1421 sonuç bulundu
Dergiler
- Belleten 370
- Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi 302
- Erdem 194
- Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten 183
- Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 171
- Arış 106
- Höyük 78
- Belgeler 17
Yayınlayan Kurumlar
Yazarlar
- Nail Tan 19
- Sadettin Özçelik 10
- Hasan Ali ÇETİN 9
- Mehmet Ölmez 9
- Ahmet Karaman 6
Anahtar Kelimeler
- Osmanlı Devleti 58
- Ottoman Empire 53
- Osmanlı 43
- Ottoman 35
- Dokuma 29
- Türkiye 26
- Weaving 25
- İstanbul 24
- Halı 19
- Osmanlı İmparatorluğu 19
Tlos Antik Kenti Erken Bizans Dönemi Unguentariumları ve Ampulla Kalıbı
Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 175-206 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.175
Özet
Tam Metin
Yerleşim tarihi Prehistorik Çağlara kadar uzanan Tlos, MÖ 168 yılında kurulan Likya Birliği içinde üç oy hakkına sahip en büyük altı şehirden biridir. MS 43 yılında Roma İmparatoru Claudius’un Likya Bölgesi’ni Roma eyaletine dönüştürmesiyle Tlos, bu dönemde birlik içindeki önemini korumuş ve aynı zamanda Metropolis unvanını da taşımıştır. Erken Hristiyanlık Dönemi’nde Tlos, Likya’daki piskoposluğun önemli merkezlerinden biriydi. İlk yapım evresi MS 4. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen Kent Bazilikası ve MS 5. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen sur duvarları Hristiyan nüfusun Erken Bizans Dönemi’nden itibaren Tlos’da söz sahibi olduğunun kanıtlarıdır. Bu süreç Orta Bizans Dönemi’nde artan nüfusu ve gelişen ekonomisiyle Anadolu Beylikler Dönemi’ne kadar devam etmiştir. Bu çalışmada Kronos Tapınağı ve tiyatro kazılarında ele geçen mühürlü ve mühürsüz unguentarium örnekleri ile bir adet ampulla kalıbı tipoloji, üretim ve fonksiyon başlıkları altında incelenmiştir. Akdeniz havzasında yaygın olan unguentarium ve ampulla örnekleri Anadolu’da özellikle hac güzergâhı üzerindeki merkezlerde yerel üretim formları şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Makalede değerlendirilen unguentariumlar içerisindeki üretim hatalı örnekler ile ampulla kalıbı Tlos Antik Kenti’nde her iki formun Erken Bizans Dönemi’nde üretildiğini açıkça ortaya koymuştur. Diğer yandan bazı unguentariumların üzerinde Tlos’a özgü figürlü ve monogram mühürlerin görülmesi yerel üretimin varlığını desteklemiştir.
Anadolu Prehistoryasında Direkli Mağarası Kazıları ve Buluntuları
Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 1-26 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.001
Özet
Tam Metin
Anadolu arkeolojisinde mağara içi yerleşim ve kültürlerinin araştırılma tarihi çok eskilere dayanmaktadır. 1845 yılında Yarımburgaz Mağarası’nın, 1945 yılında Karain Mağarası’nın keşfinin ardından; on bir yıl sonra (1956) Öküzini Mağarası kazılarının ve 1988 yılında Üçağızlı Mağarası’nda kazı çalışmalarının başlatılmasının ardından, 2007 yılında Suluin ve Direkli Mağarası kazılarının başlaması ile Anadolu arkeolojisinde mağara kazılarının sayısı tarihinde hiç olmadığı kadar artmıştır. 2015 yılında Keçe Mağara, 2017 yılında Kızılin, İnönü ve İnkaya Mağaraları, 2019 yılında Gedikkaya Mağarası, 2020’de Yusufun Kayası ve 2021’de Eşek Deresi Mağarası ve Ballık Mağarası kazıları bilim dünyasıyla buluşturulmuştur. Bütün bu mağara kazıları, Anadolu Paleolitiği ve ardından Epipaleolitik, Neolitik, Kalkolitik ve Erken Tunç kültürlerine ilişkin kanıtların açığa çıkarılmasını sağlamıştır. Ancak bunların içinde en uzun süreli olan üç mağara kazısı bulunmaktadır. Bunlar, Karain Mağarası, Öküzini Mağarası ve Direkli Mağarası’dır. Direkli Mağarası, Anadolu’nun en doğusunda kazısı gerçekleştirilen Epipaleolitik Dönem yerleşimine sahip mağaralardan biridir. Diğeri Yusufun Kayası Mağarası’dır. Jeostratejik konumu ve içinde barındırdığı kültürel tarihçe, Direkli Mağarası’nı batıdaki diğer mağara kazılarından bir dereceye kadar farklı kılmaktadır.
Körtiktepe and the Early Neolithization in Upper Mesopotamia
Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 27-54 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.027
Özet
Tam Metin
Körtiktepe is the only site in southeastern Türkiye that provides securely dated evidence of Younger Dryas occupation. Together with Tell Qaramel and Tell Mureybet in the Middle Euphrates Basin, it played a pivotal role in the origins and early development of the Neolithic in Upper Mesopotamia. Occupied by sedentary hunter-gatherer-fishers from ca. 10,700 to 9,300 BC, the site preserves a continuous sequence spanning the Younger Dryas to the Early Holocene. Excavations have revealed approximately 460 architectural features and around 2,000 single and double burials -half containing painted human skeletons accompanied by an extraordinary range of grave goods- making Körtiktepe one of the richest known Neolithic cultural assemblages worldwide. Its 1,300 years of pre-agrarian settlement history, coupled with abundant plant remains and hundreds of thousands of animal bones, provide a unique opportunity to examine human responses to environmental change during the Younger Dryas-Early Holocene transition. By integrating chronometric datings, architectural traditions, burial customs, and archetypal cultural items, this study positions Körtiktepe within its broader chronological and cultural context and evaluates its legacy in shaping Neolithic lifeways in Upper Mesopotamia.
Küçükçekmece Göl Havzası (Bathonea) Kazılarından Ele Geçen Haçlar
Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 149-174 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.149
Özet
Tam Metin
Küçük buluntular, bulundukları alandaki sosyal yaşam ve inanç sistemi ve üretim hakkında bilgi veren önemli kültürel kalıntılardır. Küçükçekmece Göl Havzası Bathonea Kazılarında, 2010-2021 yılları arasında yürütülen çalışmalarda kıyı yerleşimleri üzerinde ticari ve dinî fonksiyonları olan yapı kompleksleri ortaya çıkarılmıştır. Bu alanlarda tespit edilen küçük buluntular içerisinde, takı üst grubunu oluşturan toplam 39 eserden, inanç sistemi ile ilgili bilgi veren 6 adet metal ve 1 adet taş buluntu makalemiz kapsamında incelenmiştir. Bu grubu oluşturan 7 haç, farklı tipolojik ve ikonografik özellikleri ile MS 6. yüzyıldan MS 12. yüzyıla kadar uzanan bir dönemin dinî pratikleri hakkında bilgi edinmemizi sağlamıştır. Aynı zamanda benzer nitelikteki eserlerin bulunduğu diğer yerleşimler ile karşılaştırma yapılması neticesinde bölgeler arasındaki kültürel paylaşımı ortaya koymaktadır.
İznik Çini Fırınları Kazısı Çini Buluntuları Arasından İstanbul’da 17. Yüzyıl Mimarisinde Karşılaşılan Çinilere Ait Bazı Örnekler
Höyük · 2025, Sayı 16 · Sayfa: 235-248 · DOI: 10.37879/hoyuk.2025.2.235
Özet
Tam Metin
İznik Çini Fırınları Kazısına 1981 yılında başlanmış, 1984 yılından itibaren de ilçe merkezinde bulunan BHD kodlu kazı alanında çalışmalara devam edilmiştir. İznik’te, Osmanlı Dönemi’nde çini ve seramik atölyelerinin yoğun olduğu bölge içerisinde kalan kazı alanında, şimdiye kadar toplam on bir fırın ateşhanesi tespit edilmiştir. Yaklaşık -4 metre kotuna kadar inilen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan fırın artıkları, fırın içerisinde pişirim sırasında kullanılan çeşitli pişmiş toprak malzemeler ile yanmış ya da defolu parçaların olduğu seramik çöplükleri her yıl ayrıştırılarak buradaki üretimin yoğunluğu ve niteliği konusunda yeni verilere ulaşılmasını sağlamaktadır. Üretim artığı olarak ayrılmış buluntular arasında ise seramiklere oranla çini parçaları oldukça az sayıda kalmaktadır. Yarı mamul nitelikli bu çini parçalarının büyük bölümünü, sıraltına mavi-beyaz ve çok renkli dekorlu ulama desenli bordür ve karo çinilerine ait parçalar oluşturmaktadır. Renkli sır tekniğinde yapılmış örnekler de bulunmakla birlikte bunlarla oldukça nadir karşılaşılmaktadır. İznik üretimi oldukları kesin olan bu çini parçalarının bilim çevrelerine tanıtılmasına, özellikle kaynağı bilinmeyen çinilerin tespitine katkı sağlamaktadır. Bunların kullanıldığı yapıların belirlenmesi ise bu çinilerin tarihlendirilmesi açısından önem kazanmaktadır. Bu çalışmada altı çini buluntu, aynılarının ya da benzerlerinin kullanıldığı İstanbul’daki Sultan Ahmed Külliyesi, Yeni Cami Külliyesi, Eyüp Sultan Türbesi, Topkapı Sarayı gibi önemli yapılar çerçevesinde değerlendirilmiştir. İncelenen örneklerden dört parçanın 17. yüzyılda üretildiği kesin olarak saptanmıştır.
Uluslararası Öğrencilere Rehberlik İçin Hazırlanan Mobil Yazılımların İçeriği Üzerine Bir İnceleme
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 25-42 · DOI: 10.24155/tdk.2025.253
Özet
Tam Metin
Bu çalışma, uluslararası öğrencilerin Türkiye’deki eğitim ve sosyal yaşamlarında karşılaştıkları zorlukları tespit etmeyi, bu zorlukların çözümüne yönelik geliştirilecek bir mobil rehberlik yazılımında bulunması gereken içerikleri belirlemeyi ve “Software of Student (SOS)” adlı örnek bir mobil yazılımın pilot değerlendirmesini yapmayı amaçlamaktadır. Araştırmada nicel araştırma modellerinden kesitsel (cross-sectional) araştırma modeli ve pilot çalışma/test (pilot study/testing) yöntemi kullanılmıştır. Veriler, 21 farklı ülkeden 40 uluslararası öğrenciye uygulanan anket ve SOS yazılımının değerlendirilmesi yoluyla toplanmıştır. Araştırma bulgularına göre, uluslararası öğrencilerin en sık algıladıkları zorluk alanı dil, deneyimledikleri en önemli zorluk ise burs bulmaktır. Ekonomik ve bürokratik zorluklar da önemli sorunlar olarak öne çıkmıştır. Öğrencilerin mobil bir rehberlik yazılımında en çok bulunmasını istedikleri özellikler sırasıyla; burs bulma olanakları, dil kolaylaştırıcıları ve okul/üniversite bilgileridir. Pilot değerlendirmesi yapılan SOS yazılımı, katılımcıların çoğunluğu tarafından olumlu bulunmuştur. Araştırma sonucunda, uluslararası öğrencilerin karşılaştığı temel zorluklar ile mobil yazılımlardan beklentileri arasında güçlü bir ilişki olduğu görülmüştür. SOS yazılımı, öğrenciler için potansiyel bir destek aracı olarak değerlendirilmekle birlikte özellikle finansal destek ve dil bariyeri gibi kritik konularda daha kapsamlı özellikler sunacak şekilde geliştirilmelidir. Elde edilen bulgular, uluslararası öğrencilere yönelik dijital rehberlik hizmetlerinin ve mobil uygulamaların öğrenci odaklı bir anlayışla tasarlanmasının önemini vurgulamaktadır.
The Role of Qayum Ramazon in the Formation of the Orthographic Rules of the Uzbek Literary Language
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 101-118 · DOI: 10.24155/tdk.2025.256
Özet
Tam Metin
At the beginning of the last century, Uzbek intellectuals beginning to gain literary recognition dedicated themselves to eliminate the economic, political, and cultural crisis in society, and to see their homeland among the developed nations of the world. To achieve their objectives, they stepped onto struggle. So, their struggle under the name “Jadids” took its deserved place in history. First and foremost, they aimed to make the nation literate and to create a literary language based on certain rules. To this end, they opened schools, established national press, and organized national theater activities. In the education process of the new-style schools organized by the Jadids, shortcomings in the representation of Uzbek sounds in the Arabic script and problems in orthography became evident. To address these issues, they reformed the script and worked on establishing national orthographic rules. In the formation of the orthographic rules of the Uzbek literary language, the services of the prominent intellectual Qayum Ramazon are invaluable. Like other Jadid intellectuals, Qayum Ramazon was involved in educational activities. Additionally, he was an active member of the “Chigatoy gurungi” organized under the leadership of Fitrat, and served as a supervisor in the Department of Education of Old Tashkent, responsible for developing the methodology of language and literature lessons in schools and monitoring school activities. Based on practical experience in these processes, he wrote and published works such as Mother Tongue (1918, co-authored), Lessons in Uzbek Language (1925, co-authored), Uzbek Language Among the Languages of the World (1930), Orthographic Rules of the Uzbek Literary Language (1931), Unified Orthographic Rules of the Uzbek Literary Language (1934), and Morphology (1937). This article discusses his work Orthographic Rules of the Uzbek Literary Language (1931).
Comparison of “Urugsırat” in Old Turkic and “Four Cutting” Expressions in Chinese and Their Relation to Genocide
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 145-170 · DOI: 10.24155/tdk.2025.258
Özet
Tam Metin
Bu çalışma; Türk Bengü Taşları’nda (Orhun Yazıtları) geçen “Urugsırat” ve Mandarin Çincesindeki “Dört Kesme” (四绝 / Sì Jué) ifadelerinin etimolojik kökenlerini, semantik anlamlarını, kavramsal çerçevelerini ve tarihsel bağlamlarını detaylı bir şekilde incelemektedir. Ayrıca bu ifadelerin modern soykırım kavramıyla ilişkileri üzerinde durulmaktadır. “Urugsırat”ın, Eski Türk toplumlarında, bir topluluğun neslinin sistematik olarak kurutulması ve soykırım benzeri politikaların uygulanmasıyla bağlantılı olduğu ortaya konulmaktadır. Bu ifade yalnızca fiziksel yok etmeyi değil, aynı zamanda bir halkın kimliğini ve geleceğini hedef alan stratejileri de yansıtmaktadır. Benzer şekilde Mandarin Çincesindeki “Dört Kesme” ifadesi, hedef grupların biyolojik varlığını (neslin kesilmesi), soyunu, ekonomik ve sosyal kaynaklarını ve sosyal yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan kapsamlı bir yok etme politikasını ifade etmektedir. Çalışma, karşılaştırmalı dilbilimsel ve tarihsel analiz yöntemleriyle bu iki ifadenin soykırım olgusuyla ilişkisini araştırmaktadır. Her iki ifade, soykırımın tarihsel sürekliliğini gözler önüne sermektedir. Özellikle günümüzde Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri ve diğer Türk topluluklarına yönelik politikaları, “Dört Kesme”nin modern bir uygulaması olarak değerlendirilmektedir. Kitlesel gözetim, yeniden eğitim adındaki toplama kampları, zorunlu doğum kontrol ve kültürel asimilasyon gibi uygulamalar, bilimsel raporlar ve akademik çalışmalarla soykırım suçuyla ilişkilendirilmektedir. Bu bağlamda çalışma “Urugsırat” ve “Dört Kesme”nin benzerliklerini (neslin yok edilmesi hedefi) ve farklılıklarını (kapsam ve uygulama yöntemleri) vurgulayarak tarihsel ve güncel soykırım süreçlerini aydınlatmayı amaçlamaktadır.
Kreşin Tatar Türkçesinde Mevsimsel Geleneklerle İlgili Terminoloji
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 43-70 · DOI: 10.24155/tdk.2025.254
Özet
Tam Metin
Kreşinler, etnik olarak Kazan Tatarlarının küçük bir grubu olup onların büyük çoğunluğu Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nde; az sayıda Kreşin ise Rusya Federasyonu’nun farklı bölge ve şehirlerinde yaşar. Ortodoks Hristiyan olmaları onları Tatar halkının ana gövdesinden farklı kılar. Hristiyan olmaları dillerini Rusçanın etkisine açık bir hâle getirmiş, din kardeşliği ve Rusçanın üst katman etkisi Kreşin Tatarcasının Rusçadan etkilenmesine yol açmıştır. Kreşinler, Tatar Türkçesinin Orta (Kazan) diyalektini kullanırlar. Ortodoks Hristiyan olsalar da tamamen asimile olup Ruslaşmış değillerdir. Kreşin Tatarları, Tatar Türkçesi sayesinde örf, âdet ve geleneklerini koruyup günümüze kadar yaşatmayı başarmışlardır. Tatarca, Kreşin halk kültürünün yaşatılmasında önemli bir rol oynamıştır. Mevsimsel geleneklerle ilgili terimler, günümüzde de Kreşin Tatar Türkçesinin dilsel zenginliklerinden birini teşkil etmektedir. Bu gelenekler arasında bǝrmǝnçěk, qır kělǝwě, yafraq bǝyrǝmě, pǝtraw kělǝwě, troysın/troitsa, raştuva vb. pek çok örnek vardır. Mevsimlerle ilgili bu geleneklerin adlandırılmasında eski devirlerden günümüze kadar gelmeyi başarmış olan terimlerin yanı sıra Ortodoks Hristiyan dini vasıtasıyla Rusçadan Tatar Türkçesine geçmiş olan terimler de vardır. Mevsimsel geleneklerle ilgili bu karma yapılı terminoloji, günümüzde de varlığını devam ettirmektedir. Metin analizi eksenli bu çalışmada, Tatar Tělěněŋ Zur Diyalektologik Süzlěgě başta olmak üzere muhtelif sözlükler ve Tatar halk bilimi kaynak eserleri taranmış, bu kaynaklarda yer alan mevsimsel geleneklerle ilgili terminoloji derlenip izah edilmiştir. Bu makalede, Kreşin Tatar Türkçesi ile ilgili mevsimsel terimlerin farklı varyasyonları da tespit edilmeye ve açıklanmaya çalışılmıştır.
Fatima Gabitova’nın Edebî Eserlerinin Merceğinden Bir Yaşam ve Bir Dönem
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 171-196 · DOI: 10.24155/tdk.2025.259
Özet
Tam Metin
Fatima Gabitova, Kazak edebiyatı tarihinde kıymeti çok bilinmeyen bir isimdir. Onun adı daha çok eşleri ile birlikte anılır. Kazak edebiyatının üç önemli ismi Bilal Süleyev, İlyas Jansügirov ve Muhtar Avezov’un eşi olmuş, adından onların ilham perisi diye söz ettirmiştir. Stalin döneminin siyasi baskıları sebebiyle edebî yönünü yeterince gösterememiş olan Gabitova’nın kıymeti, bağımsızlıktan sonra daha iyi bilinmiştir. Bağımsızlıktan sonra adına iki kitap çıkmış, hakkında çok sayıda makale yayımlanmıştır. Lirik tarzdaki şiirleri, edebî içerikli makaleleri, sanatsal çevirileri, mektupları, kaleme aldığı günce ve hatıraları ile o da bir edebî şahsiyettir. Fatima Gabitova’nın Kazak edebiyatına en önemli katkılarından biri eşi İlyas Jansügirov’a ait edebî mirası, arşivini, el yazmalarını siyasi baskıya rağmen koruması ve gelecek kuşaklara ulaştırmasıdır. Bunun yanında kaleme aldığı günce ve hatıralarında 1920’li-1930’lu yılların edebiyat ortamları ve önde gelen edebî şahsiyetleri hakkında bilgiler yer alır. Günce ve hatıralarında, başta eşleri Bilal Süleyev, İlyas Jansügirov, Muhtar Avezov olmak üzere Ahmet Baytursınov, Säken Seyfullin, Beyimbet Maylin ve Oraz Jandosov gibi birçok önemli isim hakkında dikkat çekici bilgiler sunar. Bu günce ve hatıraların bir diğer önemli tarafı Stalinizm terörüne bir kapı aralaması, yaşananlara ışık tutmasıdır. Kaleme aldığı şiirlerinde de yine kendi hayatını anlatır. Fatima Gabitova’nın şiirlerinde aile meseleleri, çocukları, acılı yaşantısı ve Stalin’in yarattığı siyasi baskı dönemi ağırlıklı konulardır.