1497 sonuç bulundu
Dergiler
- Belleten 381
- Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi 311
- Erdem 204
- Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten 193
- Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 178
- Arış 122
- Höyük 88
- Belgeler 20
Yayınlayan Kurumlar
Yazarlar
- Nail Tan 19
- Sadettin Özçelik 10
- Hasan Ali ÇETİN 9
- Mehmet Ölmez 9
- Ahmet Karaman 6
Anahtar Kelimeler
- Osmanlı Devleti 58
- Ottoman Empire 54
- Osmanlı 43
- Ottoman 35
- Dokuma 29
- Türkiye 28
- Weaving 26
- İstanbul 24
- Osmanlı İmparatorluğu 20
- Turkish 20
Çarhın (Arbalet) Tarihsel Gelişim Süreci ve Kubadabad Sarayı Kazısında Bulunan Bir Çarh Somunu ve Ucu Üzerine
Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 215-228 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.215
Özet
Tam Metin
Ok ve yayın, dünya savaş tarihinin en erken ve en uzun süreli kullanılan silahlarından olduğunu söylemek mümkündür. Bu basit ama etkili savaş aletindeki en küçük yenilik, savaşların seyrine doğrudan tesir etmiştir. Bu yenilikler aletin üzerindeki parçaların revizyonu veya kullanıcıya avantaj sağlayacak yeni bir atış tekniği şeklinde olabilirdi. Yaylardaki en büyük değişim kundaklı yayların keşfiyle başlamaktadır. Arapçada kavs el-yad (el yayı), kavs el-ricl (ayak yayı), Farsçada ise çarh isimleriyle anılan bu yeni öldürücü silah, klasik yaylara göre daha ağır okları daha uzak mesafelere atabilecek sisteme sahipti. Batı literatüründe “Tatar Yayı”, “arbalet” isimleriyle bilinen silahın ilk kez Çin coğrafyasında kullanıldığı kabul edilmektedir. Batılı kaynaklar, 14. yüzyıldan önce İslam dünyasında çarhın bilinmediğini söylese de 11. yüzyıldan itibaren bu alandaki harp sanatı kitaplarında çeşitli isimler altında bu silahtan bahsedilmektedir. Çarhın en önemli bölümleri ateşlemenin yapıldığı tetik, tetiğin bağlı olduğu somun, okun oturduğu kundak, ayak takılarak yayı germeye yarayan üzengi ve yaydır. Anadolu’nun Orta Çağı’na ait kazılarda çok sayıda çarh ucu bulunmasına rağmen silahın bütünü veya parçaları ait hiçbir iz bugüne kadar ele geçmemişti. Konya’nın Beyşehir ilçesi sınırları içinde, Beyşehir Gölü’nün batı kıyısında yer alan Anadolu Selçuklu Sarayı Kubadabad, kırk yılı aşkın bir süredir Orta Çağ Türk maddi kültür tarihi ve yaşamının en özgün verilerinin ele geçtiği yer olmuştur. Kubadabad Sarayı kazısında bulunan bir kemik objenin, benzerlerini Avrupa’da gördüğümüz çarhların tetik mekanizmasına ait bir somun olduğu anlaşılmıştır. Obje, Anadolu-Orta Çağ kazılarında bulunan ilk çarh somunu örneğidir. Bu çalışma, Kubadabad kazısında bulunan çarh ucu ve somununu detaylı çizimler eşliğinde tanıtırken, çarhların tarihsel gelişimini ve tiplerini ayrıntılı biçimde ele almaktadır.
Olympos Episkopeion’u Mutfak Mekânı (M11) Kazısında Bulunan Pişirme Kapları
Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 193-214 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.193
Özet
Tam Metin
Olympos kenti antik dönemde Lykia Bölgesi’nin doğusunda yer alan bir liman kentidir. Günümüzde Antalya ili, Kumluca ilçesine bağlı Yazır Mahallesi sınırları içerisinde bulunmaktadır. Kentin günümüzde hâlen izlenebilen yerleşim dokusu, ağırlıklı olarak MS 5-6. yüzyıllara tarihlenen imar faaliyetleri sırasında şekillenmiştir. MS 6. yüzyıl ortalarında meydana gelen doğal afetler ile bunu izleyen ekonomik ve askerî gerileme süreci ve MS 7. yüzyıl ortalarından itibaren Anadolu’nun özellikle güney kıyılarını etkileyen Arap akınları, kent nüfusunun olumsuz yönde etkilendiğini göstermektedir. Episkopeion (Piskoposluk Sarayı) kentin kuzeyinde konumlanan anıtsal bir dinî komplekstir. Kazı çalışmalarıyla kompleksin inşasına MS 5. yüzyılın ikinci yarısında başlandığı ve son hâlini MS 6. yüzyılın ilk yarısında aldığı tespit edilmiştir. Burada gerçekleştirilen kazı çalışmalarında kompleksin kuzeybatısında bulunan, Mekân 11 (M11) olarak adlandırılan dikdörtgen planlı mekânın mutfak işlevinde kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu çalışmanın konusunu oluşturan mutfak kapları, zemin üzerinde yoğun bir dolgu tabakası içerisinde bulunmuştur. Mutfak kapları işlevlerine göre sebze ve sulu et yemeklerinin hazırlanmasında kullanılan pişirme kapları ile soteleme ve kızartma amacıyla kullanılan kaplar olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. İncelenen parçaların tamamında, uzun süreli kullanıma bağlı yoğun yanık izleri gözlemlenmiştir. Mekân içerisinde pişirme kaplarıyla birlikte bulunan hayvan kemikleri, kent sakinlerinin beslenme alışkanlıklarına ilişkin önemli veriler sunmaktadır. M11 kazısında saptanan tabakalaşmaya göre mutfak kapları MS 6. yüzyıl ile 7. yüzyıl başına tarihlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, söz konusu kapların form repertuvarını tanıtmak ve olası üretim kökenlerine ilişkin değerlendirmeleri ortaya koymaktır.
Nysa ad Maeandrum’dan Ele Geçen Geç Antik Çağ Kandilleri
Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 121-154 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.121
Özet
Tam Metin
Nysa ad Maeandrum’da 2015 yılında Sütunlu Cadde (Cadde 1) ile Cadde 4B kavşağının güneydoğusunda yer alan Doğu Mekânları’nda (DM-1–DM-4) gerçekleştirilen kazılarda 59 tam ve 2503 parça Geç Antik Çağ kandili ele geçmiştir. Bu çalışma, söz konusu kandillerin tipolojik özelliklerini ve bulundukları mekânsal bağlamı değerlendirmektedir. Kandiller, tipolojik açıdan Geç 4. yüzyıldan itibaren bilinen formlarla ilişkili olmakla birlikte, Nysa örnekleri bağlam verilerine göre ağırlıklı olarak MS 6. yüzyıl sonu ile 7. yüzyıl başına tarihlenmektedir. Buluntuların büyük bölümünün DM-3 mekânında tek bir alanda yoğunlaşması ve Sütunlu Cadde üzerindeki in situ kandil askı halkalarıyla birlikte ele alınması, bu mekânın cadde aydınlatmasına yönelik kamusal bir depo olarak kullanılmış olabileceğini göstermektedir. Çalışmada söz konusu durum, MS 7. yüzyıl başında Batı Anadolu’da yaşanan güvenlik sorunları ve hemen ardından gerçekleşen yıkıcı depremler çerçevesinde yorumlamaktadır. Sonuç olarak makalede, Nysa Sütunlu Cadde kazılarında ele geçen Geç Antik Çağ kandilleri üzerinden cadde aydınlatması ve kriz döneminde kamusal alanların işlevsel dönüşümüne ilişkin somut arkeolojik veriler sunulmaktadır.
Güncel Arkeolojik Veriler Işığında Smyrna / İzmir Tiyatrosu
Höyük · 2026, Sayı 17 · Sayfa: 155-174 · DOI: 10.37879/hoyuk.2026.1.155
Özet
Tam Metin
Günümüzde İzmir’in Konak ilçesi sınırları içerisinde, Kadifekale ile Kemeraltı arasındaki yamaçta yer alan Smyrna Tiyatrosu ile ilgili ilk bilgilere 17. yüzyıldan itibaren yapı ile ilgili gözlemlerini aktaran seyyah ve araştırmacıların notlarından ulaşılmıştır. Tiyatronun bulunduğu alanda 19. yüzyıldan itibaren yerleşimin başladığı, 20. yüzyıl boyunca da modern konutlar inşa edilerek iskânın devam ettiği bilinmektedir. 2014 yılına kadar süren kamulaştırma çalışmalarının ardından alandaki modern konutlar temizlenmiştir. Bu tarihten itibaren ise Smyrna Antik Kenti Kazı Başkanlığı tarafından, Smyrna Agorası ile birlikte kazı çalışmalarının yürütüldüğü sektörlerden biri de Smyrna Tiyatrosu’dur. Son yıllarda hız kazanan kazı çalışmaları sayesinde kent belleğinde önemli yer tutan anıt yapılardan bir tanesi durumunda olan tiyatro açığa çıkarılmaktadır. Tiyatronun skene ve cavea bölümlerinde sürdürülen çalışmalar ile bir yandan yapının mimari kurgusuna ve stilistik özelliklerine yönelik sonuçlara ulaşılırken, bir yandan da ele geçen heykel, sikke, seramik buluntuları ve epigrafik bulgular sayesinde dönem insanının yaşamına ilişkin veriler elde edilmektedir. Son çalışmaların bir parçası olarak, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’nın da desteğiyle Smyrna Tiyatrosu’nun güney bölümünde, ima ve media cavea’yı ayıran diazoma ile örtüşen plankarelerde dolgu toprağın kaldırılması ve alt tabakalardaki kültür katmanlarının açığa çıkarılmasına yönelik kazılar yürütülmüştür.
Codex Cumanicus’un Alman Bölümü Tanıklığında Eski Türk Dinî Söz Varlığına Katkılar
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2026, Sayı 81 · Sayfa: 177-204 · DOI: 10.32925/tday.2026.148
Özet
Tam Metin
Orta Asya’nın Manici ve Buddhacı öğretileri, Eski Türk dili ve kültürü açısından bir dönüm noktasıdır. Manici ve Buddhacı düşünce sistemleri, Türk dilinin somut ve eylem odaklı bozkır yapısından soyut, felsefi ve metafizik bir literatür diline evrilmesini sağlayarak Türk dilinin kavramlaştırma kapasitesini en üst seviyeye taşıyan entelektüel hareketlerdir. Uygur dönemindeki dinî kavramlar leksikal kopyalarla verilmekle birlikte Buddhacı rahiplerin dinî terimleri aktarmada tercih ettikleri Türkçe söz yapımı ilkeleri İslami ve Hristiyan öğretiyi yansıtan Türkçe metinlerdeki teknik terimlerin oluşturulmasında yol göstericidir. Budist öğreti ekseninde şekillenen Türkçe terminoloji, Karahanlı dönemi Kur’an tercümelerini de etkilemiştir. İlgili dönem metinlerinde tanıklanan dinî terimler, Türklerin İslamiyet’e geçişinin radikal ve ani bir kültürel kopuş olmadığını; aksine yerleşik bir medeniyet dili olan Eski Uygur Türkçesinin edebi ve dinî birikiminin Karahanlılarla İslami bir kalıba evrildiğini yansıtmaktadır. Böylece İslami kavramlar; Uygurların kullandığı türetme, birleştirme, eksiltme ve anlam aktarımı gibi yöntemler aracılığıyla Türkçeye aktarılabilmiştir. Uygur ve Karahanlı dönemi Türkçe dinî terminoloji, Codex Cumanicus’un Alman bölümündeki örneklerde de görülmektedir. Bu çalışmada Codex Cumanicus’un Alman bölümündeki türetme ve birleştirme yoluyla oluşturulmuş Hristiyan öğretiye ait Türkçe dinî terimler dilsel ve tematik olarak ele alınmıştır. Çalışmada Türkçe terimler, iki ana başlıkla alfabetik olarak sıralanmış; devamında madde başı verilen sözcükler köken bilgisi ve dönem sözlükleri ile ele alınarak ilgili ibarelerin teşekkülü, kavramsallığı ve tarihî dönemlerdeki sürekliliği belirlenmeye çalışılmıştır.
Memlûk Türkçesiyle Kaleme Alınmış Bilinmeyen Bir Satır Altı Kur'an Tercümesi: Diyanet Kütüphanesi 2596 Numaralı Nüsha
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten · 2026, Sayı 81 · Sayfa: 205-236 · DOI: 10.32925/tday.2026.149
Özet
Tam Metin
Türkçenin tarihî dönemlerinde, farklı mütercim ve müstensihler tarafından Kur’an-ı Kerim tercümeleri yapılmıştır. Memlûk Türkçesiyle de yazılmış Kur’an-ı Kerim tercümeleri olduğu bilinmektedir. Zira Mustafa Toker; Bursa, Isparta ve Manisa nüshaları üzerinde dikkatle dururken Cihan Doğan da Süleymaniye Kütüphanesi 3966 numaralı nüshayı incelemiştir. Bu çalışmada ise Memlûk sahasına ait olduğu bilinmeyen Diyanet Kütüphanesi 2596 numaralı nüsha (DK) ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Baş kısmında eksiklik bulunan nüsha, tamir görmüş; ilk iki yaprağı, eserin genelinden farklı bir yazı stili ve tercüme şekliyle sonradan eklenmiştir. Yazmanın karakterini yansıtan asıl tercüme, Bakara suresinin 15. ayetinden itibaren başlamaktadır. Eserin 3a sayfasına tekabül eden bu bölümde de eksiklikler ve tamir edilmiş kısımlar mevcuttur. Bu hâl, nüshanın 6b yüzüne kadar devam etmektedir. Buradan itibaren, özellikle son satırlarda, kısmi siliklikler bulunsa da eser büyük ölçüde okunabilir durumdadır. Yazma, içerik ve dil özellikleri bakımından mevcut tercümelerle karşılaştırıldığında, Manisa nüshasıyla dikkat çekici benzerlikler taşımakta olduğu ve bu yönüyle Memlûk Türkçesiyle kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Bu çalışmada, DK ayrıntılı şekilde incelenecek ve Manisa İl Halk Kütüphanesi 931 numaralı nüsha (MK) ile çeşitli ölçütler doğrultusunda karşılaştırılacaktır. Böylece hem Türkoloji sahasında üzerinde yeterince durulmayan Memlûk Türkçesi Kur’an tercümelerinin dil özellikleri vurgulanacak hem de şimdiye kadar üzerinde çalışma yapılmamış olan DK ilim âlemine kazandırılacaktır.
Eski Mezopotamya ve Eski Mısır Tıbbi Metinleri Üzerine Dönemin Katipleri Tarafından Yapılan Şerhlerin Karşılaştırılması
Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 19-68 · DOI: 10.37879/belleten.2026.019
Özet
Eski Mezopotamya’daki şerh geleneği, MÖ birinci bin yılın başlarında Neo-Asur ve Neo-Babil dönemlerinde (MÖ sekizinci yüzyıl civarında) belirginleşti. Akamenid ve Helenistik dönemlerde de (MÖ birinci yüzyıla kadar) sürdürüldü. Şerhi yazılan temel metinlerin neredeyse tamamı, MÖ birinci bin yılın Mezopotamya edebiyatının “kanonik” külliyatına ait olarak kabul edilir. Şerhler MÖ yedinci yüzyılda, orijinal yazarları tarafından neredeyse bin yıl önce kullanılan, anlamı artık bilinmeyen arkaik sözcükler ve ifadeler için güncellenmiş eşdeğerler ve ayrıntılı anlamlar sağlamak adına bir gereklilik hâline geldi. Şerhleri ortaya çıkaran diğer nedenler ise tarihî, sosyal ve politik koşullardı. Yeni Asur döneminde akademisyenler ve akademi siyasi güçlere tabi tutulmuş ve eserleri kanonlaştırma süreci için yapılan araştırma, esas olarak krala tavsiyede bulunmayı amaçlayarak zaman zaman yorumlama gereğini doğurmuştur. Akamenid döneminde siyasi otoritenin değişmesi sonucu oluşan özgürlükle birlikte, kanonik metinler külliyatını inceleyen ve yorumlayan bilginlerden meydana gelmiş bağımsız bir iç skolastik sistem ortaya çıkmıştı. Bu şerhlerin tarihini ve tipolojisini çok disiplinli bir bakış açısıyla inceleyen son çalışmalar Babil ve Asur şerhlerine pek az yer vermişken mevcut çalışma söz konusu bakış açısıyla iki farklı disiplinden şerhleri karşılaştırma işine girişmektedir. Bu çalışma, eski Mezopotamya’daki tıbbi metinler üzerine yapılan yorumları, fiziksel metin düzeni ve şerhlerde açıklamalar sağlamak için uygulanan hermeneutik açısından Edwin Smith tıbbi papirüsünde görülen şerhlerle karşılaştırmayı amaçlamaktadır.
Teos’taki Romalı Tüccarlar
Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 99-126 · DOI: 10.37879/belleten.2026.099
Özet
Tam Metin
Romalı tüccarlar (negotiatores), MÖ 1. yüzyıldan itibaren Anadolu’da kapsamlı ticari faaliyetlerde bulunarak bölgenin ekonomik yapısında önemli bir rol üstlenmişlerdir. Roma Devleti’nin hâkimiyet alanının genişlemesi, tüccarlar için daha geniş pazar olanakları yaratmış ve ilerleyen süreçte Romalı tüccarlar yerel ekonomilerle bütünleşerek farklı bölgelerde etkinlik göstermişlerdir. Kurulan ekonomik bağlar yalnızca ticari ilişkilerin gelişmesini sağlamakla kalmamış, aynı zamanda Roma kültürünün yerel topluluklarla olan etkileşimini de teşvik etmiştir. 2021 yılında Teos antik kentinde Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı öğretim üyelerince yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan iki yeni yazıt bu ticari genişlemenin somut bir örneği olarak bu çalışmada değerlendirilmektedir. MÖ 1. yüzyıla tarihlendirilen söz konusu yazıtlar, Romalı tüccarların Teos’taki varlığını belgelemekle birlikte onların kentte yürüttükleri ekonomik faaliyetlere de ışık tutmaktadır. Daha önce Ephesos, Smyrna, Klaros ve Pergamon gibi önemli kentlerde bulunan yazıtlar, Romalı tüccarların bu bölgelerdeki etkinliğini göstermiştir, ancak Teos’ta bulunan yeni yazıtlar conventus adı verilen ticari birliklerin sanılandan daha geniş bir kapsama sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Yeni yazıtlar, agoranomos Menophantos’un Romalı tüccarların tarafından Teos’ta onurlandırılmasına ilişkindir. Bu çalışmada yazıtlar temel alınarak tüccarların agoranomos Menophantos ile kurduğu ilişki analiz edilerek conventus adı altında örgütlenen tüccar topluluklarının yapısı ve işlevleri değerlendirilmiştir. Ayrıca bu bağlamda Romalı kimliğinin tüccarlar aracılığıyla yerel düzeyde nasıl yayıldığına dair bir inceleme sunulmaktadır. Teos’ta bulunan ve bu çalışmanın da temelini oluşturan iki yeni yazıt MÖ 1. yüzyılda Anadolu’dan ele geçen epigrafik belgelerde rastlanan Ῥωμαῖοι (Rhomaioi) teriminin anlamına dair yeni bir perspektif kazandırma potansiyeline sahiptir.
What were they for? A Study of the Uses of Pyramidal Lead Weights from Metropolis (Ionia) and Interpretations in Light of their Archaeological Contexts
Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 69-98 · DOI: 10.37879/belleten.2026.069
Özet
Tam Metin
The purpose of this study is to examine the possible uses of pyramidal lead weights unearthed in Metropolis. By comparing the artifacts with analogous examples found in different archaeological contexts, we hope to shed new light on their purpose and significance. Pyramidal weights unearthed during archaeological excavations across ancient Metropolis are analyzed and interpreted within their specific archaeological contexts. These interpretations are not limited to classifying the artifacts by their form, weight, or chronology; they also explore their potential purpose and uses as manufactured objects. Additional attention is likewise given to markings (monograms and symbols) found on some weights. Consideration is given as to what these markings were used for, whether or not there is a production-process connection between markings and weights, and whether or not the markings had any functional purpose. This study also takes into account the ongoing debate surrounding the possible applications of these weights with an attempt being made to analyze the potential uses of the Metropolis finds. All the weights discussed in the study are also presented in detail in the accompanying catalogue table. The twenty pyramidal lead weights unearthed at Metropolis were discovered in different parts of the city and in a variety of built contexts ranging from civilian dwellings to public buildings.
İsveç Askerî Arşivi’nde Mahfuz Bir Doğu Avrupa Haritası
Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 157-186 · DOI: 10.37879/belleten.2026.157
Özet
Tam Metin
İsveç Askerî Arşivi’nde Doğu Avrupa’yı kapsayan bir harita tespit edildi. Akabinde, İsveçli organizatörler düzenledikleri bazı etkinliklerde bu haritayı sergilediler. Böylelikle, ilim âlemi bu haritanın varlığından haberdar oldu. Haritaya ilişkin, başta İsveç Askerî Arşivi çalışanları tarafından olmak üzere birçok değerlendirme ve yorum yapıldı. Haritanın fiziki niteliklerinin nasıl olduğu, kim tarafından tasarlandığı, tasarlanma tarihi, içeriğinin ne olduğu, tasarımı sırasında istifade edilen kartografik materyallerin neler olduğu, neden İsveç Askerî Arşivi’nde bulunduğu ve yapılış amacı gibi soruların ise cevaplanması gerekir. Mamafih, haritada Kırım Tatarlarının Moskova üzerine yaptıkları seferin güzergâhına ve haritada verilen sefer hakkındaki bilgilere dair de izaha muhtaç hususlar bulunmaktadır. Bu çalışma, harita hakkında yapılan değerlendirmeleri ve yorumları göz ardı etmeden bahsi geçen soruların cevaplarını bulmayı ve izahı gereken hususları açıklığa kavuşturmayı amaçlamaktadır. Çalışmada, İsveç Askerî Arşivi’nin sunduğu haritanın dijital hâli esas alınmıştır. Anonim haritanın kim ya da kimler tarafından yapıldığı sorusuna, bu konuda yapılan bütün çalışmaları da dikkate alarak kesin olmamakla beraber İbrahim Müteferrika ile Ahmed Paşa tarafından yapılmış olabileceği cevabına varılmıştır. Haritanın tarihlendirilmesine ilişkin ise 1730 yılı ve sonrası veya 1731-1747 yılları arasında bir zamanda yapılmış olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca haritanın hazırlanılmasında istifade edilen kaynaklar meselesinde, Avrupa kartografik materyallerinin kullanılmasıyla meydana geldiği iddialarının aksine, Fransız kartograf Guillaume de Lisle’in Doğu Avrupa haritasının kopya edilmesiyle oluşturulduğu kanaatindeyiz. Bununla birlikte, haritanın, Doğu Avrupa’da Rus yayılmacılığının engellenmesi için Osmanlı Devleti, Kırım Hanlığı, İsveç arasında bir ittifakın tesis edilmesinin ve Rus idaresi altına giren toprakların eski sahiplerine iadesi arayışının amaç edinilmesiyle yapılmış olabileceği sonucuna varılmıştır.