sürmüştür. Meclis oturumunda, kendisinin görüşünü destekleyen milletvekilleri bulunduğu gibi kararı olumlu karşılayanlar da olmuştur. Bu tartışmaya rağmen, TBMM’de aksi bir karar alınmadığından perdelerin kaldırılmasına yönelik düzenleme devam ettirilmiştir.

Emniyet Umûm Müdürü Mehmet Cemal Göktan’ın Gözünden Doğu Raporu (1958)

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 739-768 · DOI: 10.33419/aamd.1832593
Tam Metin
Bu makale, 1958 yılında dönemin Emniyet Umûm Müdürü Mehmet Cemal Göktan tarafından hazırlanan Doğu vilayetlerine ilişkin raporu, sosyokültürel tespitler ve güvenlik stratejileri çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Göktan’a ait olan ve ailesi aracılığıyla tarafımıza ulaştırılan yedi sayfadan oluşan bu belge, birbirini tamamlayan gözlem, değerlendirmeler ve önerilerden oluşmaktadır. Rapor, dönemin devlet aklının Doğu bölgesine yönelik bakışını ve müdahale biçimlerini ortaya koyması bakımından, birincil kaynak niteliği taşıyan önemli bir tarihsel dokümandır. Göktan’ın ifadeleri, yalnızca bir emniyet yetkilisinin rutin ziyaret notlarından ibaret olmayıp, aynı zamanda modern Türk devletinin Doğu vilayetlerine dair güvenlik önceliklerini, toplumsal yapı üzerinde öngördüğü müdahale yöntemlerini ve muhtemel dış tehditlere karşı alınması gereken önlemleri içeren kapsamlı bir zihniyet analizini ortaya koymaktadır. Çalışma, söz konusu raporu üç ana eksende ele almaktadır. İlk bölümde, Mehmet Cemal Göktan’ın biyografisi ve bürokratik kariyerine odaklanılmış; ikinci bölümde raporda yer alan yerel gözlemler, dil, din, eğitim ve toplumsal yapı bağlamında değerlendirilmiştir. Bu gözlemler, dönemin modernleşme politikalarıyla ilişkilendirilerek analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde ise raporda dikkat çekilen Türk Emniyet Teşkilatının bölgede yaşadığı sıkıntılar, asayiş sorunları, güvenlik tedbirleri, sınır güvenliği ve dış tehdit algıları üzerinden devletin güvenlik paradigması irdelenmiştir. Araştırmanın kronolojik sınırını 1958 yılı oluşturmaktadır. Yöntem olarak, Göktan’ın kaleme aldığı metnin çözümlemesine dayalı özgün bir belge incelemesi tercih edilmiş; buna ek olarak çalışmada Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri, Celal Bayar Arşivi, Türkiye Büyük Millet Meclisi zabıtları, Resmî Gazete ve çeşitli ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Bu araştırma, Demokrat Parti döneminin son yıllarında Doğu vilayetlerine yönelik güvenlik ve modernleşme anlayışını kavramaya katkı sunmayı ve bölgeye ilişkin sorunların tarihsel kökenlerini gün yüzüne çıkarmayı hedeflemektedir.

Prof. Dr. Mine Erol’un Osmanlı Ve Cumhuriyet Tarihçiliğine Katkıları Üzerine Bir Değerlendirme

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 665-699 · DOI: 10.33419/aamd.1832560
Tam Metin
Bu makalenin amacı, Prof. Dr. Mine Erol’un (1929-2022) yaşamından kesitler eşliğinde Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi tarihçiliğine katkısını değerlendirmektir. Ülkemizde Amerikan mandası meselesini ve Osmanlı Devleti’nin Amerika Birleşik Devletleri Sefiri Alfred Rüstem Bey’in serüvenini ilk çalışan tarihçimiz olan Prof. Dr. Mine Erol’un yayınları Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele dönemlerinde Türk-Amerikan ilişkileri üzerine yoğunlaşmıştır. Prof. Dr. Mine Erol’un aile fertleri büyük dedesinden itibaren yabancı dil ağırlıklı eğitim veren okulları bitirmiştir. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Tarih eğitimi aldıktan sonra Arnavutköy Kız Koleji’nden hâkim olduğu İngilizcenin de etkisiyle Türk-Amerikan ilişkilerini incelemek üzere 1962’de Fulbright ve 1975’te ARIT bursları ile araştırma amaçlı Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi’nde birinci el kaynaklardan çalışma imkânı bulmuştur. Osmanlı Devleti’nin ABD ile yaptığı ticari antlaşmaları da değerlendirmiştir. Bu aşamada I. Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı sefiri olarak görev yapan ve Millî Mücadele Dönemi’nde de Ankara Hükûmeti’nin yanında yer alan Türk dostu Alfred Rüstem’in Türkler lehine izlediği dış politikaya eserlerinde genel olarak yoğunlaşmıştır. Osmanlı Devleti’nde kâğıt paranın tarihini ve detaylı olarak Amerikan mandası konusunu da ilk kez çalışan tarihçimizdir. Bâkir bir alan olan Türk-Amerikan ilişkilerinin farklı dönemleri üzerine pek çok eser veren Prof. Dr. Mine Erol şimdiye kadar çalışılmamıştır. Bu çalışmada, Prof. Dr. Mine Erol’un otobiyografisinden yola çıkarak 1929 ile 2012 yılları arasında yaşamında öne çıkan olaylar ve kişiler incelenmiştir. Ayrıca eser ve makalelerinin analizi yapılıp sonuçlar çıkarılırken tarihsel yöntem kullanılmıştır. Eserleri ve makaleleri öncelikle çağdaşı olup onunla benzer konuları ele alanların çalışmalarıyla birlikte değerlendirilmiştir. Daha sonrasında onun ardından çalışanların alana ne kadar katkı yaptığı ortaya konmuştur.

Cumhuriyet’in İlk Yıllarında İstanbul’daki Okullarda Görülen Salgın Hastalıklar Ve Alınan Tedbirler

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 617-663 · DOI: 10.33419/aamd.1832552
Tam Metin
Cumhuriyet kurulduğunda var olan problem sahalarından biri de sağlıktı. Öyle ki bu alanda altyapı, donanım, personel ve tesis bakımından belirgin bir eksiklik bulunuyordu. Bunun da etkisiyle, çeşitli sebeplerle meydana gelen hastalıklar salgın hâlini alabilmekteydi. Özellikle bu süreçte sıtma, verem (tüberküloz), çiçek, kızamık, kızıl, suçiçeği, boğmaca ve kuşpalazı (difteri) ve trahom gibi bulaşıcı kategorideki birçok salgın hastalık görülmekteydi. Söz konusu salgın hastalıkların, toplumu etkilemenin yanında bilhassa eğitim sürecine de olumsuz yansımaları oluyordu. Salgın dönemlerinde hastalığın yayılmaması için okullarda öğrencileri ve kitle sağlığını korumak maksadıyla çeşitli tedbirler alınmaktaydı. Bu kapsamda okullarda eğitime ara verilmesi, öğretmen ve öğrencilerin salgın ve hastalıklarla ilgili bilgilendirilmesi, temizlik ve hijyen koşullarına riayet edilmesi ile öğrencilere aşı ve sağlık taramalarının yapılması gibi önleyici tedbirler hayata geçirilmişti. Tüm bu süreçler, Maarif Vekâleti, Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekâleti ve Valiliklerin iş birliği ile gerçekleştirilmekteydi. Nitekim bir salgın durumunda ilgili bakanlıkların il müdürlükleri okullarda inceleme yapıyor ve bunun sonucunda başta eğitime ara verilmesi gibi tedbirlerin uygulanmasını öneriyordu. Söz konusu gelişmelerden hareketle bu çalışmada; Cumhuriyet’in ilk yıllarında (1923-1930) İstanbul’daki okullarda görülen salgın ve hastalıklar ile bunlara karşı devletin uygulamaya koyduğu çok yönlü tedbirler incelenmiştir. Böylece salgın durumunun eğitim süreçlerinde ne gibi etkiler oluşturduğunun ve sorunu aşmak için hangi yaklaşımların sergilendiğinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Ayrıca bu konuda eğitim ve sağlık makamlarının iş birliği ve koordinasyonuna da değinilmiştir. Elde edilen bulguların nitel araştırma yöntemi ve doküman analizi ile değerlendirildiği çalışmanın kaynaklarını, başta Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı bünyesindeki Cumhuriyet Arşiv belgeleri olmak üzere konuya ilişkin literatür oluşturmaktadır.