828 sonuç bulundu
Dergiler
- Belleten 187
- Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi 126
- Erdem 110
- Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 109
- Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten 102
- Höyük 88
- Arış 86
- Belgeler 20
Yayınlayan Kurumlar
Yazarlar
Anahtar Kelimeler
- Osmanlı Devleti 27
- Ottoman Empire 24
- Osmanlı 21
- Ottoman 19
- İstanbul 17
Horasan Türkçesinde (Bocnurd Ağzı) -(y)Ar Ekli Kesin Gelecek Zaman
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2026, Sayı 81 · Sayfa: 91-112 · DOI: 10.32925/tday.2026.145
Özet
Tam Metin
Gelecek zamanda konuşma zamanından sonra ortaya çıkacak ya da çıkma ihtimali bulunan olaylar anlatılır. Gelecek zaman, zaman kategorisinde farklı semantik alt ayrımlarla ele alınır. Bu sebeple gelecekte ortaya çıkacak veya çıkma ihtimali bulunan olaylar, Türk dili alanlarında semantik olarak ayırt edilebilmekte ve farklı biçim bilgisi unsurlarıyla işaretlenebilmektedir. Söz konusu durum, Türk dili incelemelerinin terminolojisine de yansır ve gelecek zaman, “gelecek, kesin gelecek, kategorik belirli gelecek vb.” ile “geniş, belirsiz, kesin olmayan, şüpheli, tahminî, bitmeyen şimdiki zaman vb.” semantik alt alanlara ayrılır. Türk dili alanlarında -Ar ~ -(y)(X)r eki, genellikle belirsiz gelecek zaman ve şimdiki zaman için kullanılagelir. -Ar ~ -(y)(X)r ekinin belirsiz gelecek zaman işlevi, Türk dilinin bütün tarihî ve çağdaş alanlarında görülür. -Ar ~ -(y)(X)r eki, şimdiki zaman işleviyle ise Eski Türkçede ve bugün bazı lehçelerde/ağızlarda yer alır. Bu ek, tarihî Türk dili alanlarında belirsiz gelecek zaman ve şimdiki zaman yanında, yer yer, kesin gelecek zaman için de kullanılır. Türk dili alanlarında biçim bilgisinin yenilendiği 13. yüzyıldan sonra kesin gelecek zaman için başka ekler de gelişir. Horasan Türkçesinin Bocnurd ağzında Oğuz ya da Çağatay grubu lehçelerinde gelişen kesin gelecek zaman ekleri yer almaz. Bocnurd ağzında daha eski bir kesin gelecek zaman eki olarak -(y)Ar bulunur. -(y)Ar eki, Bocnurd ağzında aynı zamanda belirsiz gelecek zaman için de kullanılır.
Çağdaş Türk Dillerinde İddia Cümlelerinin Tipolojisi
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2026, Sayı 81 · Sayfa: 157-176 · DOI: 10.32925/tday.2026.147
Özet
Bu çalışma, çağdaş Türk dillerinde iddia cümlelerini biçim söz dizimsel yapıları, söz dizimsel-anlamsal işlevleri ve tipolojik özellikleri açısından ele alan eş zamanlı bir betimlemedir. İddia cümlesi, konuşurun bir önermeye ilişkin güçlü iddiasını ve bu iddianın doğruluğuna olan inancını ifade eden yapı anlamında kullanılmaktadır. Bu tür yapılar, çağdaş Türk dillerinde bitimli ekler (ör. Tuv. -ÇIK), ek-fiil parçacıkları (ör. Tuv. iyik) ve tümcesel belirteçler (TT gerçekten, Tat. barıbĭr ‘zaten’, Özb. aslida ‘aslında’, Kaz. ärine ‘elbette’, Tuv. ıynaan ‘elbette’) yardımıyla kodlanmaktadır. Kipsel kategoride değerlendirilen iddia cümleleri, bu çalışma kapsamında sadece olumlu temel cümlelerde ele alınıp irdelenecektir. Bunun dışında kalan iddia işlevli yapılar ise (soru cümleleri, olumsuz cümleler, yan cümleler vb.) başka bir incelemenin konusu olması nedeniyle burada ele alınmayacaktır. Bu incelemede ağırlıklı olarak Tuvaca, Hakasça, Yakutça, Türkiye Türkçesi, Türkmence, Özbekçe, Tatarca ve Kazakça gibi çağdaş Türk dillerinden alınan örnekler değerlendirilmiştir. Böylece Türk dilleri ailesinin farklı kollarına (Oğuz Grubu, Kıpçak Grubu, Sibirya Grubu ve Karluk Grubu) mensup birçok Türk dili bu çalışmada dikkate alınmıştır. Bu çalışmanın amacı, çağdaş Türk dillerinde iddia cümlelerini oluşturma stratejilerini ve bu stratejilerin tipolojisini ortaya koymak, bu yapıları söz dizimsel-anlamsal açıdan karşılaştırmak ve iddia yapıları temelinde çağdaş Türk dillerinin yeni bir dağılımını yapmaktır.
Kutadgu Bilig’de Sessizlik: Ontolojik Bir Yapı, İktidarsal Bir Araç ve Anlamın Sessiz Kurulumu
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2026, Sayı 81 · Sayfa: 1-34 · DOI: 10.32925/tday.2026.142
Özet
Tam Metin
Kutadgu Bilig’de sessizlik, iletişimsizlik ya da kişisel suskunlukla sınırlanan bir anlatı unsuru olmaktan çıkar; çok katmanlı, disiplinlerarası biçimde çözümlenebilecek bir düşünsel yapı olarak belirir. Eserde sessizlik, bir yandan dilin ve anlamın sınırında beliren, diğer yandan siyasal iktidarın, etik terbiyenin ve metafizik sezginin kurucu zeminine dönüşen dinamik bir boyut kazanır. Bu çalışma, sessizlik kavramının Kutadgu Bilig’de nasıl işlevselleştiğini ve bu işlevlerin metindeki karakterler, temalar ve ideolojik yapılarla nasıl iç içe geçtiğini analiz etmektedir. Sessizlik, bazen hükümdarın stratejik sükûnetinde bir yönetsel ağırlık biçimi olarak, bazen vezirin ölçülü konuşmasında dilin denetimi olarak, bazen bilgenin eksiltmeli anlatımında anlamı derinleştiren bir yapı olarak, bazen de zahidane suskunlukta hakikatin dil-dışı tecrübesi olarak temsiliyet kazanır. Ontolojik düzlemde sessizlik, hakikatin dile gelmeyen yönlerini sezdirirken; epistemolojik düzlemde bilgi aktarımını eksiltmeli biçimde yapılandırır. Toplumsal ve politik düzeyde sessizlik, rızaya dayalı iktidar üretiminin ve habitusun göstergesidir. Kuramsal düzlemde Heidegger’in “sahici susma” ve “dilsiz hakikat”, Derrida’nın “différance” ve söylemsel boşluklar, Foucault’nun mikro iktidar ve normatif sessizlik, Bourdieu’nün dilsel habitus ve meşru söz pratiği ile Deleuze’ün yaratıcı sessizlik ve fark üretimi kavramları merkeze alınmıştır. Karakter temelli anlatı çözümlemeleri, kuramsal yapı ile bağdaştırılarak çok katmanlı bir okuma önerilmiştir. Grafik ve tablo verileriyle desteklenen analiz sonucunda sessizlik, eserde bir anlatım tercihi olmaktan çıkarak metnin varlık görüşünü ve anlam rejimini kuran asli bir düşünce biçimi olarak değerlendirilmiştir.
Sözlük Tabanlı Kavram Madenciliği: Türkçe Sözlük’te Yol
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2026, Sayı 81 · Sayfa: 35-62 · DOI: 10.32925/tday.2026.143
Özet
Tam Metin
Bu çalışmada, yol sözcüğünün Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanan Türkçe Sözlük’teki kavramsal boyutlarını çözümlemek ve bu sözcüğün Türkiye Türkçesindeki anlam haritasını Türkçe Sözlük tabanında ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Yol, yalnızca bir ulaşım aracı ya da fiziksel bir nesne olmaktan öte, metaforik, sosyolojik ve tarihsel açılardan da zengin bir anlam çeşitliliğine sahip, çok boyutlu bir kavramdır. Bu durum, bu kavramın kültürel, tarihsel ve toplumsal bağlamda taşıdığı derin anlamları incelemeyi gerektirir. Çalışma, dil biliminde kavram madenciliği yöntemini kullanarak bu çok boyutlu yapıyı anlamlandırmayı hedeflemektedir. Araştırmanın kapsamı, Türk Dil Kurumunun yayımladığı Türkçe Sözlük’ün 12. baskısı ile sınırlıdır. Çalışmada, yol sözcüğünün farklı anlamları, kullanım bağlamları ve deyimlerdeki yerleşik ifadeleri çözümlenerek bu kavramın Türk dilinde nasıl bir anlam çeşitliliğine sahip olduğu incelenmiştir. Yöntem olarak kavram madenciliği ve doğal dil işleme -Python, AntConc ve Voyant Tools gibi programlar aracılığıyla- teknikleri kullanılmıştır. Bu tekniklerle Türkçe Sözlük’te hem madde başı olarak hem de maddelerin anlam bölümlerinde yol sözcüğünü içeren söz varlığı dijital ortama aktarılarak sözcüğün anlam dünyası, ilişkili diğer madde başları, eş anlamlılık, deyim ve atasözleri gibi kavramsal bağlantıları incelenmiştir. Bu çözümleme, sözcüğün anlam boyutlarını görselleştirmek için ağ çözümlemesi ve sözcük bulutu gibi teknik araçlarla desteklenmiştir. Çalışma, yol sözcüğünün Türkiye Türkçesindeki anlam alanları ve ilişki ağlarının derinliğini gözle görülebilir bir biçimde somutlaştırarak dilin toplumsal ve kültürel yapısındaki yerine ışık tutmayı hedeflemektedir.
Türk Çocuk Yazınının Söz Varlığı: Yüksek Sıklıklı Sözcükler
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2026, Sayı 81 · Sayfa: 113-156 · DOI: 10.32925/tday.2026.146
Özet
Tam Metin
Çocuk yazını, şüphesiz çocuğun bilişsel, dilsel ve kişisel gelişimini destekleyen önemli unsurlardan biridir. Çocuk yazını eserlerinin ‘çocuğa görelik’ ilkesine uygunluğu hakkında incelemelere alan yazında sık rastlanmaktadır. Çocuk kitabı yazarlarının belirli sayıda eserinin söz varlığı üzerine yürütülen araştırmalar da azımsanamayacak orandadır. Ancak önemli birkaç araştırma dışında, Türk çocuk yazınının söz varlığını temsil edecek ölçüde çocuk yazını eseri bütüncül olarak incelenmiş değildir. Bu durum eser sayısı, tür çeşitliliği gibi bir derlemin temsil gücünü arttıran özellikleri taşıyan ve deneysel sonuçlar sunabilen derlem tabanlı söz varlığı araştırmalarının çocuk yazını alanında kullanımını gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede çalışmanın amacı, Türk çocuk yazını eserlerinin söz varlığını yüksek sıklıklı sözcük listesi biçiminde derlem tabanlı olarak ortaya koymaktır. Bu derlem tabanlı çalışma nicel ve istatistiksel veri toplama araçlarından yararlanılan betimsel bir tarama araştırmasıdır. Araştırmanın örneklemini 1970-2012 yılları arasında yayımlanmış 1.058 Türk çocuk yazını eseri oluşturmaktadır. Bu kapsamda, 1.058 Türk çocuk yazını eserinin sözcüksel yapıları, Türk çocuk yazını üzerine oluşturulmuş ilk özel alan derlemi olan ve 8.639.522 sözcükten (+/-) oluşan Türk Çocuk Yazını Derlemi’nde etiketlenerek listelenmiştir. Ulaşılan bulgular milyon sözcükte görülme oranları ve sözcük türü bilgisiyle birlikte ortaya koyulmuştur. Araştırmanın yöntemi ve sonuçlarının çocuk yazınında söz varlığı çalışmaları, ilk okuma-yazma öğretimi, ana dili öğretimi ve yabancı dil olarak Türkçe öğretimi gibi alanlara katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
Türkçede Alış- Fiili Üzerine
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2026, Sayı 81 · Sayfa: 265-286 · DOI: 10.32925/tday.2026.151
Özet
Tam Metin
Al- Türkçede en çok türeve ve anlam çeşitliliğine sahip olan eylemlerden biridir. Yazıtlar döneminde alın- ve altız-, Eski Uygur Türkçesinde ek olarak alınç, alınçlıg, alınçu, alıl-, alım, alış-, alsık-, altur-, vb. pek çok türevine rastlanır. Bazı türevleri tarihî ve çağdaş Türk lehçelerinde sık sık mecazlaşır: alım, alımlı, aldır-, alın- vb. Eski Türkçede “karşılıklı almak” anlamlı alış- eylemin en dikkat çekici türevlerinden biridir. Eski Uygur metinlerinde sadece öç kek alış-, alışdur- biçiminde tanıklanır. 9 ve 10. yüzyıllara tarihlendirilen Dunhuang el yazmaları içerisinde HamTouen 16 numaralı metinde ise eylemin alışıg biçimi “evcil, uysal” anlamında bir atasözünde geçer, alış- eyleminin bu anlamda başka bir tanığına rastlanmaz. Eylem, Anadolu sahasında 14. yüzyıldan itibaren “evcilleşmek, uyum sağlamak” gibi anlamlarla mecazlaşır. Bu mecazlaşma çağdaş Türk lehçelerinden Karaim, Kumuk, Kırım Tatar Türkçesinde de tanıklanır. Tarihî ve çağdaş Türk lehçelerinde “alışmak, uyum sağlamak, evcilleşmek” manasında farklı sözlere rastlansa da ögren- en yaygın eylemdir. Anadolu sahasında bir süre kullanımı sürer ve yerini Arapçadan alıntılanan ‘âdet sözüne (‘âdet et-/ edin-, ‘âdet ol-, ‘âdet kıl- vb.) bırakır. Osmanlı Türkçesinde “alışmak, evcilleşmek” manasıyla yaygınlaşan eylemin “tutuşmak, yanmak” anlamı da bu dönemle ilişkilendirilir. Ayrıca bu dönemde alış- eyleminin Târîh-i Âl-i Osmân (16. yy.) adlı eserde Eski Türkçedeki temel anlamıyla “karşılıklı almak” şeklinde kullanılması ve yine aynı yüzyıla ait Revnak-ı Bustan adlı eserde toprağı alışdur- “toprağı ehlileştirmek” anlamı ile kullanılması dikkat çeker. Bu çalışmada alış- eylemi, kullanım ve mecazlaşmaları, “alışmak, evcilleşmek” anlamlı diğer sözlere de başvurularak tarihî ve çağdaş Türk lehçeleriyle mukayese edilerek incelenecektir.
Overt or Covert: Who Cares about the Language Policy?
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2026, Sayı 81 · Sayfa: 237-264 · DOI: 10.32925/tday.2026.150
Özet
Tam Metin
The aim of this paper is to explore the overt or covert language policy in action in the divided capital city of Cyprus, Nicosia, through the notion of linguistic landscape. Examining language use on public signs provides valuable insights into the linguistic situation of a given place, including the visibility of official language policies, ideological orientations, and power relations among linguistic groups. Official language policies refer to explicit or implicit rules and regulations that shape or control language use in public space. To this end, the study analyzes both top-down (official) and bottom-up (non-official) public signs displayed in two historically and socially significant neighboring areas of Nicosia: Arasta in the northern part of the city and Ledra Street in the southern part. Drawing on social action theory as a methodological framework, the study investigates whether the linguistic choices observed on these signs align with the provisions of official language policies or reflect covert practices shaped by social actors. Data were collected through systematic photographic documentation of public signs and analyzed in terms of language choice, order of appearance, and relative prominence. The findings reveal clear asymmetries between policy and practice, indicating that Greek is more visible and symbolically powerful than Turkish, particularly in the southern part of the city. Moreover, the results suggest that language policy, whether overt or covert, plays a limited role in shaping the linguistic landscape of public space.
Yapay Zekânın Doğuşu Ve Altın Çağında Türkiye Cumhuriyeti’nde Düşünen Makinelere Yönelik Algı
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2026, Cilt XLII, Sayı 113 · Sayfa: 213-245 · DOI: 10.33419/aamd.1959688
Özet
Tam Metin
Yapay zekâ kavramının doğuşuna giden süreçte, düşünen makineler üzerine bilimsel fikirler gelişmeye başlamıştır. Dünya’da ortaya çıkan bu yöndeki fikirler, Türkiye’de de kendini göstermiş ve buna yönelik algı düzeyinde artışın güçlenmesini sağlamıştır. Bu süreçte yapay zekâ terimi doğrudan kullanılmasa da otomasyon, makine mantığı, elektronik beyin ve sibernetik gibi imgeler etrafında akıllı makinelerin yapabilecekleri işlemler üzerine bir ilgi ön plana çıkmıştır. Yapay zekâ kavramını karşılayabilecek terimler üzerinden gidilerek, bu kavramların ne zaman kullanılmaya başladığı, ilk çıktığı yıllarda nasıl anlaşıldığı, bu yönde devlet politikalarının oluşturulup oluşturulmadığı ve kamuoyunun tavrının belirlenmesi amaçlanmıştır. Türkiye’nin modernleşme çizgisinde, bilimsel gelişmelere yapay zekâ veya düşünen makineler teknolojisi üzerinden bakışın irdelenmesi çalışmanın özgün yönünü içermektedir. Çalışmada yapay zekânın doğuş yıllarına ve özellikle de altın çağı olarak nitelendirilen 1956-1974 sürecine odaklanılarak zaman sınırlamasına gidilmiştir. Bu yıllarda yapay zekâ veya düşünen makinelere yönelik Türkiye’de gelişen algının ölçülebilmesi adına kapsamlı bir literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda çalışmada yapay zekâ üzerine yazılan araştırma eserlerinden yararlanılmış ayrıca kamuoyunun nabzını tutabilmek adına özellikle gazeteler taranmıştır. Bunun yanında popüler bilim yayınları, arşiv belgeleri ve TBMM resmi kayıtları da incelenmiştir. 1950’li yıllardan itibaren dünyada başlayan yapay zekânın kuramsal gelişimi, Türkiye’de özellikle düşünen makinelerin veya elektronik beyinlerin yapabilecekleri üzerinden ele alınmıştır. Makinelerin düşünebilme ve karar verebilme özelliklerinin geliştirilmesi toplumda hem umut, hem de korkuyu beraberinde getirmiştir. Zira akıllı makinelerin insanları işsiz bırakabileceği endişelerinin yanı sıra, bu teknolojinin bilimsel yeni ilerlemeleri beraberinde getirebileceği şeklinde beklentiler de görülmüştür. 1956-1974 yılları arasında yapay zekâ veya düşünen makinelere yönelik toplum algısı soyut bir boyutta kalırken, bilim çevreleri tarafından takip edilmesi gereken bir alan olarak yaklaşılmıştır.
I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ni Savaş Dışı Bırakma Girişimleri: Münferit Sulh Teklifleri Ve Darbe Teşebbüsleri
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2026, Cilt XLII, Sayı 113 · Sayfa: 1-37 · DOI: 10.33419/aamd.1959240
Özet
Tam Metin
Bu makale, I. Dünya Savaşı sırasında Türk Boğazları ekseninde yürütülen askerî ve diplomatik mücadelelerin kesişim noktasında Osmanlı Devleti’nin karşı karşıya kaldığı çok boyutlu baskıları ele almaktadır. Özellikle Çanakkale Harekâtı çerçevesinde, İtilaf Devletleri’nin Osmanlı’yı Almanya’dan kopararak savaştan çekilmeye zorlamak, Osmanlı cephelerindeki tüm güçlerini Avrupa’daki asıl cephede yoğunlaştırmak ve Boğazlar üzerinden Rusya’ya Almanya karşısında kritik lojistik desteği sağlamak amacıyla geliştirdiği üç katmanlı strateji incelenmektedir. Bu strateji; münferit sulh teklifleri ile Osmanlı’ya toprak bütünlüğü, mali destek ve mevcut hükûmetin korunması gibi cazip avantajlar sunulması; ittifak ilişkilerini sarsmaya yönelik yoğun propaganda faaliyetleri ve iç siyaseti hedef alan darbe girişimleri üzerinden eş zamanlı olarak yürütülmüştür.
Araştırma, Osmanlı arşiv belgeleri, diplomatik raporlar ve dönemin basın kaynaklarına dayanmakta olup, İtilaf Devletleri’nin sunduğu cazip tekliflerin, özellikle Rusya’ya duyulan yapısal ve tarihsel güvensizlik nedeniyle Osmanlı yönetimi tarafından reddedildiğini göstermektedir. Çanakkale ve Kûtü’l-Amâre’deki askerî başarılar, Osmanlı karar alıcılarının gizli diplomasi, psikolojik savaş ve iç siyaseti istikrarsızlaştırma girişimlerine karşı stratejik direnç geliştirmesini sağlamıştır. Bu durum, Osmanlı’nın savaş sürecindeki ittifak politikası kararlarının yalnızca askerî değil, aynı zamanda diplomatik ve iç siyasî faktörler tarafından şekillendiğini ortaya koymaktadır.
Makale, İtilaf stratejisinin askerî, diplomatik ve iç siyaseti hedef alan unsurlarını birbirini tamamlayan paralel girişimler olarak bütüncül bir çerçevede ele almakta; Türk Boğazlarının uluslararası siyasetteki merkezî jeopolitik önemini, Osmanlı’nın ittifak sadakatini koruma kararlılığını ve bu kararlılığın sınırlarını analiz etmektedir. Çanakkale Cephesi’nin çoğunlukla askerî başarı olarak değerlendirilen yüzünün, gizli diplomasi ve darbe girişimleriyle şekillenen bilinmeyen boyutunu açığa çıkararak literatüre özgün katkı sağlamaktadır.
Bulgular, Osmanlı karar alıcılarının Rusya kaynaklı varoluşsal tehdit algısı nedeniyle Almanya’yı vazgeçilmez bir denge ve güvenlik ortağı olarak gördüklerini ve bu nedenle kısa vadeli ödünler karşılığında ittifakı riske etmenin hem stratejik hem de siyasal açıdan rasyonel bulunmadığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışma, Osmanlı yönetiminin çok boyutlu baskılara karşı geliştirdiği stratejik ihtiyatı, diplomatik mahareti ve iç siyasî istikrarı koruma kapasitesini ayrıntılı biçimde değerlendirmektedir. Ayrıca literatüre, Çanakkale ve Boğazlar bağlamındaki görece az bilinen gizli diplomasi girişimlerini ve iç muhalefeti denetleme mekanizmalarını bütüncül bir çerçevede analiz etme olanağı sunmaktadır.
Rıza Şah Pehlevi Döneminin İran Türklerinin Kimlik Sürecine Etkileri
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi · 2026, Cilt XLII, Sayı 113 · Sayfa: 39-64 · DOI: 10.33419/aamd.1959251
Özet
Tam Metin
İran coğrafyası Selçukluların bu bölgeye hâkim oldukları XI. yüzyıldan, XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar olan zaman diliminde genel itibariyle farklı Türk kökenli hanedanlıklar tarafından yönetilmiştir. Ancak 1925 yılı itibariyle Rıza Şah Pehlevi’nin başa geçmesiyle birlikte İran’da Fars kimliğini merkeze alan ve diğer kimlikleri pasifize etmeye dayalı kimlik inşa etme süreci başlatılmıştır. Nitel araştırma yöntemi ile kaleme alınan bu çalışmanın amacı, Rıza Şah Pehlevi döneminde uygulanan söz konusu politikaların İran’da yaşayan Türk topluluklarının kimlik sürecine etkisini incelemektir. Rıza Şah’ın Farslaşma politikalarına İran’da Türk topluluklarının verdiği reaksiyon ne olmuştur, İran’da Türk kimliğinin şekillenmesine bu politikaların tesiri nasıldır, İran’da Türk milliyetçiliği söylemlerinin artışına bu politikaların etkisi nasıldır, İran Türklerinin kimlik söylemi içerisinde Fars ve Türk etnik kimliğinin yeri nasıl konumlanmıştır şeklindeki sorulara cevap aramaktadır. Söz konusu çalışma, İran’da Türk kimliğinin yeri ve konumunun tespiti konusunda güncelliğini de koruyan önemli bir meseleyi aydınlatması bakımından önemlidir. Araştırmanın bulguları ise şu şekildedir: Azerbaycan Türklerinin bir kısmı İranlılaşma-Farslaşma söylemine hizmet eden bir kimlik anlayışı benimseyerek Farslaşma politikasının ve Fars kimliğinin etkisi altında kalmışken büyük çoğunluğu ise kendi kimlik bilincine sahip çıkma ve Türk kimliğini öne çıkarma eğilimleri göstermiştir. Kaşkaylar ise söz konusu dönemlerde aşiret asabiyesi ruhuyla hareket etmişler ancak bu zaman zarflarında güçleri ve nüfusları büyük oranda ortadan kaldırılmıştır. Sünni mezhebe mensup olan Türkmenlerde ise Sünnilik ve aşiret asabiyesi, kimlik ve milli kimlik oluşumuna yoğun bir şekilde etki etmiştir. Türkmenlerin kimlik ve milli kimliklerine en bağlı olan ve geleneksel özelliklerini en çok koruyan Türk grubu olmalarının sebebi, mensup oldukları Sünni mezhebin, kimlikleri ve milli kimlikleri üzerindeki şekillendirici etkisi ve bulundukları coğrafyadan dolayıdır. Şahsevenler ve Halaçlarda aşiret asabiyesi diğer Türk aşiretlerine göre daha azdır. Sayıca az olmaları da asimile sürecinde etkili rol oynamıştır.