1411 sonuç bulundu
Dergiler
- Belleten 360
- Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi 302
- Erdem 194
- Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten 183
- Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 171
- Arış 106
- Höyük 78
- Belgeler 17
Yayınlayan Kurumlar
Yazarlar
- Nail Tan 19
- Sadettin Özçelik 10
- Hasan Ali ÇETİN 9
- Mehmet Ölmez 9
- Ahmet Karaman 6
Anahtar Kelimeler
- Osmanlı Devleti 57
- Ottoman Empire 51
- Osmanlı 43
- Ottoman 35
- Dokuma 29
- Türkiye 26
- Weaving 25
- İstanbul 22
- Halı 19
- Osmanlı İmparatorluğu 18
18. Yüzyılda Vezaretten İhanete Bir Osmanlı Devlet Adamı: Arifî Ahmed Paşa’nın Hayatı ve Muhallefatı
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 993-1040 · DOI: 10.37879/belleten.2025.993
Özet
Tam Metin
Osmanlı Devleti’nde müsadere sıklıkla uygulanan bir usuldür. Özellikle nakit ihtiyacının had safhaya çıktığı 17. ve 18. yüzyıllarda müsaderenin çeşitli vesilelerle uygulandığı bilinmektedir. 18. yüzyılda malları müsadere edilen devlet görevlilerinden birisi de Vezir Arifî Ahmed Paşa’dır. Paşa, bürokraside başladığı kariyerinde reîsülküttâblığa kadar yükselmiş, ardından vezaret payesi alarak seyfiye sınıfına geçmiş ve çeşitli eyaletlerde valilik yapmıştır. III. Ahmed devrinde (1703-1730) İran’a yönelik açılan seferlere iştirak eden Arifî Ahmed Paşa, Revan’ın fethinde serasker olarak görev almıştır. Ancak Paşa hakkında bu tayinden birkaç yıl sonra sefer sırasında Osmanlı Devleti’ne ihanet derecesine varan fiilleri bulunduğu gerekçesiyle idam kararı verilmiştir. Onun idamından sonra muhallefatı da müsadere edilmiştir.
Arifî Ahmed Paşa’nın yaşam öyküsünü ve muhallefatını konu edinen bu çalışmanın ana kaynaklarını Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivinde bulunan mühimme defterleri ile muhallefat defterleri oluşturmaktadır. Çalışma iki kısımdır. Birinci kısım dönemin kronikleri ve mühimme defterlerinden faydalanılarak oluşturulan Paşa’nın yaşam öyküsünü ihtiva etmektedir. İkinci kısımda ise Ahmed Paşa’nın muhallefatı ele alınmıştır. Bu kısımda Paşa’nın toplamda 60 bin guruşa yakın servetinin büyük kısmını oluşturan nakit para ve gayrimenkullerin yanında sahip olduğu silahlar, kitaplar ve eşyalar incelenmiştir. Ahmed Paşa’nın kayıt altına alınan menkul ve gayrimenkulleri tasnif edilmiş, ardından muhallefatla ilgili işlemlere dair bilgi verilmiştir.
Yukarıda zikredilen dönemin kaynakları ışığında Arifî Ahmed Paşa özelinden hareketle bir Osmanlı devlet adamının devlet hizmetine girişi, yükselişi ve hata yaptığında muhallefatına el konularak ortadan kaldırılışı analiz edilmiştir. Bu bağlamda devletin, bürokraside bir otokontrol sistemi olan müsadere uygulamasını hangi şartlarda, hangi amaç doğrultusunda ve ne şekilde uyguladığının resmedilmesi ile muhallefat çalışmalarına katkı sunulması amaçlanmıştır.
Rise of Indigenous Ottoman Viziers in the Sixteenth Century
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 945-992 · DOI: 10.37879/belleten.2025.945
Özet
Tam Metin
This study explores the transformation of the Ottoman vizierate in the sixteenth century, highlighting the emergence of “indigenous viziers” who rose from humble origins through the devşirme levy and palace education. Unlike earlier viziers—ulema scholars of madrasa training or Balkan and Byzantine aristocrats who maintained ties to their homelands—these new figures were entirely products of the Ottoman system. Educated in the palace school (Enderûn) and promoted through provincial and central offices, indigenous viziers embodied a unique model of state service rooted solely in loyalty to the sultan. Their careers illustrate both the centralizing ambitions of Suleyman the Magnificent and the broader Ottoman process of state-building, which replaced cosmopolitan or aristocratic bureaucrats with a cadre of palace-trained administrators whose authority could not be transferred to other dynastic contexts. By situating this development within comparative European frameworks, the article argues that the rise of indigenous viziers represents a distinctive form of meritocratic integration in the early modern world.
Mkrtich Khrimian as an Ottomanist? Disputing a Growing Trend in Armenian Historiography
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1079-1108 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1079
Özet
Tam Metin
Mkrtich Khrimian (1820-1907), long recognised as a foundational figure in Armenian nationalism, also held prominent, influential religious and political roles within the Ottoman Armenian community. In recent years, however, a growing and increasingly visible trend in historiography has emerged that reinterprets Khrimian as an Ottomanist mediator and a committed proponent of Tanzimat reforms. This reinterpretation, rooted largely in his institutional engagements and interactions with the Ottoman state, portrays him as a conciliatory and adaptive figure working deliberately within the imperial framework. This article critically engages with this significant historiographical shift, reassessing Khrimian’s rhetoric and activities through a close, careful reading of his sermons, writings, and political actions—most notably the widely referenced and symbolically charged “Iron Ladle Sermon”. It argues that Khrimian’s ideological orientation aligns more closely with Armenian nationalist aspirations and sentiments than with Ottomanist ideals or reformist agendas. Drawing on a wide range of primary sources, including Artsvi Vaspurakan (a periodical edited by Khrimian), archival documents, and recent scholarship, the article highlights the nationalist content embedded in Khrimian’s discourse and explores the broader historical implications of his legacy. By challenging the emerging narrative that casts Khrimian as an Ottomanist figure, this study offers a historically grounded and analytically reflective reappraisal of his ideological trajectory.
Nikola Mavroyani: Eflak’ın Sıra Dışı Voyvodası (1786-1790)
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1041-1078 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1041
Özet
Tam Metin
Nikola Mavroyani 1735 yılında Pare Adası’nda doğmuştur. İstanbul’a gelerek Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın sarrafı Hacı Nikolaki’ye intisap etmiştir. Onun aracılığıyla da Hasan Paşa’nın himayesine girmiştir. Bu himaye, Mavroyani’nin hayatında önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü Eflak voyvodalığının kapıları Cezayirli Gazi Hasan Paşa sayesinde Mavroyani’ye açılmıştır.
Bu doğrultuda Mavroyani’nin ilk görevi, donanma tercümanının maiyetinde yazıcı olmaktır. Türkçe, Yunanca ve İtalyanca bilen Mavroyani, yazıcılıkla yetinmemiştir. Kısa sürede efendisi Hasan Paşa’nın gözüne girmiş ve kendisini voyvodalık yolundaki basamaklardan biri olan donanma tercümanlığına terfi ettirmiştir (1770).
Donanma tercümanlığını yaklaşık on altı yıl sürdüren Nikola Mavroyani, bu vazifesi sırasında nüfuzunu daha da arttırmıştır. Güven ve itimadını kazandığı hamisi Cezayirli Gazi Hasan Paşa’ya voyvodalık için baskı yapmıştır. Hasan Paşa da elinden gelen çabayı göstermiş, Mihalaki Bey’e kâğıtlar göndererek Eflak voyvodalığından çekilmeye zorlamıştır. Mihalaki Bey de hastalığını gerekçe göstererek can korkusundan istifa etmiştir. Akabinde de kâğıt üzerinde divan tercümanı gösterilen Mavroyani, alışılmışın dışında olarak 7 Nisan 1786’da Eflak voyvodalığına tayin edilmiştir.
Nikola Mavroyani Eflak voyvodalığını sıra dışı bir yolla elde etmiştir. Yine de o devletine sadık bir bendedir. Göreve getirilmesinden kısa süre sonra başlayan Osmanlı-Rusya-Avusturya Savaşı’nda üstlendiği rol de bunun göstergesidir. Fakat savaşın getirdiği zorlu koşullar ve hamilerinin düşüşü, Mavroyani’nin kariyerini olumsuz yönde etkilemiştir. Hırsları ve yanlış adımları dolayısıyla güvendiği çevrelerin desteğini kaybeden Mavroyani, 30 Eylül 1790’da devlete ihanetle suçlanarak Rusçuklu Şerif Hasan Paşa’nın emriyle katledilmiştir.
Arşiv Belgeleri Işığında Heimei Maru Japon Gemisi: Esir Türkler İçin Yürütülen Diplomatik Faaliyetler
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1159-1184 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1159
Özet
Tam Metin
Bu çalışmada, Türk İstiklal Harbi devam ettiği sırada Sibirya’dan yola çıkan ve 1.000’den fazla Türk esirini taşıyan Heimei Maru adlı Japon gemisine dair yaşananlar, arşiv belgeleri ışığında ele alınmıştır. Heimei Maru gemisindeki kişiler, Birinci Dünya Harbi’nin sona ermesinden sonra esir alınan Türklerden müteşekkildi. Esir Türklerin kurtarılması için başta Osmanlı Devleti olmak üzere, diğer devletler ve uluslararası kurumlar sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu çalışmada, Yunanistan’ın, esirleri çok kötü şartlar altında tuttuğu ve Anadolu işgali sırasında esirler üzerinden diplomatik üstünlük elde etmek için her türlü yola başvurduğu ortaya konulmuştur. Ancak bir müddet sonra, artan baskılar sonucunda Yunanistan, çoğunluğu yaşlılar, kadınlar ve çocuklardan oluşan 400 kişilik bir grubu, İstanbul’a göndermek zorunda kalmıştır. Geride kalan esirler ise İtalya’ya nakledilerek, Asinara Adası’ndaki esir kampında tutulmaya devam edilmişlerdir. Makalede, İtalya’daki esir kampındaki şartların oldukça kötü olduğu ve İtalya Hükûmeti’nin, esirlerin ihtiyaçları konusunda gerekli özeni göstermediği üzerinde durulmuştur. Ekonomik çöküntü içerisinde olan Türk Hükûmeti’nin, bu zor şartlar altında bile esir Türklerin masraflarını karşılama konusundaki çabalarına dikkat çekilmiştir. Esir Türklerin, İstanbul’a getirtilmeleri için her türlü diplomatik yolun denenmesine rağmen Yunan yönetiminin, sert tutumu sebebiyle esirler, uzun bir dönem boyunca esaret altında kalmışlardır. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti ve Milletler Cemiyeti yetkililerinin yoğun uğraşları sonucunda Haziran 1922’de esir Türkler İstanbul’a dönebilmişlerdir.
Sovyet Kaynaklarının Ötesi: Alman Diplomatik Raporlarında Kazakistan’da Büyük Kıtlık (1930-1933) Analizi
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1185-1214 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1185
Özet
Tam Metin
1931’den 1933’e kadar Sovyetler Birliği’nin neredeyse her bölgesini etkisi altına alan ve Kazakistan’da da yıkıma yol açan Büyük Kıtlık uzun yıllardır Sovyet arşiv belgeleri üzerinden hem Türk literatüründe hem de batı literatüründe araştırılmaktadır. Güncel çalışmalar Sovyetler Birliği içerisinden bilgi alabilmenin oldukça zor olduğu yılları kapsayan kıtlık sürecinde Alman diplomatik raporlarının da farklı bakış açılarını belirlemede, kıtlığın çok yönlü doğasını aydınlatmada ve trajedinin daha kapsamlı bir şekilde anlaşılmasında katkıda bulunabilecek incelikli içgörüler ve söylemler içerdiğini göstermektedir. Ancak Büyük Kıtlık çalışmalarının başında olduğu gibi Alman raporlamalarının kullanımı da Ukrayna ve çevresine odaklanmıştır. Bu bakımdan Kazakistan içerisinden kıtlık yıllarına ilişkin Alman arşivlerinin ortaya çıkarılması ve Sovyet dışı kaynakların ötesine geçilerek Alman perspektifinin incelenmesi, dönemin raporlamalarında muhaceretteki millî aydınların da fikir dünyasını etkilemiş olan içgörüleri analiz etmede fayda sağlayacaktır. Bu çalışmada özellikle Alman kaynaklarının Sovyet arşiv belgeleri ve güncel çalışmalarla ne ölçüde örtüştüğü ya da çeliştiği, Kazak halkının trajedisinin nasıl algılandığı mercek altına alınmaktadır. Bu bağlamda Kazakistan’da Büyük Kıtlık sürecinin tarihsel olarak yeniden değerlendirilmesine ve seçenekli bir kaynak kullanımının geliştirilmesine katkıda bulunulması amaçlanmıştır.
Türk Dil Devrimi Sürecinde Türetilen “Önem” Sözcüğü, Bir Uydurma Sözcük müdür?
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 80 · Sayfa: 85-104 · DOI: 10.32925/tday.2025.137
Özet
1930’lu yıllarda Atatürk’ün öncülüğünde başlatılan Türk dil devriminin en temel amacı, Türkçedeki Arapça ve Farsça sözcüklerin yerine Türkçe karşılıklar bulmak ve bu yolla Türkçeyi sadeleştirmektir. Bu süreç sonunda Türkçe söz varlığına çok sayıda yeni kelime eklenmiştir. Türk dil devrimi sürecinde kelime türetmede izlenen yol ve türetilen bazı yeni kelimeler daha sonradan hep tartışma konusu olmuştur. Türkçenin türetme kurallarına uymadığı düşünülen kelimeler “uydurma sözcük” olarak nitelendirilmiştir. Bu çalışmada bir Türk dil devrimi sözcüğü olan ve Türkçede 1935’ten beri kullanılan önem sözcüğü üzerinde durulmuştur. Arapça ehemmiyet sözcüğüne karşılık olması için türetilen bu sözcük, daha türetildiği ilk yıllardan itibaren Türkçeye yerleşmiştir. Önem kelimesi, ilk bakışta semantik olarak ön kelimesi ile ilişkilendirilmektedir. Birçok araştırmacı ön kelimesi üzerine +em eki getirilerek yapıldığını, Türkçede isimden isim yapan bir +em eki olmadığını ve bu nedenle de önem’in uydurma bir sözcük olduğu görüşünü savunmaktadır. Bu makalenin en temel amacı, önem kelimesinin ön isminden türetilmediğini ve uydurma bir sözcük olmadığını göstermektir. Çalışmada önce önem kelimesi hakkında diğer araştırmacıların ve etimolojik sözlük yazarlarının görüşleri sıralanmış, daha sonra önem’in Türkçeye nasıl girdiği ve morfolojik yapısı açıklanmıştır. Önem’in bir isim olan ön kelimesinden değil öne- fiilinden türetildiği, bu fiilin de uydurma bir fiil olmayıp 1804/1805’te istinsah edilen bir Türkçe-Arapça sözlükte yer aldığı ortaya konmuştur.
Kod Kopyalama Modeli Temelinde Gagavuzcada Belirtme-Yönelme Alternasyonu
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 80 · Sayfa: 159-180 · DOI: 10.32925/tday.2025.140
Özet
Bu çalışmanın konusu, Gagavuzcada belirtme ve yönelme işaretleme açısından farklılaşan istem yapılarıdır. Bu çalışmada istem değişimi, Gagavuzca söz dizimsel bir yapıdaki bir eylemin aynı söz dizimsel-anlamsal koşullar altında belirtme ile yönelme olmak üzere iki farklı durum istemesi açısından ele alınacaktır. Belirtme ve yönelme durumu arasındaki istem değişimi Gagavuzca söz diziminde çok sık rastlanan bir olaydır. Bu olay, alan yazını araştırmalarında genellikle durum ekleri arasındaki görev değişikliği olarak açıklanır. Bu çalışmada, diğer araştırmalardan farklı olarak söz konusu istem değişimi dil ilişkileri açısından ele alınmaktadır. Kuramsal temel ise Johanson’un kod kopyalama modeline dayanmaktadır. Kod kopyalama modeline göre belirtme durumu yerine yönelme, yönelme yerine belirtme durumunun işaretlenmesinde Slav dillerinin etkisi olduğu belirlenmiştir. Çünkü Gagavuzların Slav halklarıyla yüzyıllar boyunca aynı coğrafyayı paylaşmaları tarihsel, sosyal, kültürel ve politik ilişkilerin yanı sıra onlarla dil etkileşiminde bulunmalarına neden olmuştur. Bunun sonucunda Gagavuzca, söz varlığı, ses bilgisi, biçim bilgisi ve söz dizimi alanlarında baskın durumdaki Slav dillerinden çok sayıda kopya özellik geliştirmiştir. Gagavuzcada belirtme ve yönelme işaretleme açısından tespit edilen istem farklılaşması biçim-söz dizimsel kopyalamanın tipik bir örneğini temsil eder. Bu çalışmanın amacı Gagavuzcada belirtme ve yönelme işaretleme açısından farklılaşan istem yapılarına dikkat çekmek ve bu farklılıkları dil ilişkileri açısından ele almaktır. Burada, Gagavuzcada belirtme yerine yönelme, yönelme yerine belirtme durumu işaretleme şeklinde görülen bu dil bilgisel örüntünün kod kopyalama modeline göre seçilmiş kopyalar olduğu sonucuna varılmıştır.
Çankırı Ağızlarında Emir Bildirimlerinin Görünümü: -(y)Ale ve -sAŋA
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 80 · Sayfa: 1-24 · DOI: 10.32925/tday.2025.134
Özet
Tam Metin
Emir bildirimleri alan yazınında farklı yaklaşımlarla değerlendirilir. Tartışmalar, emirin kipliğin bir alt ulamı olup olmaması, birinci ve üçüncü kişiyle kullanılıp kullanılmaması, işaretleyicilerle birlikte kullanılan ünlem vb. unsurların anlama etkisi ve emir işaretleyicilerinin kaynakları gibi sorunlara odaklanır. Emir bildirimleri, genel olarak konuşucunun alıcıyı bir eylemi gerçekleştirmeye yönlendirme amacıyla kullanılır. Ancak kiplik ulamı altında eylemin gerçekleşmesine yönelik konuşucunun yaklaşımını içeren gereklilik, istenirlik ve olasılıkla ilişkilendirilir. Alan yazınında da işaret edildiği gibi işlevi özellikle diyaloglarda ortaya çıkan emir bildirimlerinde kullanılan dilsel araçların standart değişke ve yazı dili temel alınarak tespiti konuşma dilindeki çeşitliliği tam anlamıyla göstermez. Emir bildirimlerinin ortaya çıkış özelliklerini bütüncül bir şekilde görebilmek için, Türkçenin değişkelerinde kullanılan emir işaretleyicilerinin incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada Çankırı ağızlarında tespit edilen -(y)Ale ve -sAŋA biçim birimleri kiplik işaretleyicileri olarak emir ulamı altında ele alınmıştır. İnceleme verisi, alan araştırması yöntem ve teknikleri kullanılarak Çankırı ağzı konuşurlarından toplanmıştır. İncelemede işaretleyiciler arasındaki farka odaklanılarak -(y)Ale ve -sAŋA biçim birimlerinin işlevsel ve anlamsal özellikleri karşılaştırmalı olarak tartışılmıştır. Ayrıca ağız konuşurlarının işaretleyicilerin kullanımına yönelik yorumları değerlendirilmiştir. İnceleme sonucunda elde edilen bulgulara göre Çankırı ağızlarında konuşucu için emiri işaretlemede farklı seçenekler vardır. Bu kullanımlar, alıcıyı doğrudan eylemi gerçekleştirmeye yönlendirerek ikinci kişide ortaya çıkar. Ele alınan iki biçim birim arasındaki temel farklılık emirin farklı yaptırım kuvvetiyle ve zamansal içerikle ortaya çıkmasıdır. Buna göre -(y)Ale emirin yumuşatılmış biçimi olarak tercih edilmekle birlikte ilişkisel yakınlık gerektirir. Eylemin gerçekleşme zamanı olarak ise alıcıyı hemen harekete geçirme amacı taşır. Buna karşılık -sAŋA kuvvetli emir işleviyle ortaya çıkar ve bağlama göre zaman içeriği değişir.
Türk Kültüründe Kara Renk Sözcüğünün Tutumsal Anlam Değeri
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 80 · Sayfa: 25-56 · DOI: 10.32925/tday.2025.135
Özet
Tam Metin
Renk sözcükleri hemen hemen her toplum ve kültürde kişiler, olaylar, durumlar veya inançlara ilişkin kültürel değer anlamları barındırmaktadır. Kara renk sözcüğü nitelediği ad ya da eylemleri renksel olarak konumlandırmanın ötesinde farklı duyguları, toplumsal beğeni ve kınamalar ile toplumsal önem gibi çeşitli tutumsal anlam düzlemleriyle çerçevelemektedir. Dil kullanımının kişiler arası işlevini oluşturan dilin değerlendirme işleviyle eş tutulan tutum, söylem anlam biliminin en temel konuları arasında yer almaktadır. Renk sözcüklerinin barındırdıkları tutumsal anlamlarının evrensel ve kültüre özgü olduğu düşüncesinden hareketle bu çalışmada kara renk sözcüğünün yer aldığı atasözü ve deyimlerde tutumsal değer türlerinin saptanması amaçlanmıştır. Kara renk sözcüğü özelinde Türk kültüründeki tutumsal anlamlandırmanın belirlenmesi amacıyla değer biçme kuramı (DBK) kapsamında bir çözümleme sunulmuştur. Bu amaç çerçevesinde iki farklı atasözleri ve deyimler sözlüğünde tutumsal konumlandırma türleri kapsamında işlev yüklenen kara renk sözcüğü çalışmanın sorgulama odağında yer almaktadır. Çalışmada betimsel araştırma yöntemi kullanılarak tutumsal konumlandırma işlevi alan kara renk sözcüğünün birlikte bulunduğu atasözü ve deyimlerde duygusal ve düşünsel değerlendirici dil özellikleri örnekleriyle betimlenmiştir. Değerlendirme sonucunda söz konusu atasözü ve deyimlerde duyuşsal etki, yargılama ve değerbilirlik olmak üzere tutumsal anlamın üç düzlemine de rastlanmıştır. Tutumsal anlam düzlemlerinin atasözü ve deyimlerde dağılımı farklılık gösterse de bu imgesel anlamlı dil ögelerinde yargılama tutumunun baskın varlığına ulaşılmıştır. Bununla birlikte bu ögelerin kültürel etki özelliklerinde olumsuz kutup niteliğinin sıklığının yanı sıra olumlu kutup özelliğine de sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bu bilgiler kara renk sözcüğünün kültürel kavramlaştırmadaki yeri ve önemi açısından ayrı bir değerlendirme sunmaktadır.