1497 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Son 10 yıl
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

ĠEŞENG GİNLE (Ġeşeng Ginle: Horasan Türkçesi Üzerine Bir İnceleme)

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2017, Sayı 43 · Sayfa: 441-444
Çalışmalarını İran'da Türklük ve Türkçe üzerine yoğunlaştıran Doç. Dr. Talip Doğan'ın son kitabı Ġeşeng Ginle de Horasan Türkçesi üzerine yapılan nadir çalışmalardan biridir. Kitabın adı olan ġeşeng ginle, "güzel günler" anlamında olup Ali Ekber Serac Ekberî'nin şiirlerinden birinin adıdır. Giriş, ses bilgisi, biçim bilgisi, çeviri yazılı metinler ve bunların aktarılması ile dizin olmak üzere 5 ana bölümden oluşan kitap, bir Horasan Türk'ü olan Ali Ekber Serac Ekberî'nin şiirlerinin şaire ait ses kayıtlarının deşifre edilip Türkiye Türkçesine aktarılması ve bu metinler üzerinde yapılan dil çalışması üzerine bina edilmiştir.

ULUSLARARASI HOCA AHMED YESEVÎ VE GÜNÜMÜZDEKİ İZLERİ SEMPOZYUMU

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2017, Sayı 43 · Sayfa: 461-465
3-18 Kasım 2015 tarihlerinde Paris'te düzenlenen UNESCO 38. Genel Konferansı'nda alınan karar üzerine 2016 yılı, T.C. Hükûmetinin teklifi ve Azerbaycan ile Kazakistan'ın desteğiyle Hoca Ahmed Yesevî (1093-1166) ve Ord. Prof. Dr. M. Fuad Köprülü (1890-1966) Yılı ilan edilmişti. Köprülü, 1918 yılında yazdığı Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar (1919) eserinde, Ahmed Yesevî'yi ilk defa bütün yönleriyle incelemiş, Anadolu dinî tasavvufi halk edebiyatına ve başta Bektaşilik olmak üzere tarikat kültürüne etkilerini ortaya koymuştu. 2016 yılında, böylece inceleyenle incelenen şahsiyet, mutlu bir tesadüf sonucu bir araya getirilmiş oldu

ƏDƏBİ GÜRCÜSTAN (SON 350 İLİN ƏDƏBİ ANTOLOGİYASI)

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2017, Sayı 43 · Sayfa: 435-436
Eserde; yazarlar ve şairler, "Gürcüstan Doğumlu Azərbaycanlı-Türk Yazarlar" ve "Azərbaycan Türkçəsində Yazıb-Yaradan Gürcüstan Doğumlu Gürcü, Yunan və Aysoru Sənətkarları" olmak üzere iki ana başlık altında ve kronolojik bir sıraya göre yer almıştır. Antolojik bir değere sahip kitap, hem şair ve yazar sayısı hem de üç yüz elli yıllık bir dönemi içermesi açısından önemli bir çalışmadır

KIRGIZ DESTANLARI XIV: COODARBEŞİM DESTANI ÖZBEK DESTANLARI VI: DALLİ

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2017, Sayı 43 · Sayfa: 437-439
Coodarbeşim Destanı, Er Töştük Destanı'nın devamıdır. Destanda, Coodarbeşim'in babasının yapamadığı işleri bitirmek üzere giriştiği maceralar anlatılır.Bir kahramanlık destanı olan Dalli, Köroğlu'nun Özbek kolları arasında yer alır

TÜRK DÜNYASINDAN HABERLER

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2017, Sayı 43 · Sayfa: 467-477
Türk coğrafyasında yapılan faaliyetlerin bir bölümüne dair haberleri içerir.

Ekrem Kalan, Ulus Cuçi (Zolotaya Orda) i Stranı Vostoka: Torgovo-Ekonomiçeskie Vzaimootnoşeniya vo Vtoroy Polovine XIII-XIV vv., İnstitut İstorii im. Ş. Marcani AN RT, Kazan 2012. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 2017, Cilt 81, Sayı 290 · Sayfa: 281-283 · DOI: 10.37879/belleten.2017.281
Cengiz Han'ın torunu Batu Han komutasında 1236'da girişilen ve 1242'de sonlandırılan Batı seferinden hemen sonra 1243'te İdil boylarında kurulan Altın Orda Hanlığı'nın tarihi, gerek Türk ve Moğol tarihi gerekse Doğu Avrupa ve Dünya tarihi açısından önemli bir devredir. Doğuda ve batıda İli ve Tuna ırmakları, Kuzeyde ve Güneyde Pskov ve Derbend hudutlarıyla çevrili olan bu Hanlığın jeopolitik durumu, onu zamanın siyasi tarihinin ağırlık merkezine yerleştirmektedir. Nitekim Altın Orda Hanlığı'nın klasik dönemini çalışan araştırmacı bir anda kendisini İlhanlılar, Çağatay ve Ögedey Ulusları, Moğolların Büyük Hanlığı, Memlûk ve Anadolu Selçuklu Sultanlıkları, Gürcü Krallığı, Ermeni Prenslikleri, Rus Knezlikleri, Macaristan, Lehistan ve Litvanya Krallıkları ile Papalık tarihinin içerisinde bulur. Zamanın siyasî tarihinin merkezinde bulunması yanında Altın Orda Hanlığı, dönemin iktisadî bir kutbu olarak da kendisine bir yer edinmiştir. Bununla birlikte bu husus, siyasî tarih derecesinde aydınlatılabilmiş bir konu olamamıştır. Ancak bugün elimizde Altın Orda Hanlığı'nın Doğu ülkeleriyle ticaretine ilişkin oldukça önemli bir inceleme bulunmaktadır. Ekrem Kalan tarafından doktora tezi olarak sunulan ve 2012'de Kazan'da Şehabeddin Mercani Tarih Enstitüsü tarafından neşredilen Ulus Cuçi i Stranı Vostoka: Torgovo Ekonomiçeskie Vzaimootnoşeniya vo Vtoroy Polovine XIII-XIV vv. (Cuçi Ulusu ve Doğu Ülkeleri: XIII. Yüzyılın İkinci yarısı ve XIV. Yüzyılda Ticarî-Ekonomik İlişkiler) başlıklı bu eser, alanında büyük boşluğu dolduran bir tetkiktir.

Nâdiye YÂSÎN ABED, el-İttihâdiyyûn: Dirâse Te’rîhiyye fî Cuzûrihimi’l- İctimâ‘iyye ve Turûhâtihimi’l-Fikriyye (Evâhiru’l-Karni’t-Tâsi‘a Aşar – 1908) =[̱̱ الاتحاديون: دراسة ت أريخية في جذورهم الاجتماعية وطروحاتهم الفكرية (أواخر القرن التاسع عشر - ١٩٠٨], Dâru Mektebeti Adnân &, Dâru Safahât, Bağdat & Şam 2014. [Kitap Tanıtımı]

Belleten · 2017, Cilt 81, Sayı 290 · Sayfa: 277-280 · DOI: 10.37879/belleten.2017.277
Adını, "İttihatçılar: Toplumsal Kökleri ve Düşüncelerine Dair Kronolojik Bir Araştırma (On Dokuzuncu Yüzyıl Sonları - 1908)" şeklinde tercüme edebileceğimiz kitap, asıl itibariyle 2006 yılında Prof. Dr. Kemal Mazhar Ahmed danışmanlığında Bağdat Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Doktora tezi olarak hazırlanmıştır. Beş bölümden oluşan eser, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin tarih sahnesinde yer aldığı dönem boyunca olup bitenlerin Arap dünyasına akademik bir soğukkanlılıkla tanıtılmasını amaçlamaktadır.

Türkiye Selçuklu Devleti’ne Tâbi‘ Devletler ve Tâbiiyet Hukuku Üzerine Bir Değerlendirme

Belleten · 2017, Cilt 81, Sayı 290 · Sayfa: 43-66 · DOI: 10.37879/belleten.2017.43
Tam Metin
Ortaçağ devletler hukukuna göre savaş veya sulh yoluyla bir devletin hâkimiyetini kabul eden hükümdar veya emîrler, klasik tâbiiyet (vasallık) şartlarını ve bu şartlardan doğan mükellefiyetleri yerine getirirlerdi. Avrupa, Uzak Doğu ve sair bölgelerde kurulmuş muhtelif devletlerde de mevcut olduğu görülen tâbiiyet hukukunun, Ortaçağ İslâm devletlerinde tezahür eden en önemli şart ve mükellefiyetleri, yıllık haraç vermek, metbû' hükümdar adına hutbe okutmak ve metbû' hükümdar asına sikke darp ettirmekti. Bunların dışında, metbû' hükümdar "sultan" unvanını taşırken, tâbi hükümdarın "melik" unvanını kullanması, metbû' hükümdarın sarayının kapısında günde beş nevbet çalınırken, tâbi hükümdarın üç nevbetle yetinmesi, metbû' hükümdar nezdinde hükümdar soyundan ve ekseriya tâbi hükümdarın oğullarından rehineler bulundurulması ve tâbi hükümdarın, her lüzum gösterdiği anda yardımcı kuvvetlerin başında metbû' hükümdarın hizmetine koşması gibi hususlar da klasik tabiiyet alâmetlerinden kabul edilmişti. Buna mukabil her tâbi hükümdar, metbû' hükümdarın menfaatlerini haleldar etmemek kayıt ve şartıyla iç ve dış işlerinde tamamıyla müstakil olup, üçüncü bir devletle harp veya sulh yapmakta, elçiler gönderip kabul etmekte serbest idi. Tâbiiyet hukukunun genel çerçevesi bu şekilde olmakla birlikte zaman zaman farklı uygulamalara da tesadüf edilmektedir. Bunun yanı sıra oldukça basit görünen metbû-tâbi ilişkileri, bazen oldukça karmaşık bir hale gelebilmiştir. Bu durumun yaşandığı devletlerden biri de Türkiye Selçuklu Devleti'dir. Bu dönemde çoğu zaman klasik tâbiiyet hukukunun cari olduğu görülse de gerek şekil gerekse mahiyet itibarıyla farklı uygulamalara da rastlanmaktadır.

İlk Tunç Çağı’nda Batı Anadolu’da Üç Ayaklı Mutfak Kabının Yayılımı ve Gelişimi

Belleten · 2017, Cilt 81, Sayı 290 · Sayfa: 1-22 · DOI: 10.37879/belleten.2017.1
Tam Metin
Batı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nın önemli kap biçimlerinden bir tanesi olan üç ayaklı mutfak kapları pişirme geleneği ile ilgi önemli bilgiler vermesinin yanı sıra bölgede yer alan İlk Tunç Çağı yerleşimlerinin stratigrafilerinin çakıştırılmasında anahtar kap biçimleri arasında yer alır. Üç ayaklı mutfak kapları İlk Tunç Çağı'nın başından itibaren Batı Anadolu'nun sahil kesiminde yaygınken İç Kuzeybatı Anadolu'da ilk kez İlk Tunç Çağı II'nin son evresinde ortaya çıkar ve Erken İlk Tunç Çağı III'de tüm Batı Anadolu'da yaygın bir şekilde devam eder. Ocak kullanımına bağlı olarak Batı Anadolu'nun sahil kesiminde Geç İlk Tunç Çağı III ile birlikte, pişirme kabı olarak kullanımı neredeyse ortadan kalkan bu kap biçimi, yerini düz dipli küresel gövdeli çömleklere bırakmıştır. Ancak pişirmede farklı biçimlerde üç ayakların kullanımı devam etmiştir ve günümüzde bile örnekleri söz konusudur.

Urartu Krallığı’nda Din Görevlileri

Belleten · 2017, Cilt 81, Sayı 290 · Sayfa: 23-42 · DOI: 10.37879/belleten.2017.23
Tam Metin
Urartu Devleti M.Ö. I. binde Önasya'da güçlü bir devlet olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim Urartuların egemen olduğu coğrafyada siyasi ve askeri üstünlüğünün yanı sıra dinsel alanda da önemli gelişmeler ortaya koydukları bilinmektedir. Arkeolojik verilerden Urartu dininde Meher Kapı kaya nişi, tapınaklar ve açık hava kutsal alanlar ile bu alanlarda gerçekleştirilen dini ayinlerin olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönüyle söz konusu ayinlerde din görevlilerinin de önemli bir yeri olduğu kanaatindeyiz. Dini ritüellerde önemli bir yeri olan din görevlilerinin bir kısmının adına Urartu yazılı kaynaklarında rastlamaktayız. Yazılı kaynakların yanı sıra dönemin tasvirli eserleri de din görevlileri hakkında bize önemli veriler sunmaktadır. Bu çalışmamızda Urartulularda din görevlileri ile ilgili cinsiyet ve statü farklılığı gibi bazı sorulara açıklık getirilmiştir. Ayrıca din görevlilerin ritüeller esnasında yaptıkları işler, kendi aralarındaki iş bölümü de incelenmiştir. Böylelikle Urartu dini yaşamında önemli bir yeri olan din görevlilerinin dünyası aralanmaya çalışılmıştır.