301 sonuç bulundu
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yazarlar
Anahtar Kelimeler
- Osmanlı Devleti 11
- Ottoman Empire 11
- Osmanlı 9
- Ottoman 8
- İstanbul 5
- Türkiye 5
- Birinci Dünya Savaşı 4
- Eski Türkçe 4
- literature 4
- Türkiye. 4
Cumhuriyet İstanbul’unda Toplumsal Bir Düzenleme: Ulaşım Araçlarındaki Perdelerin Kaldırılması
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 579-616 · DOI: 10.33419/aamd.1832484
Özet
Tam Metin
Osmanlı1Devleti’nde 19. yüzyıldan itibaren kara ve deniz ulaşım ağının giderek genişlemesi, kadınların ulaşım araçlarından ne şekilde yararlanabileceklerine yönelik bir gündeme yol açmıştır. Bu konuda varılan sonuç, ulaşım araçlarında kadınlar için ayrı yerler ayrılması olmuştur. Kadınlarla erkekler bölümünü ayırmak için de genellikle perdeler kullanılmıştır.Bu çözümün yarattığı aksaklıklar çeşitli sıkıntılara neden olmuş ve bu da beraberinde eleştirileri getirmiştir. Buna karşın, söz konusu uygulama Cumhuriyet’in ilanına kadar sürdürülmüştür. Cumhuriyet’in ilanından sonra, İstanbul Polis Müdüriyeti, perdelerin sebep olduğu sağlık gerekçesini öne sürerek 23Aralık 1923’ten itibaren bu uygulamaya son vermiştir. Böylece ulaşım araçlarındaki perdeler kaldırılmış ve kadınların erkeklerle birlikte yolculuk edebilmelerine olanak sağlanmıştır. Bununla birlikte, ayrı seyahat etmek isteyen kadınlar için ulaşım araçlarında özel yerler belirlenmiştir. Söz konusu düzenleme sağlık gerekçesine dayandırılmasına karşın, kamuoyu nezdinde ağırlıklı olarak toplumsal yönüyle değerlendirilmiştir. Bu bağlamda karara yönelik kimi tepkiler oluşup sağlık gerekçesi sorgulanmasına rağmen, genel anlamda karar olumlu karşılanmıştır. Yapılan olumlu değerlendirmelerde, toplumsal alanda birçok açıdan erkekle birlikte hareket eden kadınların, ulaşım araçlarında ayrımcılığa maruz kalmalarının anlamsız olduğu vurgulanmıştır. Bu açıdan söz konusu ayrımcılığın kaldırılmasının toplumsal açıdan bir ilerleme ve hatta bu kararın bir inkılap adımı olduğu belirtilmiştir. Bu süreçte Erzurum milletvekili Ziyaeddin Efendi bir soru önergesi vererek bu kararın gerekçesini öğrenmek istemiştir. Dâhiliye Vekili Ferid Bey, bu önergeyi TBMM’nin 16 Ocak 1924 tarihli oturumunda cevaplayarak düzenlemenin sağlık gerekçesiyle gerçekleştirildiğini ve kendilerinin bu konuda bir emir vermediğini söylemiştir. Buna karşılık Ziyaeddin Efendi sağlık gerekçesini inandırıcı bulmamış, İstanbul Polis Müdüriyetinin yetkisini sorgulamış ve yapılanın yanlış bir yenileşme adımı olduğunu öne sürmüştür. Meclis oturumunda, kendisinin görüşünü destekleyen milletvekilleri bulunduğu gibi kararı olumlu karşılayanlar da olmuştur. Bu tartışmaya rağmen, TBMM’de aksi bir karar alınmadığından perdelerin kaldırılmasına yönelik düzenleme devam ettirilmiştir.
Emniyet Umûm Müdürü Mehmet Cemal Göktan’ın Gözünden Doğu Raporu (1958)
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 739-768 · DOI: 10.33419/aamd.1832593
Özet
Tam Metin
Bu makale, 1958 yılında dönemin Emniyet Umûm Müdürü Mehmet Cemal Göktan tarafından hazırlanan Doğu vilayetlerine ilişkin raporu, sosyokültürel tespitler ve güvenlik stratejileri çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Göktan’a ait olan ve ailesi aracılığıyla tarafımıza ulaştırılan yedi sayfadan oluşan bu belge, birbirini tamamlayan gözlem, değerlendirmeler ve önerilerden oluşmaktadır. Rapor, dönemin devlet aklının Doğu bölgesine yönelik bakışını ve müdahale biçimlerini ortaya koyması bakımından, birincil kaynak niteliği taşıyan önemli bir tarihsel dokümandır. Göktan’ın ifadeleri, yalnızca bir emniyet yetkilisinin rutin ziyaret notlarından ibaret olmayıp, aynı zamanda modern Türk devletinin Doğu vilayetlerine dair güvenlik önceliklerini, toplumsal yapı üzerinde öngördüğü müdahale yöntemlerini ve muhtemel dış tehditlere karşı alınması gereken önlemleri içeren kapsamlı bir zihniyet analizini ortaya koymaktadır.
Çalışma, söz konusu raporu üç ana eksende ele almaktadır. İlk bölümde, Mehmet Cemal Göktan’ın biyografisi ve bürokratik kariyerine odaklanılmış; ikinci bölümde raporda yer alan yerel gözlemler, dil, din, eğitim ve toplumsal yapı bağlamında değerlendirilmiştir. Bu gözlemler, dönemin modernleşme politikalarıyla ilişkilendirilerek analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde ise raporda dikkat çekilen Türk Emniyet Teşkilatının bölgede yaşadığı sıkıntılar, asayiş sorunları, güvenlik tedbirleri, sınır güvenliği ve dış tehdit algıları üzerinden devletin güvenlik paradigması irdelenmiştir. Araştırmanın kronolojik sınırını 1958 yılı oluşturmaktadır.
Yöntem olarak, Göktan’ın kaleme aldığı metnin çözümlemesine dayalı özgün bir belge incelemesi tercih edilmiş; buna ek olarak çalışmada Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri, Celal Bayar Arşivi, Türkiye Büyük Millet Meclisi zabıtları, Resmî Gazete ve çeşitli ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Bu araştırma, Demokrat Parti döneminin son yıllarında Doğu vilayetlerine yönelik güvenlik ve modernleşme anlayışını kavramaya katkı sunmayı ve bölgeye ilişkin sorunların tarihsel kökenlerini gün yüzüne çıkarmayı hedeflemektedir.
Prof. Dr. Mine Erol’un Osmanlı Ve Cumhuriyet Tarihçiliğine Katkıları Üzerine Bir Değerlendirme
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 665-699 · DOI: 10.33419/aamd.1832560
Özet
Tam Metin
Bu makalenin amacı, Prof. Dr. Mine Erol’un (1929-2022) yaşamından kesitler eşliğinde Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi tarihçiliğine katkısını değerlendirmektir. Ülkemizde Amerikan mandası meselesini ve Osmanlı Devleti’nin Amerika Birleşik Devletleri Sefiri Alfred Rüstem Bey’in serüvenini ilk çalışan tarihçimiz olan Prof. Dr. Mine Erol’un yayınları Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele dönemlerinde Türk-Amerikan ilişkileri üzerine yoğunlaşmıştır.
Prof. Dr. Mine Erol’un aile fertleri büyük dedesinden itibaren yabancı dil ağırlıklı eğitim veren okulları bitirmiştir. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Tarih eğitimi aldıktan sonra Arnavutköy Kız Koleji’nden hâkim olduğu İngilizcenin de etkisiyle Türk-Amerikan ilişkilerini incelemek üzere 1962’de Fulbright ve 1975’te ARIT bursları ile araştırma amaçlı Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi’nde birinci el kaynaklardan çalışma imkânı bulmuştur. Osmanlı Devleti’nin ABD ile yaptığı ticari antlaşmaları da değerlendirmiştir. Bu aşamada I. Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı sefiri olarak görev yapan ve Millî Mücadele Dönemi’nde de Ankara Hükûmeti’nin yanında yer alan Türk dostu Alfred Rüstem’in Türkler lehine izlediği dış politikaya eserlerinde genel olarak yoğunlaşmıştır. Osmanlı Devleti’nde kâğıt paranın tarihini ve detaylı olarak Amerikan mandası konusunu da ilk kez çalışan tarihçimizdir. Bâkir bir alan olan Türk-Amerikan ilişkilerinin farklı dönemleri üzerine pek çok eser veren Prof. Dr. Mine Erol şimdiye kadar çalışılmamıştır. Bu çalışmada, Prof. Dr. Mine Erol’un otobiyografisinden yola çıkarak 1929 ile 2012 yılları arasında yaşamında öne çıkan olaylar ve kişiler incelenmiştir. Ayrıca eser ve makalelerinin analizi yapılıp sonuçlar çıkarılırken tarihsel yöntem kullanılmıştır. Eserleri ve makaleleri öncelikle çağdaşı olup onunla benzer konuları ele alanların çalışmalarıyla birlikte değerlendirilmiştir. Daha sonrasında onun ardından çalışanların alana ne kadar katkı yaptığı ortaya konmuştur.
Cumhuriyet’in İlk Yıllarında İstanbul’daki Okullarda Görülen Salgın Hastalıklar Ve Alınan Tedbirler
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 617-663 · DOI: 10.33419/aamd.1832552
Özet
Tam Metin
Cumhuriyet kurulduğunda var olan problem sahalarından biri de sağlıktı. Öyle ki bu alanda altyapı, donanım, personel ve tesis bakımından belirgin bir eksiklik bulunuyordu. Bunun da etkisiyle, çeşitli sebeplerle meydana gelen hastalıklar salgın hâlini alabilmekteydi. Özellikle bu süreçte sıtma, verem (tüberküloz), çiçek, kızamık, kızıl, suçiçeği, boğmaca ve kuşpalazı (difteri) ve trahom gibi bulaşıcı kategorideki birçok salgın hastalık görülmekteydi. Söz konusu salgın hastalıkların, toplumu etkilemenin yanında bilhassa eğitim sürecine de olumsuz yansımaları oluyordu. Salgın dönemlerinde hastalığın yayılmaması için okullarda öğrencileri ve kitle sağlığını korumak maksadıyla çeşitli tedbirler alınmaktaydı. Bu kapsamda okullarda eğitime ara verilmesi, öğretmen ve öğrencilerin salgın ve hastalıklarla ilgili bilgilendirilmesi, temizlik ve hijyen koşullarına riayet edilmesi ile öğrencilere aşı ve sağlık taramalarının yapılması gibi önleyici tedbirler hayata geçirilmişti. Tüm bu süreçler, Maarif Vekâleti, Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekâleti ve Valiliklerin iş birliği ile gerçekleştirilmekteydi. Nitekim bir salgın durumunda ilgili bakanlıkların il müdürlükleri okullarda inceleme yapıyor ve bunun sonucunda başta eğitime ara verilmesi gibi tedbirlerin uygulanmasını öneriyordu.
Söz konusu gelişmelerden hareketle bu çalışmada; Cumhuriyet’in ilk yıllarında (1923-1930) İstanbul’daki okullarda görülen salgın ve hastalıklar ile bunlara karşı devletin uygulamaya koyduğu çok yönlü tedbirler incelenmiştir. Böylece salgın durumunun eğitim süreçlerinde ne gibi etkiler oluşturduğunun ve sorunu aşmak için hangi yaklaşımların sergilendiğinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Ayrıca bu konuda eğitim ve sağlık makamlarının iş birliği ve koordinasyonuna da değinilmiştir. Elde edilen bulguların nitel araştırma yöntemi ve doküman analizi ile değerlendirildiği çalışmanın kaynaklarını, başta Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı bünyesindeki Cumhuriyet Arşiv belgeleri olmak üzere konuya ilişkin literatür oluşturmaktadır.
F-104 Uçaklarının Dünya Havacılık Tarihindeki Yeri Ve Önemi
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 769-818 · DOI: 10.33419/aamd.1832604
Özet
Tam Metin
Bu makalede, Soğuk Savaş döneminde 1950’li yılların ortalarında ortaya çıkan, ses üstü Mach-2 hızı ile dünya hız rekorunu ve dünya irtifa rekorlarını uzun süre elinde tutan, çok sayıda savaşa katılarak hava muharebelerinde başarılar elde eden ve “İçinde pilot olan füze” olarak nitelendirilen süpersonik bir av-bombardıman ve av-önleme uçağı F-104 ele alınmıştır.
F-104 uçakları, 1954 yılında ABD’de ilk uçuşunu yapmış, 1960’lı ve 1970’li yıllarda NATO’nun ve Avrupa’nın nükleer caydırıcı gücünün önemli bir unsuru olmuştur. Bu uçaklar, ABD’nin yanı sıra Türkiye, Almanya, Kanada, Hollanda, İtalya ve Norveç gibi birçok ülke tarafından kullanılmıştır. Bu yıllarda değişik tiplerde toplam 2.579 adet F-104 üretilmiş, kriz ve savaş durumunda Batı’nın kullandığı en önemli savaş uçaklarından biri olmuştur. NATO Karşılıklı Yardım Programı çerçevesinde Türk Hava Kuvvetlerinin de envanterine dâhil olan F-104 uçaklarının ilk partisi, 1963 yılında Mürted Meydanı’nda bulunan 144’üncü Jet Filo Komutanlığında hizmete girmiş, 1963-1996 yılları arası dönemde 433 adet uçak Türk Hava Kuvvetlerinde görev yapmıştır. Böylelikle Türk Hava Kuvvetleri ilk defa radar ve 2 Mach uçuş hızı ile tanışmıştır.
Bu makalede, F-104’lerin Tayvan Boğazı Krizi, Berlin Krizi, Vietnam Savaşı, Hindistan-Pakistan Savaşları, Kıbrıs Hava Harekâtı ve Kıbrıs Barış Harekâtı’nda hava muharebesi, av-bombardıman, av-önleme, devriye, refakat ve keşif görevleri icra ederek elde ettiği başarılar açıklanmıştır. 1996 yılında Türk Hava Kuvvetlerinde hizmet dışı bırakılan bu uçaklar, son olarak 2004 yılında İtalya’da envanter dışına çıkarılmıştır. Sonuç olarak; bu makalede F-104 uçaklarının; Soğuk Savaş döneminde Türkiye dâhil birçok NATO ve Avrupa ülkesi tarafından tercih edilme nedenleri, özellikleri, bu dönemde yaşanan Vietnam Savaşı, PakistanHindistan Savaşı ve diğer savaşların sonuçlarına nasıl etki ettiği, kırdığı rekorlar ve dünya havacılık tarihindeki yeri ortaya konmuştur.
Milli Birlik Komitesi İktidarında Dinde Reform Tartışmaları
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2025, Cilt XLI, Sayı 112 · Sayfa: 701-738 · DOI: 10.33419/aamd.1832576
Özet
Tam Metin
27 Mayıs 1960’da askeri bir darbe ile 1950’den beri devam eden Demokrat Parti iktidarını deviren askerler, Milli Birlik Komitesi adı verilen 38 kişilik bir komite oluşturmuşlardır. Oluşturulan Milli Birlik Komitesi 24 Haziran 1960’da göreve başlamış ve 25 Ekim 1961 tarihine kadar iktidarda kalmıştır. İktidarda bulunduğu yaklaşık on altı aylık dönemde farklı siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel meselelerle uğraşmak zorunda kalan Milli Birlik Komitesi’nin gündemini meşgul eden en önemli başlıklardan biri de dinde reform konusu olmuştur. Oldukça geniş bir sahayı ilgilendiren dinde reform tartışması 27 Mayıs rejiminin ilk dönemlerinde daha çok din dilinin millileşmesine odaklanmış, ezan ve Kur’an’ın Türkçeleştirilmesi üzerinde münakaşalar yaşanmıştır. Dinde reform tartışmalarının içeriği süreç ilerledikçe genişlemiş, İslam’ın şart, ibadet ve kavramlarında değişimi amaçlayan daha radikal bir hal almıştır. İsmini özellikle 1950’lerde kamuoyuna duyurmuş olan Osman Nuri Çerman’ın 1961’in Nisan ayında Milli Birlik Komitesi ve Temsilciler Meclisine sunduğu “Dinde Reform Tasarısı” ile dinde reform tartışması ülke gündeminin en önemli başlıklarından biri haline gelmiştir. Milli Birlik Komitesi özellikle din dilinin millileşmesini destekleyici bir söyleme sahip olsa da zamanla dinde reform taleplerini desteklemekten vazgeçmiştir. Bu çalışma döneme ait anılar, ulusal basına ait gazete ve dergiler ile arşiv belgeleri ışığında öncelikli olarak çok parçalı bir yapı arz eden Milli Birlik Komitesi’nin dinde reform konusuna bakışını ortaya koymaya çalışmaktadır. Sonrasında ise Milli Birlik Komitesi’nin hem ezanın ve Kur’an’ın Türkçeleştirilmesi hem de Osman Nuri Çerman’ın kamuoyunda oldukça ses getiren dinde reform tasarısı karşısında takınmış olduğu tutum değerlendirilmektedir. Çalışmada son olarak ise Milli Birlik Komitesi’nin dinde reform konusundaki tutum değişikliğine yol açan nedenler analiz edilmeye çalışılmaktadır.
Hitit İkonografisinde “Kucaklama Sahneleri”ne Filolojik Bir Yaklaşım
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 819-844 · DOI: 10.37879/belleten.2025.819
Özet
Tam Metin
Hitit görsel sanatından bildiğimiz tanrının kralı kucakladığı ve “kucaklama sahnesi” (Umarmungsszene) adıyla literatüre giren kucaklama eyleminin Hitit dilinde bir karşılığı bulunmamaktadır. Bu görsel imgenin genellikle mühür baskılarında kullanıldığını görmekle birlikte Yazılıkaya kaya anıtında da büyük ölçekli bir örneği mevcuttur. Genellikle koruyucu tanrısı ile kralın yer aldığı kucaklama sahneleri tanrı kral bağını çözümleyebilmek açısından önemlidir. Kucaklama sahneleri yönetimsel anlamda kralın tanrıdan güç aldığını simgeliyor gibi görünse de kucaklama hareketinin daha çok samimiyet ve korumaya yönelik bir jest olduğu söylenebilir. Tanrı ile kral arasında gerçekleşen bu sahnelerin doğrudan bir anlatımına çivi yazılı metinlerde rastlanmamaktadır. Ancak dolaylı olarak yapılabilecek yorumlamalar neticesinde kucaklama eyleminin Hititçe karşılığının izleri sürülebilir. Bu çalışmada tanrı ve kral arasındaki özel ilişkiyi betimleyen kucaklama sahnelerindeki kucaklama hareketinin Hititçede hangi sözcüğe karşılık gelebileceği üzerine bir öneri sunulacaktır. Özellikle Hitit dinî metinlerinde sıklıkla geçen “merhamet, şefkat, acıma” anlamlarındaki genzu- kelimesi ile söz konusu kucaklama eylemi ilişkilendirilerek eylemin muhtemel karşılığının bu Hititçe sözcük olabileceği üzerinde durulacaktır. Kucaklama sahnelerinin yer aldığı çeşitli mühür baskıları ile Yazılıkaya açık hava tapınağındaki kucaklama sahnesini içeren kaya kabartması burada ele alınmıştır. Aynı zamanda Hititçe çivi yazılı belgelerde genzu- sözcüğünün geçtiği ilgili pasajlara, Hititçe ve Türkçe çevirileriyle yer verilmiştir. Ayrıca Hititçe genzu- kelimesinin sahip olduğu farklı anlamaları ile bu sözcükle ilişkili diğer formlarına da değinilmiştir.
Ḥaji Zayn-i Aṭṭār’s Ikhtiyārāt-i badī‘ī and Its Contribution to the Ottoman Pharmacopeia Literature
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 873-902 · DOI: 10.37879/belleten.2025.873
Özet
Tam Metin
This study examines Ḥaji Zayn-i Aṭṭār’s Ikhtiyārāt-i badī‘ī, one of the leading manuscripts of 14th-century Persian pharmacopeial literature, tracing its journey in the Ottoman Empire and evaluating its impact. Ikhtiyārāt-i badī‘ī represents a rich accumulation of knowledge in medieval Islamic pharmacology, bringing together the insights and experiences of the author’s contemporaries and predecessors. Moreover, it influenced many subsequent texts in Persian pharmacopeial literature. It gained prominence in Timurid and Safavid Iran as well as Mughal India, becoming a key reference in the medical and pharmacological literature of these regions. Through trade and scholarly networks, the text reached Ottoman intellectual circles and, from the 16th century onward, became a frequently consulted source among Ottoman pharmacopeial and medical works. The similar level of interest in Ikhtiyārāt during the early modern period in Ottoman, Safavid, and Mughal territories demonstrates the circulation of scholarship between these regions and how they inherited and utilized common intellectual traditions. This study highlights the contributions of Ikhtiyārāt to Ottoman pharmacopeial literature, including its role in helping Ottoman scholars learn about the identification, preservation, and application of plant species and pharmacological minerals of Iran and Indian origin. The translation of Ikhtiyārāt into Ottoman Turkish by Muhammed Rızā is examined in comparison with similar translations of the period, exploring the reasons for its translation. Notably, the fact that this translation was undertaken in the 18th century, a time when scientific interest in Europe was gaining momentum, is one of the questions this study addresses.
Wine Production Potential and Wine Economy of the Ancient City of Perre
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 845-872 · DOI: 10.37879/belleten.2025.845
Özet
Tam Metin
This study aims to determine the viticulture and wine production potential of the ancient city of Perre, located in Southeastern Turkey. For this, the characteristics and production models of the six wineries discovered in the city were elaborated. Then, agricultural areas in the city and its vicinity were identified and analysed by means of remote sensing, photogrammetry, and geographical information systems, using the digital elevation model. The elevation analysis yielded a total agricultural area of 180 hectares. Since it is commonly accepted that the maximum slope should be 15% for viticulture, areas with more than 15% slope were removed from the slope map made for the identified 180 hectares, leaving 130 hectares suitable for viticulture. Studies on viticulture assert that at most 70% of agricultural land is used for viticulture. Hence, the maximum area suitable for viticulture in Perre was calculated as approximately 90 hectares. Entering data into the software we developed, it was found that at most 491,400 litres of wine could be produced annually in Perre. Assuming that 10% of the produce was discarded during the production phase, the maximum amount of wine that could be produced annually was determined as 442,260 litres. The proximity of Perre to the legions positioned along the Euphrates, which formed the Roman-Parthian border, its being on a trade route, the existence of veteran soldiers settled in the city, and its becoming a bishopric centre in the Late Antiquity must have incentivized the people of Perre to produce wine on an industrial scale.
Tophâne Kasr-ı Hümâyunu
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 903-944 · DOI: 10.37879/belleten.2025.903
Özet
Tam Metin
Top döküm merasimlerini izlemek üzere padişahların Tophâne-i Âmire’ye ziyaretlerinde kullandıkları kasır/köşkün erken tarihlerden itibaren var olduğu bilinmektedir. Padişahların istirahat etmeleri için kullanılan bu kasır, Sultan Abdülmecid zamanına gelindiğinde batılı tarzda mimariyle inşa edilen kasır ve köşklerin ilk örneği olarak İngiliz Mimar William James Smith’e yeniden inşa ettirilmiştir. Küçük bir mücevher kutusunu andırması nedeniyle İngiliz mimarlık tarihinde Bijou of Constantinople yani İstanbul’un mücevheri olarak anılan Tophâne Kasrı, Neo-Barok özellikler taşıyan, emperyal (ampir) tarzda süslü bir yapıdır. Tophâne Kışlası içerisinde yer alan kasrın inşası, dönemin Tophâne Müşiri Fethi Paşa’nın denetim ve kontrolü altında 1846 yılında başlamış ve 1852 yılında tamamlanmıştır. Kasrın dış cephe süslemelerinde yer alan silah ve kılıç gibi askerî motifler kasrın, Tophâne-i Âmire ile olan bağının önemli bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Sultan Abdülmecid zamanında sıklıkla kullanılan kasır, kendisinden sonraki padişahlar döneminde bilhassa yabancı misafirlerin ağırlandığı ve uluslararası konferansların toplandığı bir mekân olarak da tercih edilmiştir. Çalışmanın amacı, günümüze kadar ulaşan Tophâne Kasrı’nın inşatefriş süreci ile bugüne kadar tespit edilemeyen ve ilk defa bu çalışmada kullanılan inşa keşif defterlerinde yer alan inşaat, onarım ve yenilenme kayıtlarına yansıyan süreçlerini kronolojik bir akışta tahlil etmeye çalışmaktır. Ayrıca bu çalışmada Tophâne Kasrı’nın, Osmanlı Devleti’nin son zamanlarına kadar birçok tarihî olaya tanıklık ettiği organizasyonlar ve tarihî olaylar, tarih-mekân-insan hafızası çerçevesinde ele alınacaktır.