152 sonuç bulundu
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yazarlar
Anahtar Kelimeler
A New Honorary Inscription Relating to Telemachi Family from Xanthus
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 349-365 · DOI: 10.37879/belleten.2025.349
Özet
Tam Metin
This paper introduces a new, unpublished Greek inscription concerning the Telemachi family from Xanthus. The inscription in the northeast corner of the Dipylon looking to the upper agora was formerly documented by the Canadian epigraphic team in 2000 and later recorded in detail during the epigraphical survey conducted within the scope of the Xanthus Excavations-Season 2018. The fifteen-lined text was inscribed on the right profile of the statue base after a 29 cm long part roughly left which extends from the top of the base to the beginning of inscription. The inscription is dated to the 3rd century AD based on the gens “Aurelius/Aurelia” and the character of the letters. The inscription honours a person named M. Aurelius Attalus alias Heracleides, who has not yet been mentioned in any epigraphic document in the city of Xanthus so far. According to the lineage given in the inscription, the person in question is a member of the Tiberius Claudius Telemachus family, one of the famous and aristocratic families of Xanthus. The inscription reveals that M. Aurelius Attalus, alias Heracleides, is the son of M. Aurelius Heracleides, alias Dicaiarchus, who was titled as a consularis and Tib. Claudia Arsasis who was also titled as a consularis. The inscription also expresses that the maternal grandmother of the person honoured is Tiberia Claudia Arsinoe, and his grandfather is Tiberius Claudius Aurelius Attalus. This new epigraphic finding significantly contributes to the prosopography of elite families in Roman Lycia and illustrates how the empire incorporated local elites into its governing system. Additionally, the inscription provides valuable insights into the social hierarchy, cultural integration, and administrative strategies within the eastern provinces of the Roman Empire.
Yazılı ve Görsel Belgeler Işığında Tarihi ve Mimarisiyle İzmir Sancak Kale
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 507-552 · DOI: 10.37879/belleten.2025.507
Özet
Tam Metin
İzmir Körfezi’nin girişinde ve en dar noktasında inşa edilmiş olan Sancak Burnu Kalesi, karşısından dökülen Gediz Irmağı’nın oluşturduğu deltanın yarattığı sığlık nedeniyle körfeze girişin kilit noktasında yer almaktaydı. 17. yüzyıldan itibaren önemli bir ticaret merkezi hâline gelen ve dolayısıyla Batılı tacirlerin uğrak noktası olan kentte vergi denetimini sağlamak ve askerî anlamda da güvenliği tesis etmek adına önem taşıyan Kale’nin inşa tarihi, nedeni, süreci belirsizliklerle doludur. İzmir İnciraltı mevkiinde yer alan askerî bölge sınırları içinde kalan Sancak Kale’nin bugünkü durumunun geçmiş ile bağı, İzmir tarihi ve mimarisiyle ilgilenen araştırmacıların sıklıkla tartışa geldiği bir konudur. Tartışılmış olmakla birlikte inşa kitabesi bulunmayan Sancak Kale’nin ne zaman yaptırıldığına dair bilgiler çelişkilidir. Tabya şeklindeki günümüz mimarisine karşın, ilk inşasındaki mimari özellikleri ile adeta yeniden inşa düzeyinde geçirmiş olduğu onarımlar sonrasında yaşanan mimari değişim hikâyesi ise bilinmemektedir. Çalışma kapsamında söz konusu belirsizliklerin açıklığa kavuşması için akıldaki sorulara yanıt veren ilk bulgular İzmir kentinin seyyahların gözünden yazıya aktarılan tarihinin satırları arasından ve arşiv belgelerinden elde edilmiştir. Ulaşılan yazılı veriler, Kale’nin resmedildiği gravür ve tabloların yanı sıra yapının yerli ve yabancı haritacılar tarafından hazırlanan, arşiv ve müzelerde korunan planları aracılığıyla da desteklenmiştir. Bu şekilde yapının tarihî yaşam öyküsünün çözümlenmesinin yanı sıra fark edilmeyen ya da daha az bilinen mimari serüveni günümüz hava fotoğrafları da dâhil edilerek ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
Bayburt’tan Trabzon’a: Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon Sefer Güzergâhı
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 481-506 · DOI: 10.37879/belleten.2025.481
Özet
Tam Metin
Trabzon’un Osmanlılar tarafından fethi, Anadolu’da siyasi birliği sağlama yolunda stratejik bir adım olarak kabul edilmiştir. Ancak, bu fetih hakkında bilgi veren çağdaş kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Özellikle Yassıçimen-Trabzon arasındaki rota konusunda ciddi belirsizlikler mevcuttur. Çalışmada, Bayburt üzerinden Trabzon’a ulaşan altı tarihî yol belirlenmiş ve bu yolların her biri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu yollar arasında, özellikle Galyan Yolu’nun Fatih’in fetih rotası için en güçlü aday olduğu görülmektedir. Galyan Yolu, Bayburt’tan başlayarak Trabzon’a uzanan, Türkmen nüfusunun yoğun olduğu ve Rum yerleşimlerinden geçmeyen bir güzergâh olarak dikkat çekmektedir. Çalışma, Galyan Yolu’nun coğrafi özelliklerini, tercih edilme nedenlerini ve bu güzergâhın tarihî açıdan önemini açıklamaktadır.
Yazılı kaynaklar ve yüzey araştırmaları, Fatih’in fetih sırasında bu yolu tercih ettiğine dair güçlü kanıtlar sunmaktadır. Özellikle, Tursun Bey ve Konstantin Mihailoviç gibi dönemin tanıkları, sefer sırasında karşılaşılan zorlukları ve coğrafi engelleri ayrıntılı bir şekilde anlatmaktadır. Bu anlatımlar, Galyan Yolu üzerindeki geçitler ve tarihî konumlarla örtüşmektedir. Ayrıca, bu güzergâh üzerindeki arkeolojik kalıntılar, bu yolun tarihî süreçte aktif olarak kullanıldığını göstermektedir.
Sonuç olarak, bu çalışma, Galyan Yolu’nun Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon fethi sırasında izlediği güzergâh olarak en güçlü aday olduğunu ortaya koymaktadır. Osmanlı’nın fetih stratejileri, Anadolu tarihî yollarının belirlenmesi ve bu yolların stratejik kullanımı konusunda bu yazının önemli katkılar sunduğunu düşünmekteyiz.
Orientalist Ideology of Aryanism and Its Manifestation in the Architectural Culture of Iran during the Nation-Building Process
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 553-602 · DOI: 10.37879/belleten.2025.553
Özet
Tam Metin
In the late 18th and early 19th centuries, modern historiography witnessed a significant shift towards the kinship/homogeneity approach, largely driven by orientalists in nonWestern regions. Within this paradigm, the geographical significance of Iran gained prominence.
This study scrutinizes the intersection of Aryanist historiography with the construction field during the Qajar and First Pahlavi periods in Iran. It assesses the tangible outcomes of this historical perspective as the emergence of Persian Nationalism in the construction field. It draws upon primary sources and an extensive literature review, employing a critical methodology to scrutinize architectural historiography during the late Qajar and First Pahlavi periods. The study identifies that, from the second half of the 19th century, Persian Nationalism rose under the leadership of nonMuslim capitalists and foreign and local Orientalists, subsequently gaining political power after the First Pahlavi period and becoming a determining factor in shaping the field of construction development. In this way, the archaic mindset that glorified preIslamic Iranian civilizations and opposed the centuries-long presence of Turkic and Arab cultures as local elements after Islam became the main ideology of the modern Iranian nation-state. This main ideology became a dominant element in the early architectural culture of the Iranian nation-state, bringing significant outcomes in the field of urban development. In this context, the outcomes in the urban field can be summarized as follows: the glorification of Persian historical figures, the demolition of public buildings and urban morphology from the Turkic Qajar period, and the proliferation of the Achaemenid/Sassanid revivalist style.
Birinci Dünya Savaşı’nda Beyoğlu Sansür Müfettişliği Teşkilatı ve Faaliyetleri
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 683-718 · DOI: 10.37879/belleten.2025.683
Özet
Tam Metin
Çalışmanın amacı Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı sırasında sansür talimatnamesi gereğince İstanbul’da oluşturduğu üç (Dersaadet/İstanbul, Beyoğlu, Galata) askerî sansür müfettişliğinden biri olan Beyoğlu Sansür Müfettişliğinin teşkilatlanmasını, uygulayıcılarını ve faaliyetlerini irdelemektir. Araştırmada Beyoğlu Askerî Sansür Heyetinin örgütsel yapısı modellenerek Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı başkentinde sansürle ilgili yasal uzantılar, sansür faaliyetleri ve sansür pratiğindeki dönüşümler değerlendirilmiştir. Bu şekilde sansür uygulamalarının merkezi olan İstanbul’daki sansür sisteminin esnekliği, başarı ya da başarısızlığı ortaya konulmuştur. Böylece çalışmada Osmanlı sansür tarihinin derlenmesini kolaylaştıracak bir dizi keşfe katkıda bulunulmaya çalışılmıştır.
Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’da basını ve haberleşmeyi tamamen sansürleyen bir sistemi oluşturma ve işletme gibi devasa bir görevin icra edilmesi doğal olarak zorluklar barındırmaktaydı. Ancak sansür sisteminin Sultan II. Abdülhamid döneminden itibaren kurumsallaşan yapısı bu zorlukların aşılmasını kolaylaştırmış görünmektedir. Zira Beyoğlu Sansür Müfettişliği ile ilgili veriler, sansür sisteminin savaş sırasında çabuk organize olduğunu göstermektedir. Bu teşkilatlı yapı sayesinde kamuoyunda “sansür korkusu” da belirgin olarak oluşturulmuştur. Fakat savaş döneminde askerî sansür sisteminin işlevselliğini azaltan en önemli unsur, lisan bilen insan kaynağının sınırlılığıdır. Bu problem sansür sisteminin esnekliği sayesinde gayrimüslimlerin yanı sıra silahsız ve sabit hizmete ayrılmış askerlerle giderilmeye çalışılmıştır. Çalışmada T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı bünyesindeki Millî Savunma Bakanlığı Askerî Tarih Arşivi ATASE Fonu ve Osmanlı Arşivi verilerinden yararlanılmıştır.
Osmanlı Devleti’nin Son Döneminde Siyasi Propaganda Aracı Olarak Sigara Paketleri ve Kâğıtlarının Kullanımı
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 641-682 · DOI: 10.37879/belleten.2025.641
Özet
Tam Metin
Propaganda, kitle düşüncelerinin değiştirilmesi ve eyleme geçirilmesi amacıyla, bilinçli olarak icra edilen faaliyetleri ifade eder. Özellikle 19. yüzyıldan itibaren seçimle gelen hükûmetlerin iktidarlarını korumak ve sürdürebilmek amacıyla propagandanın gücünden faydalanmaları, kavramın anlamını ve kapsamını genişletmiştir. Aynı yüzyılda ulusçuluk düşüncesine paralel olarak artan ayrılıkçı hareketler de faaliyetlerini propagandayla iç içe gerçekleştirmişlerdir. Görsel ve yazı içermesi bakımından sigara kâğıtları da propaganda aracı olarak kullanılabilecek enstrümanlardan bir tanesidir. Osmanlı Devleti özelinde propaganda amaçlı sigara kâğıtları, 19. yüzyılın sonlarından itibaren keşfedilmiştir. Sigara kâğıtları kimi zaman komitelere gelir elde etmek amacıyla kimi zaman da millî kimliğin inşasında siyasi amaçlarla kullanılmıştır. II. Abdülhamid dönemine damga vuran sansür ise propagandayla mücadelede devletin refleksini de belirlemiştir. Bu bakımdan sigara kâğıtlarındaki propaganda aynı zamanda propaganda algısı ile de doğrudan bağlantılıdır.
Osmanlı Devleti’nde sigara paket ve kâğıtlarının propaganda yönünü inceleyen bu çalışma, Osmanlı arşiv kaynakları ışığında propagandanın ölçeğini, şeklini ve hedeflerini incelemeyi amaçlamaktadır. Sigara kâğıdının siyasi propaganda amacıyla ne şekilde kullanıldıkları, hangi kitleleri hedef aldıkları çalışmanın ana sorusunu oluşturmaktadır. Ayrıca Osmanlı idarecilerinin sigara paket ve kâğıtlarını hangi ölçekte propaganda olarak algıladıkları ve bu mamul özelinde hangi karşı tedbirlerin aldıkları incelenmiştir.
Britanya Mandası Altında Kudüs’te Kamusallık: Mir’âtu’ş-şark Gazetesi Örneği (1919-1925)
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 767-818 · DOI: 10.37879/belleten.2025.767
Özet
Tam Metin
Mandater Filistin Dönemi (1919-1948), hem toplumsal hem de siyasal açıdan dönüşüm süreçlerinin yoğun yaşandığı bir tarihsel kesiti temsil eder. Bu çalışma, yazılı basının bu dönüşümlerdeki kritik rolünü, Mir’âtü’ş-Şark gazetesi özelinde incelemektedir. Habermas’ın “edebî kamusal alan” kavramını teorik bir temel olarak alan araştırma, 1919-1925 yılları arasında Filistin toplumunda yazınsal kamusallığın nasıl şekillendiğini, siyasal bilincin inşası ve mekânsal aidiyetlerin oluşumu açısından ele almaktadır. Makale, yazılı basının Mandater Filistin’de kamusal alanın şekillenmesindeki özgül etkisini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Özellikle Mir’âtü’ş-Şark gazetesinin siyasal, toplumsal ve kültürel tartışmalara nasıl aracılık ettiğini, farklı toplumsal gruplar arasında bir diyalog zemini oluşturma kapasitesini ve modern Filistin kimliğinin inşasındaki yerini ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırma, gazete arşivlerine dayalı bir içerik analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Ayrıca dönemin siyasal ve toplumsal bağlamını derinlemesine anlamak için Mandater Filistin tarihi üzerine yapılmış akademik çalışmalar ve ikincil kaynaklardan destek alınmıştır.
Çalışma, Mir’âtü’ş-Şark gazetesinin yalnızca bir haber kaynağı değil, aynı zamanda Mandater Filistin’de kamusal tartışmaların şekillendiği önemli bir yazınsal alan olduğunu göstermektedir. Gazete, toplumu yerel ve küresel olaylara ilişkin bilgilendirmenin ötesine geçerek, siyasal farkındalığı artıran, toplumsal dayanışmayı güçlendiren ve mekânsal aidiyet duygusunu pekiştiren bir platform hâline gelmiştir. Bu bağlamda Mir’âtü’ş-Şark gazetesi, modern Filistin’in siyasal ve kültürel kimliğinin inşasında hayati bir rol oynamıştır.
Bu bağlamda gelecekte yapılacak araştırmalarda, Mir’âtü’ş-Şark gibi yayınlarla birlikte dönemin diğer basın organlarının da incelenmesi, yazınsal kamusallığın farklı dinamiklerini daha geniş bir perspektifle ele alma imkânı sunabilir. Ayrıca, Mandater Filistin basınının toplumsal ve siyasal hadiseler çerçevesindeki dönüşümlerinin karşılaştırmalı bir analizi, mekânsal ve yazınsal kamusallık arasındaki süreklilikleri ve kopuşları anlamaya yönelik yeni yollar açabilir.
İngiliz Genelkurmayının Rapor ve Analizlerine Göre Türk Kurtuluş Savaşı
Belleten · 2025, Cilt 89, Sayı 315 · Sayfa: 719-765 · DOI: 10.37879/belleten.2025.719
Özet
Tam Metin
Türk Ordusu ile Yunan Ordusu arasında Ocak 1921’de I. İnönü Muharebesi ile başlayan sıcak muharebe dönemi, 1922 Ağustos ayında başlayan Büyük Taarruz ile son bulmuştur. 1921-1922 yılları arasındaki Türk ve Yunan orduları arasındaki savaşı yakından takip eden İngiltere Genelkurmay Başkanlığı, bir dizi rapor ve değerlendirme yazısı hazırlayarak bunları belli aralıklarla Savaş Bakanlığı aracılığıyla kabineye sunmuştur. Raporların içeriği incelendiğinde, yapılan değerlendirmelerin genel olarak gerçekçi analizler ve önemli uyarılar içerdiği, askerî bakış açısından derinlemesine değerlendirmeler sunduğu görülmektedir. Türkiye’ye uygulanan sert işgal politikalarını doğru bulmayan Genelkurmay Başkanlığı, Yunan ordusunun Anadolu’yu işgal etmesine ise kesin olarak karşı çıkmıştır. Hazırlanan raporlarda genel olarak Yunan ordusuna güvenilmemesi gerektiği ve Türk ordusu karşısında galip gelemeyecekleri üzerinde durulurken, İngiltere’nin çıkarları gereği Yunanlılar yerine Türklerle dost olunması gerektiği savunulmuştur. Ancak Genelkurmay Başkanlığının yaptığı doğru analizler ve uyarılar, Başbakan Lloyd George tarafından dikkate alınmamış ve Yunanlıların Anadolu’daki işgal alanını genişletmesine destek verilmiştir. Lloyd George’un bu tavrı, İngiltere’nin uzun vadeli stratejik çıkarlarına zarar vermiş ve bölgedeki dengeleri olumsuz etkilemiştir. Tarihsel değeri yüksek olan bu raporlar, İngiltere’nin Türkiye politikasındaki stratejik hatalarını ve bunun sonuçlarını anlamak açısından önemlidir. Kurtuluş Savaşı’nın seyrini anlamak ve İngiliz politikacılar ile askerler arasındaki görüş ayrılıklarını ortaya koyarak, olayları farklı bir perspektiften değerlendirmek adına önemli bir kaynak teşkil etmektedir. Bu bağlamda, İngiliz Genelkurmayının analizleri, yalnızca dönemin askerî stratejilerini değil, aynı zamanda politik kararların sahadaki yansımalarını da gözler önüne sermektedir.
VI. Leo’nun Taktika İsimli Eserindeki Deniz Harbine Dair Bölümünün Tercümesi, Notlandırılması ve Değerlendirilmesi
Belgeler · 2025, Cilt XLI, Sayı 45 · Sayfa: 1-64 · DOI: 10.37879/belgeler.2025.1
Özet
Tam Metin
Büyük olasılıkla muharebe meydanına hiç ayak basmamış olsa da Bizans İmparatoru VI. Leo (Bilge, ὁ Σοφός) (886-912) antik çağdan kalan ve savaşa dair pek çok teknik bilgi içeren ciltlerce ilmî eseri inceleyip hülâsa ederek subaylarına askerleri savaşa ne şekilde hazırlayacaklarını ve onları seferlerde ve harp meydanında nasıl konuşlandıracaklarını anlatan bir çalışma hazırlamıştı. Ortaya çıkan bu yapıt yaygın bilinen adıyla Taktika (τακτικά) idi. Bir mukaddimeyle başlayan ve hâtimeyle sonlanan 20 nizamnameden (bölümden) meydana gelen eser, Sarazenlere/Sarasinlere (Σαρακηνοί) ve deniz savaşına ayrılan bölüm haricinde daha önceki devirlerin ehemmiyet arz eden yazarlarına ait çalışmaların uyarlamaları ile farklı sözcükler kullanılmak suretiyle yapılan tefsirlerinden müteşekkildir. Bilge olarak da isimlendirilen mezkûr imparatorun hüküm sürdüğü yıllar Sarazenlerle yapılan mücadeleler bağlamında su coğrafyasında birçok hareketliliğin yaşandığı bir devir olmuştur. Taktika isimli eserin Deniz Savaşlarına Dair (περὶ ναυμαχίας) [Nizamname XIX] bölümü her ne kadar savaş taktiği üzerine yazılmışsa dahi basit bir şekilde, olması veyahut olmaması gerekenleri belirtmek yerine bir şey yapılırsa ya da yapılmazsa nasıl sonuçlanabileceğine değindiğinden hem bir rehber hem de bir siyasetname/nasihatname özelliği taşımaktadır. Bu çalışmada Taktika isimli eserin Deniz Savaşlarına Dair bölümünün Türkçeye tercümesi yapılarak ilgili kısmın izaha muhtaç hususları notlarla açıklanmış ve VI. Leo’nun sunduğu malumat Ortaçağ’daki diğer kaynak eserlerin sunduğu bilgilerle mukayese edilip modern dokümanlardan da istifade edilerek denizcilik tarihine ilgi duyanlar için değerlendirilmiştir.
Son Mısır Hidivi II. Abbas Hilmi Paşa’nın (1874-1944), Evelyn Cromer’ın İddiaları ve İngiltere’nin Mısır Politikaları Karşısında Yazdığı Eseri Üzerine Bir İnceleme
Belgeler · 2025, Cilt XLI, Sayı 45 · Sayfa: 93-185 · DOI: 10.37879/belgeler.2025.93
Özet
Tam Metin
Bu çalışma, Mısır’da Britanya başkonsolosu olarak 1883’te Londra Hükûmeti tarafından görevlendirilen ve bu pozisyonunu 1907 yılına kadar kesintisiz sürdüren Evelyn Baring Cromer tarafından 1908’de yayınlanan “Modern Egypt” adlı eserden sonra Mısır’ın Hıdivi II. Abbas hakkında yazılan ve 1915’te basılan “Abbas II” adlı kitaptaki iddialara karşı II. Abbas Hilmi Paşa’nın 1929 yılında yayınladığı “A few words on the Anglo-Egyptian Settlement” başlıklı kitabın tercümesi ve değerlendirmesi ile ilgilidir.
Lord Cromer’ın yazdığı kitaplarla politikaları ve icraatlarını öne çıkaran tutumu yanında Hidivlik makamını, Mısırlı bürokratları ve Mısır halkını yer yer kritik eden ve İngilizler dışında Mısır Hükûmeti’nde çalışanları ölçüsüz bir şekilde yeren yaklaşımı karşısında II. Abbas Hilmi Paşa da kendi zaviyesinden bir eser yazarak adeta savunmasını yapmıştır. Aynı zamanda II. Abbas Hilmi Paşa, Londra’nın Mısır’da yeni bir politika uygulayacağına dair uluslararası alanda yeni sinyaller verdiği bir sırada kaleme aldığı bu eseriyle dikkatleri üzerine çekmek istemiştir. Yazar bu şekildeki girişimiyle bir yandan kendi devrinin bir savunmasını yaparken bir yandan da Mısır’ın yeni sürecinde rol alma umutlarını ortaya koymuş oldu.
Abbas Hilmi Paşa’nın söz konusu eseri kaleme almasının temel amaçlarından birisi de Mısır’ın yönetiminde hak sahibi olduğunu ifade etmeye çalışmasıdır. Mısır’ın kaderini tayin etme anlaşmaları gündemde iken yazdığı “A few words on the Anglo-Egyptian Settlement” eseri tarafımızdan “İngiliz-Mısır Antlaşması Üzerine Birkaç Söz” başlığı ile tercüme edilmiştir. Abbas Hilmi bu eseriyle hem Londra’ya hem de Kahire’ye dolaylı mesajlar vermeye çalışmıştır. Bu anlayışla, Osmanlı devri unvanı olan Paşa sıfatını kullanmadan yazan müellif eserdeki unvanını “Mısır’ın 23 Yıllık Hidivi Abbas Hilmi II” olarak kaydetmiştir.