10 sonuç bulundu
Uygulanan Filtreler
  • Türk Tarih Kurumu
  • Bu yıl
Dergiler
Yayınlayan Kurumlar
Yayın Yılı
Anahtar Kelimeler

Eski Mezopotamya ve Eski Mısır Tıbbi Metinleri Üzerine Dönemin Katipleri Tarafından Yapılan Şerhlerin Karşılaştırılması

Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 19-68 · DOI: 10.37879/belleten.2026.019
Eski Mezopotamya’daki şerh geleneği, MÖ birinci bin yılın başlarında Neo-Asur ve Neo-Babil dönemlerinde (MÖ sekizinci yüzyıl civarında) belirginleşti. Akamenid ve Helenistik dönemlerde de (MÖ birinci yüzyıla kadar) sürdürüldü. Şerhi yazılan temel metinlerin neredeyse tamamı, MÖ birinci bin yılın Mezopotamya edebiyatının “kanonik” külliyatına ait olarak kabul edilir. Şerhler MÖ yedinci yüzyılda, orijinal yazarları tarafından neredeyse bin yıl önce kullanılan, anlamı artık bilinmeyen arkaik sözcükler ve ifadeler için güncellenmiş eşdeğerler ve ayrıntılı anlamlar sağlamak adına bir gereklilik hâline geldi. Şerhleri ortaya çıkaran diğer nedenler ise tarihî, sosyal ve politik koşullardı. Yeni Asur döneminde akademisyenler ve akademi siyasi güçlere tabi tutulmuş ve eserleri kanonlaştırma süreci için yapılan araştırma, esas olarak krala tavsiyede bulunmayı amaçlayarak zaman zaman yorumlama gereğini doğurmuştur. Akamenid döneminde siyasi otoritenin değişmesi sonucu oluşan özgürlükle birlikte, kanonik metinler külliyatını inceleyen ve yorumlayan bilginlerden meydana gelmiş bağımsız bir iç skolastik sistem ortaya çıkmıştı. Bu şerhlerin tarihini ve tipolojisini çok disiplinli bir bakış açısıyla inceleyen son çalışmalar Babil ve Asur şerhlerine pek az yer vermişken mevcut çalışma söz konusu bakış açısıyla iki farklı disiplinden şerhleri karşılaştırma işine girişmektedir. Bu çalışma, eski Mezopotamya’daki tıbbi metinler üzerine yapılan yorumları, fiziksel metin düzeni ve şerhlerde açıklamalar sağlamak için uygulanan hermeneutik açısından Edwin Smith tıbbi papirüsünde görülen şerhlerle karşılaştırmayı amaçlamaktadır.

Hanlığa Giden Süreçte Temücin’in Naymanlarla Mücadelesi

Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 127-156 · DOI: 10.37879/belleten.2026.127
Temücin’in Moğolistan’ı tek bir siyasi çatı altında birleştirme hedefi doğrultusunda yürüttüğü savaşlar, tarihsel bağlamda geniş bir şekilde ele alınmış olsa da bu süreçte yer alan boyların, özellikle Temücin’in yükselişindeki belirleyici rolleri yeterince incelenmemiştir. Moğolistan’da siyasi birliğin sağlanması, Naymanlar, Kereyitler, Merkitler ve Tatarlar gibi güçlü boyların kontrol altına alınması ve bu boyların çeşitli devlet kademelerinde etkin bir şekilde kullanılmasıyla mümkün olmuştur. Bu mücadeleler askerî açıdan önemli olmakla birlikte stratejik anlamda da kritik bir öneme sahiptir. Temücin ile Naymanlar arasındaki mücadele, Moğol tarihindeki güç mücadelesinin önemli bir aşamasıdır. Türk kökenli oldukları anlaşılan Naymanlar, başlangıçta güçlü bir kabile olarak Moğol coğrafyasında üstünlüklerini korumaya çalışmış, ancak liderlik zafiyeti ve iç çekişmeler nedeniyle zayıflamışlardır. Temücin, diplomatik becerileri ve askerî başarıları sayesinde bu durumdan faydalanarak Naymanları yenilgiye uğratmış ve Moğol kabileleri üzerindeki otoritesini pekiştirmiştir. Naymanlarla mücadele, yalnızca Moğolların değil, bölgedeki diğer halkların kaderini de derinden etkilemiştir. Bu süreçte Naymanlar, Cengiz Han’ın yükseliş sürecinde karşılaştığı en güçlü rakiplerden biri olarak Moğol tarihindeki yerini almıştır. Özellikle Tayang Han’ın geri çekilmesi ve Naymanların yok edilmesi, bu hanedanlığın tarih sahnesinden silinmesine neden olmuştur. Ancak Naymanların gücünün tamamıyla ezilmesine rağmen, bazı bireylerinin Moğol toplumunda varlık göstermeye devam ettiği görülmektedir. Bu çalışmada, Temücin’in Naymanlarla olan mücadelelerine odaklanılarak onun Moğolistan’da siyasi birliği nasıl sağladığı ve Moğol İmparatorluğu’nun temellerini nasıl attığı değerlendirilecektir.

Teos’taki Romalı Tüccarlar

Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 99-126 · DOI: 10.37879/belleten.2026.099
Romalı tüccarlar (negotiatores), MÖ 1. yüzyıldan itibaren Anadolu’da kapsamlı ticari faaliyetlerde bulunarak bölgenin ekonomik yapısında önemli bir rol üstlenmişlerdir. Roma Devleti’nin hâkimiyet alanının genişlemesi, tüccarlar için daha geniş pazar olanakları yaratmış ve ilerleyen süreçte Romalı tüccarlar yerel ekonomilerle bütünleşerek farklı bölgelerde etkinlik göstermişlerdir. Kurulan ekonomik bağlar yalnızca ticari ilişkilerin gelişmesini sağlamakla kalmamış, aynı zamanda Roma kültürünün yerel topluluklarla olan etkileşimini de teşvik etmiştir. 2021 yılında Teos antik kentinde Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı öğretim üyelerince yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan iki yeni yazıt bu ticari genişlemenin somut bir örneği olarak bu çalışmada değerlendirilmektedir. MÖ 1. yüzyıla tarihlendirilen söz konusu yazıtlar, Romalı tüccarların Teos’taki varlığını belgelemekle birlikte onların kentte yürüttükleri ekonomik faaliyetlere de ışık tutmaktadır. Daha önce Ephesos, Smyrna, Klaros ve Pergamon gibi önemli kentlerde bulunan yazıtlar, Romalı tüccarların bu bölgelerdeki etkinliğini göstermiştir, ancak Teos’ta bulunan yeni yazıtlar conventus adı verilen ticari birliklerin sanılandan daha geniş bir kapsama sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Yeni yazıtlar, agoranomos Menophantos’un Romalı tüccarların tarafından Teos’ta onurlandırılmasına ilişkindir. Bu çalışmada yazıtlar temel alınarak tüccarların agoranomos Menophantos ile kurduğu ilişki analiz edilerek conventus adı altında örgütlenen tüccar topluluklarının yapısı ve işlevleri değerlendirilmiştir. Ayrıca bu bağlamda Romalı kimliğinin tüccarlar aracılığıyla yerel düzeyde nasıl yayıldığına dair bir inceleme sunulmaktadır. Teos’ta bulunan ve bu çalışmanın da temelini oluşturan iki yeni yazıt MÖ 1. yüzyılda Anadolu’dan ele geçen epigrafik belgelerde rastlanan Ῥωμαῖοι (Rhomaioi) teriminin anlamına dair yeni bir perspektif kazandırma potansiyeline sahiptir.

A Babylonian Ration Document from the Hatay Archeology Museum

Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 1-18 · DOI: 10.37879/belleten.2026.001
The tablet with inventory number 11883, which was purchased and brought to the Hatay Archaeology Museum, belongs to an archive discovered at Alalah but now preserved in the British Museum. Access to this archive was provided as a result of the excavations carried out in Alalah (Tell Atchana), thus revealing the Kingdom of Mukiš/Alalah, whose royal center was Alalah (Reyhanlı/Hatay). The tablets obtained from Alalah were accepted as one of the main sources for the Middle and Late Bronze Age of the Eastern Mediterranean geography, along with other archives related to the period, and these tablets were mentioned in the literature as the Alalah Tablets. The content of the cuneiform tablets constituting this archive consisted mostly of commercial documents, royal decree texts, population records, and king lists. To the extent that they were reflected in the tablets, the main goods that shaped commercial life of the time consisted of mines and local productions specific to the Amuq Plain and soldiers, workers, or slaves determined in line with the needs of the palace. The document numbered 11883, which will be discussed here for the first time, has been dated to Alalah Level IV with both grammatical and paleographic features and personal names recorded in the Middle Babylonian writing tradition of Akkadian, the diplomatic language of the period, as far as it can be deciphered. In this study, the transliteration and translation of the text with inventory number 11883 have been made, and the general political and commercial outlook of the level thought to belong to the tablet has been presented. Here, the K/Qadume place name, which is thought to be mentioned in lines 2, 4, and 7 of the relevant text, was also emphasized.

What were they for? A Study of the Uses of Pyramidal Lead Weights from Metropolis (Ionia) and Interpretations in Light of their Archaeological Contexts

Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 69-98 · DOI: 10.37879/belleten.2026.069
The purpose of this study is to examine the possible uses of pyramidal lead weights unearthed in Metropolis. By comparing the artifacts with analogous examples found in different archaeological contexts, we hope to shed new light on their purpose and significance. Pyramidal weights unearthed during archaeological excavations across ancient Metropolis are analyzed and interpreted within their specific archaeological contexts. These interpretations are not limited to classifying the artifacts by their form, weight, or chronology; they also explore their potential purpose and uses as manufactured objects. Additional attention is likewise given to markings (monograms and symbols) found on some weights. Consideration is given as to what these markings were used for, whether or not there is a production-process connection between markings and weights, and whether or not the markings had any functional purpose. This study also takes into account the ongoing debate surrounding the possible applications of these weights with an attempt being made to analyze the potential uses of the Metropolis finds. All the weights discussed in the study are also presented in detail in the accompanying catalogue table. The twenty pyramidal lead weights unearthed at Metropolis were discovered in different parts of the city and in a variety of built contexts ranging from civilian dwellings to public buildings.

İsveç Askerî Arşivi’nde Mahfuz Bir Doğu Avrupa Haritası

Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 157-186 · DOI: 10.37879/belleten.2026.157
İsveç Askerî Arşivi’nde Doğu Avrupa’yı kapsayan bir harita tespit edildi. Akabinde, İsveçli organizatörler düzenledikleri bazı etkinliklerde bu haritayı sergilediler. Böylelikle, ilim âlemi bu haritanın varlığından haberdar oldu. Haritaya ilişkin, başta İsveç Askerî Arşivi çalışanları tarafından olmak üzere birçok değerlendirme ve yorum yapıldı. Haritanın fiziki niteliklerinin nasıl olduğu, kim tarafından tasarlandığı, tasarlanma tarihi, içeriğinin ne olduğu, tasarımı sırasında istifade edilen kartografik materyallerin neler olduğu, neden İsveç Askerî Arşivi’nde bulunduğu ve yapılış amacı gibi soruların ise cevaplanması gerekir. Mamafih, haritada Kırım Tatarlarının Moskova üzerine yaptıkları seferin güzergâhına ve haritada verilen sefer hakkındaki bilgilere dair de izaha muhtaç hususlar bulunmaktadır. Bu çalışma, harita hakkında yapılan değerlendirmeleri ve yorumları göz ardı etmeden bahsi geçen soruların cevaplarını bulmayı ve izahı gereken hususları açıklığa kavuşturmayı amaçlamaktadır. Çalışmada, İsveç Askerî Arşivi’nin sunduğu haritanın dijital hâli esas alınmıştır. Anonim haritanın kim ya da kimler tarafından yapıldığı sorusuna, bu konuda yapılan bütün çalışmaları da dikkate alarak kesin olmamakla beraber İbrahim Müteferrika ile Ahmed Paşa tarafından yapılmış olabileceği cevabına varılmıştır. Haritanın tarihlendirilmesine ilişkin ise 1730 yılı ve sonrası veya 1731-1747 yılları arasında bir zamanda yapılmış olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca haritanın hazırlanılmasında istifade edilen kaynaklar meselesinde, Avrupa kartografik materyallerinin kullanılmasıyla meydana geldiği iddialarının aksine, Fransız kartograf Guillaume de Lisle’in Doğu Avrupa haritasının kopya edilmesiyle oluşturulduğu kanaatindeyiz. Bununla birlikte, haritanın, Doğu Avrupa’da Rus yayılmacılığının engellenmesi için Osmanlı Devleti, Kırım Hanlığı, İsveç arasında bir ittifakın tesis edilmesinin ve Rus idaresi altına giren toprakların eski sahiplerine iadesi arayışının amaç edinilmesiyle yapılmış olabileceği sonucuna varılmıştır.

Son Dönem Osmanlı İstanbul’unda Başkası İçin Kendi Hayatını Tehlikeye Atmak: Tahlîs-i Can ve Taltifler

Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 187-228 · DOI: 10.37879/belleten.2026.187
Osmanlı İmparatorluğu, müslim-gayrimüslim ayrımı gözetmeksizin tebaasını ve kamu görevlilerini onurlandırmak ve teşvik etmek amacıyla çeşitli madalya ve nişanlar takdim etmiştir. Bu bağlamda 19. yüzyılın ortalarında Abdülmecid döneminde ihdas edilen madalyalardan biri de Tahlisiye Madalyası’dır. “Kurtarma” anlamına gelen tahlisiye kelimesinden adını alan bu madalya, artan deniz trafiğiyle birlikte meydana gelen kazalarda kendi canını tehlikeye atarak başkalarını kurtaran bireyleri ödüllendirmek amacıyla verilmiştir. Madalyanın nizamnamesi ise 1892 yılında, II. Abdülhamid döneminde yayımlanmıştır. Zamanla madalyanın kullanım alanı da genişlemiş, karada gerçekleşen trafik kazaları, yangınlar, doğal afetler, bina ve duvar gibi yapıların çökmesi, hatta nadiren de olsa iş kazaları gibi olaylar sonucunda zor durumda kalanları kurtaranları da kapsamaya başlamıştır. Bu tür fedakârlıklar, Tahlisiye Madalyası’nın dışında, kimi durumlarda İftihar Madalyası ve Beşinci Dereceden Mecidî Nişanı, nadiren de padişahın şahsi hazinesinden ödenen parayla ödüllendirilmiştir. Taltif sürecine ilişkin tahkikat, esas itibarıyla Zaptiye ve Dâhiliye Nezareti tarafından yürütülmüştür. Bu çerçevede düzenlenen arşiv kayıtları, olayın yeri ve mahiyeti ile kazazede ve kurtarıcının kimliği ve durumuna ilişkin ayrıntılar üzerinden işleyen bürokratik süreci ortaya koymaktadır. Söz konusu ayrıntılar, uygulamanın toplumsal ve sembolik işlevlerine dair önemli ipuçları sağlaması bakımından ayrıca dikkate değerdir. Bu yönüyle hem fedakârlık ve yardımlaşma gibi insani değerleri yücelten hem toplumun diğer fertlerini benzer davranışları sergileme konusunda teşvik eden hem de devletin tebaasıyla bağını güçlendiren çok yönlü bir işleve sahip olmuştur.

Osmanlı İstanbul’unda Müslüman Kadınların Direklerarası’ndaki Eğlence Hayatı (1860-1923)

Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 263-302 · DOI: 10.37879/belleten.2026.263
1720’lerde Damat İbrahim Paşa’nın tarihî Divanyolu üzerinde Vezneciler ile Şehzade Mehmed Külliyesi arasına yaptırdığı, karşılıklı sıra dükkânlardan oluşan arasta, dükkânların önünde yer alan revaklı sütunlar dolayısıyla Direklerarası adını almıştır. Cadde ve yakın çevresini içine alan Direklerarası muhiti, 1860’larda Beyazıt ve çevresinde kümelenen çayhane, kıraathane ve kahvehanelerin öncülüğünde gelişen eğlence ve sosyallik ağının bir parçası olmuş, 1880’lerden itibaren ise tiyatro faaliyetleriyle Suriçi İstanbul’un başlıca eğlence ve gösteri merkezi hâline gelmiştir. Modernleşme ve reform süreçlerinin sunduğu yeni fırsat ve imkânlardan yararlanan kadınlar da cadde boyunca gezintiler ve tiyatro gibi etkinlikler aracılığıyla Direklerarası’nın eğlence ve sosyallik ortamına dâhil olmuşlardır. Osmanlı siyasi otoritelerinin Direklerarası’na dair yayımladığı belgeler ve dönemin süreli yayınlarında yer alan tartışmalar, Direklerarası’nın eğlence kültürüne dair gündemin çoğunlukla Müslüman Osmanlı kadını üzerinden şekillendiğini ve Müslüman Osmanlı kadınının şehir kamusallığında artan görünürlüğünün ahlak, kadın-erkek ilişkileri, giyim-kuşam ve mekânsal ayrışma gibi dinamikler üzerinden yeni gerilim alanları ürettiğini göstermektedir. Bu çalışma Müslüman Osmanlı kadınlarının Direklerarası’nın eğlence ve sosyallik ortamlarına nasıl dâhil olduklarını, ne tür kısıtlama ve engellerle karşılaştıklarını ve dönemin toplumsal cinsiyet normları ile nasıl yüzleştiklerini incelemektedir. Çalışmada kadınların şehir mekânlarında nasıl bulunması ve davranması gerektiğini düzenleyen resmî belgeler, Direklerarası’nın eğlence atmosferini değerlendiren dönemin süreli yayınları ve tiyatro ilanları gibi çeşitli kaynaklar bir arada kullanılmaktadır. Bu kaynaklar, siyasi otoritelerin ve çeşitli toplumsal çevrelerin kadınların Direklerarası Caddesi’ndeki gezintilerine ve tiyatro izleyicisi olarak varlıklarına nasıl tepki verdiklerini ve bu çevrelerin tutum, beklenti ve girişimlerinin kadınların kent deneyimlerini nasıl şekillendirdiğini ortaya koyma potansiyeline sahiptir.

In the Shadow of World War I: Trade in Istanbul Asmaaltı

Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 303-344 · DOI: 10.37879/belleten.2026.303
In the late Ottoman era, Asmaaltı—often referred to as “Istanbul’s pantry” and located next to Balıkpazarı, Tahtakale, and the Egyptian Bazaar—emerged as a vital node within the trade axis connecting the Golden Horn to major commercial centers such as the Grand Bazaar and Galata. This article examines the micro-scale, yet historically significant urban space within the broader context of World War I and the Ottoman Empire’s wartime economic policies. As the war progressed, intensifying economic pressures—exacerbated by the blockade of the İzmir port—amplified Asmaaltı’s strategic role. In response to deteriorating conditions, merchants shifted operations to Asmaaltı and adopted survival strategies such as stockpiling and hoarding. At the same time, the Ottoman state sought to stabilize the domestic economy through interventions such as price controls, anti-hoarding regulations, and export restrictions. These state measures, combined with merchant responses and the effects of the blockade, contributed to a significant restructuring of existing trade networks. Within this framework, the article interprets the era’s widespread speculative practices not as mere opportunism but as expressions of deeper structural transformations within the wartime economy. Ultimately, by focusing on that Asmaaltı played a role in sustaining Istanbul’s economic vitality, the article offers new insights into the transformation of urban commerce during this critical period.

XIX. Yüzyılda Antalya’da Gemi İnşası ve Organizasyonu Üzerine Bir Durum Analizi

Belleten · 2026, Cilt 90, Sayı 317 · Sayfa: 229-262 · DOI: 10.37879/belleten.2026.229
Osmanlı dönemi taşra tersanelerinde yapılan gemi tiplerinin tespiti, yapısal özellikleri, kapasiteleri, donanımları ve görevlileri hakkında ayrıntılı bilgi sağlayacak kaynaklar sınırlıdır. XIX. yüzyıl ortalarına kadar çizim, plan, resim ya da harita gibi görsel materyallerin yok denecek kadar az olması, bu konuların aydınlığa kavuşturulmasında karşılaşılan başlıca engellerden biridir. Yerli ve yabancı seyyahların anlatımlarında, nadir de olsa gemilerin yapısal özellikleri ve inşa edilen gemilerin tipolojileri hakkında bazı bilgilere ulaşılabilmektedir. Merkezden gönderilen emirler ya da gemi yapımından sorumlu görevliler tarafından inşa sürecinde tutulan masraf defterleri, taşra tersanelerinin ve burada inşa edilen gemilerin mahiyetini anlamak adına önemli ipuçları sunmaktadır. Ayrıca inşa öncesinde ve yapım aşamasında gerekli malzemelerin veya iş gücünün temininde yaşanan zorlukların yansıdığı merkez-taşra yazışmaları, inşa edilecek gemilerin mahiyeti, ebatları ve kullanılan malzemeler hakkında ayrıntılı bilgiler içermektedir. Bu bağlamda, Antalya’da gemi inşası sırasında tutulan kayıtlara dayanarak, bu çalışmada Antalya tersanelerinde inşa edilen gemilerin türleri, işçilerin örgütsel yapıları, işçilere ödenen ücretler, gemi inşasının aşamaları, bu süreçte yer alan görevlilerin sorumlulukları ve merkezin bu örgütlenme üzerinde geliştirdiği kontrol mekanizmaları ayrıntılı olarak incelenmeye çalışılacaktır. Böylelikle özelde Antalya’da gemi inşa faaliyetleri aracılığıyla taşra tezgâhlarının yapısal ve işlevsel nitelikleri, genelde ise Tersâne-i Âmire’nin gemi inşasıyla ilgili bu merkezlerde izlediği prosedürler ve süreçler üzerine bir katkı sağlanması amaçlanmaktadır.