301 sonuç bulundu
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yazarlar
Anahtar Kelimeler
- Osmanlı Devleti 11
- Ottoman Empire 11
- Osmanlı 9
- Ottoman 8
- İstanbul 5
- Türkiye 5
- Birinci Dünya Savaşı 4
- Eski Türkçe 4
- literature 4
- Türkiye. 4
The Historical Information in Shakarim Kudayberdiuli’s “Genealogy of Turks, Kyrgyz, Kazakhs, and Khans”
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 71-100 · DOI: 10.24155/tdk.2025.255
Özet
Tam Metin
One of the important figures of 19th- and 20th-century Kazakh literature, Shakerim Kudayberdiyev was a student of Abay, the pioneer of Kazakh literature. Shakerim, who grew up under the supervision of Abay, adopted his worldview. Renowned for his works in verse and prose in the fields of history, philosophy, and theology, Shakerim began to write the “Genealogy of Turks, Kyrgyz, Kazakhs, and Khans” at the age of 19, under the guidance of Abay. While writing the genealogy, he used Western sources, particularly Russian ones, as well as sources written by Muslims. In addition to the written sources, Shakerim also drew on oral sources and incorporated his own thoughts into his work by comparing all the sources he obtained. The “Genealogy of Turks, Kyrgyz, Kazakhs, and Khans” is considered the first work on Kazakh history. In his work, he begins with the origins of humanity, discusses the place of Turks in human history, and then provides a detailed account of the history of the Kazakhs. As the author of this work on Kazakh history, Shakerim Kudayberdiyev can rightly be regarded as the first historian of the Kazakhs. Considering the conditions of his time, the vast number of sources that Shakerim, as someone living in the steppe, was able to access while writing his work is not only surprising but also worthy of great admiration. Shakarim Kudayberdiuli’s genealogy has made a profoundly significant contribution to shaping the origins, lineage, and history of the Kazakh people. In this study, after providing information about Shakerim’s life and literary personality, his work “Genealogy of Turks, Kyrgyz, Kazakhs, and Khans” was analyzed in terms of structure and content, and the literary and historical value of the work was emphasized.
Dialects of the Azerbaijani Language and Common Features in the Uzbek Language
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 119-144 · DOI: 10.24155/tdk.2025.257
Özet
Tam Metin
Azerbaijani is one of the oldest languages in the Turkic family. Azerbaijani, which emerged from the branching of the mother Turkic language, which went through a long development path for centuries and was polished, is an independent language with a system of orthographic and orthoepic rules, phonetic, lexical and grammatical norms, individual and functional styles. Azerbaijani has a dialect system, which includes its dialects (northeastern, western, southern and mixed northwestern) and the dialects that form them. Each dialect has both its own lexicon, phonetic and grammatical features, and phonetic and grammatical features. After the Republic of Azerbaijan gained independence, research work was started to compare dialects with other related Turkic languages and their dialects. The article compares the Azerbaijani and Uzbek dialects at the phonetic and lexical levels and reveals common features. Many phonetic features observed in the Azerbaijani dialects (a ̴ o, o ̴ u, c ̴ j, b ̴ m, d ̴ t, thickening phenomenon, use of ŋ, etc.) are observed in the Uzbek literary language. It is known that the main part of the vocabulary of Turkic languages is formed by the ancient Turkic lexical layer. However, there are words that have lost their function in the literary language and have been preserved in dialects. Some of these words have common features with the lexicon of the Uzbek language: ağırramax, bayramnıx, ini, mayif, ceviz, chamır, davar, dagarcıx, irağ, ikhdiyar, etc. These units have been identified and presented on the basis of examples. Some of these words are the same in terms of both meaning and form, some have certain phonetic differences, some are the same in terms of phonetic structure, but different in terms of the meaning they express.
Halaç Türkçesinde “-GU”lu Ekler: Tarihî-Karşılaştırmalı Bir İnceleme
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 1-24 · DOI: 10.24155/tdk.2025.252
Özet
Tam Metin
Tarihî Türk dili alanında -GU eki, hem bu biçiminde hem de çeşitli yapım (türetme) veya çekim ekleri ile genişlemiş biçimlerinde iki temel işlev için kullanılmıştır: “-mAK ~ -mA” işlevli fiil ismi oluşturma ve gelecek zaman bildirme. -GU fiil ismi eki ve -GU ~ -KU kerek dizilişine dayanan gereklilik kipleri, Eski Uygur ve Karahanlı Türkçelerinde yaygındır. Söz konusu gereklilik kipleri, Harezm Türkçesinde oldukça sınırlanmış; Kıpçak ve Oğuz Türkçelerinde ise yer almamıştır. Bundan dolayı Harezm-Çağatay, Kıpçak ve Oğuz Türkçelerinden gelişen lehçelerde -GU fiil ismi ekli gereklilik kipleri görülmemektedir. Halaç Türkçesinde -GU eki, fiil ismi işleviyle kullanılmaktadır. Halaç Türkçesi, -GU ekli fiil isimleriyle Genel Türkçeden büyük ölçüde farklılaşmaktadır. Halaç Türkçesinde fiil ismi işlevi, -GU ve -GUçA eklerinde bulunmaktadır. Ayrıca Yeni Uygur Türkçesinin kimi eklerinde -GU, fiil ismi işleviyle kullanılmaktadır. Bunlar -GIlI ~ -KIlI (< -GU + -lI) ve -GIçA ~ -KIçA (< -GU + -çA) zarf-fiil ekleri ile -GUçi (< -GU + -çi) kılıcı ismi ekidir. Halaç Türkçesi ile Yeni Uygur Türkçesi, -GU fiil ismi ekinin varlığı ile ortaklaşmaktadır. Tarihî lehçelerde ortak işlevlerle ve dizilişlerle görülen -GU ve -GUlUK ekleri, yaygınlıkları yönüyle dikkati çekmektedir. Türk dilinin geç dönemlerine doğru -GU eki artmış, -GUlUK eki ise azalmıştır. -GUlUK eki, erken dönemlerde daha yaygın durumdadır.
Kırımlı Türk Ediplerinin Hatıralarında Esaret, Sürgün, Hürriyet: Volga Kızıl Akarken ve Hatıralarda Cengiz Dağcı
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 217-246 · DOI: 10.24155/tdk.2025.261
Özet
Tam Metin
Kırım toprakları, 20. asırda bilhassa Sovyet politikalarıyla çetin bir var olma mücadelesine sürüklenmiş ve bu mücadeleye katılan yahut tanıklık eden edipler, yaşananları çarpıcı şekilde eserlerine taşımıştır. Söz konusu edipler arasında, kitaplarını yazdığı Türkiye Türkçesinde geniş bir okur kitlesi kazanan Cengiz Dağcı, akla ilk gelen isimlerdendir. Çoğu roman türündeki eserlerini sarsıcı hikâyeler üzerine kuran Dağcı, otobiyografik yönü daima ilgi toplayan anlatılar üretmiştir. Hatıralarda Cengiz Dağcı (1998) isimli kitabında kendi yaşamından sahneler paylaşan Dağcı, Kırım Türklerinden biri olarak yurdundan koparılışını hatırlar ve hatırlatır. Kırım Türklerinin acılarını, meşakkatlerle dolu yaşamıyla temsil eden bir başka isim, hatıratını dikte ettirmek suretiyle yazdıran Şevki Bektöre’dir. Kırımlı şair ve öğretmen Bektöre’nin yaşamına dayanan bir anlatı olarak Volga Kızıl Akarken (1965), tehlikeli görülen milliyetperver aydınların maruz kaldığı muamelenin bir hülasası olarak okunabilir. Bektöre’nin uzun bir esaret ve sürgün dönemi boyunca kendisine yaşatılanları, şahit olduğu sahneleri aktardığı bu eser âdeta okuru dehşetli bir tanıklık kitabının ağırlığından kurtarmak istercesine tahkiyeye yaklaşır. Buna karşın metnin arka planındaki tarihsel süreç hatırlandığı anda, eseri var eden hakikat yükü tekrar açığa çıkar. Dağcı ve Bektöre’nin yaşamlarından beslenen bu metinler, esasen bütün bir milletin kolektif bilincine ait çizgiler sunmaktadır. Nitekim eserlerin ikisinde de Sovyet tahakkümünün yaygın bir uygulaması olan sürgün ve esaret sorununa yer verilirken hürriyet fikri değer kazanır. Nihayetinde, yurdundan koparılan insanların ıstırapları da esirliğin açtığı yaralar da hürriyetin önemini kavramak için birer merhaleye dönüşür. Bu çalışmada, aynı tarihsel sürecin mahsulü olan iki hatırat bir arada değerlendirilmiş ve insani acıların metinlerdeki yansımaları üzerinde durulmuştur.
Ak Liman ve Beş Katlı Evin Altıncı Katı’nda Yüksek Sesli Bir Venüs Olarak Tehmine ve Ötekiler
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 247-266 · DOI: 10.24155/tdk.2025.262
Özet
Tam Metin
Azerbaycan edebiyatının modern döneminde, özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda ön plana çıkan isimlerden biri olan Anar, 1970’te yayımladığı Ak Liman adlı romanının devamı niteliğindeki Beş Katlı Evin Altıncı Katı’nı da 1981’de yayımlar. Yayımlandığı dönemde çok okunarak sinemaya da uyarlanan Tehmine ve Zaur’un aşk öyküsü, arka planda Azerbaycan toplumunun gelenek ile modernite arasındaki sıkışmışlığını da gözler önüne serer. Özellikle kadın karakterler üzerinden var oluş mücadelesini irdeleyen bu iki anlatıda karakterler arasındaki karşıtlıklardan faydalanılarak toplumsal denetim mekanizmaları, cinsiyet ayrımcılığı, toplumsal cinsiyet rolleri, aile ilişkileri ve kadınların üzerindeki baskı gibi pek çok mesele gündeme getirilerek eleştirilir. Anlatılar müziğin, sinematografinin gücünden de yararlanarak oldukça sürükleyici bir yapıya kavuşturulurken çeşitli sembollerle karakterlerin belirgin yanlarının, temsil alanlarının ve karşıtlıklarının altı çizilir. Her iki anlatıda da olayların gidişatını belirleyen, çatışmayı hem besleyen hem de sonlandıran, ilk ve son sözün sahibi kadınlar olur. Kadının sesi ve kimliği, modern olan ve geleneksel olan arasındaki farkı ortaya çıkaran en belirgin unsurdur. Yaratılan Tehmine karakteri; dönemine göre oldukça cesur, dikkat çekici taraflarıyla ve elbette öyküsüyle ikonik bir karaktere dönüşmüştür. Tıpkı Anna Karenina gibi, Emma Bovary gibi umutsuzluğa rağmen sınırları zorlayarak varlığını ortaya koyan Tehmine, hem yadırganan hem hayran olunan bir figür olarak Azerbaycan edebiyatında ve sinemasında yer edinmiştir. Yarattığı atmosferle, karakterlerle ve eleştiriye açtığı kavramlarla iki roman, bu yazıda bir bütün olarak değerlendirilmiştir.
Cengiz Aytmatov’un Beyaz Gemi Adlı Eserinin Çevirisinde Anlam Kayıpları Sorunu
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 197-216 · DOI: 10.24155/tdk.2025.260
Özet
Tam Metin
Edebî eserlerin, edebî metinlerin, kaynak dilden hedef dile aynı anlamı, aynı üslubu ve aynı edebî duyguyu vererek, eş değer sözcüklerle kültürel ve anlamsal kayıplara yol açmadan aktarılmasını gerektiren çeviri türüne edebî çeviri denmektedir. Edebî çeviride, metnin içeriğiyle sahip olduğu söz varlığı, üslup özellikleri, söz dizimi çeşitliliği gibi dilin yapısal niteliklerinin hedef dile aktarılması gerekmektedir. Her çeviri türünde olduğu gibi edebî çeviri sürecinde de diller arası ve kültürler arası farklılıklar nedeniyle anlam kayıpları olabilmektedir. Çeviride eş değerliğin eksiksiz sağlanması, kültürel unsurların ve temel mesajın doğru iletilmesi çevirmenlerin başarısına bağlıdır. Ancak ters durumlarda ise çevirmenin tercihlerinden kaynaklanan nedenlerle bazı anlam kayıpları oluşmaktadır. Kaynak dilden değil de çeşitli nedenlerle ara dilden yapılan çevirilerde çok büyük anlam kayıpları söz konusu olmaktadır. Çeviri dünyasında ara dilden yapılan çevirilerin sayısı da az değildir. Türk dünyasının büyük yazarı Cengiz Aytmatov’un eserlerinin çoğu Türkçeye çevrilmiş olup bunların önemli bir kısmı kaynak dil Rusça yerine ara dilden (Fransızca) tercüme edilmiştir. Bu makalede, Refik Özdek tarafından Fransızcadan Türkçeye çevirisi yapılan Aytmatov’un Beyaz Gemi adlı eserlerindeki çeviri kayıpları tespit edilmiş, yorumlar yapılmış ve alternatif çeviri örnekleri sunulmuştur.
Cengiz Aytmatov’un Eserlerinde Ütopya ve Distopya
Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi · 2025, Sayı 60 · Sayfa: 267-272 · DOI: 10.24155/tdk.2025.2563Sultan Melikşah’ın Feodal Yönetim Anlayışı (Nedenleri-Uygulamaları-Sonuçları)
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 367-402 · DOI: 10.37879/belleten.2025.367
Özet
Tam Metin
Büyük Selçuklu Devleti’nde kuruluştan itibaren bazı hanedan üyelerine birtakım feodal haklar verilmesi söz konusudur. 1040 yılındaki Dandanakan Zaferi’nden hemen sonra toplanan Merv Kurultayı’nda alınan ortak karar gereği bu haklar sınırlı sayıda hanedan üyesine verilmiştir. Ancak Sultan Alp Arslan değişikliğe gitmek suretiyle daha çok hanedan mensubuna bazı toprakları iktâ ederek onlara yönetim hakkı tanımıştır. Tuğrul Bey’den farklı bir şekilde oluşturulan bu sistemde Sultan Alp Arslan’ın iktâ ettiği toprağı geri alma hakkı bulunurken, hanedan üyeleri de sultan adına buraları yönetmekle yükümlüydü. Bu karar hukuki hakları ellerinden alınan İbrâhim Yinal ve Kutalmış isyanlarından çıkarılan derslerin bir neticesidir. Sultan Melikşah ise farklı bir uygulamaya giderek feodal anlayışın sınırlarını oldukça genişletmiştir. Hanedan azaları yanında, hanedandan olmayan bazı önde gelen komutanlara hatta yabancı devlet adamlarına feodal haklar vermiştir. Melikşah’ın oluşturduğu sistemde böyle bir yeniliğe gitmesinin askerî, siyasi, coğrafi vb. nedenleri bulunmaktadır. Bu dönemde bir taraftan fetihleri devam ettirme, diğer taraftan fethedilen merkezden uzak bölgelerde devletin otoritesini hissettirerek asayişi sağlama, aynı zamanda devleti şanına yaraşır bir şekilde temsil etme düşüncesi, merkezî otoriteyi dolaylı olarak yerinde güçlendirme politikası temelinde feodal anlayış uygulamalarının genişletilmesine neden olmuştur. Sultan Melikşah, hanedan üyelerinin dışında önde gelen Savtegin ve Gevherâyin gibi bazı emîrlere iktâ ettiği topraklarda feodal haklar verirken, bu hakları Fahrüddevle gibi hanedandan ve askerî zümreden olmayan bir yabancıya da tanıması, o dönemde içinde bulunulan şartların gereğidir. Sultan Melikşah onlara çetr taşımak, kapısının önünde nevbet çaldırmak, kendi adından sonra adlarını hutbelerde okutmak gibi sınırlı hâkimiyet alametlerini kullanma hakkını da vermiştir.
Süvari Tasvirli Anadolu Selçuklu Sikkeleri Üzerine Bir Değerlendirme: Bursa Arkeoloji Müzesi Örnekleri
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 403-450 · DOI: 10.37879/belleten.2025.403
Özet
Tam Metin
Süvari tasviri taşıdığı güç ve iktidar sembolik anlatısı nedeniyle birçok toplum tarafından yüzyıllar boyunca kullanılmıştır. Türkler göçebe yaşam tarzının doğal bir getirisi olarak at ve biniciliğe verdikleri önemin de etkisiyle süvari tasvirine yoğun ilgi göstermişlerdir. Bu durum taht mücadelesinin yoğun yaşandığı Anadolu Selçuklu döneminde sultan ve meliklerin bastırdıkları sikkelerde de görülmektedir. Bastırdıkları sikkelerde kompozisyona yer vererek rakiplerine mesajlarını doğrudan iletmek istemişlerdir. Bu çalışmada Bursa Arkeoloji Müzesi envanterine kayıtlı Anadolu Selçuklu döneminde basılmış süvari tasvirli sikkeler incelenmiş ve 37 adet sikke tespit edilmiştir. Sikkelerden biri gümüş, diğerleri bakır malzemeden üretilmiştir. 4’ünde H. 595 ve H. 646 tarihleri bulunmaktadır. Yazı satırlarında sultan ve meliklerden II. Kılıcarslan, Kutbüddin Melikşah, Muizzüddin Kayserşah, I. Gıyâseddin Keyhusrev, II. Rükneddin Süleymanşah, I. Alâeddin Keykubad ve IV. Rükneddin Kılıcarslan’ın isimleri yer almaktadır. Basım yeri olarak Sivas ve Malatya yerleşimleri karşımıza çıkmaktadır. Sikkelerde figürlü süslemenin yanı sıra geometrik ve bitkisel unsurlar da işlenmiştir. Tüm sikkelerde yer alan süvari tasviri, atıyla hareket hâlinde ve bir elinde savaş aleti tutar vaziyettedir. Tasvir törensel duruş sergileyen (avlanmayan) ve avlanan olmak üzere ikiye ayrılır. Av kompozisyonlarında süvari panter veya ejder avlamaktadır. Ayrıca süvari ile melek figüründen oluşan kompozisyon da bulunmaktadır. Bu çalışmada, Bursa Arkeoloji Müzesi envanterine kayıtlı süvari tasvirli Anadolu Selçuklu sikkelerinden hareketle bu grubun Türk sikke geleneğindeki ve Türk sanatındaki yerinin belirtilmesi amaçlanmıştır.
Kubilay Han’ın Maliye Nazırı Ahmed ve Reformları
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 451-479 · DOI: 10.37879/belleten.2025.451
Özet
Tam Metin
Cengiz Han’ın torunu Kubilay Han, 1260 tarihinde Çin’de Kubilay Hanlığı’nı (Yuan Hanedanı) kurdu ve bu hanlık 1368 tarihine kadar hâkimiyet sürdü. Bu süreçte konargöçer ve yabancı bir kavim olarak Moğollar, Orta Çağ döneminde hem Kuzey Çin’i hem de Güney Çin’i hâkimiyeti altına alarak ülkeyi birleştirdi. Bunun önemli nedenlerinden biri de Moğolların devlet yönetiminde idari, askerî ve mali açıdan sistematik bir yapı kurabilmesiyle yakından ilişkilidir. Özellikle de bir devletin ayakta kalabilmesi ve gelişmesindeki önemli faktörlerden biri olarak mali yapı Kubilay Hanlığı Dönemi’nde sistematik işlemiştir. Bunun için Kubilay Han, mali açıdan konuda yetkili kişileri görevlendirdi. Kubilay Han (1260-1294) Dönemi’nde ülkenin kalkınmasında, devlet gelirlerinin artmasında ve maliyenin sistemleşmesinde önemli reformları yürürlüğe koyan üç önemli maliye nazırı Ahmed (Ahema 阿合馬; ?-1282), Lu Shirong 盧世榮 (?-1285) ve Sanga (Sang Ge 桑哥; ?-1291) vardı.
Bu çalışmamızda Yuan Yıllığı, Yeni Yuan Yıllığı gibi Çince ve Reşîdüddin’in Câmiu’t-Tevârih adlı Farsça eseri başta olmak üzere farklı dillerdeki araştırma eserleri de kullanılarak Kubilay Han’ın maliye nazırlarından ilki olan Ahmed’in biyografisini değerlendirdik. Ahmed’in maliye nazırı olarak atanması, bu süreçte ortaya koyduğu mali reformları ve sonuçları, görevini suistimal etmesi, hayatının trajik bir şekilde sonuçlanması ve bunun yanı sıra Kubilay Han’ın istihdam konusundaki pragmatik görüşü bu çalışmamızın kapsamında yer almaktadır. Ayrıca bu çalışmamız Kubilay Han dönemi maliye konusunda bilgi sunmakla birlikte mali yapı ve bu yapının işleyişi hakkında da önemli bilgileri içermektedir.