742 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Son 5 yıl
Yayın Yılı
Yazarlar
Anahtar Kelimeler

Türkçe Sözlük’te tut- Fiiliyle Kurulan Anlamca Kaynaşmış ve Deyimleşmiş Birleşik Fiillerin Söz Dizimsel İstemi

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 80 · Sayfa: 57-84 · DOI: 10.32925/tday.2025.136
Tam Metin
Anlamca kaynaşmış ve deyimleşmiş birleşik fiillerin kendi içerisinde bir istem yapısı vardır. Bu inceleme, tut- fiili ile oluşturulan anlamca kaynaşmış ve deyimleşmiş birleşik fiillerin söz dizimsel istem yapısını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Tut- fiili, Türkiye Türkçesinde kullanım sıklığı yüksek, çok anlamlı fiillerden biridir. Fiilin Türkçe Sözlük’te (2011) 47 farklı anlamı bulunmaktadır. İstem yani fiil tamlayıcıları, fiillerin çok anlamlılık kazanmalarındaki önemli etkenlerden biri olarak kabul edilir. Çok anlamlılık, söz varlığının gelişmesine önemli ölçüde katkı sunar. Fiillerin çok anlamlılık kazanmasında etkili olan unsurlardan biri de söz dizimsel istem yapısıdır. Fiilin tamlayıcısının değişmesi anlamının değişmesine sebep olurken, fiilin kazandığı yeni anlamlar da istem yapısının değişmesine neden olur.Çalışmanın örneklemini Türkçe Sözlük’te tut- fiili ile kurulan anlamca kaynaşmış ve deyimleşmiş birleşik fiiller oluşturmuştur. Başı tut-, çenesini tut-, iş tut- örnekleri bu fiille kurulan anlamca kaynaşmış ve deyimleşmiş birleşik fiillerden yalnızca birkaçıdır. Birleşik fiil ile istem kavramı üzerinde durulduktan sonra Türkçe Sözlük’te yer alan tut- fiili ile kurulmuş anlamca kaynaşmış ve deyimleşmiş birleşik fiillerin dökümü ve tanımı verilmiş; söz konusu birleşikler söz dizimsel istem yapısı bakımından incelenmiştir. İsim unsuru ile fiil unsurunun araya başka öge giremeyecek biçimde bitişmesini ifade eden geçişme olgusunun anlamca kaynaşmış ve deyimleşmiş birleşik fiillerin oluşumu ve istem yapısına etkisi üzerinde durulmuş; dost tut-, vatan tut- gibi birleşikler dolayısıyla Türkçenin cümlede ikinci bir nesneyi kabul edip etmediği tartışılmıştır.

Metin İçi Sözlük Bağlamında Nehcü’l-Ferâdîs

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 80 · Sayfa: 105-134 · DOI: 10.32925/tday.2025.138
Tam Metin
Sözlük, genel anlamıyla bir dilin kullanıcısına yardımcı olma görevini üstlenir. Sözlükler oluşturulma amaçları bakımından çeşitli niteliklerde karşımıza çıkarlar: Tek dilli sözlük, iki dilli sözlük, genel sözlük, deyimler sözlüğü, öğrenci sözlüğü gibi. Sözlüklerin oluşturulma sebeplerinden biri dilin müstakil bir sözlüğünü meydana getirmektir. Öte yandan bu amacın güdülmediği fakat sözlük özelliklerinin yer aldığı metinler de bulunmaktadır. Bu tipolojideki metinlerin sözlükvâri özelliklere sahip olmaları dolayısıyla alan yazında metin içi sözlük özelliği/değeri taşıyan eserler olarak isimlendirildiği bilinmektedir. Bu özelliğin metnin anlaşılırlığını kolaylaştırması dikkati çekicidir. Bu çalışmada, Harezm Türkçesi dönemine ait olan ve kırk hadis türünde Türkçe ilk eser olarak bilinen Nehcü’l-Ferâdîs’te, İslami terminolojinin anlaşılırlığını sağlamak için metin içi sözlük özelliğinin bulunup bulunmadığı sorgulanmaktadır. Çalışmada, eserin müellifi/müstensihi tarafından metinde bazı sözcük birimlerinin bir sözlüğün madde başı gibi ele alınıp tanımlandığı bölümler veri olarak kullanılmıştır. Metnin akışına uygun bir biçimde parantez açılan/üzerinde durulan ve tanımları yapılan bu sözcük birimlerinin bir sözlük birimi nazarıyla ele alınış biçimleri incelenmiştir. Sözlük birimi mahiyetindeki sözcüklerin tanımlanmasında tam tümce tanımı (tipikleştirme içeren, özelleştirme içeren ve tipikleştirme ve özelleştirme içermeyen tam tümce tanımı) ve eş anlamla/eş değerle tanımlama (eş diziyle, birlikte kullanımla, değiştirim/gönderimle yapılan eş anlamlılarla tanımlama gibi) yöntemlerinin kullanıldığı tespit edilmiş, Nehcü’l-Ferâdîs’in metin içi sözlük özellikleri taşıdığı sonucuna varılmıştır.

Tanzimat Dönemi’nde Türkçeye Giren Batı Dilleri Kaynaklı Kelimelere Önerilen Karşılıklar Hakkında Değerlendirme

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 80 · Sayfa: 135-158 · DOI: 10.32925/tday.2025.139
Tam Metin
Türk dili, tarih boyunca ve günümüzde yayıldığı geniş coğrafyada pek çok dille etkileşim hâlinde olmuş, sonucunda birçok yabancı sözcük Türkçeye geçmiştir. Özellikle Tanzimat ve modernleşme süreciyle Türkçenin Batı dilleriyle yoğun bir temas dönemi başlamış ve Batı dilleri kökenli pek çok sözcük Türkçeye kopyalanmıştır. Çalışmanın amacı bu dönemde Türkçeye girmiş Batı kökenli kelimelere önerilen karşılıkların günümüzdeki durumunu ve toplum tarafından benimsenip benimsenmediğini derlem dil bilimi yöntemleri ile incelemektir. Bunun için öncelikle Tanzimat Dönemi’nde Batı dillerinden kopyalanan kelimeler ile bu kelimelere Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanmış Yabancı Sözlere Karşılıklar Kılavuzlarında önerilen karşılıklar (88 kelimeye 176 karşılık) belirlenmiştir. Ardından bu kelimelerin dört farklı derlemdeki sıklık sayıları toplanmıştır. Bu sayede derlem verilerinden hareketle kelimelerin gerçek kullanım oranları tespit edilmiş ve karşılıklı sıklık oranları hesaplanmıştır. Sonuç olarak önerilen karşılıklardan %24’ünün (43 kelime) hiç benimsenmediği, %34’ünün (60 kelime) birkaç örnek dışında hiç görülmediği, %16,5’inin (29 kelime) oldukça sınırlı bir kullanım alanına sahip olduğu ve %25’inin (44 kelime) nispeten başarılı olduğu görülmüştür. Buradan hareketle dilde yaygınlığı olan bir kelimeye önerilen Türkçe karşılığın dilde yer edinemediği tespit edilmiştir. Ayrıca karşılık önerilerinde tutarsızlık, özleştirme amacına aykırı karşılıklar, terim yazımında ölçünlüleşme sorunu, anlam/kavram alanındaki belirsizlik gibi sorunların varlığı da kelimelerin tutunamamasındaki önemli etkenler olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulgular ışığında yabancı kökenli bir kelimeye karşılık önerirken zamanlamanın kritik önemde olduğu ve önerilen kelimenin de benimsenip yaygınlaşması için basın yayın, medya araçları ve eğitim faaliyetlerini kapsayan çok yönlü bir dil politikasıyla desteklenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Eski Türkçeden Türkiye Türkçesine Bağımlı Sıralı Cümlelerin Kapsam ve Sınırlılıkları

Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2025, Sayı 80 · Sayfa: 181-212 · DOI: 10.32925/tday.2025.141
Tam Metin
Söz dizimi, sözcüklerin cümle içinde hangi kurallar çerçevesinde nasıl bir araya geldiğini inceleyen, cümle yapısını ve anlamını düzenleyen ayrıca cümle ögeleriyle sözcük grupları arasındaki ilişkileri ele alan bir dil bilgisi dalıdır. Türkçenin söz dizimi üzerine çalışmalar incelendiğinde cümlelerin tanımı, kapsamı, sınıflandırılması ve adlandırılması konusunda çok çeşitli görüşlerin öne sürüldüğü görülmektedir. Bu görüşler içinde özellikle sıralı cümlelerin birbirinden ayrı ölçütler temel alınarak tanımlandığı ve sınıflandırıldığı dikkati çekmektedir. Sıralı cümlelerin bağımlı ve bağımsız sıralı cümleler şeklinde iki alt başlıkta incelendiği çalışmalarda, bağımlı sıralı cümlelerin genellikle ortak yüklem, özne, nesne, yer tamlayıcısı, zarf tümleci gibi ögelerle kurulduğu ifade edilmektedir. Bu makalede öncelikle Türkçenin tarihî dönemleri ve Türkiye Türkçesinin söz dizimiyle ilgili -çoğunlukla geleneksel yaklaşıma dayanan- dil bilgisi kitaplarında yer alan sıralı cümlelerin değişen tanım ve adlandırmaları ele alınacaktır. Ardından “yüklemi ortak bağımlı sıralı cümle” olarak nitelendirilen yapılar, Türkçenin tarihî dönem metinleri ile söz dizimi alanında son yıllarda yapılmış tez çalışmaları üzerinden incelenecek ve bu yapıların bağımlı sıralı cümle kategorisine dâhil edilip edilmeyeceği tartışılarak bu cümle türlerinin yapısal, işlevsel ve anlamsal ölçütler açısından hangi başlıklar altında değerlendirilmesinin daha uygun olacağı konusunda bazı görüş ve öneriler sunulacaktır. Bu çalışmayla bağımlı sıralı cümlelerin kapsam ve sınırlılıklarının belirlenmesi ve Türk dilinin söz dizimi araştırmalarına katkıda bulunulması amaçlanmaktadır.

19. Yüzyılın Son Çeyreğinde Ermenofil İngiliz Yardım Cemiyetleri

Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 316 · Sayfa: 1109-1158 · DOI: 10.37879/belleten.2025.1109
Tam Metin
Ermenofil İngiliz yardım cemiyetleri, 1895 yılında Anadolu’da vuku bulan olaylar sonrasında yardıma muhtaç binlerce Ermeni bulunduğu beyanıyla teşkilatlanmaya başladı. Londra, Cambridge, Maidstone, Manchester, İskoçya, İrlanda ve Galler gibi merkezlerde kurulan bu cemiyetler, sistematik yardım kampanyaları başlattı, konserler ve toplantılar organize etti. Ermeni Meselesi’yle ilgili farkındalık yaratmak, görev bilinci oluşturmak, İngiliz kamuoyunu bilinçlendirmek amacıyla harita, broşür, dergi ve birçok eser neşretti. Öncelikli faaliyet alanları olan Vilâyât-ı Şarkiye’de İngiliz konsoloslukları ve Amerikan misyonerlerinin gözetiminde çalışmalar başlattı, komiteler oluşturdu. İlk aşamada yardımlar Ermenilerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelikti, ardından yardımlar temel ihtiyaçların ötesine geçerek sanayi projelerine yönlendirildi, destekler sürdürüldü. Bu çalışma, Ermeni Meselesine yönelik İngiliz toplumunun yaklaşımını ve yardım girişimlerini ele alırken bu süreçteki politik ve sosyal dinamikleri analiz etmekte, yardımların toplanma ve dağıtım sürecine dair bir inceleme sunmaktadır. Cemiyetlerin, Ermeni nüfusuna yönelik yardım faaliyetleri, İngiliz konsolosları ve Amerikan misyonerlerinin yardımları organize etme sürecindeki rolleri ve bu yardımların hem yerel hem de uluslararası düzeyde yarattığı etkiler üzerinde durulmaktadır. Yardımların insani boyutunun yanı sıra İngiltere’nin dış politikasına etkisi ile Ermeni Meselesi’nin derinleşmesindeki rolü ve önemi incelenmiştir. Çalışmanın ana kaynaklarını Osmanlı arşiv vesikaları, İngiliz arşiv vesikaları ve dönemin gazeteleri oluşturmaktadır.

Geç Tunç-Demir Çağı Geçişinde Mukiş Krallığı’nın Başkenti Alalah’ta Yerel Dinamikler

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 71-94 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.071
Tam Metin
Bu makalede, Hatay ilinin Amik Ovası’nda, Asi Nehri kenarında yer alan Aççana Höyük/Eski Alalah kentinde yürütülen yeni arkeolojik araştırmalar ekseninde, Geç Tunç Çağı’nın sonu ile Demir Çağı’na geçiş sürecinde, Anadolu ve Doğu Akdeniz koridoru üzerinde yaşanan yönetimsel ve sosyal değişimlere bölgesel bir bakış açısı sunulmuştur. Bu dönem aralığı, Anadolu arkeolojisi özelinde Hitit İmparatorluğu’nun çöküşü ve sonrasında yaşananları tanımlamaya yönelik araştırma sorularına odaklanırken, Doğu Akdeniz arkeolojik araştırmaları ise uzun yıllardır materyal kültür üzerinden insan hareketliliği ve göç kavramlarını tartışmaktadır. Aççana Höyük’te 1930’lu yıllarda “Tapınak Sondajı” olarak tanımlanan ve kentin dinsel nitelikli yapılarına ait tabakalaşmanın açığa çıkarıldığı alanın yakınına yerleştirilen yeni kazı sahasında tanımlanan bağlamlar üzerinden, Anadolu ve Doğu Akdeniz kültürlerinin kesiştiği tampon bir bölgede imparatorluk politikalarının gündelik yaşam, zanaat endüstrileri, idari yönetim pratikleri, kült ve sosyal statü gibi kavramlar üzerindeki etkisi ve ilişkisi irdelenmiştir. Geç Tunç Çağı’ndan Erken Demir Çağı’na geçişi tanımlayan seramik grupları, yerel üretim dinamiklerinde büyük ölçüde devamlılığa işaret ederken, alanın kült kimliğiyle ilişkili metal ve fildişi buluntu grupları, sosyal statü ve prestij nesneleri olarak değerlendirilmiştir. Hitit İmparatorluğu için tampon bölge niteliği taşıyan Amik Ovası’nın, Tunç Çağı’nın sonunda yaşanan sistem çöküşüne verdiği yerel tepkiler ise silindir mühür ve bullalardan oluşan yeni epigrafik buluntular ışığında değerlendirilmiştir.

Phaselis Helenistik Tapınak Pronaos Kazıları’nda Ele Geçen Amphoralar ve Diğer Materyal Kültür Kalıntıları: İlk Sonuçlar

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 95-122 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.095
Tam Metin
Konumu itibarıyla Lykia, Pamphylia ve Pisidia sınırında yer alan Phaselis, üç limanı ve bir demirleme alanı ile özellikle Arkaik–Helenistik Dönemler arasında önemli bir ticari merkez haline gelmiştir. Bu çalışma kapsamında değerlendirilen Helenistik Tapınak ise kentin kuzey yamaçlarında, yükseltilmiş bir düzlük üzerinde hâkim bir noktaya inşa edilmiştir. Zira sözü edilen alanda, 2019 yılından itibaren kazı çalışmaları devam etmekle birlikte yapılan çalışmalarda tapınak temenosu içerisinde farklı dönem ve işleve sahip olduğu tespit edilen birçok yapı ve arkeleoljik kalıntı tespit edilmiştir. Öyle ki söz konusu çalışmada, amphoralar ana materyal olarak incelenmiş, tipolojik ve kronolojik olarak sınıflandırılmıştır. Amphoralar ile alandan ele geçen diğer buluntular yardımıyla da hem tapınağın hem de ortaya çıkarılan yapıların işlevleri ve tarihsel süreçleri saptanmaya çalışılmıştır. Tapınak Alanı’ndan ele geçen buluntulara genel olarak bakıldığında hem kronolojik hem de işlevsel olarak bazı sorun ve problemler barındırdığı izlenmiştir. Bu çerçevede, Helenistik Tapınak temenosu sınırları içerisindeki farklı yapı ve buluntu gruplarının da saptanması çalışmamızın başlıca problemini oluşturmaktadır. Dolayısıyla ele alınan materyal kültür kalıntılarıyla bu sorunlara değinerek yeni öneriler getirmek bu çalışmanın hedeflerinden birini oluşturmaktadır. Netice olarak, arkeolojik kazılardan ele geçen somut arkeolojik veriler aracılığıyla hem yapı gruplarının işlevlerinin anlaşılmasında hem de Tapınak Alanı’nın tarihsel sürecinin üst sınırlarının belirlenmesine katkı sağlanması amaçlanmaktadır.

Kütahya Tavşanlı Höyük’te 2022 Yılında Bulunan MÖ 3. Binyıla Ait İdoller

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 55-70 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.055
Tam Metin
2021 yılında arkeolojik kazıların başladığı Kütahya Tavşanlı Höyük’te, daha önce yapılan yoğun yüzey araştırmaları, jeoarkeolojik sondajlar ile kazılardan elde edilen ilk C14 tarihleri ve arkeolojik malzemeler, höyüğün Tunç Çağı’nın İlk, Orta ve Son Tunç evrelerini içerdiğini göstermiştir. 2021 yılında Son Tunç Çağı ve Orta Tunç Çağı’na ait tabakalarda yapılan ilk çalışmaların ardından, 2022 yılında İlk Tunç Çağı tabakalarını da anlamak üzere höyüğün yaklaşık 60 metre doğusunda yer alan ve günümüzde tarla olarak kullanılan, ova seviyesindeki düzlük alanda 10x10 metre büyüklüğünde bir sondaj çalışmasına başlanmıştır. Bu makalede, Tavşanlı Höyük kazılarında söz konusu sondaj çalışması sırasında, İlk Tunç Çağı’nın sonuna tarihlenen tabakalarda bulunan mermer ve seramik idoller ele alınmıştır. Höyük konilerinden uzakta, Aşağı Şehir kapsamında olduğu öngörülen bir alanda, adak çukurlarında bulunan iki mermer idolün yanı sıra, aynı döneme ait tabakalarda avlu olarak kullanılan boş bir alanda ikisi seramik, biri mermer olan tamamlanmamış yarı mamul idoller açığa çıkarılmıştır. Troia Tipli olarak tanımlanan ve özellikle Batı Anadolu’da kullanım gören bu idollerin, Tavşanlı Höyük’te MÖ 3. binyıla ait çok dar bir alan kazılırken bulunmuş olmaları, ileride daha geniş alanda yapılacak kazıların önemini arttırmaktadır. Tavşanlı Höyük’ün ileriki yıllarda, MÖ 3. binyıl tabakalarının daha geniş kazılması neticesinde bu konular hakkında yeni bilgiler vermesi beklenmektedir.

Anadolu Prehistoryasında Direkli Mağarası Kazıları ve Buluntuları

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 1-26 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.001
Tam Metin
Anadolu arkeolojisinde mağara içi yerleşim ve kültürlerinin araştırılma tarihi çok eskilere dayanmaktadır. 1845 yılında Yarımburgaz Mağarası’nın, 1945 yılında Karain Mağarası’nın keşfinin ardından; on bir yıl sonra (1956) Öküzini Mağarası kazılarının ve 1988 yılında Üçağızlı Mağarası’nda kazı çalışmalarının başlatılmasının ardından, 2007 yılında Suluin ve Direkli Mağarası kazılarının başlaması ile Anadolu arkeolojisinde mağara kazılarının sayısı tarihinde hiç olmadığı kadar artmıştır. 2015 yılında Keçe Mağara, 2017 yılında Kızılin, İnönü ve İnkaya Mağaraları, 2019 yılında Gedikkaya Mağarası, 2020’de Yusufun Kayası ve 2021’de Eşek Deresi Mağarası ve Ballık Mağarası kazıları bilim dünyasıyla buluşturulmuştur. Bütün bu mağara kazıları, Anadolu Paleolitiği ve ardından Epipaleolitik, Neolitik, Kalkolitik ve Erken Tunç kültürlerine ilişkin kanıtların açığa çıkarılmasını sağlamıştır. Ancak bunların içinde en uzun süreli olan üç mağara kazısı bulunmaktadır. Bunlar, Karain Mağarası, Öküzini Mağarası ve Direkli Mağarası’dır. Direkli Mağarası, Anadolu’nun en doğusunda kazısı gerçekleştirilen Epipaleolitik Dönem yerleşimine sahip mağaralardan biridir. Diğeri Yusufun Kayası Mağarası’dır. Jeostratejik konumu ve içinde barındırdığı kültürel tarihçe, Direkli Mağarası’nı batıdaki diğer mağara kazılarından bir dereceye kadar farklı kılmaktadır.

Körtiktepe and the Early Neolithization in Upper Mesopotamia

Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 27-54 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.027
Tam Metin
Körtiktepe is the only site in southeastern Türkiye that provides securely dated evidence of Younger Dryas occupation. Together with Tell Qaramel and Tell Mureybet in the Middle Euphrates Basin, it played a pivotal role in the origins and early development of the Neolithic in Upper Mesopotamia. Occupied by sedentary hunter-gatherer-fishers from ca. 10,700 to 9,300 BC, the site preserves a continuous sequence spanning the Younger Dryas to the Early Holocene. Excavations have revealed approximately 460 architectural features and around 2,000 single and double burials -half containing painted human skeletons accompanied by an extraordinary range of grave goods- making Körtiktepe one of the richest known Neolithic cultural assemblages worldwide. Its 1,300 years of pre-agrarian settlement history, coupled with abundant plant remains and hundreds of thousands of animal bones, provide a unique opportunity to examine human responses to environmental change during the Younger Dryas-Early Holocene transition. By integrating chronometric datings, architectural traditions, burial customs, and archetypal cultural items, this study positions Körtiktepe within its broader chronological and cultural context and evaluates its legacy in shaping Neolithic lifeways in Upper Mesopotamia.