1497 sonuç bulundu
Dergiler
- Belleten 381
- Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi 311
- Erdem 204
- Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten 193
- Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 178
- Arış 122
- Höyük 88
- Belgeler 20
Yayınlayan Kurumlar
Yazarlar
- Nail Tan 19
- Sadettin Özçelik 10
- Hasan Ali ÇETİN 9
- Mehmet Ölmez 9
- Ahmet Karaman 6
Anahtar Kelimeler
- Osmanlı Devleti 58
- Ottoman Empire 54
- Osmanlı 43
- Ottoman 35
- Dokuma 29
- Türkiye 28
- Weaving 26
- İstanbul 24
- Osmanlı İmparatorluğu 20
- Turkish 20
Kosova’daki Türkçe Söz Varlığının Tamamlayıcısı Olarak Karadağ
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 79 · Sayfa: 113-130 · DOI: 10.32925/tday.2025.130
Özet
Tam Metin
Türkiye Türkçesinin tarihine veya bugününe yönelik araştırmalar için Batı Rumeli ağızlarının önemli katkıları vardır. Türkiye Türkçesi incelemelerine genel olarak sunulan katkıların yanında, Batı Rumeli içinde yer alan komşu alt bölgelerin karşılaştırılması, Batı Rumeli bölgesinin tarihî rekonstrüksiyonunda ve tamamlanmasında kullanılabilir. Bölgenin kendi içinde de doğu komşusu Kosova’daki Türk ağızları için Karadağ’ın tamamlayıcı olmasından söz edilebilir. Karadağ Türk ağızlarının dil özellikleri, Batı Rumeli’nin anlaşılmasına fayda sağlayabileceğini göstermiştir. Bu çalışmada bir dilin ağızlarının söz varlığını anlamada birbirine komşu ağızların yardımcı olabileceği düşüncesinden hareketle komşu iki devlet olan Karadağ ve Kosova’da bulunan Türk ağızlarının birbirini tamamlayabileceği anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın kapsamı çerçevesinde konuya söz varlığı açısından bakılmıştır. İnceleme Karadağ’dan Kosova’ya doğru bir seyirde yapılmıştır. Araştırma yerlerini somutlaştırmak için Karadağ’dan Eski Bar ağzı, Kosova’dan da Prizren ağzı örnek olarak alınmıştır. Tarama ve inceleme neticesinde iki Türk ağzından bazı sonuçlar ortaya çıkarılmıştır. Elde edilen sonuçlar üç grupta sınıflandırılmıştır. Birinci grupla saha tecrübeleri ve taramalar neticesinde Karadağ’da derlenen bazı sözlerin Kosova’da kullanımda olmadığı anlaşılmıştır. Söz varlığı açısından geçişi de göstermesi bakımından önemli olan ikinci grupta Kosova’da kısmen farklı olan sözler yer almıştır. Üçüncü grup ise Karadağ’da derlenen ancak Kosova’da kullanım sıklığı yüksek ve düşük olan sözleri içermiştir. Böyle bir çalışma ile ağızların tarihî veya çağdaş döneminin değerlendirilmesinin mümkün olabileceği ortaya konmuştur.
Sözcük Ölümü ve Erinç Edatı Üzerine
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 79 · Sayfa: 173-188 · DOI: 10.32925/tday.2025.133
Özet
Tam Metin
Bir dilde eş anlamlı sözlerin uzun süre bir arada yaşaması çok karşılaşılan bir durum değildir. Dillerde sözlerin kullanımdan düşmesinin çeşitli nedenleri vardır. Nedenlerden bir kısmıyla bütün dillerde karşılaşılır, bir kısmı ise dillerin kendi tarihiyle ilgilidir. Söz ölümü genellikle bir sözün anlam alanına dilin kendi kaynağından ya da başka bir dilden bir sözün girmesi nedeniyle olur. Ana yurttan ya da ana kitleden uzaklaşan kitlelerin dilinde zaman içinde değişmeler görülmeye başlanır ve bu durum lehçe oluşumlarının da asıl nedeni olur. Türk dili, sözcükleri öncelikle ad ve eylem olarak iki ana bölüme ayırır. Sıfat, zarf, zamir; sözcüklerin cümle içinde yüklendikleri görev adlarıdır. Türk dilinin yapısında edatın olmadığı, bu sözcük çeşidinin sonradan adlardan ya da eylemlerden türetildiği dilcilerin benimsediği bir görüştür. Edatlar, kalıplaşmış ve kendi başlarına anlam yükü olmayan ancak cümlenin anlamına katkısı olan sözlerdir. Erinç, Türk dilinin ana yardımcı eylemlerinden biri olan er- eyleminden türemiş, Bengü Taşlarda, Uygur ve Hakanlı metinlerinde karşılaşılan bir sözcüktür. Bu sözcüğün cümleye katkısı, anlama kesinlik ya da olasılık katmaktır. Hakanlı metinlerinden sonra yazı dilinde karşılaşılmayan bu sözcük yerini er- ve özellikle tur-eyleminin geniş zaman çekimli biçimlerine bırakmıştır. Bugünkü Türk yazı dillerinde de erinç sözünün cümleye kattığı işlevle turur biçiminden gelen -dIr bildirme ya da kuvvetlendirme eki kullanılmaktadır.
Çin’de Türk Dilleri ve Türk Dilleriyle İlişkili Dil ve Dil Çeşitlerine İlişkin Son Belgeler
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 79 · Sayfa: 83-112 · DOI: 10.32925/tday.2025.129
Özet
Tam Metin
Bu makale, Prof. Dr. Lars Johanson’un ufuk açıcı kitabı Discoveries on the Turkic Linguistic Map’in (2001) yayımlanmasından bu yana Çinli ve başka ülkelerden akademisyenler tarafından Çin’de dil bilim alanına yapılan en önemli katkıların bir incelemesini sunmaktadır. Yazının odak noktası, son yirmi beş yılda Çin’de yürütülen Türk dilleri ve onlarla ilişkili dillerin alan dil bilimsel araştırması ve dokümantasyonu olacaktır. Son otuz yılda Kuzeybatı Çin’de Türk dilleri ve varyantları üzerine yapılan dil bilimsel alan çalışmalarının sayısı göz önüne alındığında, bu alan çalışmalarına dayanan önemli bir bilimsel külliyatın olması şaşırtıcı değildir. Ancak buna rağmen, en önemli belgeleme çalışmalarını kapsayan bütüncül bir değerlendirme hâlâ eksiktir. Malzemenin çokluğu sebebiyle, bütün bu çalışmalara kapsamlı bir genel bakış sunmak mümkün değildir. Bu sebeple, bu çalışma kapsamlı bir literatür taraması sunmak yerine, yöntem ve sonuçları açısından seçilmiş proje ve yayınları öne çıkarmaktadır. Aşağıda, öncelikle “Çince Dil Kaynaklarını Koruma Projesi”ne kısa bir genel bakış sunacak ardından Salar, Cungar Tuvası ve Eynu ile ilgili bazı önemli belgeleme projelerine ve yayınlara kısa bir giriş yapacağım. Netice itibarıyla makale, Çin’deki Türk dilleriyle ilişkili önemli dil belgeleme çalışmalarından Türkologları haberdar etmektedir. Makalenin özgünlüğü de buradan, son yıllarda Çin’de yürütülen Türkoloji araştırmalarını bütüncül bir bakışla ele alan kapsamlı bir çalışma eksikliğini gidermesinden kaynaklanmaktadır.
Doğu Anadolu Bölgesi Ağızlarında Kapalı /ė/
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 79 · Sayfa: 21-62 · DOI: 10.32925/tday.2025.127
Özet
Tam Metin
Batıda Rumeli’den doğuda Irak topraklarına kadar çok geniş bir coğrafyada konuşulan Türkiye Türkçesi ağızları, Türk dilinin birçok arkaik özelliğini koruması ve yaşatması bakımından son derece önemlidir. Bu bağlamda ağızlar, âdeta Türk dilinin geçmişine açılan bir kapı niteliğindedir ve Türk dili üzerine yapılan neredeyse her çalışmada başvurulması gereken eşsiz bir kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye Türkçesi ağızlarında yaşatılan arkaik özelliklerden biri de Orhun Türkçesinin çözülme aşamasından itibaren varlığı her zaman tartışma konusu olan kapalı /ė/’dir. Kapalı /ė/’nin bugüne kadar yazılan bazı metinler dışında özel bir işaretle gösterilmemesi; yer, el gibi bazı sözcüklerin Köktürk harfli metinlerde bazen /i/ bazense /e/’li yazılması araştırmacıları yeni bir sesin olduğunu düşünmeye itmiş ve günümüze kadar devam eden bir tartışmayı doğurmuştur. Bu çalışmada, Karahan’ın editörlüğünü yaptığı, Ağız Atlası Kılavuz Kitabı Türkiye Türkçesi Ağız Atlasına Hazırlık adlı eserde bir ses bilgisi ölçütü olarak ilk sırada verilen kapalı /ė/’nin, Doğu Anadolu Bölgesi ağızlarındaki durumu incelenmiştir. Çalışmanın verileri yayımlanmış eserler, yüksek lisans ve doktora tezlerindeki metinlerden alınmıştır. Metinlerdeki kapalı /ė/ bulunduran kelimeler cümleleri ile birlikte fişlenmiş ve bunlar tasnif edilerek incelenmiştir. Ayrıca, kapalı /ė/’nin Doğu Anadolu Bölgesi ağızlarındaki dağılımı haritalarla gösterilmiştir. Bu sayede çalışmanın, hazırlanacak olan Türkiye Türkçesi Ağız Atlası çalışmalarına da katkıda bulunması beklenmektedir.
Türkçe Dil Bilgisi Kaynaklarındaki Belgisiz Sıfat Kategorisi Üzerine: Sıfat mı Belirleyici mi?
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 79 · Sayfa: 131-148 · DOI: 10.32925/tday.2025.131
Özet
Tam Metin
Sözcük türlerinin sınıflanmasında, sözcüklerin biçim bilimsel, söz dizimsel ve anlam bilimsel özelliklerine bağlı olarak kimi ölçütler kullanılmaktadır. Bazı sözcükler için ve bazı dillerde bu ayrımların her zaman belirgin bir şekilde yapılamamasına karşın, sıfatlar için kabul edilen evrensel nitelikli ayrım ölçütleri bulunmaktadır. Bir sözlüksel kategoriyi tanımlayan ve onu diğer kategorilerden ayıran ölçütler, ilgili kategorinin tüm alt kategorileri için de geçerli olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında Türkçe dil bilgisi kaynaklarında sıfatların bir alt türü olarak sınıflanan belgisiz sıfatların, sıfatları karakterize eden temel özellikleri sahip olmadıkları görülmektedir. Bu çalışmada, belgisiz sıfat olarak sınıflanan sözcüklerin, dil biliminde belirleyici adı verilen işlevsel bir kategoriye ait oldukları, ayırt edici özellikler ve ölçütler aracılığıyla gösterilmektedir. Belirleyiciler, sözlük birimleri olan adların, cümle düzleminde, dünyadaki gerçek bir varlığa gönderim yapabilmesi için gerekli olan dil bilgisel ve anlam bilimsel bir kategoriyi oluşturur. Temel kurucuları özne ve yüklem olan cümleler, öznenin gönderimde bulunduğu varlığa yüklemin gönderimde bulunduğu bir özelliğin atanması yoluyla biçimlenir. Bu noktada belirleyiciler, yüklemin gönderimde bulunduğu özellik kümesine, hangi varlıkların ne oranda dâhil olduklarını belirleme işlevindedir. Türkçedeki bütün, her, her bir, bazı, hiçbir, çoğu gibi sözcükler, doğal dillerin bu zorunlu belirleme işlevini yerine getiren sözcüklerdir. Belirleyiciler sadece bu tür sözcüklerle sınırlı olmayıp, farklı sözlük birimler ve yapısal özellikler de bu işlevi yerine getirebilmektedir.
Kitâbü’l-Gunya Üzerine Yeni Bir Değerlendirme
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 79 · Sayfa: 1-20 · DOI: 10.32925/tday.2025.126
Özet
Bir fıkıh kitabı olan Kitâbü’l-Gunya, Eski Anadolu Türkçesinin önemli eserlerinden biridir. Eserin ilmî neşri Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Kütüphanesi 4006 numarada kayıtlı tek nüshasından hareketle Muzaffer Akkuş tarafından 1995 yılında yapılmıştır. Akkuş incelemesinde eserin dil özelliklerinde birtakım arkaik unsurlar tespit etmiş ve eseri Anadolu Türkçesinin kuruluş devrinde Eski Türk yazı dili ile Oğuz-Kıpçak özelliklerinin bir arada görüldüğü karışık lehçe özellikli metinlerden saymıştır. Ancak Tezcan (1995), eser üzerinde yaptığı ayrıntılı dil incelemesinden elde ettiği bulgular neticesinde eserin Harezm Türkçesi ile yazılmış bir kaynaktan Eski Anadolu Türkçesine aktarıldığını belirtmiştir. Bu çalışmanın amacı ise Semih Tezcan tarafından öne sürülen varsayımı hem somut kanıtlarıyla temellendirmek hem de Tezcan’ın kullandığı dil ölçütlerini farklı bakış açısıyla değerlendirerek ve yeni kanıtlar ekleyerek daha ileri bir öngörüye ulaşmaktır. Önce eserin Harezm Türkçesi ile yazılı bir nüshasına ait gün yüzüne çıkarılan iki sayfasının çeviri yazısı ile Eski Anadolu Türkçesine aktarılmış nüshasına denk gelen kısım karşılaştırmalı verilmiştir. Bu karşılaştırmada metin üzerinde dikkat çeken özelliklerden bahsedilmiştir. Daha sonra Tezcan’ın eseri Harezm Türkçesiyle ilişkilendirdiği dil verileri yeniden değerlendirilmiş ve bu verilere yeni kanıtlar da eklenerek eserin doğrudan Harezm Türkçesinden aktarılmadığı ve eserin başka bir tarihî Türk yazı dili ile yazılmış nüshasının olması gerektiği öne sürülmüştür.
{-(y)IsAr} Ekinin Kökeni Üzerine
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 79 · Sayfa: 63-82 · DOI: 10.32925/tday.2025.128
Özet
Tam Metin
Batı Türkçesinin ilk evresini oluşturan ve XIII ile XV. yüzyıllar arasındaki dönemi ifade eden Eski Anadolu Türkçesi, karakteristik özellikleriyle Türk dilinin en dikkat çekici tarihî evrelerinden birisidir. Belirtilen evre, Türk dilinin tarihî gelişimi açısından kritik bir öneme sahip olmasının yanı sıra dil bilimsel araştırmalarda da önemli bir çalışma alanı sunmaktadır. Bununla birlikte çeşitli dil bilgisi yapılarının çözümlenmesi ve tarihsel süreçteki oluşumunu ortaya koyması bakımından da ayrı bir öneme sahiptir. Öte yandan Eski Anadolu Türkçesine has eklerden biri olan ve ilgili dönemde gelecek zaman işaretleyen {-(y) IsAr} eki; iki heceli oluşu, modern Türk dillerinde tanıklanmayışı, çeşitli kiplik işlevleri ve yazı dilinde kullanımının zamanla sona ermesi gibi nedenlerle pek çok araştırmacının dikkatini çekmiştir. Bahsi geçen ekin kökeni üzerine farklı görüşler bulunmaktadır. Bunun sebebi, yapı bakımından birden fazla ekin kaynaşmasından oluşması ve Eski Anadolu Türkçesi metinlerine oluşumunu tamamlayarak girmiş olmasından kaynaklanmaktadır. İlgili duruma istinaden bu çalışmada, öncelikle konuya ilişkin fikir öne süren araştırmacıların görüşleri eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulacak, ardından art zamanlı yaklaşım esas alınarak ilgili ekin kökenine yönelik görüş ve düşüncelerimiz ifade edilecektir.
Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Topraklarında Bir Kadın Sivil Toplum Kuruluşu: Suriye Nisvan Umur-ı Hayriye Cemiyeti
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 111 · Sayfa: 57-90 · DOI: 10.33419/aamd.1699959
Özet
Tam Metin
Bu çalışma Birinci Dünya Savaşı’nda IV. Orduya yardım etmek ve kadınların namuslu ve ahlâklı bir şekilde çalışmalarına imkân vermek amacıyla 1915 yılında Şam’da kurulan Suriye Nisvan Umur-ı Hayriye Cemiyeti’nin nizamnâmesi ve dâhili talimatnamesine yer vererek cemiyetin mevcudiyetini ortaya koymak amacını taşımaktadır. Tanzimat Dönemi’yle tam anlamıyla başlayan kadın hakları tartışmaları, II. Meşrutiyet Dönemi’nde zirveye ulaştı. Bu dönemde kadınların sosyalleşmeleri ve çalışma hayatına katılmaları için birçok somut adım atıldı. Kadınlara erkekler karşısında hukuki olarak ilk defa boşanma hakkını veren reformlar da yine bu dönemde yapıldı. Ağustos 1909 tarihinde çıkarılan Cemiyetler Kanunu ile kadınlara da cemiyet ve dernek kurma hakkı verildi. Bundan dolayı 1908’den itibaren sosyal yardım amaçlı birçok kadın cemiyeti kuruldu. Birinci Dünya Savaşı başlayınca erkeğini cepheye gönderen kadınlar, hiç değilse geri hizmetlerde yardımcı olmak amacıyla bir araya gelerek çeşitli cemiyetler oluşturdular. Kurulan kadın cemiyetlerinden biri de IV. Ordu’nun merkezinde faaliyet gösteren Suriye Nisvan Umur-ı Hayriye Cemiyeti idi. Bu çalışmayla hakkında oldukça sınırlı bilgilere sahip olunan Suriye Nisvan Umur-ı Hayriye Cemiyeti’nin kuruluşu, işleyişi ve son derece az bulunan faaliyetleri, bilimsel bir bakış açısıyla gün ışığına çıkarılmıştır. Çalışma meydana getirilirken tarihsel araştırma yöntemi kullanıldı. Bu yöntem uygulanırken elde edilen veriler doküman analizi tekniğiyle tasnif ve tahlil edildi. Bu bağlamda arşiv belgelerinden (Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi), sınırlı da olsa dönemin basınından ve mevcut literatürdeki eserlerden faydalanıldı. Bu şekilde hazırlanan çalışma giriş, bir ana bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Çalışmanın giriş kısmında Türkiye’de kadın hakları meselesi ve kadınların dernekleşme süreci hakkında ana konuya hazırlayıcı bilgilere yer verildi. Ana bölümde ise Suriye Nisvan Umur-ı Hayriye Cemiyeti’nin arşiv belgeleri arasından tespit edilen nizamnamesi ve talimatnamesi ile faaliyetlerine ilişkin bilgiler ortaya koyulmuştur. Bu sayede cemiyetin kurucuları, kurulma amacı ve idari mekanizmasına dair somut verilere ulaşılmıştır. Cemiyetin açmış olduğu hastane, halı imalathanesi ve dikimhane gibi müesseselerle bölge kadınının işsizlik meselesini çözdüğü gibi askerlerin gündelik ve sıhhi ihtiyaçlarının karşılanmasında IV. Ordu’ya cephe gerisinden önemli katkılar sunduğu anlaşılmıştır.
Sevk Ve İskân Sürecinde Bir İstasyon Olarak Konya Vilayeti
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 111 · Sayfa: 91-130 · DOI: 10.33419/aamd.1700037
Özet
Tam Metin
Birinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği günlerde cephe gerisinin güvenliği ve ülke genelinde asayişi sağlamak amacıyla alınan tehcir kararı birçok vilayeti etkilemiştir. Bunlar içerisinde Konya, özel bir yere sahiptir. Daha kanun çıkarılıp tehcir başlamadan önce Maraş- Zeytun bölgesindeki isyancı Ermenilerin Konya’da iskân edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu kararın alınmasında vilayet genelinde yaşayan Ermeni sayısının oransal olarak azlığı ve mevcut Konya Ermenilerinin ayrılıkçı faaliyetlere karışmamış olması etkili olmuştur. Diğer taraftan tehcir döneminde Konya vilayeti ulaşım imkânları ve ekonomik kaynakları sayesinde diğer vilayetlerden yönlendirilen Ermeni kafilelerinin toplanma ve dağıtım merkezi hâline gelmiştir. Nitekim 1915 yılının Eylül ve Ekim aylarında Konya’ya sevk edilen Ermenilerin sayısı o kadar artmıştır ki Konya Valisi güvenlik endişeleri taşımaya başlamış ve hükûmetten yardım talep etmiştir. Tehcir edilen Ermenilerin sayısındaki artışa paralel olarak ortaya çıkan sorunlar ve alınan tedbirler neticesinde Konya vilayeti tehcirin panoramasını yansıtan bir yer hâline gelmiştir. Böylece Konya, hem tehcir öncesi Ermenilerin sevki ve yerleştirilmeleri hem de 27 Mayıs 1915 tarihli Kanun sonrası toplanma ve sevk edilmeleri bakımından tehcirin bütün boyutlarının yaşandığı bir vilayet olmuştur.
Bu makalede Konya’da Ermeni kafilelerin nasıl toplandığı, toplanma sırasında yaşananlar, vilayet genelinde kafilelerin karşılaştığı sorunlar, vilayetteki idari ve mahalli unsurlarla kafilelerin teması ve ilişkileri; ayrıca meselenin ekonomik boyutu, kısıtlamalar ve ihtida olayları, güvenlik tedbirleri ve tehcirin uygulaması sırasındaki özensizlikler, sağlık sorunları, tehcir sonrası dönüşlerin yansıması gibi tehcir merkezli gelişmeler ele alınmıştır. Daha önce yapılan çalışmalar incelenmiş, literatür taraması yapılmıştır. Yeni belgelerin yayımlandığı ve arşivde bulunan pek çok belgenin de henüz araştırmalarda değerlendirilmediği tespit edilmiştir. Hem daha önce değerlendirilmemiş hem de yeni yayımlanmış belgelerden de yararlanılmak suretiyle tehcirin öncesi, dönemi ve sonrasında Konya’daki gelişmeler ortaya konulmuştur.
Bu çalışmanın amacı; Ermeni kafilelerinin hangi yollar ve araçlarla Konya’da nasıl toplandığını belirlemek, toplanma sırasında ortaya çıkan gelişmeleri, vilayet genelinde kafilelerin karşılaştığı sorunları tespit etmektir. Ayrıca vilayetteki merkezî idare ve mahalli unsurlarla kafilelerin teması ve ilişkilerini, ekonomik sorunları, kısıtlamaları ve ihtida olaylarını, güvenlik tedbirlerini ve tehcirin uygulaması sırasındaki özensizlikleri, sağlık sorunlarını ve tehcir sonrası geri dönüşlerin Konya’daki etkileri gibi tehcir merkezli gelişmeleri incelemektir.
The Liman Von Sanders Mission Crısıs: Reactions To The Mission, The Stance Of The Ottoman Empire And Germany (November 1913–January 1914)
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 111 · Sayfa: 1-56 · DOI: 10.33419/aamd.1699281
Özet
Tam Metin
This study aims to conduct a comparative analysis of the Ottoman Empire and Germany’s responses to the international reactions triggered by the arrival of the German Military Reform Mission, led by Liman von Sanders, in Istanbul. The research highlights the mission’s significance in reshaping pre-World War I power dynamics between rival blocs-with some diplomats even regarding it as a catalyst for the seeds of war- particularly focusing on its potential to provoke a conflict between Russia and Germany. It examines the factors that compelled Germany to modify the mission, the Ottoman Empire’s resistance to these changes, and ultimately questions whether these adjustments were imposed by Germany on the Ottomans or whether they constituted a strategic maneuver by the Committee of Union and Progress leadership to create political leverage amid diplomatic pressures.
The mission emerged following the Ottoman Empire’s request for a fully authorized German military delegation to reorganize its army, which had suffered a decisive collapse in the Balkan Wars. The primary point of contention revolved around Liman von Sanders’ appointment as the commander of the First Army Corps, which lay at the heart of Russia’s objections. This development, perceived as an expansion of Germany’s political and military influence over the Ottomans, provoked strong diplomatic protests from Russia and quickly escalated into an international crisis. Initially, Germany resisted these pressures alongside the Ottoman Empire, but mounting diplomatic tensions eventually forced Berlin to retreat. The Ottomans, too, opposed Germany’s demands for a period before ultimately conceding to the modifications.
The study argues that the mission marked a critical turning point not only in the modernization of the Ottoman military but also in the restructuring of Ottoman foreign policy and decision-making mechanisms in alignment with German interests. It demonstrates how power dynamics, diplomatic pressures, and military reform policies became deeply intertwined in Ottoman-German relations. As Germany expanded its military and political influence over the Ottomans during this process, this shift became a key factor influencing the Ottoman Empire’s decision to ally with Germany in World War I. In this regard, the study also seeks to provide a scholarly foundation for debates surrounding Liman von Sanders’ role in the Battle of Gallipoli.