387 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Son 2 yıl
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Ak Liman ve Beş Katlı Evin Altıncı Katı’nda Yüksek Sesli Bir Venüs Olarak Tehmine ve Ötekiler

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 247-266 · DOI: 10.24155/tdk.2025.262
Tam Metin
Azerbaycan edebiyatının modern döneminde, özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda ön plana çıkan isimlerden biri olan Anar, 1970’te yayımladığı Ak Liman adlı romanının devamı niteliğindeki Beş Katlı Evin Altıncı Katı’nı da 1981’de yayımlar. Yayımlandığı dönemde çok okunarak sinemaya da uyarlanan Tehmine ve Zaur’un aşk öyküsü, arka planda Azerbaycan toplumunun gelenek ile modernite arasındaki sıkışmışlığını da gözler önüne serer. Özellikle kadın karakterler üzerinden var oluş mücadelesini irdeleyen bu iki anlatıda karakterler arasındaki karşıtlıklardan faydalanılarak toplumsal denetim mekanizmaları, cinsiyet ayrımcılığı, toplumsal cinsiyet rolleri, aile ilişkileri ve kadınların üzerindeki baskı gibi pek çok mesele gündeme getirilerek eleştirilir. Anlatılar müziğin, sinematografinin gücünden de yararlanarak oldukça sürükleyici bir yapıya kavuşturulurken çeşitli sembollerle karakterlerin belirgin yanlarının, temsil alanlarının ve karşıtlıklarının altı çizilir. Her iki anlatıda da olayların gidişatını belirleyen, çatışmayı hem besleyen hem de sonlandıran, ilk ve son sözün sahibi kadınlar olur. Kadının sesi ve kimliği, modern olan ve geleneksel olan arasındaki farkı ortaya çıkaran en belirgin unsurdur. Yaratılan Tehmine karakteri; dönemine göre oldukça cesur, dikkat çekici taraflarıyla ve elbette öyküsüyle ikonik bir karaktere dönüşmüştür. Tıpkı Anna Karenina gibi, Emma Bovary gibi umutsuzluğa rağmen sınırları zorlayarak varlığını ortaya koyan Tehmine, hem yadırganan hem hayran olunan bir figür olarak Azerbaycan edebiyatında ve sinemasında yer edinmiştir. Yarattığı atmosferle, karakterlerle ve eleştiriye açtığı kavramlarla iki roman, bu yazıda bir bütün olarak değerlendirilmiştir.

Cengiz Aytmatov’un Beyaz Gemi Adlı Eserinin Çevirisinde Anlam Kayıpları Sorunu

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 197-216 · DOI: 10.24155/tdk.2025.260
Tam Metin
Edebî eserlerin, edebî metinlerin, kaynak dilden hedef dile aynı anlamı, aynı üslubu ve aynı edebî duyguyu vererek, eş değer sözcüklerle kültürel ve anlamsal kayıplara yol açmadan aktarılmasını gerektiren çeviri türüne edebî çeviri denmektedir. Edebî çeviride, metnin içeriğiyle sahip olduğu söz varlığı, üslup özellikleri, söz dizimi çeşitliliği gibi dilin yapısal niteliklerinin hedef dile aktarılması gerekmektedir. Her çeviri türünde olduğu gibi edebî çeviri sürecinde de diller arası ve kültürler arası farklılıklar nedeniyle anlam kayıpları olabilmektedir. Çeviride eş değerliğin eksiksiz sağlanması, kültürel unsurların ve temel mesajın doğru iletilmesi çevirmenlerin başarısına bağlıdır. Ancak ters durumlarda ise çevirmenin tercihlerinden kaynaklanan nedenlerle bazı anlam kayıpları oluşmaktadır. Kaynak dilden değil de çeşitli nedenlerle ara dilden yapılan çevirilerde çok büyük anlam kayıpları söz konusu olmaktadır. Çeviri dünyasında ara dilden yapılan çevirilerin sayısı da az değildir. Türk dünyasının büyük yazarı Cengiz Aytmatov’un eserlerinin çoğu Türkçeye çevrilmiş olup bunların önemli bir kısmı kaynak dil Rusça yerine ara dilden (Fransızca) tercüme edilmiştir. Bu makalede, Refik Özdek tarafından Fransızcadan Türkçeye çevirisi yapılan Aytmatov’un Beyaz Gemi adlı eserlerindeki çeviri kayıpları tespit edilmiş, yorumlar yapılmış ve alternatif çeviri örnekleri sunulmuştur.

Sultan Melikşah’ın Feodal Yönetim Anlayışı (Nedenleri-Uygulamaları-Sonuçları)

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 367-402 · DOI: 10.37879/belleten.2025.367
Tam Metin
Büyük Selçuklu Devleti’nde kuruluştan itibaren bazı hanedan üyelerine birtakım feodal haklar verilmesi söz konusudur. 1040 yılındaki Dandanakan Zaferi’nden hemen sonra toplanan Merv Kurultayı’nda alınan ortak karar gereği bu haklar sınırlı sayıda hanedan üyesine verilmiştir. Ancak Sultan Alp Arslan değişikliğe gitmek suretiyle daha çok hanedan mensubuna bazı toprakları iktâ ederek onlara yönetim hakkı tanımıştır. Tuğrul Bey’den farklı bir şekilde oluşturulan bu sistemde Sultan Alp Arslan’ın iktâ ettiği toprağı geri alma hakkı bulunurken, hanedan üyeleri de sultan adına buraları yönetmekle yükümlüydü. Bu karar hukuki hakları ellerinden alınan İbrâhim Yinal ve Kutalmış isyanlarından çıkarılan derslerin bir neticesidir. Sultan Melikşah ise farklı bir uygulamaya giderek feodal anlayışın sınırlarını oldukça genişletmiştir. Hanedan azaları yanında, hanedandan olmayan bazı önde gelen komutanlara hatta yabancı devlet adamlarına feodal haklar vermiştir. Melikşah’ın oluşturduğu sistemde böyle bir yeniliğe gitmesinin askerî, siyasi, coğrafi vb. nedenleri bulunmaktadır. Bu dönemde bir taraftan fetihleri devam ettirme, diğer taraftan fethedilen merkezden uzak bölgelerde devletin otoritesini hissettirerek asayişi sağlama, aynı zamanda devleti şanına yaraşır bir şekilde temsil etme düşüncesi, merkezî otoriteyi dolaylı olarak yerinde güçlendirme politikası temelinde feodal anlayış uygulamalarının genişletilmesine neden olmuştur. Sultan Melikşah, hanedan üyelerinin dışında önde gelen Savtegin ve Gevherâyin gibi bazı emîrlere iktâ ettiği topraklarda feodal haklar verirken, bu hakları Fahrüddevle gibi hanedandan ve askerî zümreden olmayan bir yabancıya da tanıması, o dönemde içinde bulunulan şartların gereğidir. Sultan Melikşah onlara çetr taşımak, kapısının önünde nevbet çaldırmak, kendi adından sonra adlarını hutbelerde okutmak gibi sınırlı hâkimiyet alametlerini kullanma hakkını da vermiştir.

Süvari Tasvirli Anadolu Selçuklu Sikkeleri Üzerine Bir Değerlendirme: Bursa Arkeoloji Müzesi Örnekleri

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 403-450 · DOI: 10.37879/belleten.2025.403
Tam Metin
Süvari tasviri taşıdığı güç ve iktidar sembolik anlatısı nedeniyle birçok toplum tarafından yüzyıllar boyunca kullanılmıştır. Türkler göçebe yaşam tarzının doğal bir getirisi olarak at ve biniciliğe verdikleri önemin de etkisiyle süvari tasvirine yoğun ilgi göstermişlerdir. Bu durum taht mücadelesinin yoğun yaşandığı Anadolu Selçuklu döneminde sultan ve meliklerin bastırdıkları sikkelerde de görülmektedir. Bastırdıkları sikkelerde kompozisyona yer vererek rakiplerine mesajlarını doğrudan iletmek istemişlerdir. Bu çalışmada Bursa Arkeoloji Müzesi envanterine kayıtlı Anadolu Selçuklu döneminde basılmış süvari tasvirli sikkeler incelenmiş ve 37 adet sikke tespit edilmiştir. Sikkelerden biri gümüş, diğerleri bakır malzemeden üretilmiştir. 4’ünde H. 595 ve H. 646 tarihleri bulunmaktadır. Yazı satırlarında sultan ve meliklerden II. Kılıcarslan, Kutbüddin Melikşah, Muizzüddin Kayserşah, I. Gıyâseddin Keyhusrev, II. Rükneddin Süleymanşah, I. Alâeddin Keykubad ve IV. Rükneddin Kılıcarslan’ın isimleri yer almaktadır. Basım yeri olarak Sivas ve Malatya yerleşimleri karşımıza çıkmaktadır. Sikkelerde figürlü süslemenin yanı sıra geometrik ve bitkisel unsurlar da işlenmiştir. Tüm sikkelerde yer alan süvari tasviri, atıyla hareket hâlinde ve bir elinde savaş aleti tutar vaziyettedir. Tasvir törensel duruş sergileyen (avlanmayan) ve avlanan olmak üzere ikiye ayrılır. Av kompozisyonlarında süvari panter veya ejder avlamaktadır. Ayrıca süvari ile melek figüründen oluşan kompozisyon da bulunmaktadır. Bu çalışmada, Bursa Arkeoloji Müzesi envanterine kayıtlı süvari tasvirli Anadolu Selçuklu sikkelerinden hareketle bu grubun Türk sikke geleneğindeki ve Türk sanatındaki yerinin belirtilmesi amaçlanmıştır.

Kubilay Han’ın Maliye Nazırı Ahmed ve Reformları

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 451-479 · DOI: 10.37879/belleten.2025.451
Tam Metin
Cengiz Han’ın torunu Kubilay Han, 1260 tarihinde Çin’de Kubilay Hanlığı’nı (Yuan Hanedanı) kurdu ve bu hanlık 1368 tarihine kadar hâkimiyet sürdü. Bu süreçte konargöçer ve yabancı bir kavim olarak Moğollar, Orta Çağ döneminde hem Kuzey Çin’i hem de Güney Çin’i hâkimiyeti altına alarak ülkeyi birleştirdi. Bunun önemli nedenlerinden biri de Moğolların devlet yönetiminde idari, askerî ve mali açıdan sistematik bir yapı kurabilmesiyle yakından ilişkilidir. Özellikle de bir devletin ayakta kalabilmesi ve gelişmesindeki önemli faktörlerden biri olarak mali yapı Kubilay Hanlığı Dönemi’nde sistematik işlemiştir. Bunun için Kubilay Han, mali açıdan konuda yetkili kişileri görevlendirdi. Kubilay Han (1260-1294) Dönemi’nde ülkenin kalkınmasında, devlet gelirlerinin artmasında ve maliyenin sistemleşmesinde önemli reformları yürürlüğe koyan üç önemli maliye nazırı Ahmed (Ahema 阿合馬; ?-1282), Lu Shirong 盧世榮 (?-1285) ve Sanga (Sang Ge 桑哥; ?-1291) vardı. Bu çalışmamızda Yuan Yıllığı, Yeni Yuan Yıllığı gibi Çince ve Reşîdüddin’in Câmiu’t-Tevârih adlı Farsça eseri başta olmak üzere farklı dillerdeki araştırma eserleri de kullanılarak Kubilay Han’ın maliye nazırlarından ilki olan Ahmed’in biyografisini değerlendirdik. Ahmed’in maliye nazırı olarak atanması, bu süreçte ortaya koyduğu mali reformları ve sonuçları, görevini suistimal etmesi, hayatının trajik bir şekilde sonuçlanması ve bunun yanı sıra Kubilay Han’ın istihdam konusundaki pragmatik görüşü bu çalışmamızın kapsamında yer almaktadır. Ayrıca bu çalışmamız Kubilay Han dönemi maliye konusunda bilgi sunmakla birlikte mali yapı ve bu yapının işleyişi hakkında da önemli bilgileri içermektedir.

A New Honorary Inscription Relating to Telemachi Family from Xanthus

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 349-365 · DOI: 10.37879/belleten.2025.349
Tam Metin
This paper introduces a new, unpublished Greek inscription concerning the Telemachi family from Xanthus. The inscription in the northeast corner of the Dipylon looking to the upper agora was formerly documented by the Canadian epigraphic team in 2000 and later recorded in detail during the epigraphical survey conducted within the scope of the Xanthus Excavations-Season 2018. The fifteen-lined text was inscribed on the right profile of the statue base after a 29 cm long part roughly left which extends from the top of the base to the beginning of inscription. The inscription is dated to the 3rd century AD based on the gens “Aurelius/Aurelia” and the character of the letters. The inscription honours a person named M. Aurelius Attalus alias Heracleides, who has not yet been mentioned in any epigraphic document in the city of Xanthus so far. According to the lineage given in the inscription, the person in question is a member of the Tiberius Claudius Telemachus family, one of the famous and aristocratic families of Xanthus. The inscription reveals that M. Aurelius Attalus, alias Heracleides, is the son of M. Aurelius Heracleides, alias Dicaiarchus, who was titled as a consularis and Tib. Claudia Arsasis who was also titled as a consularis. The inscription also expresses that the maternal grandmother of the person honoured is Tiberia Claudia Arsinoe, and his grandfather is Tiberius Claudius Aurelius Attalus. This new epigraphic finding significantly contributes to the prosopography of elite families in Roman Lycia and illustrates how the empire incorporated local elites into its governing system. Additionally, the inscription provides valuable insights into the social hierarchy, cultural integration, and administrative strategies within the eastern provinces of the Roman Empire.

Yazılı ve Görsel Belgeler Işığında Tarihi ve Mimarisiyle İzmir Sancak Kale

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 507-552 · DOI: 10.37879/belleten.2025.507
Tam Metin
İzmir Körfezi’nin girişinde ve en dar noktasında inşa edilmiş olan Sancak Burnu Kalesi, karşısından dökülen Gediz Irmağı’nın oluşturduğu deltanın yarattığı sığlık nedeniyle körfeze girişin kilit noktasında yer almaktaydı. 17. yüzyıldan itibaren önemli bir ticaret merkezi hâline gelen ve dolayısıyla Batılı tacirlerin uğrak noktası olan kentte vergi denetimini sağlamak ve askerî anlamda da güvenliği tesis etmek adına önem taşıyan Kale’nin inşa tarihi, nedeni, süreci belirsizliklerle doludur. İzmir İnciraltı mevkiinde yer alan askerî bölge sınırları içinde kalan Sancak Kale’nin bugünkü durumunun geçmiş ile bağı, İzmir tarihi ve mimarisiyle ilgilenen araştırmacıların sıklıkla tartışa geldiği bir konudur. Tartışılmış olmakla birlikte inşa kitabesi bulunmayan Sancak Kale’nin ne zaman yaptırıldığına dair bilgiler çelişkilidir. Tabya şeklindeki günümüz mimarisine karşın, ilk inşasındaki mimari özellikleri ile adeta yeniden inşa düzeyinde geçirmiş olduğu onarımlar sonrasında yaşanan mimari değişim hikâyesi ise bilinmemektedir. Çalışma kapsamında söz konusu belirsizliklerin açıklığa kavuşması için akıldaki sorulara yanıt veren ilk bulgular İzmir kentinin seyyahların gözünden yazıya aktarılan tarihinin satırları arasından ve arşiv belgelerinden elde edilmiştir. Ulaşılan yazılı veriler, Kale’nin resmedildiği gravür ve tabloların yanı sıra yapının yerli ve yabancı haritacılar tarafından hazırlanan, arşiv ve müzelerde korunan planları aracılığıyla da desteklenmiştir. Bu şekilde yapının tarihî yaşam öyküsünün çözümlenmesinin yanı sıra fark edilmeyen ya da daha az bilinen mimari serüveni günümüz hava fotoğrafları da dâhil edilerek ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.

Bayburt’tan Trabzon’a: Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon Sefer Güzergâhı

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 481-506 · DOI: 10.37879/belleten.2025.481
Tam Metin
Trabzon’un Osmanlılar tarafından fethi, Anadolu’da siyasi birliği sağlama yolunda stratejik bir adım olarak kabul edilmiştir. Ancak, bu fetih hakkında bilgi veren çağdaş kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Özellikle Yassıçimen-Trabzon arasındaki rota konusunda ciddi belirsizlikler mevcuttur. Çalışmada, Bayburt üzerinden Trabzon’a ulaşan altı tarihî yol belirlenmiş ve bu yolların her biri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu yollar arasında, özellikle Galyan Yolu’nun Fatih’in fetih rotası için en güçlü aday olduğu görülmektedir. Galyan Yolu, Bayburt’tan başlayarak Trabzon’a uzanan, Türkmen nüfusunun yoğun olduğu ve Rum yerleşimlerinden geçmeyen bir güzergâh olarak dikkat çekmektedir. Çalışma, Galyan Yolu’nun coğrafi özelliklerini, tercih edilme nedenlerini ve bu güzergâhın tarihî açıdan önemini açıklamaktadır. Yazılı kaynaklar ve yüzey araştırmaları, Fatih’in fetih sırasında bu yolu tercih ettiğine dair güçlü kanıtlar sunmaktadır. Özellikle, Tursun Bey ve Konstantin Mihailoviç gibi dönemin tanıkları, sefer sırasında karşılaşılan zorlukları ve coğrafi engelleri ayrıntılı bir şekilde anlatmaktadır. Bu anlatımlar, Galyan Yolu üzerindeki geçitler ve tarihî konumlarla örtüşmektedir. Ayrıca, bu güzergâh üzerindeki arkeolojik kalıntılar, bu yolun tarihî süreçte aktif olarak kullanıldığını göstermektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, Galyan Yolu’nun Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon fethi sırasında izlediği güzergâh olarak en güçlü aday olduğunu ortaya koymaktadır. Osmanlı’nın fetih stratejileri, Anadolu tarihî yollarının belirlenmesi ve bu yolların stratejik kullanımı konusunda bu yazının önemli katkılar sunduğunu düşünmekteyiz.

Orientalist Ideology of Aryanism and Its Manifestation in the Architectural Culture of Iran during the Nation-Building Process

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 553-602 · DOI: 10.37879/belleten.2025.553
Tam Metin
In the late 18th and early 19th centuries, modern historiography witnessed a significant shift towards the kinship/homogeneity approach, largely driven by orientalists in nonWestern regions. Within this paradigm, the geographical significance of Iran gained prominence. This study scrutinizes the intersection of Aryanist historiography with the construction field during the Qajar and First Pahlavi periods in Iran. It assesses the tangible outcomes of this historical perspective as the emergence of Persian Nationalism in the construction field. It draws upon primary sources and an extensive literature review, employing a critical methodology to scrutinize architectural historiography during the late Qajar and First Pahlavi periods. The study identifies that, from the second half of the 19th century, Persian Nationalism rose under the leadership of nonMuslim capitalists and foreign and local Orientalists, subsequently gaining political power after the First Pahlavi period and becoming a determining factor in shaping the field of construction development. In this way, the archaic mindset that glorified preIslamic Iranian civilizations and opposed the centuries-long presence of Turkic and Arab cultures as local elements after Islam became the main ideology of the modern Iranian nation-state. This main ideology became a dominant element in the early architectural culture of the Iranian nation-state, bringing significant outcomes in the field of urban development. In this context, the outcomes in the urban field can be summarized as follows: the glorification of Persian historical figures, the demolition of public buildings and urban morphology from the Turkic Qajar period, and the proliferation of the Achaemenid/Sassanid revivalist style.